İçeriğe geç

Gök Sekendiz

Bölüm 1 · 14 dk okuma

Gök Sekendiz

Bölüm 1

Verilen İsim

🎧 Far From Home- Tommee Profitt

Gözlerini bir bebeğin çılgınca bağırışı ile açtı. Bu sese ilk başta anlam veremedi. Bakışları odanın içerisinde dolaştı. Soğuk duvarlara çarpan ateşin titreyişini izledi. Karanlıktan korkardı. Karanlıktan çok korkardı. Bu yüzden ateş hiç sönmemek üzere odasını aydınlatmak için yanardı. Bebek ağlama sesi hala devam ediyordu. Tüm taş duvarlarda yankılanıyordu. Yatağında diklenirken adım sesleri duydu. Yüreği korku ile sarsıldı. O bebek neden ağlıyordu ve o bebek kimdi?

Yatağından kalkmak istese bile dedesi onu bu saatte odasından başka bir yerde görürse çok ağır bir ceza verebilirdi. İki kişinin konuşmasını duydu ama anlam veremedi. Ayak sesleri çok yaklaştı. Dizlerini kendisine çekip kapısına dikti gözlerini. Her an ağlayabilirdi. Üzerinde ki çarşafı yüzüne kadar çektiği sırada kapısı hızla açıldı. Tüm haneyi kaplayacak bir çığlık atmak istedi fakat bunu da yapmasına izin yoktu. Sustu. Daha üç yaşında küçük bir bebekti fakat o bebek olarak değil bir yetişkin olarak büyütüldü.

Kapı eşiğinde duran kadının yüzü kendisine yakınlaşınca belirdi. O kadın Almila Ablaydı. Koyu kahverengi saçları omuzlarından dökülüyordu. Küçük yüzü ter içinde kalmıştı. Her zaman üzerinde duran beyaz elbisesi kan lekeleri ile kaplanmıştı. İçi rahatlasa bile Almila'yı böyle görmesi canını sıkmıştı Kutay'ın.

Bu hanedanda ona en iyi davranan sadece oydu. Çarşafı indirirken kucağında taşıdığı ve ağlamaktan yorgun düşen bebeği gördü. Kalbi yeniden titredi. Almila Abla bebeği hemen yanına yatırdı ve sakince konuştu.

"Kutay'ım, bu bebek sana emanet. Ben gelene kadar onu herkesten koru tamam mı?"

Kutay gözlerini yumdu. Bu onun için verilen büyük bir görevdi. Bebeğin yanına oturdu ve kırmızı renk ile parlayan cildine baktı. 'Neden kan var?' diye düşündü her yerinde. "Ağladığı zaman parmağını emmesine izin ver o zaman susacaktır." Kutay yeniden başını salladı. Baş parmağına bakarken içi özgüven ile doldu. Bu bebek onun için her şeydi. Almila kahverengi gözlerini etrafta dolaştırdıktan sonra bal rengi gözlere baktı. İçinden bu gözler ile diğer gözlerin arasında ki farkın olduğunu görebiliyordu. Bunun olmasını istiyordu. Bebeğe ve Kutay'a öpücük verdikten sonra gitmek için hazırlanırken Kutay sonunda sesini çıkardı. "Onun adı ne?"

Almila tedirgin bir tebessüm ile baktı Kutay'a. "Adının ne olmasını isterdin?" Kutay bir süre düşündü. Sonra yüzünde kocaman bir gülümseme oldu. "Umay! Umay olsun. Ben Kutay o da Umay." Kahkahası odada yankılandı. Almila parmağını dudaklarına bastırdı. "Şimdi sessiz ol yoksa uyanacak ve ağlamaya başlayacak."

Sonra ise hızla çıktığı odadan kapıyı arkasından kapattı ve kaderlerini birlikte yazıldığı ilk ana imza attı Almila.

Kutay, Umay'ın doğduğu o günden itibaren onu kendisine bir vazife olarak bildi. İlk adımını atıp ilk söylediği kelimeden itibaren alacağı son nefese kadar yanında duracaktı. Daha sekiz yaşında olmasına rağmen Umay'ı herkesten çok o koruyordu. Onunla sabahtan akşama kadar oyunlar oynuyor ve gelişmesi için dövüş dersleri, bilgilenmesi içinde eğitim verirdi.

Yıllar önce yatağına korunması için bırakılan bebek şimdi beş yaşına gelmiş ve Kutay'ın en yakın arkadaşı olmuştu.

Taş koridorda gülüşme sesleri yankılandı. Umay içinde olduğu durumdan memnundu, Kutay ise her an önlerine çıkacak bir tehlike ile yüreği bir inip çıkıyor hem de Umay ile vakit geçirmeyi seviyordu.

"Beni yakalayamazsın!"

"Bekle beni seni yakaladığım zaman ağlayana kadar gıdıklayacağım!"

İki çocuk yaşadıkları kasvetli ve kan donduran o hanenin aksine fazlasıyla neşeliydiler. Umay arkasına dönüp Kutay'a baktı. Kutay ise ondan çok uzakta değildi elini uzattığı an Umay'ı yakalayacaktı. Umay heyecanla atan kalbi ile son bir güçle koşarken birisine sert bir şekilde çarptı ve yere düştü. Üzerine düştüğü dizleri ve poposu acıyla sızladı. Bu sızı ile dudağı büküldü ve ağlamamak için kendisini tuttu. Başını kaldırıp çarptığı kişiye baktı.

Dedesi ona ifadesiz bir yüzle bakıyordu. "Dede!" Kutay, Rau Panu'ya seslenirken adam bakışlarını yanlarına gelen Kutay'a çevirdi. Dudağı seğirdi. "Özür dileriz... Biz yemek yemeğe gidiyor..." Çocuğun sesini yarıda bölen bir tokat sesiydi. Kutay'ın yanağının üstü kızarırken tokadın etkisi ile kulağı çınlamaya başlamıştı. Ağlamamak için tuttu kendini. Başını sekiz yaşında ki bir çocuk gibi değil de bir yetişkin gibi kaldırdı ve kendisinden çok daha büyük olan adama baktı. Adamın dudağı yeniden seğirirken düştüğü yerden kalkan Umay, dedesinin küçük elleri ile itmeye çalışıp kızmaya başladı. "Tüm suç benim! Kutay'ın hiçbir suçu yok! Ona neden vuruyorsun?"

"Sizi daha kaç defa uyarmam gerek?" Soğuk ses tıpkı soğuk duvarlar gibi sertti. Bakışları ise ikisinin orada donarak ölmesini sağlayacak gibiydi. Kutay bazen kanında akan kanın olmadığını ve onun buzdan yapıldığını düşünürdü.

"Bu sorumun cevabı değil. Neden bu kadar kötü olmak zorundasın? Hadi gidelim Kutay!"

Umay, Kutay'ın elinden tutup çekiştirmeye başladı. Rau Panu'dan çok az uzaklaşmışlarken taş zeminin içinden çıkan iki el iki çocuğunda bacaklarını tutmuş ve hareket etmelerini engellemişti. Umay bacağını tutan şeyi görmesi ile son nefesine kadar çığlık atmaya başlamıştı. "Siz iki küçük böcek! İkinizi en başında öldürmem gerekiyordu. Şimdi cezanızı çekin!"

Sert ses koridorda yankılanırken Kutay'ın bal rengi gözleri karardı. Her zaman Kutay'a dedesine çok benzediğini söylerlerdi fakat Kutay bundan her zaman nefret etmişi. Umay'a sarıldı ve sakinleşmesini sağladı. Ayak bileklerini tutan taş elleri daha yakından bakmak için otururken Rau Panu çoktan oradan ayrılmıştı.

Kutay düşündü. Bu taşlardan kurtulmak imkansızdı. Bir şeyle vurup kırmadıkları sürece burada kalacaklardı. Umay ağlamaya devam ediyordu. "Korkuyorum," Kutay bakışlarını Umay'a çevirdi. Ağzını açıp "Hangi akılla dedeme bu şekilde davrandın? Sakın başına bela olabilecek şeyleri yapma!" diye azarladı. Umay omuzlarını silkti. "Bana ne! O sana çok kötü davranıyor. Bunu yapmaya hakkı yok! Sen benim en iyi arkadaşımsın."

Burnunu çekerek konuşuyordu Umay. Kutay'ın yüzünde bir tebessüm oluştu. Kalbi bu küçük kız sayesinde canlı durmaya devam ediyordu. Parmakları taşın üzerinde dolaşırken Umay'a cevap verdi.

"Seni koruması gereken kişi benim Umay! Beni korumaya çalışma bir daha."

Umay yere oturdu ve az önce düştüğü dizini açıp kanayan yarasına baktı. "Hayır. Ben de seni korumalıyım." Kutay başını salladı. Umay'ın kanayan dizini görünce acısı geçsin diye üfledi. "Çok acıyor mu?" Umay burnunu çekerek evet der gibi başını salladı.

"Birisinin bizi bulana kadar beklemeliyiz. Elbette biri bu holden geçecek."

Kutay'ın tahmini doğru çıkmamıştı. Belki de orada bir saatten fazla kaldılar. Oradan ne birisi geçiyordu ne de bir ses duyuyorlardı. Fakat bu çok normaldi çünkü bu hanedanda odalarından dışarıya kimse çıkmıyordu. Holde dolaşan sadece devreye gezen Gezer askerleri oluyordu. Onlar haricinde ise yasaklara her zaman karşı gelen Umay ve Kutay'dan başkası değildi.

Kutay'ın aklına hiçbir şey gelmiyordu artık. Umay sessizce konuştu. "Kutay benim tuvaletim geldi." Kutay göz devirdi. Umay onun için her zaman baş belasıydı. "Birazcık daha dayan eminim birisi bizi görecektir."

Holün iki ucuna da baktılar fakat yine hareketlilik yoktu. Umay omuz silkti. "O zaman bunu kırmalı mıyım?" Kutay hızla bakışlarını Umay'a çevirdi. "Bunu yapma! Eğer öğrenirse! Eğer seni öğrenirse seni bir daha göremem!" Umay dudak büzdü. Poposu iyice acımaya başlamıştı. "Sen etrafı kontrol et ben de hemen kırayım. Daha sonra bizi annemin bulup kurtardığını söyleriz.”

Kutay iç geçirdi. Bu yapmasını istediği en son şeydi. Büyü yaptığı an dedesi bunu hissedecek ve onları yakalayacaktı. Kalbi korku ile sıkıştı. "Tuvaletim geldi ve acıktım." Bir süre daha düşündü Kutay. Sonra başka seçeneklerinin olmadığını düşünerek boyun eğdi. "Ama çabuk ol," Umay gülümsedi. Ellerini taşların üzerine koyup fısıldadı.

"Ala bizni sal, özgün cerkuday ılgar (Taş bizi bırak, ait olduğun yere git.)"

Oturdukları yer sarsılmaya başladı. İkisi de korku ile etrafına bakınırken bileklerinde ki taş onları serbest bıraktı fakat bu sefer bulundukları yerden çıkıp havalandılar ve pencereyi kırıp uzağa uçmaya başladılar. Pencerenin kırılması ile etrafa uçuşan cam kırıklarından korunmak için ikisi de sırtlarını döndü. Tehlikenin geçtiğini anladıkları zaman ilk önce kırılan pencereye ve ardından yerde oluşan büyük deliğe bakarken, Umay korku ile yutkundu. Kutay gözlerini hayal kırıklığı ile kapatırken ellerini yüzüne gömdü. "Umay ne yaptın?"

Elleri yüzünden sesi boğuk çıkıyordu. Umay'ın yüzünde oluşan korku ifadesi çoğalırken uzandı ve Kutay'ı tuttu.

"Ne yapacağım? Ben ne yapacağım?"

"Taşa ait olduğu yere geri dön derken aslında alınıp getirildiği yere gitmesini istediğin. Bir kez daha büyü yaparsan dedem bunu hemen hisseder. Şimdi kalk ve hemen Almila Abla'nın yanına gidelim. O bize yardım eder."

Umay'ın gözleri doldu başını sallarken. Kutay elini küçük ellere uzattı ve tutup kalkmasını sağladı. Yere son kez ufak bir bakış attı. Alt kattın zemini gözükürken bakış açısına bir asker girdi. Asker kafasını kaldırıp tavana bakarken son anda geriye çekildi ve koşmaya başladılar.

Almila'yı bulmaları çok uzun sürmemişti. Odasında bir koltuğa oturmuş ve elinde bir işleme yaparken yanına gittiler. İkisi de nefessiz kalmıştı. Almila gülümseyerek baktı iki çocuğa.

"Benim güzel yavrularım. Nefes nefese kalmışsınız. Yemek yediniz mi?"

Kutay başını hayır der gibi salladı. Almila oturduğu yerden kalkarken Kutay konuşmaya başladı. "Dedem..." Almila'nın yüzü karardı. Dudaklarında ki tebessüm soldu. Kalktığı yere otururken bedeni yeniden titremeye başlamıştı. Hayatı boyunca kendisine en büyük zararı veren, Rau Panu'dan başkası değildi. Bakışları titreyerek baktı çocuklara. "Yine bir şey mi yaptı?" Umay başını eğdi. Ellerini havaya kaldırıp konuşurken neredeyse ağlayacaktı. "Neden benim böyle güçlerim var? Bunlar bana verildiyse kullanmam gerek neden yasak? Neden dedem bizden bu kadar nefret ediyor?"

Almila uzanıp kızının omuzlarından tuttu ve okşadı. Bakışları gözlerinden kayarken sakince ve kelimeleri özenle seçerek konuştu. "Elbette bu güçlerin sana verilmesinin bir sebebi var. Fakat bunu iyiye veya kötüye kullanmak senin elinde. Ve deden aslında sizden nefret etmiyor sadece..."

"Almila Abla, Umay artık bir şeyleri anlayabilecek kadar büyüdü. Dedem onun gibi birisini istiyor. Kendisi gibi güçleri olan birisi." Konuşmasına kesilen nefesi ile ara verdi. İçine yeniden nefes alırken bu sefer Umay'a döndü. "Bu yüzden Umay, sonuna kadar hiçbir gücü yokmuş gibi davranmalıyız. Yoksa dedem seni yakalar ve bir daha seni göremem.”

Umay'ın gözleri titredi Kutay'a bakarken. Başını eğdi ve az önce yaptığı şeyi anlattı. Almila oturduğu yerden kalkarken ne yapması gerektiğini düşündü. "Başka şansımız yoktu. Umay'ın tuvaleti geldi ve büyü yapmak zorunda kaldık."

"Öğrenecek! O boşluğu görünce anlayacak. Umay'da bir şeylerin olduğunu anlayacak.”

Dehşete düşmüş gibi odanın içinde tırnaklarını kemirerek tur atmaya başladı. Eğer Rau Panu bu olanları öğrenirse onun da eşi gibi ölmesinden korkuyordu. Uzandı ve Umay'ı sarmaladı. Başına öpücükler kondururken gözünden bir kaç damla düştü.

Kapı gürültü ile sarsıldığı zaman üçü de korku ile sıçradılar. Almila dikleşti ve iki çocuğu arkasına aldı. Kapı açılmadan önce tanıdık ses yükseldi. "Almila Hatun, müsaadeniz var mı?" Almila sesi duyunca rahatladı. Çünkü gelen kişi Demir'di. "Buyurun, Demir Bey."

Kapı aralandı ve içeriye asker kıyafetlerini giymiş Gezer Halkına mensup savaşçı girdi. Saçları hafif hafif beyazlaşmaya başlamıştı. Çenesi keskin hatlarla belliydi ve sakallarla kaplıydı. Kaşları şekilli ve her zaman sinirliymiş gibi çatıktı. Eğildi ve selam verdi. "Almila Hatun, Öğrenmeniz gereken şeyler var!"

Oda da herkesin sesi kesildi. Konuşan yalnızca Demir'di. "Bir Ak Şaman gelecek ile ilgili bir kehanet söyledi. Kehanette Rau Panu'nun kanından gelen birisinin, onun güçlerine sahip olan birisi, onu öldürüp tüm bunlara son vereceğini görmüş. Haberin bu duvarların içine girmesi çok uzun sürmedi. Halk şimdiden kutlamalar yapmaya başladı. Rau Panu ise kendi soyundan gelen herkesi arıyor. Ve özellikle Umay ve Kutay'ı."

Oda da tuhaf bir ortam oluştu. Korku ve heyecan ikisi aynı anda bir kalp gibi atarken Almila'nın yüzünde ilk başta güzel bir gülüş oluştu fakat bu haberi öğrenen Rau Panu öylece durmayacağını bildiği gerçeği aklına yıldırım gibi düşerken sarsıldı. Gözleri doldu ve titrek bakışlarını Umay'a çevirdi. Bu duvarların arasında ondan başka kimsenin gücü yoktu. Bir çok çocuğu, torunu olmasına rağmen yalnızca onda vardı. Çünkü kocası Güray'ın da güçleri vardı ve bu onu ölüme sürüklemişti. Almila'nın yüreği sarsıldı. Eğer Rau Panu bunu öğrenirse kızının da sonu eşi gibi olacaktı. Bunu biliyordu. Dönüp Kutay ve Umay'a baktı. "Onları saklamam gerek!"

Demir odanın içinde yürüdü ve çocukları görebilecek bir yere geçti. "Rau Panu çocukları bulduğu zaman ne olacak?" Almila başını çevirip Demir'e bakarken hızlıca konuştu. "Çünkü artık öğrendi. Umay'da bir şeylerin olduğundan her zaman şüpheleniyordu fakat şimdi... Güray gibi olacağını biliyorum. Onu kendisi gibi birisi yapmak için çabalayacak!"

Demir'in yüzünde odaya girdiğinden beri olan sinirli ifade şaşkınlık ardından yeniden öfke ile büründü. Başını sallarken 'Nasıl?' diye düşündü. "Bugün Umay büyü yaptı ve öğrendi. Onu da benden alacak. Her şeyimi elimden alacak." Demir, Umay'a sarılı olan Almila'ya uzandı. "Kendine gel. Umay'a hiçbir şey olmayacak. Şimdi her ihtimale karşı hazırlanın. Ben her şeyi öğrenene kadar da ortaya çıkmayın. Gün batımına kadar yanınıza gelmezsem alayın ki Rau Panu her şeyi biliyor. Umay'ı götür..."

Almila'nın beyni bir türlü düzgün çalışmıyordu. Tek isteği kızına zarar gelmemesiydi. Umay'ın babasından sonra kızını da kaybetmek, onu Rau Panu'nun ellerine verip yok olmasını istemiyordu. Omuzları düştü. "Onu nereye götürebilirim? Bu diyarda ki herkes onu tanıyor."

"Onu İnsan Diyarına götür. Kaçtığınız anlaşıldığı zaman ölüm süsü vereceğim ve herkes sizi ölmüş bilecek."

Almila ve Demir yapacakları plan hakkında konuşurken Kutay ve Umay korku ile birbirlerine baktı. "Anne, gitmemiz mi gerekiyor?"

Almila başta duymadı Umay'ı fakat birkaç dürtülmenin ardından kızına bakıp ona kısaca açıklama yapmaya başladı. "Güzelim. Buradan gitmemiz gerek... Bu senin iyiliğin için.”

"Peki Kutay?"

Kutay başını kaldırıp Almila'ya baktı. Burası onun eviydi. Buradan hiçbir zaman kurtulamayacaktı Kutay bunu biliyordu. Ne kadar çok gitmek istese bile... Umay'la birlikte olmak istese bile, kalmak zorundaydı. Almila cevap vermeden Kutay dalga geçer gibi bir tonda Umay'la konuştu.

"Saçmalama! Tabi ki seninle geleceğim fakat şimdi değil. Kaçmanız için güzel bir yol biliyorum. Oradan gidebilirsiniz. Dedemi ben oyalarım. Zamanı geldiği gün seni bulup yanına geleceğim."

Umay'ın gözleri doldu. Kutay'a sarılırken "Hayır! Dedem her zaman sana kötü davrandı. Seni onunla yalnız bırakamam. Hem sen çok yalnız kalacaksın," diye konuşmaya başladı. Kutay’dan ayrılmayacağını sürekli dile getirip duruyordu.

"Ben yalnız kalmayacağım. Demir Ağabey burada. Bu yüzden bir süre bensiz yaşamayı öğrenmelisin. Senin arkanı toplamaktan yemediğim dayak kalmadı. Dedem en çok beni senin yüzünden dövüyordu."

Kutay, Umay'ın gidişine öylesine üzülüyordu ki fakat bunu göstermemek için Umay'la dalga geçip onun içini rahatlatması gerekiyordu. En yakın arkadaşının üzülmesini dahil istemiyordu. Kutay'ın bir ara sesi titrer gibi oldu. Bensiz yaşamayı öğrenmen gerek derken bunun çok uzun sürmemesi için dua etti. Umay onsuz yaşasa bile; Kutay, Umay'sız yaşayamazdı.

"Özür dilerim bunları yaşadığın için."

"Benden özür dilemek yerine buradan güzel bir şekilde kaç. İşte o zaman seni affedeceğim."

Umay çoktan ağlamaya başlamıştı. Almila eşyaları toplarken çocuklar kendi aralarında yaptıkları veda yarıda kesildi. Çünkü Almila hızlıca bir kaç şey hazırlamış ve bir çantanın içine atıştı. "Almila Abla, sizi gizli geçide götüreceğim."

Kapıdan çıkarken sessizlerdi. Etrafı kolaçan ettiler ve hızlı adımlarla dikkatli bir şekilde uzun koridorları aşıp Ulu Kule'nin en altına inmeye başladılar. Merdivenlerdeyken bir grup Gezer askeri ile karşılaştıkları zaman korkuyla iki çocuğu arkasına gizledi Almila. Umay'ın elini sıkı sıkı tutuyordu.

Önlerinde bir kalkan gibi duran Demir geniş omuzlarını dikleştirdi. "Demir Komutan, Usta çocukları istiyor." Demir'in kaşları daha fazla çattı. "Bunu bilmediğimi mi sanıyorsun?" Asker çekinerek başını eğdi. Demir ağzını tekrar açıp onların geri çekilmesini sağladı. "Bana yaptığım işi öğretmeye mi çalışıyorsunuz?" Bakışları askerlerin üzerinde dolaştı. Hepsi başını eğdi ve onlara söylenen sözlerden hemen kaçınmak istediler. "Asla, beyim! Affedin.”

Birliğin yanından geçerken hiçbir ağızlarını açıp bir laf bile diyemedi. Gidecekleri yere gidene kadar onların önüne çıkan engelleri çok kolay bir şekilde yıktı Demir. Sonunda mutfak kısmının yakınlarında gizlenen geçidi Kutay çabucak açarken Almila'nın yüreği hala korku ile titriyordu. Kapı açıldı. "Bu tünelin ucu ormanın ucuna çıkıyor fakat çıktığı yerin çok temiz olduğunu söyleyemem. Oradan çıktığınız zaman ormandan batı tarafına doğru gidin. Eğrelti otlarını takip edin sizi bir mağaraya götürecek. O mağaradan İnsan diyarına gidebilirsiniz."

Almila kaşlarını çatarak baktı Kutay'a. "Tüm bunları nereden biliyorsun?" Kutay'ın dudağının ucu yukarıya kıvrıldı ve kurnaz bir sesle konuştu. "Dedeme en uzak kişi olduğum kadar en yakın kişiyim. İnsan Diyarı'na gitmek için yaptığı araştırmalarda duydum. Bir Azmıç bunu söyledi fakat geçit tek bir sefer kullanılabiliyormuş. Bu yüzden dikkatli olun geri dönüş yolunu bilmiyorum. Fakat uzun süre geri dönmek isteyeceğinizi sanmıyorum."

Almila uzandı ve Kutay'ı alnından öpüp onu onurlandırdı. "Sen tanıdığım en zeki çocuksun. Umay'ımın seninle büyüyüp senden ders almasını isterdim fakat kader bizi istemediğimiz yollara sokuyor. Her zaman iyi ve akıllı kal oğlum. Seni hiçbir zaman kızımdan ayırmadım. Benim oğlumsun." Kutay'ın kalbi hızla attı. Bu hanedanda onu en çok seven yetişkin Almila'dan başkası değildi çünkü. Almila kapıdan içeriye girerken Kutay ve Umay hızlıca birbirlerine sarıldı. "Çok bekletme beni Kutay. Seni bekleyeceğim. Ve yanıma geldiğin zaman yeniden yakın arkadaşlığımız devam edecek."

"Artık yemeklerimi elimden alıp yiyen birisi olmayacak. Fakat bir daha karşılaştığımız zaman buna izin vereceğim." Sarılmalarını ayıran Demir ve Almila olmuştu. Kapılar kapanırken askerlerin bir kaç tanesi Kutay'ı ve Demir'i bulmuşlardı. Başlarında ki rütbeli asker arkasında duran askerlere emir verdi. "Yakalayın! Çocuğu Rau Panu'ya Demir'i ise zindana götürün!"

Demir karşı çıkmak istese bile emir veren asker burnundan soluyarak Demir'in karşısında dikildi. İkisinin arasında ki gergin çekişme şu anlık değil daha öncesine de dayanıyordu. "Sence Usta sizi fark etmeyecek kadar aptal mı? Zorluk çıkarmaya devam edersen senin kelleni şu an da almaya yetkim var. Bir hain olarak öleceksin!"

"Buna sen mi karar veriyorsun Seymen?"

"Rau Panu'nun özel komutanına karşı gelebileceğini mi düşünüyorsun?" Kelimeler yılanın tıslaması gibi çıkmıştı. İkisinin birbirlerine olan diklenişlerinin sonu çok geçmeden gelmişti. Rau Panu'nun yardımcısı Salur gözükmüştü ve az önce Seymen'in dedikleri uygulanmıştı.

Kutay askerler ve Salur ile birlikte dedesinin yanına giderken yüreği korkuyla atıyordu. Midesi bulanıyor ve bundan kaçamayacağını bildiği için daha fazla özgüveni yıkılıyordu. Şu an tek başınaydı.

Umay ve Almila kendileri için yazılmış kaderin peşinden giderken, Kutay ise bu kaderin en büyük adımını atmak üzere adımlarını atıyordu taş zeminin üzerinde. Artık bu kulede yalnızdı. Kimsesi yoktu ve mutsuz günler şimdiden onu yakalamıştı.

Rau Panu'nun yanına vardığı zaman dedesinin koltuğunda yayılarak oturduğunu gördü. Elinde her zaman tuttuğu hançeri vardı. Kutay'ın geldiğini görünce hiç tepki vermeden oturmaya devam etti. Askerler odadan çıktı. Salur masanın üzerinde duran bir şişeği eline aldı ve Kutay'a yaklaştı. Elini omzunun üstüne koydu. Tüm bedeni titredi Kutay'ın. Yakalanmışlardı. Ve Kutay için hiç iyi değildi bu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.