🎧 Deep End- Ruelle
“Bu yaptıkları delilik. Ve sen tüm bu acıları çekeceksin…”
“Burada yaptığımız en ufak hareket geleceği değiştiriyor biliyorsun değil mi?”
Başımı kaldırıp ıslak bakışlarımla yüzüne baktım. Görüşüm netleştiği zaman yüzünde ki ciddi ifade ile aklından neler geçtiğini görebiliyordum. “Babamın ve amcamın aldığı bu kararın değişmesini sağlayacaksın.” Titreyen sesim değişen geçmiş ile gelecekte neler olabileceği hakkında beni korkuya düşürüyordu.
“Aldıkları kararın doğru bir karar olmadığını düşünmüyor musun?”
“Fakat geçmişi değiştirmek geleceği etkiler.”
“Bunu sen yaptın güzelim.”
Bir anda söylediği sözler ile kafam karışmıştı. Tam olarak hangi geleceği değiştirdiğimden bahsediyordu biliyordum. “Büyü kitabını almaya gittiğimiz mağarada Armakçı Büyüsüne maruz kaldığımız günü hatırlıyor musun?” Başımı salladım. O gün Kutay’ın zihnine girmiş ve yaşadığı anılarda dolaşmıştım.
“Halam ile konuştuğumu hatırlıyorsun değil mi?”
Başımı salladım. O gün bahsettikleri kişi bendim. Halam benim ölmemle alakalı şeyler söylüyordu. Kalbimi sökmesi ile alakalı. “Ben o anları gerçekten yaşadım.” Şimdi kafam daha fazla karışmıştı. Daha önce birkaç kez gördüğüm halam benim ölmemi istemişti. Ve bunu Kutay’ın yapmasını söylüyordu. “Eğer seni öldürürsem dedemin beni kabul edeceğini söyledi.” Yutkundum. Merak ediyordum o zaman nasıl bir karar almış olabilir ki beni öldürmekten vazgeçmişti. “O an birisinin bana seslendiğini duydum Umay.”
Armakçı Büyüsünden onu kurtarmaya çalıştığım zaman defalarca ona seslenmiştim. Ona seslenip beni duymasını ve kendisine gelmesini. “Bir şey göremediğin ve neye inanacağını anlayamadığın zaman, içine bak.”
“Kutay ne demeye çalışıyorsun?”
“O gün senin sesini duydum. Bana Kutay dediğini ve sanki seni uzun yıllar sonra yanımda hissettim. Tam burada,” elimi kaldırıp kalbinin üzerine koydu ve sözlerine devam etti. “Seni hissettim. Burası bir anda ısındı ve dedem veya başka bir şey için değil senin için sana gelmek istedim.”
O an geçmişe gittiğimi ve onun düşüncelerini değiştirdiğimi mi söylüyordu? “Bu… Bu imkansız. Ben geçmişte geriye gidemem.”
“Fakat yaptın. Ve Almila yengemin hikaye anlattığı gün gelecekte hala yan yana olduğumuzu, birbirimize sahip olduğumuzu söyledin.”
Kaşlarım daha fazla çatıldı. Tüm bunlar birer rüyaydı. O an… Annemi rahatlaması için onu yapmıştım. “Hasta olduğum gün beni küçük Umay değil geçmiş anılarında dolaşan sen kurtardın farkındayım.”
Titrek nefesim ile anılarımda yaptığım zamanı hatırladım. Fakat bundan nasıl emin olabilirdi. “Fakat nasıl tüm onların hepsi birer rüyaydı.”
“Geçmişinde dolaşan bir yolcuydun.”
“Fakat bu nasıl olabilir. Hasta olduğun gün…” Beni durdurdu ve sözümü kesti. “O gün ölmem gerekiyordu. Çünkü beni o hale getiren kişi dedemden başkası değildi.”
Duyduğum sözlerle kafam daha fazla karıştı. “O günlerime dair iki anı hatırlıyorum. Birisi Almila abla ile beni iyileştirmeye çalışan sen ve beni Şifacı Mayda ile iyileştirmeye çalışan sen. Birincisinin ardından yaşadığım bir boşluk iken ikincisinde…”
Onu durdurdum. Bunu bilmesine rağmen beni durdurmak istedi. Öleceğini bilmesine rağmen yatakta öylece kalmak istedi. Ölmek istedi.
Gözlerim yeniden dolmuştu. “O gün seni dinleseydim ölecektin.” Titrek bakışlarım üzerinde dolaştı. Bir şey demedi yalnızca gözlerini sakince kapattı. “Bunu nasıl düşünebilirsin?” Yaşadığım hayal kırıklığı ile kalbime ağrılar saplanıyordu. Ondan uzaklaşmak istedim fakat birbirimizi tutan ellerimiz buna engel olmuştu.
“Sen o gün bilerek ölmek istedin.”
“Tüm o yaşadıklarımdan daha az acı verecek gibi düşündüm.”
Bacaklarımın bağı çözülürken anılarımda yaptığım ufak değişikliklerin gelecekte bu şekilde değişim olmasını beklemiyordum. Elimi dudaklarıma bastırıp yere diz çöktüm. Bedenim titriyordu. Küçük bir çocuğun ölmeyi düşünmesi kalbimi daha fazla yakıyordu.
“Hayır bu doğru olamaz!” Kendi kendime inkar ederken başımı salladım. “Geçmişi değiştirmiş olsam bile bunları biliyor olman imkansız…”
Yanıma diz çöktü. “O gün Almila yengem de senin gelecekten geldiğini biliyordu.” Bakışlarımı ona çevirdim. Yaptığım bu ufak değişikliğin gelecekte neler değiştirdiğini öğrendiğimde yaşadığım şoku üzerimden hala atamıyordum. Aldığım ufak bir karar ile Kutay’ı hayata döndürmüştüm. “Beni nasıl yalnız bırakmayı düşünebilirsin?” Şu an ki hislerim onu yatakta hasta hali ile gören çocuk Umay’ın hisleriydi. “Sensiz buraya kadar gelemezdim bile sensiz nasıl yaşamamı bekleyebilirdin?”
“Yanında hala Aybars olurdu. O seni koruyabilir.”
Duyduğum sözler ile kalbim çok daha büyük bir acı ile sarsıldı. Ona bakarken içimde duyduğum öfke öylesine büyüktü ki… Nasıl bu şekilde düşünebilirdi? “Sen bencil bir adamsın!”
Oturduğum yerden kalkarken ondan yeniden uzaklaşmak istedim. Fakat parmakları öylesine güçlüydü ki elimi sıkıca kavrıyordu. “Bırak beni! Seni görmek dahi istemiyorum!”
Gözlerime dolan yaşlarla sevdiğim adamın bu cümleleri sarf ettiğini duyduğum için ondan daha fazla nefret ettim. “Birbirimizden ayrılamayız.” Sesi sakindi. Oturduğu yerden başını kaldırıp bana bakıyordu. Gözlerime dolan yaşlara engel olmak istesem bile çok daha fazlası gelmeye başlamıştı. Yaşlar yanaklarımdan sakince yuvarlanıyor ve yere düşüyordu.
“Geri dönmek istiyorum. Tüm bunlara katlanamıyorum daha fazla.”
Kalbimde ki ağırlık büyüdükçe kendime daha fazla sinirlendim. Tüm bu yaşadıklarımızdan neden öfkeyle soğumak yerine bu şekilde acı çekerek nefret ediyordum ki? “Tüm bunlar yaşadıklarımız… Buraya geldiğimizde senden saklamak istediğim gerçekler Umay!” O günler aklıma gelirken neden bu kadar uzattığını şimdi daha iyi anlıyordum. Tüm bu acıyı omuzlayamıyordum. Oturduğu yerden kalkarken acı ile karışık gülümsedi bana. “Belki de senin için daha doğru olan kişi Aybars olacaktır. Hem o da büyücü soyundan geliyor.” Duyduğum sözlerle nefret dolu bakışlarımı ona çevirdim. Boşta kalan elimi havaya kaldırıp yüzüne ağır bir tokat indirirken tüm bunca zaman boyunca bana bu şekilde davrandıktan sonra böyle konuşmaya hakkı var mıydı acaba?
“Sen lanet bir herifsin! Sen bana karşı tüm o sözleri söyledikten sonra, benimle o şekilde ilgilenip, beni öptükten sonra başka bir adama gitmemi isteyecek kadar iki yüzlü lanet bir adamsın!”
“Belki de öyleyimdir.”
Kızaran yanağı ile bana bakarken gözlerinde hangi duyguları sakladığını göremedim. Öfke ile yüreğim de duygular kabarırken ona daha fazla dokunmak bile istemiyordum. “Bırak beni! Senden tiksiniyorum!” Kendimi bir şekilde ondan kurtardım.
Adımlarımı odadan dışarıya çıkarıp annemin olduğu odaya koşturdum. Hava iyice kararıyordu ya da kara bulutlar gökyüzünü daha fazla donatmıştı bilmiyordum. Cama şiddetle vuran yağmur damlalarına yıldırım sesleri eşlik ediyordu.
Yer yüzünü döven yağmur damlaları gibi gözlerimden aşağıya düşen damlalar da yer dövüyordu. Boğazıma dizilen düğümler kaybolmayacak gibi orada öylece duruyordu. Tüm bu yaşadıklarımı aynı anda kaldıramayacak kadar ağır gelmişti bana.
Sonunda odaya girdim ve annemi odada tek başına otururken gördüm. Pencereden dışarıya bakıyordu. Yağan yağmur ve şiddetli fırtına gözlerine yansıyordu. Oturduğu sallanan sandalye olmasa öldüğünü düşecek kadar sabit duruyordu orada. Ona yaklaştım. Önüne diz çöktüm ve öylece oturdum. Bir an için başımı dizine yaslamak ve bana şefkatini vermesini istedim. Yıllar önce beni kucağına alıp sevmesini istedim.
Ona bakarken dudaklarında bir tebessüm belirdi ve kalbini tuttu. Gözlerini kapatıp huzurla nefes alıp verirken kapıyı birisi tıklattı. Sesle şaşkınca kapıya dönüp baktı. Dudaklarında ki tebessüm solmadan ‘Evet,’ diye seslendi. Kapı sakince açılıp içeriye giren babamı görünce dudaklarında ki tebessüm yavaşça son buldu.
‘Seninle konuşmam gereken bir konu var Almila.’
Babam odanın içine sanki kendi odası değilmiş gibi yürüdü ve ortasında ayakta dikildi. ‘Sen de bu odanın içinde huzur dolu bir his almıyor musun?’ Annem bir anda yumuşak ve güzel bir ses tonuyla konuştu. Babam bu yumuşaklık karşısında şaşırdı ve kaşlarını kaldırıp alnının karışmasını sağladı. ‘Tam olarak nasıl bir huzur bu Almila?’
‘Sanki kendimi evimde hissettim. Konakta ve Hayat Ağacı’nın verdiği huzur ile doldum.’
Sanırım annemin hissettiği bu his Yertinç Temsilcisi olduğum ile alakalı bir durumdu. O bir Koruyucuydu ve koruduğu ağacın gücü benim içimdeydi.
Babam nefesini dışarıya vererek gülümsedi. ‘Benim hissettiğim ise güçlü bir gücün verdiği bir his.’ Demek babam da beni hissedebiliyordu. Benim içimde onun gücünün bir parçası vardı. Beni hissettiğini söylemesi kalbimin ısınmasını sağladı.
‘Sence bir gün böyle bir huzurlu ortamda yaşayabilir miyiz?’ Annemin sesi titremişti. Ağlamaklı sesi babama ulaştı. Babam benim gibi ilerledi ve annemin önüne oturarak dizlerine koyduğu elini tuttu. Onları bu kadar yakından izlemek belki de birbirlerine karşı nefret dolu olmadıklarını gösteriyordu. ‘Seni bu cehennemin içine sürüklediğim için affet beni Almila.’ Babamın bu denli kendisini küçültmesi aslında kalbinin fazlasıyla saf ve duru olduğunu gösteriyordu.
‘Babamın güçlerini yalnızca ben taşıyorum fakat buna rağmen güçsüz bir kocan olduğu için de üzgünüm.’ Sanki tüm bunları suçlusu kendisi gibi hissediyordu babam. ‘Yapmadığın şeyler için özür dileme benden Güray!’ Annemin sert sesi odayı doldurdu.
‘Fakat biraz daha güçlü olsaydım…’
‘Ne yapabilirdin ki? Erlik ile anlaşma yapan birisine nasıl karşı gelebilirsin?’
Annemin acıması yoktu. Babam ise gerçekleri duydukça daha kötü hissediyordu sanki. ‘Üzgünüm!’
‘Olma Güray.’ Babamdan elini çekti fakat bu sefer yakasına yerleştirip kendisine bakmasını sağladı. ‘Bu cehenneme senin yüzünden çekildim sakın beni burada yalnız bırakmayı aklının ucundan bile geçirme.’
Sanırım annemin sevgisini gösterme şekli bu şekildeydi. Annemde kendimi görüyordum. Sevgisi şiddetle bir araya geldiği zaman bu şekil gösteriyordu kendisini. Sonuç olarak herkesin sevgisini gösterme şekli farklıydı. Ve babamda sanki bunu anlamış gibi gülümsedi. ‘Seni korumak için elimden gelen her şeyi yapacağım.’
‘Bunu yaparsan iyi edersin.’
Babamın tebessümü solmaya başladığı zaman annem öfkesini bir kenara bırakmıştı çoktan. Babamın yüzünü gördüğünde ise telaşlanmış ve ne olduğunu sormuştu.
Babam olanları anneme anlatırken annem şaşkınlıkla yüz ifadeleri değişmiş ve hangisine nasıl tepki vereceğini şaşırmıştı. ‘Fakat büyü gücü seni kabul etmezse?’
Babam bu gerçeği yeniden hatırlattı anneme. ‘Küçük bir bebeğin acı çekmesini istemiyorum. Bu yüzden acı çekmesi gereken kişi ben olmalıyım.’
‘Güray saçmalama!’
‘Bunu yapmak zorundayım, Almila.’
‘Sonsuza kadar bu şekilde gidemezsin. Sana ait olmayan şey sahibine geri dönmek isteyecek.’
Babam başını salladı. ‘Biliyorum,’ diye sakince konuştu. ‘Babamı bir süre idare etmek zorundayız…’ Annemin kaşları çatıldı. ‘Fakat sonra ne olacak güçleri çocuğa verecek miyiz?’ Babam anneme baktı.
‘Senden bir ricada bulunmak zorundayım.’
Birazdan konuştukları konu ile kendimi başka şeylere hazırlamam gerektiğini biliyordum. Kendimi buna hazırladım. ‘Babam çocuk yapmaya devam etse bile hiçbir çocuğu büyücü olmayacak.’ Annem söyleyecek sözlerin devamı olduğunu biliyordu. Babamın söylemeye korkacak kadar ne olabileceğini düşündüm. ‘Barlas’ın başka çocuğu olsa bile büyü gücüne sahip olmayacak.’ Annem onu zorladı ve çabuk devam etmesi için kızdı. Babam başını eğdi ve kızaran yanakları ile konuştu. ‘Bir gün bizim çocuğumuz olduğu zamanda…’ dedi bir anda. Benden bahsettiklerinde neler diyeceğini merak ettim.
‘Bir nesilde yalnızca tek bir büyücü olur. Onun devamında gelen çocuklarda büyü gücü bulunmaz.’
Öğrendiğim bilgi ile kanım donmuştu. Kaşlarımı çattım ve bu bilginin gerçekliğini düşündüm. ‘Güray aklında nasıl bir düşünce geçiyor?’ Annem istediğim soruyu sormamıştı. Fakat bu nasıl olabilirdi benim kendi büyü gücüm vardı. O zaman şu an nasıl büyü yapabiliyordum ki?
‘Bizim bir çocuğumuz olsa bile büyü gücüne sahip olmayacak. Ve eğer bir gün bu güçler beni kabul etmez ve delirirsem öldürülmem gerek.’
Annem duydukları ile gözleri irice açıldı. Fakat ben hala tüm bunları nasıl bana bağdaştıracağını merak ediyordum. ‘Ben öldürüldüğüm zaman bu güçler sahibine geri dönmek isteyecek fakat mühürlü olduğu için dönemeyecek. Eğer bu süre zarfında çocuğumuz olursa benim güçlerimle birlikte bebeğimize yerleşecek.’
Annem hiddetle ayağa kalkarken ben sendelemiş yere düşmüştüm. Şimdi babamın gücünün neden içimde olduğunu biliyordum. Şimdi neden İris Hanım bizi geçmişe gönderdi biliyordum.
Bu güçler en başından beri benim değildi fakat bir şekilde bana gelmesi için yapılan bir plandı.
‘Seni kabul etmeyen büyü güçlerinin bebeğimi öldürmesini mi istiyorsun?’ Babam ayağa kalktı ve annemi durdurdu. ‘Hayır bu güçler onu kabul edecektir. Bebeğin adını ben vereceğim ve büyüdüğü zamanda bebeğimizin adını çocuğun koymasına izin vereceğim. Böylece birbirlerine bağlanacaklar. Benim aksime bebeğimiz bu güçleri daha rahat taşıyabilir.’
Annemin gözleri doldu. Bunları kendi ölümü üzerine yapılan bir plandı çünkü. Annem yeniden babama uzandı ve göğsüne vurdu. ‘Az önce beni burada tek bırakamazsın dedim. Beni koruyacağını söyledin. Sen olmadan ikimize ait bir bebeği nasıl korumamı bekleyebilirsin?’ Gözlerinden yaşlar boşalırken babam annemi tuttu ve ona sarıldı. ‘Her şeyin iyi olması için uğraşacağım. Ailemin iyiliği için her şeyi yapabilirim.’
Annem babamın kollarında ağlarken az önce dinen göz yaşlarım yeniden beni buldu. Yaşadığım ikinci bir darbe ile neye üzülüp ağlayacağımı bilemedim.
Ellerimi havaya kaldırdım ve baktım. Bu güçler en başından beri benim değildi. Seçilmiş kişi ben değildim. Kehanette geçen kişi de ben değildim. Tüm bunları Kutay’dan çalmıştım. Benim çekmem gereken acıyı o çekmişti.
Babam ölmüştü ve en kötüsü de amcam da ölmüştü. Annem beni korumak için ölmüştü. Demir abi bizi koruduğu için ölmüştü. Hepsi benim yüzümden ölmüştü.
Tüm bunların olmasına izin veremem.
Oturduğum yerden kalktım.
Odadan dışarıya çıktım. Adımlarım kulenin en tepesine ilerliyordu. Zihnimde dönüp duran düşünceler beni dedemin yanına sürüklüyordu. Tüm bunların olmasına izin veremezdim. Gelecek berbat haldeydi ve tüm bunların olmasına izin veremezdim. Eğer dedem ile anlaşma yaparsam her şey düzelecekti.
Bana ait olmayan bu hayatla daha fazla yaşamak istemiyordum. Kapının önüne geldiğim zaman babama ve amcama söylediği sözler geldi aklıma. Ya gücüne boyun eğecektim ya da ondan daha güçlü olmam gerekiyordu. Ben güçlü birisi değildim. Ben hiçbir yere ait olmaması gereken kayıp bir ruhtum.
Kapıdan içeriye girdim. İçeride odanın ortasında duruyordu. ‘Efendim?’ Salur denen adamın sesi yükseldi. Elinde taşıdığı tepsinin içinde bir bardak vardı ve ağzına kadar parıltılı bir sıvı ile doluydu. Rau Panu elini uzatıp tepsinin üzerinde ki bardağı tuttu. Parmakları demir bardağın üzerinde zarif bir şekilde duruyor ve bileğinden sarkan gömleğin ucu onu daha göz kamaştırıcı gösteriyordu.
‘Tüm bunlar ne zaman son bulacak?’
Bardağı havaya kaldırıp içmeye başladı. Saçları omzundan aşağıya sarkıyordu. Saçlarının arkasından toplanmasını sağlayan kırmızı taşla süslü bir toka vardı. Tarzı çok farklıydı.
‘Yüceliğiniz hiçbir zaman son bulmayacak, Usta.’ Rau Panu bıkkınlıkla bardağını masanın üzerine yerleştirdi. Kollarını masaya dayadı. ‘Beni yalnız bırak.’ Salur başını eğerek odadan dışarıya çıktı. Kendisini masanın diğer ucunda duran koltuğa yerleştirdi ve bedeni yıkılmış gibi serbest bıraktı. Bu hali ile fazlasıyla şaşırmıştım. Onun her zaman güçle kendisini tatmin eden birisi olarak görmüştüm çünkü.
Gözleri kapalıydı. “Burada ne arıyorsun davetsiz misafir.” Demek bu doğruydu beni hissedebiliyordu. “Beni görebiliyor musun?”
“Buraya adım attığınızdan beri varlığınızı biliyorum. Peki söyle bana sevgili çocuğum. Barlas’ın çocuğu musun yoksa Güray’ın mı?”
“Ben Güray’ın çocuğuyum.” Oturduğu yerden kalkarken bedeni hala sandalyede duruyordu benimle konuşan ruhuydu. Yanıma yaklaşırken dudaklarında bir tebessüm belirdi. “Fakat senin içinde gördüğüm bu güçlerin yalnızca bir tanesi sana ait. Sen tam olarak nesin?”
“Yertinç Temsilcisiyim.”
Gülüşü çoğaldı. Başını sallarken parmaklarını çenesine yerleştirdi ve ovuşturdu. “Peki bunun haricinde önemli başka bir işlevin var mı?” Beni hafife aldığı fazlasıyla belliydi. Başımı dikleştirdim ve kendime güvenerek konuştum.
“Gelecekte seni öldürmek için seçilen o kişiyim.”
Sanki onu eğlendirmişim gibi kahkaha attı. Yanıma yaklaştı ve saçlarımla oynadı. “Evet bunu görebiliyorum. Umay Ana’nın gücü var bedeninde fakat beni öldürmek için yanlış bir zamana geldin çocuğum. Henüz ben küçük bir bebekken beni beşiğimde öldürmen gerekirdi.”
O zaman ben dahi kimse doğmamış olacaktı. Onun soyu diye bir şey de olmayacaktı. Bu toplu katliamın en kaliteli haliydi. Kimse bilmeden sessizce bir neslin tükenmesiydi.
“Fakat bunu yapamazsın değil mi? Çünkü o zaman sen de doğmamış olacaktın. Siz varlıklar hayatlarına öyle bir bağlısınız ki kendi bencilliğiniz için her şeyi feda edebilen aciz yaratıklarsınız.”
Elini başımın üzerine yerleştirdi ve beni sevdi. “Gelecekte seni bu şekilde sevdim mi?” Çocukluk anılarım aklıma gelirken onu kendimden uzaklaştırmak istedim. “Sanırım sevmemişim. Fakat buraya karşıma gelecek kadar cesaretin var. Söyle bana çocuğum benden ne istiyorsun?”
“Torunun büyü güçleri var.” Ona Kutay’dan bahsederken kaşlarını çattı. Bir an için kendimden bahsettiğimi düşündü. “Fakat bu kişi ben değilim. Amcam Barlas’ın çocuğu… Yani Kutay’ın büyü güçleri var.”
Sözlerimin şaşkınlığı ile gülüşü çoğaldı. “Devam et çocuğum.”
“Babam onu mühürleyecek ve güçlerini kendisine alacak. Fakat gelecekte işler istediği gibi ilerlemediği için ölecek ve tüm büyü gücü bana geçecek.”
Ona gerçeği anlatırken beni sakinlikle dinledi. Babamın yaptıklarını öğrendiği zaman kahkahasını yeniden tutamadı. “Ve sen ben den ne istiyorsun çocuğum?”
“Buna engel ol. Kutay büyü güçleri ile doğsun. Eğer bu olmazsa çocukların hepsi ölecek.” Bir süre beni dikkatlice dinledi ve sessizlik içerisinde kaldı. Beni tutup sandalyeye oturturken konuşmaya başladı. “Bana anlattığın geleceği biliyorum çocuğum. Fakat söyle bana kendi güçlerinden vazgeçmek istediğine emin misin?”
“Bu güçler hiçbir zaman bana ait olmadı.”
“Ve sen de bu hediyelere sahip çıkmak yerine sana veren kişilere geri iade etmek istiyorsun?”
“Bu güçleri isteyerek bana vermediler vermek zorunda kaldılar.”
Başını salladı ve parmaklarını masanın üzerine sürttü. Nefesini dışarıya verirken konuştu. “Geleceği değiştirerek başına neler geleceğini biliyor musun çocuğum?” Buraya gelirken düşündüğüm tek şey bunun en doğru karar olduğuydu. Böylece ne Kutay tüm bunları yaşayacaktı ne de anne ve babam ölecekti. Ben ise bir şekilde yaşayabilirdim.
“Biliyorum ve seninle bir anlaşma yapmak istiyorum.”
“Seni dinliyorum çocuğum.”
“Gelecekte seni öldürmek için peşinden gelmeyeceğim. Fakat sen de tüm bu yaptıklarına bir son vermelisin.”
Odanın içine yeniden kahkaha doldurdu. Hatta öyle yüksek sesli bir kahkaha atıyordu ki gözlerinden yaşlar gelecekti. “Gelecekte büyü gücü bile olmayacak bir kişi olacakken neden senden korkmam gerek? Ve neden tüm bu yaptıklarımdan vazgeçeyim?”
Söyledikleri doğruydu fakat onu ikna etmekten başka şansım yoktu. Eğer akıllıca bir karar vermezsem gelecekte daha farklı şeyler olabilirdi. Bu yüzden aldığım ani kararın sonuçlarına katlanmak zorundaydım.
“İkimizde aynı şeyi istiyoruz. Ailemizin iyiliği için yapıyoruz tüm bunları. Fakat bunu yaparken onları korumak yerine acı çektirmeye gerek yok.”
“Yani demek istediğin mutlu ve huzurlu bir hayat yaşamaları mı?” Başımı salladım. “Tüm bunlar mutlak kader için bir bedel sadece. Tüm diyarı yöneten ben bile olsam bir gün benim de vadem dolacak. O zaman aileni korumak için ne yapacaksın torunum?”
“Eğer perdeyi eski haline getirirsek hakimiyetimiz altına aldığımız Koruyucular ve Gezer Halkı sayesinde ailemizi koruyabiliriz.”
Tam şu an da kendimi dedeme fazlasıyla benzetmiştim. Başka insanların iyiliğini düşünebilirdim fakat asıl önemli olan benim ailemdi. Eğer onu ikna edebilirsem belki bir şeyler başarabilirdim. “Beni bundan daha iyi ikna etmen gerek çocuğum.”
“Saygı ile diyarı hükmetmek yerine gücümüz ile diz çöktürerek diyarı hükmetmeliyiz. Fakat bunu yaparken bizden başka sığınacak bir güç bulamadıklarına da emin olmalıyız dede. Böylece bizden korksalar bile bizden ayrılamayacaklar.”
Bakışları tam gözlerimin içine bakıyordu. Buraya ilk geldiğim zaman beni öldürmek isteyen bu gözler şimdi benimle anlaşmaya yaklaştığını gösteriyordu. “Peki gelecekte bana nasıl bir faydan dokunacak çocuğum?”
“Senin için Koruyucuları ben hakim altına alacağım. Annem bir Koruyucu dede. Bu beni yarı Büyücü ve yarı Koruyucu yapar.” Dudakları memnun olmuş gibi yukarıya kıvrıldı. Başını sakince salladı. Biz konuşurken aniden odanın içerisine giren Kutay ile gözlerimi ona çevirdim.
“Umay ne yaptığını sanıyorsun?”
Rau Panu sakince Kutay’a baktı. Bakışları çoktan çoğu şeyi bildiğini söylüyordu. Benimle yaptığı anlaşmanın sonunu yakalamıştı Kutay. Hızlı adımlarla yanıma geldi ve elimi tutarak kalkmamı sağladı.
“Ondan uzak dur!”
“Diğer torunum bana karşı düşmanca yaklaşıyor,” sesi hayal kırıklığı şeklinde çıkıyordu. “Umay tam olarak ne yaptığını sanıyorsun?”
Bana söylediği saçma cümleler zihnimden geçti. Bakışlarım soğurken sesimin de bu denli soğuyacağını tahmin dahi edemezdim. Fakat en çok nefret ettiğim kişi kendimdim. Benim doğmam bile tüm bunlara neden olmuştu.
“Gelecekte senden uzak duracağım. Ve eğer şansım varsa Aybars ile olacağım.”
Beni sarstı. Gözleri kısıldı ve sözlerimi anlamak için kendisine bir süre tanıdı. “Gelecekte uzak durmak, neyden bahsediyorsun sen? Aybars ne alaka?” Bana söylediği sözleri ne çabuk unutmuştu. Bakışlarımı Rau Panu’ya çevirdim ve ona baktım. “Anlaştık mı?” Sözlerimin karşılığında bana gülümsedi ve ayağa kalktı. Ellerini havaya kaldırıp bize uzatırken Kutay beni geriye çekiştirdi. Ona engel oldum.
“Hazırlanmalısınız çocuğum. Geleceğe geri dönüp seçtiğin hayatı görmen gerek.”