🎧 Despair- Naruto
Ayağa kalkıp neler yaptıklarını daha iyi görebilmek için yanlarına gitmek için hareket ettim. Benimle birlikte hareket eden Kutay elimi yeniden tutarken kaybolma düşüncesi yok olmaya başlamıştı.
Gözlerim istemsizce onun üzerinde dolaştı. Az önce bu koca adamın kollarımda bir çocuk gibi duruşunu hatırladım ve kalbim yeniden hızla attı. Bana söylediği tüm o sözler ve özellikle böyle bir yüze sahipken, kendimi onun kollarına bırakıp aşktan gözüm kör olabilirdi. Bu adam gerçekten her şey de çok iyiydi. İçimde ki çocuk heyecanla çığlık çığlığa koşturarak zaferini dile getiriyordu. Ben ise bu durumu elimden geldiğince saklamaya çalışıyordum.
Tenim yavaş yavaş kızarken sakinleşmeye çalıştım. Evet bu adamdan hoşlanmaktan biraz daha fazlası olabilirdi hissettiklerim. Onda istediğim bir çok özellik vardı ve ona kendimi kaptırmaktan başka şansım yoktu. Başka birisine gitmek istediği zaman buna izin verebilir miyim bilmiyordum. Şimdilik sadece duygularımı dizginleyip tüm bunların bitmesini beklemem gerekiyordu.
Düşünceler arasında kaybolmuş beni olduğum durumdan çıkaran içeriye başka birisinin girmesi ile son bulmuştu. İçeriye ilk önce kahverengi tonlarında kıyafetler giyinen bir adam girmişti. Salaş kıyafetleri ona bol geliyordu. Beyaz teni vardı ve çok fazla dikkat çekecek bir yüze sahip değildi. Kumral saçları normal uzunlukta ve dalgalıydı. Kenara çekildi ve içeriye giren başka bir adam ile istemsizce gerilmiştim.
Adam dedemden yani Rau Panu’dan başka birisi değildi. Ruhunu gördüğüm halinden ufak bir değişiklik yoktu. Bal rengi gözleri sarıya yakın bir renkteydi. Siyah hafif dalgalı saçları güzel bir şekil verdirilerek omuzlarından aşağıya sarkmasını sağlamışlardı. Boyu büyük kapının boyu kadar uzundu belki de. Bedeni büyük olmasının yanında fazlasıyla hoş ve cazibeli gözüküyordu. Siyah ve kırmızı renklere sahip ipekten bir kıyafet giymişti. Bedeninin güzelliğini sergileyecek şekilde belinden bağlanan kuşak ile göğsü açıkta bırakılmıştı. Kıyafeti fazlasıyla onu rahat bırakacak şekildeydi.
Dedem olduğuna inanmadığım bir güzelliğe sahipti. Bu adam neredeyse 100 yaşındaydı ya da belki de daha fazla fakat görünüşü 30’lu yaşlarında bakımlı ve güzel bir erkek bedeni vardı.
Eli ipek kıyafetinin içine yerleştirmişti ve heybetli fakat asil bir adımlarla odanın içine girdi. Etrafa bakındı gözleri.
‘Baba!’
‘Baba…’ Amcamın aksine babam sakinlikle karşılamıştı Rau Panu’yu. Yüzünde ufak bir hareketlilik yoktu. Odanın içerisinde ilerledi ve adımları bize doğru yoğunlaşıyordu. Kutay beni babalarımızın olduğu yere doğru sürükledi ve hemen ikisinin arkasına yerleşmemizi sağladı.
Biz hareket ettikçe dedem sanki bizi izler gibi bakışları yürüdüğümüz yerden babalarımızın arkasına ulaştı. ‘Bir problem mi var?’
Kısa bir süre sessiz kaldı. Sanki beni görmüş gibiydi. Tuttuğum nefesimi ile sessizliğimi korumaya devam ettim. Nefes alırsam burada olduğumu görecek gibiydi. Kutay’ın elini sıkıca tutarken bir an için Kutay’a baktığını ardından bakışları benim gözlerimin içine sabitlendi. Kutay’ı sıkıca tutan elimin içi terlemişti. Sadece elim değil tüm bedenim gerilmiş ve terlemeye başlamıştı. İçimde bir korku yoğunluğu oluşurken dedem bakışlarını üzerimden çekip babama çevirdi. Dudaklarında tebessüm oluşurken güzel dişlerini ortaya çıkardı. Ses tonu derinden ve kalın çıkıyordu. Tebessümü ile Kutay’a ne kadar benzediğini bir kez daha anladım.
‘Sadece bir an için davetsiz misafirlerin olabileceğini düşündüm.’
Tuttuğum nefesimi yutkundum. Titreyen bakışlarım Kutay’a çevrildi. Sanki bu duruma alışıkmış gibi sakindi, benim aksime. Hareket edip dedem ile arama Kutay’ı yerleştirdim. Arkasında olanları izlerken neden beni gördüğünü düşünüyordum ki?
‘Burada bizden başka birisi olsa hissederdim baba.’
Babam onu sakinleştirmek için konuşurken bakışları parladı dedemin. Babamla dalga geçmeye hazırlandı. Ve dudaklarından dökülen sözler ile kafam daha fazla karışır hale gelmişti. ‘Size ait kırıntıları hissetmeniz nadirdir, çocuklarım.’
Kutay’ı daha fazla sarstım. Parmağını kaldırıp dudaklarına bastırdı ve sessiz kalmamı sağladı. Kalbimi sakinleştirmeye çalışırken dedem konuşmaya devam etti.
‘Senden istediğim şeyi yapabiliyor musun Güray?’
‘Ustalaşmam için biraz daha çalışma yapmam lazım baba.’
İkisi arasında geçen olayın tam olarak ne olduğunu bilmiyordum fakat babamı izlerken gerginliğini ensesinden akan ter damlalarından görebiliyordum. Başını hafif eğmiş ve saygıyla dedemin önünde boyun eğiyordu. Fakat babamın aksine amcam biraz daha rahattı. Sanırım babamın omuzlarında ki dedemin ağırlığı daha fazlaydı.
‘Eşini bir gün ziyaret edeceğim Barlas.’
Amcam masanın üzerinde duran meyve tabağında ki üzümü yerken ona cevap verdi. ‘Bir sebebi var mı baba?’ Amcamın rahat ve sakin tavırları bana Kutay’ı anımsatmaya devam ediyordu. ‘Torunumla ilgilenmem gerekiyor değil mi?’ Bu sözler dudaklarından iyi bir dede olduğunu belli etmek için değildi. Yalnızca büyü enerjisinin olup olmadığını belli etmeye çalışıyordu.
Dedem odanın içinde dolaştı. Ardından amcamın yanına gelip elini omzuna yerleştirdi. Güzel yapılı parmakları ve şekilli tırnakları fazlasıyla lüks içerisinde yaşadığını belli ettiriyordu. Üzerinden yoğun bir şekilde gelen sabun kokusu onunla hoş bir karışık olmuştu. ‘Torunumun damarlarında benim kanım akacak. Eminim istediğimi bana vereceksiniz.’ Sesi şaka yapıyormuş gibi çıkmıştı fakat tehdit ettiği fazlasıyla belliydi. Amcam ufak bir kahkaha attı. ‘Eğer çocuğum istediği buysa eminim bunu yapacaktır.’
Amcamın sözleri babasının peşinden gitmediğini belli ediyordu fakat aynı şekil oğluna destek olacağını belli ediyordu. Amcam doğmamış Kutay’ı gerçekten sevdiğini görebiliyordum. ‘Barlas çocuğunu şimdiden düşkün olmaya başladı değil mi baba?’
Dedem ve amcam arasında ki havayı değiştirmeye çalışan babam olmuştu. İkisi arasına girmeye çalışmıştı. ‘İlk çocuğu olduğu içindir eminim. Sizleri ilk kucağıma aldığım zaman bende öyle hissetmiştim.’ Bal rengi gözleri parıldadı. Kendisini duvarlara yerleştirilen derin ve büyük kitaplığın önüne yerleştirdi. ‘Fakat gayemizi unutmamamız gerektiğini biliyorsunuz değil mi?’
‘Evet baba. Tüm bunların hepsi ailemizin iyiliği için.’ Babam sözleri söylerken amcam kıkırtısını bastıramadı. Dedeme rağmen fazlasıyla rahat tavrı vardı. Masanın kenarında duran sandalyeye yerleşirken babam, amcamı dürttü. ‘Bazen çocuklarımı iyi yetiştiremediğimi düşünüyorum Salur,’ diye konuşmaya başladı. ‘Sence hata bende miydi?’
‘Bence bu şekilde düşünüyor oluşunuz yanlış usta.’
‘Peki sence nedeni neden?’ Salur denen adam boğazını temizleyip babama ve amcama bakış attı. Dudaklarında tuhaf bir burkulma oldu. ‘Sizin değerinizi bilemeyecek kadar olgunlaşmış değiller henüz.’ Memnuniyetsiz yüz ifadesi kelimelerine de yansımıştı. İçimden kahkaha atmak istedim. Sanırım dedemin ayaklarını öpen yardımcısı kim belli oldu.
‘Sanırım bir şeyi kaçırıyorsun Salur!’
Amcamın parmağı meyve kasesinin etrafında dolaşıyordu. ‘Benim veya kardeşimin değerini biçecek konumda değilsin.’ Kalbim kıpırdadı. Gülüşüm çoğaldı. İçimden çığlık çığlığa ‘Yürü be amca!’ diye bağırmaya başlamıştım. Salur’un yüzü ekşidi. Dedem hala suskun duruyordu. Babam ise amcama bakarak gururla dolmuştu.
‘Nerede durman gerektiğini sana hatırlamamıza gerek yoktur herhalde.’
Babam meyve kasesinin içinden bir tane üzüm aldı ve havaya fırlattı. Fakat havada uçan üzüm bir anda babamın büyüsü sayesinde parlak bir altına dönüştü. Altın Salur’un ayakları dibine düşerek yuvarlanırken bu aşağılanma ile yüzü daha fazla sararıp öfkeyle dolmaya başladı. İki erkek kardeş birbirlerine sahip çıktıkları için yaptıkları bu özgüven hareketle dedeme rağmen güçlerini ortaya koymaya devam etmişlerdi.
Salur denen adamın babam ve amcamdan nefret ettiği fazlasıyla belliydi. Hatta bu adamın dedemi sevdiği bile belli değildi. Bu adamın sevdiği tek bir şey vardı o da paraydı. Az önce babamın altın hilesi ile onu aşağılamış ve kendi değerini ona hatırlatmıştı.
Tüm bunların ardından anca dedemin sesi çıkmıştı. Dudaklarında ufak bir kıkırtı ile başlayan ses ardından kahkahaya tamamlamıştı. Başını çevirip omzunun üzerinden oğullarına baktı. ‘İki erkek oğlum da benim farklı özelliklerime sahip. Ve bu iki özellik birbirlerini güvenen iki farklı kişide birleşmiş durumda.’ Arkasına döndü ve iki oğlunun önünde kısa bir süre durduktan sonra Salur’a baktı. ‘Onlarla başa çıkmak bana dalkavukluk yapmaktan çok daha zor.’
Salur kendisine söylenen sözler ve hakaretlerin karşısında ellerini yumruk yapıp sıksa bile başını eğdi ve sanki buna razıymış gibi davrandı. ‘Benim için asıl önemli olan size yardımcı olmak usta.’ Tam olarak karakterini çok daha iyi anlamıştım. Bu adamda gurur denen bir şey yoktu ve bu odada bulunan herkes bunun farkındaydı.
Elini bir kitabın üzerine yerleştirdi. Seçtiği herhangi bir kitabı yerinden çekip alırken sesi bir suyun üzerine konan tüy kadar sakin fakat düştüğü yerde dalgalar oluşturacak kadar kesin çıkmaya başladı.
‘İnsan ateşi sevdi…
Fakat yakıcı acısından nefret etti.
Su insana huzur verdi,
Aynı zamanda derinliği korkuttu.
Toprağı sevdi faydalarını gördü,
Fakat ona öfkesini yağdırdı.
Çünkü aldığını geri vermedi.
Havaya baktı.
Rahat nefes almak istedi.
Fakat hava ona fırtınalar verince sırtını döndü.
Ne yapacaklarını bilemediler,
Neyi göreceklerini bilemediler…
En sonunda gözlerini Hayat Ağacı’na çevirdiler.’
Söylediği dizelerin derinliğini düşündüm. İnsan denen bu varlık her zaman sevginin yanında nefreti de bulundurdu. Acizliğin yanında nankörlüğü de. ‘Işık olduğu sürece karanlık daima olacaktır. Ve aynı şekilde karanlık olduğu sürece ışıkta olacaktır. Işığı büyüttüğün zaman karanlıkta büyüyecek. Karanlık ışığı içine yutmak istedikçe ışık parlamaya devam edecek.’
Rau Panu sözlerinin derinliği ile düşüncelerim fazlasıyla karışmaya devam ediyordu. Mantıklı sözleri ve kaşlarımın çatılmasına neden olmuştu.
‘Peki oğlum sence ışık ve karanlığın savaşı ne zaman son bulacak?’ Arkasına döndü ve sandalyede oturan oğluna baktı. ‘Son bulmayacak baba.’ Şimdi herkes amcam Barlas’ı dinlemeye başlamıştı. ‘Karanlık ve ışık ömürleri boyunca birbirlerini geçmek için savaş yapsalar bile şunu da daima biliyor olacaklar. Birisi olmazsa bir diğeri de olmaz.’
“Birisi olmazsa bir diğeri de olmaz.”
Kirpiklerimi kırpıştırdım. Amcam son sözlerini söylerken Kutay ona eşlik etmiş ve derin bir boşluğun içinde sürükleniyor gibi gözleri boşluğa takılı kalmıştı. Ortamın ağırlığı fazlasıyla yoğundu. ‘Peki birbirleri ile iyi anlaşamayan bu iki varlık nasıl aynı anda hayatta kalabilirler?’ Rau Panu yeniden sorarken bu sefer soru babama yönlendirilmişti.
‘Birbirlerini kabul ederek baba.’ Babamın bu yaklaşımı amcamın bahsettiği yaklaşımdan farksız değildi. Kelimelerine devam ederken zihnimde canlanan düşünceler yoğunlaştı. Bu tıpkı kararıg ve yaruka benziyordu.
‘Peki o nasıl olacak?’
‘Işık karanlık birbirlerinden var oldukları sürece aslında özlerinde birbirlerini bulunduracak.’
“Kararık ve yaruk…”
Sözlerimi söylerken Kutay bana döndü ve baktı. Siyahın içinde bir beyaz ve beyazın içinde ise bir siyah daima olacaktır.
‘Sevdiklerimizi korumak için günahlar işler, suçlara karışırız. Fakat iradesi güçsüz olan kişiler ise sevdiklerini korumak için kendilerini feda edebilirler.’ Sesi sakin ve ikna edici bir şekilde dökülüyordu dudaklarından. Kelimelerine devam etti. ‘Gücü elimde tuttuğum için benden korkuyorsunuz fakat bana güvenmekten başka şansınız yok hiçbirinizin!’ Salur’a yüklenen babam ve amcamın asıl itaat etmeleri gerektiği kişinin kendisi olduğunu hatırlattı. Odanın içerisinde ağırlaşan hava boğazımı sıkıca sarıyor ve tenimin soğukla titreyip, tüylerimi diken diken ediyordu.
‘Her ne yapıyorsanız çocuklarım her şeyin benim iznim dahilinde olduğunu biliyorsunuz değil mi?’
Dudaklarında küstah bir tebessüm oluşurken kıkırtısı odanın içini doldurdu. Ellerini havaya kaldırıp iki oğluna uzattı. ‘Size başarılar dilerim benim çocuklarım. Hatalar yapsanız bile gelecekte benim yanıma gelmekten çekinmeyin.’ Onlara ilerledi ve ellerini ikisinin başının üzerine yerleştirdi. Fakat bakışları hemen arkasında duran bizim üzerimize sabitlenmişti. Yeniden tüm bedenim gerilirken bizi bildiğini şimdi daha iyi anlıyordum. Bu sözler sanki bize söylenen kelimeler gibiydi.
‘Eğer gücümden yararlanacaksanız bana diz çökün. Eğer beni öldürecekseniz tüm ışığı arkanızda getirin. Yoksa tüm karanlık sizi yutacak!’
Ellerini geriye çekip bakışlarını sonunda ikisine yönlendirdi. ‘Unutmayın; Güç onu elinde tutmayı başaranındır onu etrafına saçan kişinin değil.’
Odanın içinde yalnızca babam ve amcam kalmasına rağmen bir süre daha sessizliklerini korudular. Dizlerimin bağı çözülecek gibi hissediyordum.
“Bizi biliyor! Bizi hissetti!”
Sesim titriyor ve endişeli halimi bir türlü yok edemiyordum. Onunla konuştuğum ilk gün yaydığı enerji hala odanın içinde hakimdi. Ona bakıp izlerken bile gerçek kötünün kim olduğunu görebiliyordum. “Bizi tehdit etti.” Yıllarca onunla aynı yerde yaşayan Kutay’a baktım. Bu haline alışık olduğunu biliyordum fakat tepkisi benim tepkimden farksız değildi. Tüm bunca zaman boyunca nasıl onunla birlikte yaşayabilmişti. Bu ezici gücün altında başını kaldırıp karşı gelemeden.
“Bu güç… Deli bir güç…”
Titrek nefesini dışarıya verirken amcam bir anda masanın üzerinde duran eşyaların sarsılmasını sağlayacak şekilde yumruğunu vurdu.
‘Lanet olsun! Lanet olsun!
‘Babam, İynem’i görmeye gitmeden önce hareket etmemiz gerek.’
Babam amcamın öfkeli halini sakinleştirmek için elinden geleni yapmaya çalıştı. ‘O lanet herifi öldürebilmek için kutsal bir güce ihtiyacımız var! Tüm diyar gücü ile diz çökmüş durumda olsa bile!’ Yeniden elini masaya vurdu ve birkaç parçanın yere düşmesini sağladı. Babam elini omzuna yerleştirip yavaşça sıktı.
‘Hala bir şans var Barlas.’
Amcam babama baktı. Kaşlarını çatmıştı ve düşündüğüne dair bir fikri yok gibiydi. ‘Neyden bahsediyorsun?’
Babam hızlıca bir sandalye çekti ve karşısına oturdu. ‘Oğlun Barlas…’ Amcam kaşlarını daha fazla çattı. ‘Oğlumun bu işle ne alakası var?’
‘Henüz anne rahminde olan bir bebeğin güçleri hissedilemez fakat oğlunun gücü saf bir büyü gücü barındırıyor.’
‘Aklından neler geçiyor abi?’
‘Bu büyü güçlerinin saklanması gerek. Eğer tahminlerim doğruysa tüm bunları bitirecek ezici bir güce sahip olacak.’
Abi kardeş kendi aralarında konuştukça her şey daha kafa karıştırıcı hale gelmişti. Bu fikir babamdan çıkmıştı fakat neden bu güçleri istiyordu. ‘Büyü gücü yaşayan bir varlığın gücü onu nasıl oğlumdan alacaksın?’
‘Mühürleyeceğiz!’
Amcam oturduğu yerden hiddetle kalktı. Belki şu an ruh olmasa bile Kutay’ın da olaya müdahil edeceğini bile düşünüyordum.
‘Sen neyden bahsettiğinin farkında mısın? Oğlumu öldürmek mi istiyorsun?’
“Ben daha fazla şey duymak istemiyorum.” Kutay odadan dışarıya çıkmak isterken onu durdurdum. Tüm bu acı gerçekleri öğrenmek zorundaydık. Buraya bunun için gelmiştik. Tüm bunlar onun için katlanılmaz bir hal alabilirdi fakat başka şansımız yoktu. “Kutay… Dinlemek zorundayız!”
“Neyi dinleyeceğiz nasıl bir hiç haline getirildiğimi mi?”
“Oturalım ve dinleyelim. Eminim bir sebebi vardır.” Olmak zorundaydı. Babamın böylesine bir düşünce ile bir bebeğin hayatını mahvedeceğini düşünmek dahi istemiyordum.
Kutay ve ben tartışırken babam amcama olayı daha dikkatli bir şekilde anlatıyordu. ‘Yaşayan bir varlıktan büyü güçleri alınsa bile güçler sahibine geri dönmek isteyecektir. Büyük ihtimalle beni kabul etmeyecekler fakat oğluna adını ben vereceğim ve aramızda bir bağ oluşacak. Eğer babam bu gücü öğrenirse onu kendisi için kullanacak ve en kötüsü eğer kullanamazsa öldürecektir.’
Kutay’ı durdurdum ve babamın dediklerini dinlemesini sağladım. ‘Yani bu oğlumu korumak için bir yöntem fakat güçler seni kabul etmek istemezse ne olacak?’ Babamın dudaklarında tebessüm belirdi. ‘Delirir ve ölürüm.’
Sözlerini duyduğum da başımdan aşağıya soğuk bir suyun boşaldığını hissettim. ‘Abi ne dediğinin farkında mısın?’ Amcam bu sefer hiddetlenirken babam onu yeniden sakinleştirdi.
‘Kardeşim, babamın dediği gibi iradesi güçlü olamayan kişiler kendilerini feda ederler. Fakat bana bir söz vermen gerek…’ Amcam ona karşı çıkmak istedikçe babam buna engel oldu. Başını sallayıp susmasını sağladı ve sözlerine devam etti. ‘Eğer günün birinde delirir ve bu güçler yüzünden birilerine zarar verirsem… Öldür beni.’
Kalbime bir hançer saplanmıştı. Nefesim kesilirken duyduğum tüm şeylerin gerçek olmamasını istedim. Fakat bu doğruydu. Babam sonunu bilmesine rağmen hepsini kabul etmişti. Kendisini ailesi için feda etmişti.
‘Abi ben böyle bir söz vermem! Benden seni öldürmemi nasıl isteyebilirsin?’
‘Barlas bu olması gereken ufak bir ihtimal. Oğluna adını ben verdikten sonra birbirimize bağlanacağız. Eminim güçleri beni kabul edecektir.’
Amcam uzanıp babamı tuttu. Onu sarsarken ‘Abi bu kule de dayanağım sensin! Seni kaybedemem,’ diye konuştu. Babamın dudaklarında tebessüm oluşurken uzandı ona sarıldı. Dudaklarında ki tebessüm yok olup çenesi titrerken buna rağmen güzel şeyler dile getirdi. ‘Oğluna sahipsin. Seni seven eşine sahipsin. Yalnız değilsin Barlas.’
Kısa sarılmanın ardından babam hemen ifadesini değiştirdi ve kardeşine güç vermek için gülümsedi. ‘Hiç olmadı benden daha şanslısın. Eşim benim yüzümü bile görmek istemiyor.’ Kendi aralarında ufak bir şakalaşma yaptıktan sonra yaptıkları plana sadık kalmak için sözleştiler. Kendi aralarında şakalaşıp konuşurken ben geçmişte babamın aldığı acı karar ile daha fazla yıkılıyordum.
“Kutay biz ne yapacağız?”
Ona bakarken gözlerimden yaşlar boşalmaya başlamıştı bile. “Babamın aldığı karar tüm ailemizin ölmesine sebep olacak.” Kutay’da benim kadar şok olmuş durumdaydı. Bana yarım yamalak sarıldı ve elini sırtıma yerleştirdi. Beni sakinleştirmeye çalışırken babalarımızın aldığı karar ile hiçbir şeyin güzel gitmediğini biliyorduk.
‘Tüm bunların hepsi ailemizin iyiliği için.’ Babamın sonunda sesi yükselirken bu sözleri belki de ilk defa içten hissettirmişti.
Fakat benim kalbimi daha fazla yakmıştı. Ben hiçbir zaman Kutay için veya benim için böyle bir son istememiştim. Ben babam olmadan annem olmadan bir hayat yaşamak bile istemiyordum. Kutay’dan uzak bir hayat. Kendi evimden uzak bir hayat.