İçeriğe geç

Gök Sekendiz

Bölüm 34 · 10 dk okuma

Gök Sekendiz

Bölüm 34

Kaybedilen Güçler

🎧 Man of The World- Naruto

Holde yürürken sarsılarak yürüyordu Kutay. Paytak adımları ve çökmüş omuzları ile zihninden geçen şeyleri tahmin edebiliyordum. O bir büyücüydü… Ve büyü güçleri elinden alınan bir büyücü. Çocukken çektiği her şey ona lanet olarak verilmişti. Ailelerimizin verdiği karar ile travmalar ile dolu bir çocukluk geçirmek zorunda kalmıştık. Yaptıkları tercih berbattı.

Bir an için elimi bırakıp gitmeyi düşündü. “Kutay?” Ona seslendim. Benimle konuşmasını ve aklından geçen kelimelerin her birisini bana söylemesini istedim. “Kutay benimle konuş!” Ona ulaşmak istedim fakat onu tutuyor olmama rağmen benden çok daha uzaklarda hissediyordum onu.

Attığı birkaç adımın sonunda onu çekiştirdim ve durmasını sağladım. Hızlı adımlarla önüne geçip ona baktım. Bal rengi gözleri ıslanmıştı. Çenesi titriyor ve kendisini tutmak için çaba harcıyordu. Onu bu halde gördüğüm zaman düşündüğümden çok daha kötü olduğunu anladım. İçimde ona karşı dizdiğim taştan duvarlar bir anda yıkılmıştı. Yalnızca gözlerimin içine bakarken bile sustuğu kelimeleri zihnimde duyabiliyordum.

‘Çocukken dışlandım… Ailemde ki kimse beni kabul etmedi… Dedem ve herkes ölmemi istedi… Babam ve amcam benim yüzümden öldü… O kadar çok şey yüzünden suçlandım ki…’

Ona uzandım. Çökmüş omuzlarına ve boynuna sardığım kollarıma yasladı kendisini. “Tüm bu yaşadıklarım ne için Umay?” Sorusunun cevabını bilmiyordum. “Beni neden öldürmek istediler? Beni neden dövdüler? Ben ne için çabaladım? Benim ruhum bir yere aitken neden ben hiçsizliğe mahkum edildim?” Sorduğu hiçbir sorunun cevabını bilmiyordum. “Bunların hiçbirisi benim seçimim değildi neden ben tüm bunları yaşadım?”

Onun yerine gözlerimden yaşlar akmaya başlamıştı bile. “Özür dilerim,” diye konuşabildim sadece. Tüm bunlar gerçekleşirken yaptığım hiçbir şey olmamasına rağmen sanki tek suçlusu benmişim gibi hissediyordum.

“Umay ben ne için yaşıyorum?” Benden uzaklaşırken yeniden onu tutmaya çalıştım fakat beni kendisinden uzak tuttu. Ruhlarımız kaybolacak korkusu ile kalbim sıkıştı. “Elimi tut Kutay!” Ona seslensem bile beni dinlemedi. Arkasına dönerek hızlı adımlarla benden uzaklaşırken arkasından koşturdum.

“Ruhlarımız kaybolabilir!” Benden ayrılma Kutay. “Buraya neden geldiğimizi hatırla!” Benden uzaklaşma. “Kutay nereye gidiyorsun?” Sana yardım etmem için bana izin ver.

Gözlerimden yaşlar boşalırken peşinden koşturmaya devam ettim. Bir anda ortadan kaybolmuştu ve koca kulede onu aramak için çabalıyordum. Koşturdum durdum. Merdivenleri indim ve çıktım. Burası görmeme izin verilmediği için tamamen bilinmezliklerle dolu bir kuleydi. Adımlarımı taş zeminde atıp duruyor ve Kutay’a sesleniyordum. Kalbimde ki ağırlık giderek çoğalıyordu. “Kutay?” Bana cevap vermeyeceğini biliyordum fakat yine de ona sesleniyordum. Karşıma çıkan odalara girip onu aradım. Nereye gitmiş olabileceğini düşündüm.

Bir an için durdum ve çevreme bakındım. Burası kulenin beşinci katıydı. Bir kat yukarıda dedemin odası vardı. Benim ve Kutay’ın odası alt katta yer alıyordu. Buraya kadar neredeyse tüm koridorlara ve odalara baktım. Sakince bir nefes alıp verdim. Eğer ruhu kaybolduysa onu nasıl bulabilirdim ki?

Düşüncelerimin sakinleşmesini sağladım ve çocukken yaptığımız kaçamakları hatırladım. Kutay’la en çok onun ve benim odalarımız da vakit geçiriyorduk. Fakat bunun haricinde en çok bir kütüphanede duruyorduk. Çünkü oraya kimse girip çıkmazdı. Bu da bizim için güzel bir oyun alanı yapıyordu.

Adımlarımı merdivenlerden aşağıya indirdim ve iki kat aşağıda ki odaya ilerlemek için hareket ettim. Askerler yanımdan geçip giderken, adımlarımı acele ettirdim ve sonunda tanıdık kapının önüne geldiğimde düşünmeden içeriye girip etrafa bakındım. Sonunda pencerenin kenarında yerde oturan Kutay’ı gördüğümde ağlamakla karışık bir ses çıkardım. Beni fark etmesi yanına gittiğim zaman olmuştu. Önünde diz çöktüm ve elimi koluna yerleştirdim.

Ona yeniden bağlandığım düşüncesi ile kalbimde ki ağırlık geçmeye başlamıştı. Gömleğinin kollarını dirseklerine kadar sıyırmış ve teninin gözükmesini sağlamıştı. Sıktığı yumrukları ile damarlarının daha fazla gözüküyordu. “Kutay?” Ona seslendiğimde boş bakışları bana döndü fakat ardından yeniden boşluğa takıldı.

“Büyü güçlerim vardı ve benden alındı. Bu lanet olasıca hayatı yaşamak zorunda kaldım. Bu cehennemin ortasında hayatta kalabilmek için direndim. Ve tek başımaydım.”

Bu sözler sanki benim canımı yakmak için bilerek söylenmiş gibiydi. Boğazıma bir düğüm bağlanırken onu gidermek için uğraştım.

“Tüm bu yaşadıklarımın iyi tarafından bakmak için çaba harcadım. Fakat…” Titreyen sesi ile gözünden bir damla yaş düştü. “Peki neden?”

“Rau Panu seni bir büyücü askere çevirmemek için… Babam gibi bir hayat yaşamanı istemedikleri için…”

Bu sözlerimle dalga geçer gibi nefesini dışarıya verdi ve burnunu çekti. Dudaklarında hüzünle karışık dalga geçme tınısı vardı. “Sence şu an ki halim çok farklı mı?” Değildi. Hatta belki de çok daha kötüsünü yaşadı.

“Fakat iyi bir iş çıkardın!” Gözlerimin içine bakarken aramıza büyük bir engel koyduğunu hissettim. Sanki o engeli hiç aşamayacakmışım gibi büyük ve güçlüydü. Ona ulaşmamı engelliyordu.

Yarım yamalak bir tebessüm bana gönderdi. Az önce ki dünyayı yakıp kavuracak hali yerine şu an ki hali daha iyi hissettiriyordu. Ya da ben öyle sandım. Benimle uğraşmak isteyen dudakları düz bir çizgi halini aldı. Bakışları yorgunluğunu gösterirken yeniden sakince konuştu.

“Gerçekten büyü gücüne sahipsem ve bunu benden aldılarsa?”

Sonunda hislerini dile getirirken yapacağım motivasyon konuşmasını hazırladım.185 boyunda ve büyük bir bedene sahip ve korkusuzca takılan kişi şimdi karşımda korkularını göstermeye başlamıştı. “Eğer benim büyü güçlerim sen de olsaydı ne olurdu?” Bakışlarını kaldırdı ve bana baktı. Bal rengi gözleri titriyordu. “Geçmişte alınan kararlar için bir şey yapamam Kutay fakat bildiğim tek bir şey var geleceğim hala önümde duruyor. Burada öğrendiğimiz gerçeklere rağmen sen benim tek ailem olacaksın.”

“Yıllar önce seni bulmak için İnsan Diyarı’na geldiğim zaman, seni öldürmek benim için zor muydu sence?”

Bu soru delirerek başlayan bir Kutay’dan karanlık tarafını gösteren Kutay’a dönmüştü. Tüm bu ihtimaller zihnimden çoktan geçmiş ve hiçbirine bir cevap bulamamıştım. Hayat ona hiç iyi davranmamıştı. Ve tüm bunlara rağmen, beni bulup öldürmek için İnsan Diyarı’na gelen Kutay’a rağmen şu an yan yana savaşıyorduk. Bir an için gerçekten tüm bu olasılıkların olduğu bir anı düşündüm. Eğer gerçekten beni öldürmek isteseydi nerede öldürürdü? Liseye giderken mi? Ya da evime giderken? Kütüphane de?

Kanım çekilirken oturduğu yerde dikleşti ve bana yaklaştı. Yüzü bana yakındı. Sıcak nefesini tenimde hissedebiliyordum. Sakinleşmek için çaba harcadım. Kirpiklerimi kırpıştırırken ağzımı açtığımda mantığın benimle olması için dua ediyordum. “Bu ihtimalleri düşünmek istemiyorum Kutay. Şu an karşımda duran sensin ve benim için önemli olan bu.”

“Fakat ben herkes için hiçbir yere ait olmayan birisiyim. Rau Panu’nun ikizi, Kara Buz’um.” Gözlerini kıstı. Bal rengi gözleri artık öylesine korkutucu bakıyordu ki ondan uzak durmak istedim. “Bana neden Kara Buz dediklerini biliyor musun?” Birkaç gün önce Aybars, Kutay’ın lakabını söylerken bu ismin arkasında ki hikayeyi merak ettim. Başımı hayır der gibi salladım fakat bu sorunun cevabının iyi olmadığını tahmin edebiliyordum.

“Bazı zamanlar gözümü kırpmadan birisini öldürdüğüm için.”

Elini kaldırdı ve gösterdi. “Bu tutmak istediğin el sandığın kadar masum değil. En başından beri gerçeği senden saklamamın asıl sebebimin bu olduğunu biliyor musun?” Sözleri öylesine korkutucu hissettiriyordu ki nefesimi ne kadar süredir tuttuğumu bilmiyordum. Titreyen bakışlarım eli ve yüzü arasında dolaştı. “Bu hiçbir şeyi değiştirmez.” Hava da duran elini tuttum. Sakinliğimi korumaya çalışmaya devam ediyordum. Eğer tüm bunlara rağmen ondan uzaklaşırsam… Yalnız kaldığında neler yapabileceğinden korkuyordum. En azından bu şekilde yanımda durarak onun sakinleşmesini sağlayabilirdim.

“Hala çok masumsun, güzelim.” Dudağının bir ucu yukarıya kıvrıldı ve benimle dalga geçtiğini belli etti. Başını salladı. Bu davranışımla dalga geçerken geri çekildi ve yeniden duvara yaslandı.

“Yoksa seni korkuttum mu?” Benimle uğraşmaya devam ediyordu. “Asıl korktuğum şey sen değilsin.” Başını çevirip bana baktı. Topladığı saçları arasında birkaç parça saç özgürlüğünü kazanmış gibi anlına düşmüştü. “Peki, ya ne?”

“Tüm dünyayı aleve verdiğinde mutlu olacağını düşüneceğinden korkuyorum.”

“Yanlış sayılmazsın. Bazen bana haksız yere acı çektiren kişilerin alevlerin arasında yanışını görmek hoşuma giderdi.”

Şu an konuştuğum adam benim tanıdığım Kutay’dan çok daha farklıydı. Onun gizli tarafı. Flört etmeyen, şakalaşmayan ve karanlık tarafında saklanan kısmıydı.

Sözlerinin ardından soluk vererek gülümsedim. “Peki sonra ne olacak? Daha huzurlu hissedecek misin?”

“Ne yani herkes yaptıklarına pişman olsun diye kendimi tüm dünyaya mı kabul ettirmeye çalışayım?” Omuz silktim. “Eh bu tamamen haksızlık sayılırdı.” Az önce ki ruh hali yerine şimdi biraz daha toparlanmış gibiydi. “Ne yapmak istersin peki?”

Bu sözlerime soluğunu vererek güldü. Dudağının ucu yukarıya kıvrılırken benimle dalga mı geçiyorsun ifadesi yüzüne doldu. “Aklımdan geçenleri bilmek dahi istemezsin,” dedi.

“Eh beyinlerimizin ayrı çalıştığını düşünmüyorum.”

“Yani sen de mi hazır buradayken her şeyi yakıp yıkalım istiyorsun.”

“Eğer bunu yaparsak ne sen doğmuş olacaksın ne de ben.”

Bana göz ucuyla bir an için bakarken uyuşan bacaklarım düzelmesi için bağdaş kurarak oturdum. “Böylece ne sen acı çekmiş olursun ne de ben.”

“Kutay bu işi sen veya ben bitirmesek bile bizim yerimize geçecek kişiler olacağını söyleyebilirim fakat ispat edemem.”

“Hiçbir şey umurumda değil. Bir kez olsun bencil düşün, Umay.” Sesli güldüm. Bencillik bu değildi. “Bazen her şeyi bir kenara bırakıp İnsan Diyarı’na gidip ömrümü Ağva’da huzur içerisinde geçirmek istiyorum. Bencillik mi? İşte budur bence.”

“Öyleyse yapalım mı?” Bir an için ciddileşti ve dikleşerek karşımda durdu. Başını aşağıya eğerek benimle aynı hizaya gelirken bu düşünceyi yeniden düşündüm. Yarım yamalak bir tebessüm belirdi dudaklarımda.

“Tüm bunları bildiğim halde rahat bir şekilde uyuyabileceğimi düşünmüyorum.”

“Seni yorduktan sonra güzel bir uyku uyuyabileceğini düşünüyorum.”

Sözlerinde ki ima ile kaşımı kaldırdım ve ona baktım. Bu sözleri bu kadar rahat bir şekilde sarf etmesi cüretkarlığı karşısında çığlık çığlığa koşmamı isteyecek bir duyguya düşürmüştü. İfademi korumak istesem bile beni takip ederken okuduğum kitaplar sayesinde tüm bu taktikleri yaptığını şimdi çok daha iyi biliyordum.

Fakat yüzünde ki ifade ile ne kadar ciddi olduğu hakkında beni tartışmaya düşürüyordu. Kaşımı kaldırdım ve ona baktım. “İnsan Diyarı’nda yaşarsak sen, en son kişi olursun.” Damarına bilerek basmıştım. Gözlerini devirdi ve bana baktı. “Bu yüzden Gözde’ye teşekkür ettin değil mi?” Bana o günü hatırlatırken neden o şekilde konuştuğumu anımsadım.

“Sadece ona karşı olan öfkemi dindirdim.” Tabi ki de Gözde ile bu şekilde konuşup, gizlediği duygularını göstermesini sağlayıp ardından acı çekmesini için bilerek bu şekilde davranmıştım. Ve bu durum fazlasıyla beni tatmin etmişti. Ve Gözde ile uğraşmamın asıl sebebinin Kutay için bu kadar rahat konuşabileceğimi göstererek bana ait olduğunu göstermek istemiştim. Eğer bunu öğrenirse ondan kaçmaya çalışmamın bir anlamı bile kalmazdı. Henüz sırası değildi. Her şeyden emin olana kadar ona teslim olamazdım.

“Umay?” Bir anda konuştuğumuz kelimelerin ardından bir anca farklı bir ses tonu ile bana seslendi. “Bana sarılır mısın?” Bu soruyu sorarken çok büyük bir istekte bulunuyormuş gibi davranıyordu. Ve sanki bunu yapmaya hakkı yokmuş gibi. Ona cesaret verir gibi gülümsedim. Kollarımı havaya kaldırıp açtım. Çekingen bir hareketle başını, boynum ve göğsümün arasına yerleştirdi. Kolumu ona sarıp sırtını pat patladım.

“Sen gittikten sonra her şey benim için berbat geçti. Belki de 15 yaşıma gelene kadar bu kulede yaşayan kimse yüzüme dahi bakmıyordu. Başarılarım ile bana saygı duymalarını, beni kabul etmelerini bekledim. Rau Panu’nun ikizi, Kara Buz… Bunlar ile anılmak istemedim. Sadece Kutay olarak anılmak istedim.”

Bir anda sözleri birer birer dudaklarından dökülmeye başladı. Geçmişi travma doluydu. Benim aksime yetişkin olana kadar berbat şeyler yaşamıştı. Ve her şeye rağmen ayakta kalmak zorundaydı. “Bu zamana kadar nasıl dayandın?”

“İlk başlarda hayatta kalmaya çalıştım. Sana verdiğim sözü kendime hatırlattım. Sonra içimde ki boşlukları doldurmaya çalıştım. Fakat anladım ki sen olmadığın sürece kayboluyorum.”

“Kutay kimse tarafından kabul görmek zorunda değilsin. Sen sensin ve bunu kimse değiştiremez.” Başını salladı. Elimi tuttu ve sakince tenimi okşadı. “Hiçbir yere ait olmayan bir ruhun gidecek evi de olmaz.” Bu şekilde düşünüyor oluşu beni sinirlendirmeye yetmişti fakat o ben değildi. Onun yaşadıklarını tahmin dahi edemezdim. Bu güne kadar çevresinin onu şekillendirmesine izin vermişti ve bu kolay kolay bırakılacak bir şey de değildi.

“Kutay seni teselli edemem veya senin için bir terapistte olamam. Fakat şunu diyebilirim ne olursan ol ve kim olursan ol istediğin gibi yaşa! Ve sadece benimle kal.”

“Sözlerinin ağırlığını taşımak zorundasın.”

“Ve sen de duygularından emin olmak zorundasın.”

Neyden bahsettiğini biliyordum. Bana olan bağımlılığını aşk olarak dile getiriyordu fakat bu doğru olmayabilirdi. Evet ondan hoşlanıyor olabilirdim fakat eğer başka birisinde mutlu olacaksa buna karşı gelemezdim.

Boşta kalan elini kaldırıp çenemin altına yerleştirdi ve başımı kaldırdı. Yüzünde az önce gördüğüm hiddetli Kutay yerine benim tanıdığım Kutay vardı.

“Tüm bu şeyler, kehanet, seçilmiş hikayesi bittikten sonra benden kurtulabileceğini düşünme bile. Zihninde ki tüm o düşünceleri bana ait yapacağım.” Bakışlarımı ondan kaçırırken zaten ondan kaçabileceğimi düşünmüyordum. Kendimi elinden kurtardım. “Bazen merak ediyorum tüm bu şeyler başımıza gelmemiş olsaydı nasıl olurduk diye?”

Kapıyı açarken sendeledim ve geriye doğru düşecek gibi oldum. Belimden yakalarken içeriden babamın ve amcamın sesini duyabiliyordum. “Çoktan evlenmiş ve birkaç tane çocuğumuz olmuştu.” Kaşlarımı çatıp ondan uzaklaşmaya çalıştım. “Bazen hayal dünyanın çok geniş olduğunu düşünüyorum.”

Aramızda ki ortamın son bulmasını sağlayan babamın ve amcamın bir anda odaya girmesi ile olmuştu. Kendimi tuhaf bir durumun ortasında hissetmiştim. Babam ve amcam şu an çocuklarının burada flört edip evleneceklerine dair şeyler söylediklerini duyduklarında nasıl davranacaklarını merak ediyordum.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.