İçeriğe geç

Gök Sekendiz

Bölüm 33 · 13 dk okuma

Gök Sekendiz

Bölüm 33

Başlangıca Doğru

🎧 Tell Her I Wasn't Scared- Dan Thiessen

Göğsüme ulaşıp kalbimin üzerine yerleşip içimden babama ait olduğunu bildiğimiz zayıf büyü gücünü çıkardı. Büyü avuçları arasında dolaştırdı. Aybars ile birlikte aynı sözleri söylerken yeniden büyüyü bedenimin içine yerleştirdi.

Gözlerimi kapattım. İkisinin ellerini sıkı sıkı tutarken büyünün bizi içine çektiğini, ruhumun derinliklere doğru ilerlediğini hissettim. Kutay beni yanına çekip girdabın içerisinde çekildikten kısa bir sonra kendimi bir anda sert bir zeminde yatarken buldum.

Baş dönmem bir süre daha devam etti. Elimi tutan Kutay bir süre kendisine gelebilmek için ellerini gözlerine yerleştirdi ve sessizce bekledi. “İyi misin?” Ona sorarken ben de ondan çok iyi değildim.

“Bu berbat bir şeydi.”

Ruhumuz bedenimizden ayrıldığı yetmiyormuş gibi bir de nereye geldiğimizi bilmiyordum. Kasılan midem birkaç dakika sonra bastıracak kadar hafiflemişti. Kutay elimi hala sıkıca tutuyordu. Diğer elimde hissettiğim sıcaklık ile Aybars’ın hala elimi tuttuğunu biliyordum.

Etrafa bakındım. Soğuk taş duvarlar ve dar pencereden içeriye zorlukla giren bir odanın ortasındaydık. Yattığım yerden kalktım. Elimi geriye çekmek istediğim zaman ayrılmamamız gerektiğini son anda hatırlamıştım. “Biz Kara Kule’de miyiz?” Yattığı yerden kalkıp benim gibi oturur vaziyete gelmişti. Etrafına bakınırken konuşmuştu.

“Sanırım öyleyiz.”

Yerden kalkarken beni de tutmuş ve kaldırmıştı. Başım hala dönüyordu. Birkaç saniye ayakta öylece durup alışmayı bekledim. “Kaderimiz her zaman bu yer ile bağlantılı.” Önüme geçerek odadan çıkmak için ilerledi. Arkasından ilerlerken kendimi çocukken gizlice odalardan çıkmaya çalıştığımız zamanlarda hissettim. Fakat tek bir fark vardı. Bu yerde özgürce dolaşabilirdik. İris Hanım korkmamamız gerektiğini söylemişti.

“Tam olarak neredeyiz?”

“Büyük ihtimalle sol kanatta.”

Koridorda ilerlerken pencereden bakarak konuşmuştu Kutay. Ben de onunla birlikte dışarıya baktım. Aydınlık olmasına rağmen gökyüzünde bulutlar vardı. Kargalar sürü halinde dolaşıyordu. Görünürde ağaç yoktu bile. Toprak ise kuru ve işlevsiz gözüküyordu. Büyük bir büyü gücü olmasına rağmen burası kurak topraklardan farksızdı.

Kutay beni arkasından sürükledi. Kendimi istemsizce pencerenin önünden çekip almıştım. Birkaç hizmetçi etrafta temizlik yaparak koşuşturdu. “Hizmetçilerin peşinden gidelim. O zaman daha iyi anlarız.”

Kutay beni onaylarken onların ardından alt kata indik. Birkaç hizmetçi bir araya toplanmış sakince konuşuyorlardı. Bir tanesi kızıl saçları vardı ve başının her iki yanından sıkıca örülmüştü. Çilleri vardı ve benden biraz daha kısaydı. ‘Son zamanlarda kulenin havası biraz daha canlı gibi.’ Sakince konuşurken yanında ki kumral kız cevap vermişti. ‘Verilen son ziyafetten sonra herkesin morali yerine geldi.’

‘Çünkü İynem Hanım hamile ve Efendi yeni doğacak bebekten çok ümitli.’ Kızıl kız yeniden konuşurken yanlarında ki üçüncü esmer kız heyecanla konuştu. ‘Sizce yeni doğacak bebek kime benzeyecek?’

‘Efendi’nin yakışıklılığını alırsa gözlerimiz bayram edebilir.’ Kumral kız şaka ile karışık konuşurken gülüştüler. Onların muhabbetlerini bozan birkaç askerin yanlarına gelmesi olmuştu. Çalışmaya kaldıkları yerden devam ederken dönüp Kutay’a baktım.

“Bir bebek doğacak.” Bakışları boşluğa takılmıştı. Onunla konuşmama rağmen bunu fark etmemişti bile. Tuttuğum elimle onu sarstım. “Kutay?” Sesimi yükselttiğim de bakışlarını çevirip bana bakabilmişti sonunda. Dudaklarını aralayıp sakince kelimelerin dökülmesine izin verdi.

“Annem…” dedi. Sesi titremişti. “Annem hamile…” Şaşkınlıkla ona bakarken “Ne?” diyebildim yalnızca. Bu demek oluyordu ki İynem Hanım dedikleri Kutay’ın annesiydi ve şu an Kutay’a hamileydi. Kalbimde tuhaf bir duygu oluştu. Annesini doğduğu gün kaybetmişti. Fakat bu bilgi haricinde hiçbir şey bilmiyordum. Sanki bahsedilmesi yasak bilgilerden birisiydi.

“Kutay,” diye sesimi duyurdum yeniden. Bana bakarken gözleri dolmuştu. Bu annesini göreceği anlamına geliyordu. Ona dair hiçbir anısı yoktu ve 28 yaşına gireceği bu yıl içerisinde ilk defa görecekti.

“Annemin yanına gidelim.”

Sesi zorlukla çıkıyordu dudaklarından. Onu başımı sallayarak onayladım. Sanki gideceğimiz yeri çok iyi biliyormuş gibi hareket etmiştik. Uyandığımız yerden çoktan uzaklaşmıştık. Kulenin diğer ucuna vardığımız zaman Kutay beni üst katlara taşımıştı. Sessizde konuşmuyordu. Adımlarını hızlıca atıyor ve annesini bir an önce görmek için heyecanlanıyordu.

Merdivenleri aşarken bazı sesler duyduk. Hemen üst kattan geliyordu bu sesler. “Beni bekle!” diye bağırdı bir adam. “Sana yardım edeceğim acele etmene gerek yok!” Ardından hızlıca devam etti heyecanlı sesi adım sesine karışarak bizden uzaklaştılar.

Kutay’ın adımları donup kalırken onun buraya gelmesi çok daha zor olduğu belliydi. Bir basamak çıkıp hemen önüne geçtim. Bakışları titriyordu. “Kutay iyi misin?”

“Bu babamın sesi.” Bakışlarımı merdivenlerin başına çevirdim. Bir süre kimsenin gözükmediği hölü izledikten sonra Kutay’a geri döndüm.

Karşımda duran adam bana yabancı gelmişti. Tanıdığım, her zaman dalga geçip, şakalaşan adam değildi. Dudaklarında her zaman küstah bir tebessüm bulunan ve iyi olduğunu gösterdiği yüz ifadesi de yoktu.

“Tüm bunlar bittiğinde iyi olacak mıyım?” İçinde, karanlık odalarda tuttuğu gizli duygularını açığa çıkarmaya başlamıştı sanırım. “İyi olacaksın Kutay. Sen de ben de iyi olacağız.” Boşta kalan elimi Aybars’ın sıcaklığını hiçe sayarak kaldırıp yanağına yerleştirdim. Cildi soğuk hava ile iyice kurumuştu. Fakat buna rağmen hala çok yakışıklıydı.

“Hiç görmemiş anneni göreceksin. Ve ben de hiç görmemiş olduğum babamı göreceğim. Ailelerimizi görebileceğiz Kutay. Ve bunu yaparken bile yeniden yan yanayız.” Sesim olabildiğince yumuşak ve sakin çıkıyordu. Ben konuştukça gözleri yeniden doldu. “Ruhlarımız bedenlerine geri döndüğü zaman bile güzel anılarla geri döneceğiz. Ve hala birbirimize sahip olacağız.”

Sanki tüm bunları duymak ister gibi titrek bir şekilde tuttuğu nefesi geriye verdi. Başını sallarken gülümsemeye çalıştı. Yanağının üzerinde duran elimi tutup, avuç içime dudaklarını bastırdı. “Bu duvarların arasında yalnızca çaba göstermeden beni kabul eden tek kişi sensin.”

“Doğduğum zamandan beri yanımda olan kişi sensin. Tabi senin hayatında olmak için çabalayacağım.”

Sözlerim ile üzerinde ki kara bulutları uzaklara göndermiş gibiydi. Gülümsemesi çoğaldı. Bir basamak yukarıya tırmanıp benimle aynı yerde durdu. Elini belime yerleştirip sakince tuttu beni. “Sonra neden sana aşık olmamayım?” Yürümeye yeniden başladığımız zaman az önce ki ruh halinden bu şekilde çıkacağını tahmin etmiyordum. “Bu sonuca nasıl varıyorsun? Gerçekten fırsatçı birisin!”

“Sana söylemiştim, sadece tercihimi iyi olandan yapmaya çalışıyorum diye.”

Bana İnsan Diyarı’nda Fırtına’yı almaya gittiğimiz zaman söylediği sözleri yeniden hatırlatmıştı. Ufak bir kahkaha attım. “Bunun için daha fazla uğraşman gerek!” Kendimi hemen onun kollarına atamazdım. Ve böylece beni kazanabilmek için çok daha fazla çaba harcaması gerekiyordu.

Sözlerimin adına bir kahkaha attı. “Bana benim tanıdığım adamı kötüleme!” Birkaç gün önce Gözde’ye söylediğim sözleri bana hatırlatırken asıl amacının başka bir şeyi hatırlatmak olduğunu biliyordum. “Sana teşekkür etmeliyim. O zaman ona ihanet etmeseydin bana gelmezdi bile.” Bundan fazlasıyla keyif aldığı belliydi.

“Kapat çeneni!”

“Bununla ne demek istedin?”

Beni zorlarken ağzımı açıp ona cevap vermek istemedim bile. “Ne anlamak istiyorsan anlayabilirsin.” Onu başımdan savmak için hızlıca birkaç kelime söyledim fakat bu sözlerin doğru kelime olmadıklarını yeniden konuşmaya başladığı zaman anlamıştım.

“Birincisi, bana fazlasıyla güveniyorsun. İkincisi benim fazlasıyla sadık bir adam olduğumu biliyorsun. Üçüncüsü sana geldiğim için fazlasıyla mutlusun. Sonuç olarak ben, aşık olduğun o adamım.”

Gözlerimi devirirken bir anda beni durdurup bana döndü. “Öyle ise neden hala benden uzak duruyorsun?” Ona bakarken kalbimin sakinleşmesi için çabaladım. Az önce benimle dalga geçen bir çocuk yerine tam olarak aşık olmamı sağlayan olgun ve beni nasıl yöneteceğini bilen bir adama dönüştü. “Çünkü şu an asıl önceliğim bu kehaneti gerçekleştirmek.”

Beni durduran sebeplerden birisi buydu. Bir diğeri ise benden hoşlandığını bana söyleyen Aybars’tı. Kendime engel olmak için sürekli geri duruyordum bu yüzden üçümüzün birlikte çıktığı bu yolculukta bir problemin olmasını istemiyordum.

“Asıl sebep bu değil.”

Bakışlarımı ondan kaçırırken olduğumuz hole baktım. Burası çocukluğumuzda koşturup durduğumuz holdü. Az ilerimizde yavaşça kol kola girerek yavaşça yürüyen iki kadına baktım. Bir tanesinin kahverengi saçları vardı. Diğerinin de siyah saçları ve buğday teni.

“Anne…”

Onun aksine gördüğüm kadını biliyordum. O annemdi. Ve yanında büyük karnı ile yürüyen kadın da Kutay’ın annesi olmalıydı. Yüzü parlak ve güzel gözüküyordu.

Kutay baktığım yere dönüp baktı. Az önce konuştuğumuz tüm o konuları unutmuştum. Dudaklarımda belli belirsiz bir tebessüm oluştu. Gözlerim dolmaya başladı. Annem, İynem’in yani yengemin koluna girmiş ve yürümesini sağlıyordu. Bir odanın önüne geldiklerinde kapıyı açıp içeriye girdiler. O oda ise Kutay’ın odasıydı.

“An-anne?”

Kutay’ın ağzından kelimeler sonunda döküldüğünde hem mutluluk hem de üzüntü hissettiğini biliyordum. Elimi bırakacağı zaman ona sıkıca sarıldım. Ne yaptığını fark ettiğinde kendisine gelmek için bekledi. Dudaklarında ki tebessüm fazlasıyla güzeldi. Bu sefer gözlerinde ki yaş mutlulukla parıldıyordu.

Onu çekiştirip odaya ilerledik. “Kutay burası senin odan.” Kapıdan içeriye girerken annemin, yengemi sallanan bir sandalyeye yerleştirdiğini gördük. Ardından hemen o da karşısında ki sandalyeye otururken sakince konuşmaya başladılar. Yengem alışkanlıkla karnını ovalıyor ve sürekli olarak sevgisini ona gösteriyordu.

‘Yakın zamanda bebeğim doğacak.’ Sevinçli sesi kulaklarımızı doldurdu. Kutay’ın elini sıkıca tutup okşadım. Bu ortam, bugüne kadar yaşadığım hiçbir an gibi değildi. Her şey tuhaf ve bir o kadarda muhteşem hissettiriyordu.

‘Ona henüz bir isim bulamadın mı?’ Annem konuşmuştu. Yengem başını salladı ve olumsuz yanıt verdi. ‘Barlas hala isim seçemedi. Ve kardeşinin de çok fazla işe yaradığı yok.’ Gülüşürken annemin gözleri devrildi.

‘Peki ya Güray?’ Bir den babam hakkında konuşmaya başladılar. ‘Evleneli birkaç hafta oldu peki şu an ne hissediyorsun?’ Annem başını sıkıntıyla salladı. ‘Buraya isteyerek gelmedim. Ve Güray’ı da sevmiyorum.’

‘Bu şekilde konuşma!’

Yengem heyecanlanıp sesini yükseltirken annem ve babamın sevgi olmadan evlendiklerini öğrendiğim için fazlasıyla tuhafıma gitmişti. ‘O herif büyücü birisinin doğması için kafayı bozmuş durumda!’ Annem öfke ile konuşmaya başladığında yengem hemen ona karşı geldi.

‘Bu şekilde konuşma Almila. Birisi seni duyabilir!”’

Annem bu gerçeği duyduğu zaman öfke ile gözlerini kapattı. ‘Beni oğlu ile yalnızca bu isteği ile evlendirdi.’ Tüm bu öfkeye rağmen yengem fazlasıyla sakindi.

‘Bir yıl önce ben de Barlas ile zoraki evlenmek zorunda kaldım.’ Kendisi hakkında konuşmaya başladığı zaman hemen önlerinde oturduk ve onları dinlemeye devam ettik. :Barlas’ı birkaç defa görmeme rağmen aramızda sevgiye dair bir şey yoktu. Fakat şimdi ikimizin bir çocuğu olacak.’ Her şeye rağmen iyi tarafından bakmaya başlaması beni mutlu etmişti. Belki de aralarında sonradan sevgi oluşmaya başlamıştı.

‘Peki şu an onu seviyor musun?’ Yengem sanki annem onunla dalga geçiyormuş gibi kahkaha attı. ‘Barlas kadar flört etmeyi seven birisi hayatımda görmedim. Ona aşık olan yalnızca ben değil bu kulede ki bir çok kadın aşık.’ Şimdi biraz daha iyi anlamıştım Kutay’ın nasıl bu kadar iyi flört edebildiğini. Ona göz ucuyla baktım.

“Babana benzemişsin.”

Omzum ile onu dürttüm. Bu sözlerime gülerek cevap verdi.

‘Güray’ı sevebileceğimi düşünmüyorum.’

Annem kendisinden o kadar emindi ki… Ve ben ise her zaman annem ve babamın birbirlerini çok sevdiklerini düşünürken bunları duyuyor olmak beni tuhaf ve kötü hissettirmişti. Bir anda yengem özel konular hakkında konuşmaya başladığında şaşkınlıkla onlara bakmıştım. Elimden geldiğince Kutay’ın kulaklarını kapatıp tüm bunları dinlemesi için çabaladım. “Sakin bunları dinleme!”

“Siz kadınlar bir araya geldiğiniz zaman böyle şeyler hakkında mı konuşuyorsunuz?” Bana engel olmaya çalıştı. Kutay’ın yüzünü bana çevirdim. İki kadının sesini bastırmaya çalıştım. “Kutay bana bak! Beni dinle! Sakin iki kadının özeli hakkında bilgi sahibi olma!”

“Siz kadınlar bir araya geldiğiniz zaman bizden daha kötü şeyler hakkında konuşabiliyorsunuz.” Yeni öğrendiği bilgi ile yüzü aydınlanırken sakince soludum. “Onlar annelerimiz! Duysak bile dinlemememiz gerek!”

Kutay bir anda başını çevirip konuşup şakalaşan iki kadına baktı. “Buraya odaklan!” Sonunda ikisi bu tarz konular hakkında konuşmaktan vazgeçtiler. Bunun sebebi yengemin sancısı ile yüzünü buruşturması olmuştu. Kendi aralarında doğuma çok yok olduklarını söylüyorlardı.

Oturduğum yerden kalktım. İki kadın kendi aralarında konuşurken babalarımızın neler yaptığını merak ediyordum. “Nereye?” diye merakla sordu Kutay. Sanırım burada annesini izleyerek daha fazla vakit geçirmeyi düşünüyordu. Annem ve yengeme bakarken ona cevap verdim. ‘Buraya gelmemizin sebebini hatırla Kutay. Eğer burada fazla kalırsak geriye dönmemiz zorlaşır.”

Başını sallayıp oturduğu yerden benden destek olarak kalktı. Babamı bulmak için hareket edeceğimiz zaman bir anda odaya giren iki adam ile hareket etmeyi bırakmıştım.

Birisinin yeşil gözleri ve kahverengi saçları vardı. Beyaz teni ile siması dedeme benziyordu. Üzerinde giydiği öylesine beyaz bir gömlek ve siyah bir pantolon vardı. Kıyafetlerine hiç özen göstermemişti. Diğeri adamın ise sarı gözleri ve biraz daha koyu bir ten rengi vardı. O ise diğer adama göre daha özenli giymişti. Siyah bir cüppesi ve üzerinde gümüş işlemeler vardı. İkisinin boyu neredeyse aynıydı fakat Kutay’dan biraz daha kısalardı.

‘Bu nasıl bir saygısızlık!’ Annemin sesi yükselirken oturduğu yerden hızla kalkmıştı.

Kutay’ı kenara çekiştirdim ve olacakları izlemeye başladık.

Beyaz gömlekli olan annemi umursamadan düşünmeden yengemin yanına yerleşti. Elini havaya kaldırıp karnı ile aynı hizaya getirdi. Ne dokunuyordu ne de çok uzakta tutuyordu. Hava da duran eli titriyordu.

‘Bu gerçek mi?’ Sesi yükselirken odaya izinsiz dalmasına rağmen bunu umursamıyordu bile. ‘Ne oluyor Güray?’ Yengimin korkulu sesi yükseldi. Söylediği isim ile şaşkınlığımı gizleyememiştim. Kalbimde ki bu heyecanın ne olduğunu şimdi daha iyi biliyordum.

“Babamın büyüsü… İçimde hissettiğim büyü ile neredeyse aynı.”

Kutay’a sesimi yükseltirken odada ilerledim ve babamın yüzünü daha fazla görmek için acele ettim. Birkaç yıl içerisinde ne yaşayacaktı ki delirecek ve Kutay’ı öldürmek isteyecekti?

“Peki babanın büyüsü nasıl sana geçmiş?” Ona bakarken bu bir belirsizlik içindeydi. Konuştuklarını daha iyi anlamak için yalnızca başımı iki yana salladım.

‘Karnında ki bebekle ilgili bir şeyler hissetmiyor musun?’ Israrla sorarken annem karışmıştı aralarına ve kolunu çekiştirip, babamı yengemden uzaklaştırmıştı. ‘Hamile bir kadınla nasıl konuşman gerektiğini bilmiyor musun?’ Babama kaşı iyi şeyler hissetmediği fazlasıyla belliydi.

‘Almila düşündüğün gibi değil!’ Konuşmaya dahil olan amcam olduğunu düşündüğüm adam olmuştu. Uzun siyah saçları omuzlarından aşağıya dökülüyordu ve onlar bir toka ile başının arkasına bağlamıştı. Tam olarak Kutay’ın tarzı gibi hissettiriyordu. Büyüdükçe babasına benzemek yerine tanıdığı babasını yaşatmak için bu halde geldiğini düşünmeye başlamıştım.

‘Bebek büyücü olabilir.’

Babam sonunda düşüncelerini söylerken asıl şaşkınlık ile ikimizin de ağzı açılmış ve birbirimize bakmıştık. ‘Bebek büyücü olursa… Çocuğumuzun babamın ellerine düşmesini istemiyorum.’

Amcam sakince konuşup yengemin yanına geçti ve elini tuttu. Tüm bunları duyan yengem fazlasıyla şaşkındı. ‘Bazen hissettiğim huzur verici his… Bebeğimin gücü olduğunu mu söylüyorsunuz?’ İki adama bakarak konuştu. Sesi titriyordu. Başına gelecekleri bilmek dahi istemediği fazlasıyla belliydi.

“Kutay… Senin büyücü olmandan şüpheleniyorlar?”

Bir anda Peri Ana’nın anlattıkları zihnimi dolarken olabilecek ihtimaller büyümeye başlamıştı. “Büyü güçlerim var ise nasıl güçlerimi aldılar?” Kutay’ın zihninde ki sorular giderek çoğalıyordu. Düşünceler daha fazla birbirine karıştı.

“Şimdilik ne konuştuklarını dinleyelim. Daha sonra her şey daha fazla belli olur.” Beni onaylarken ikimizin de kalpleri sıkıntıyla sızlıyordu.

‘Eğer bebeğin büyü gücü varsa ne yapmamız lazım?”

‘Bize yardım etmelisin kardeşim.’

Yengem ve amcam, babamdan yardım istemişlerdi. Babamın yüzü karardı. Başını indirdi ve bir süre düşündü. Elleri hala titriyordu. ‘Araştıracağım,’ dedi sakince konuşarak. ‘Eğer bebeğin büyü gücü varsa ondan alabilmek için araştırmalar yapacağım.’

‘Başarabileceğine inanıyor musun?’

Annem bu soruyu sorarken şüpheleri vardı. Eşi ile aralarında ki bu büyük boşluk her ikisi içinde berbat hissettiriyordu. Ve benim için de öyle. Her zaman hayallerimde ikisinin dokunulmaz sevgilerinin olduğunu düşünürdüm. Fakat şimdi annemi kaybedene kadar neden bu şekilde hassas olduğunu daha iyi anlıyordum.

Babam başını anneme çevirdi. Bakışları kırgınlıkla doluydu. ‘İnanmaya çalışıyorum.’ Sesinde ki kırgınlık annemin ona karşı olan soğuk tavrından fazlasıyla belliydi. Babamın kırgın tarafı bana fazlasıyla tanıdık geliyordu.

Yengemin önünde diz çöktü. Yengem gerildi ve dizlerini kendisine çekti. Amcama bakıp başı ile işaret etti. Ondan izin isterken amcam ona destek vererek yapacağı şeyi yapmasını sağladı. Ve babam böylece ellerini yengemin karnına yerleştirip gözlerini kapattı.

Bir süre öylece dururken dudakları dakikaların ardından aynı anda hem neşe ile kıvrıldı fakat hemen ardından üzgün bir şekilde ellerini geriye çekti. Dizlerinin önünde duran elleri boşlukta duruyordu. Amcam ilerledi ve omzuna elini koydu. ‘Ne oldu kardeşim?’ Tedirgin ortam babamın titrek sesi ile doldu.

‘Bir erkek…’ Hepsi heyecanla kıkırdadı. Kutay’ın varlığı tamamen belliydi artık. İstemsizce koluna sarıldım ve ona daha fazla güç vermek istedim. Kasılan bedeni ve sıkıca beni tutan eli ile birazdan duyacağı şeye kendisini hazırlıyordu. Bakışları babamın üzerine sabitlenmiş bir şekilde duruyordu. Sanki nefes bile almıyordu bu ortamın bozulmaması için. ‘Peki ya büyü gücü?’

‘O… Onun gücünü hissetmemek elde değil…’

Kutay büyü gücünün olduğunu öğrendiği an yıkılacak gibi olmuştu. Bedeni bir an için sarsıldı. Onu tutmak için kendime güç versem bile onun kadar bende sarsılmıştım. Kutay’ın büyücü olduğu haberine inanmak… Geçmişte ailelerimiz ne yapmıştı?

‘Peki şimdi ne yapacağız?’ Annem ağlamakla karışık konuşurken yengem çoktan ağlamaya başlamıştı bile. ‘Oğlumun elimden alınmasını istemiyorum, Barlas!’ Elini eşine uzattı. Ona uzanan eli tutup, sardı. Ağlayışların arasında odadan çıkmaya çalışan Kutay’ın arkasından sürüklendim. Odadan çıkmadan önce duyduğum son sözler babamın sözleri olmuştu: ‘Yeğenimi de benim yaşadığım cehenneme sürüklemeyeceğim.’

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.