🎧 King Arthur Legend Of The Sword ost
Yansıma uzaklaşırken ayağımın altında sarsılan toprağı hissettim. Bakışlarımı etrafta dolaştırırken ormanın içini yararak gelen bir varlığı hissettim. Ağaçlar sarsılıyor ve yıkılarak düşüyordu. Nefesimi tutarken istemsizce devreye giren çakram ile ormanda bize doğru yaklaşan şeyin karanlığı içine düşmekten kendimi zar zor tutabilmiştim. Terleyen ellerimi pantolonuma sürdüm.
Bu şey giderek yaklaşıyordu. Geriye dönüp düşünmeden koşmaya başladığımda çığlık çığlığa bağırmaya başladım. “Herkes kaçsın! Kaçın!” Elimi havaya kaldırıp uyarı fişek olarak ayarladığımı büyüyü uyguladım. Büyük bir gürültü köyün üzerinde koparken çığlık çığlığa koşmaya devam ediyordum.
Benim sesimi kesen ormanın içinden yükselerek gelen bağırma sesi ve kırılan bir ağacın havada uçup tam yanıma düşmüştü. Bu anı şok geçiren beynim, bedenimi hareketsiz kalmasını sağlamıştı. Bedenim hareket etmeyi unutmuş ve gücünü kaybetmişti. Başka bir ağaç üzerime doğru fırlatılırken beni son anda ezilmekten kurtaran birisi olmuştu.
“Ne yapıyorsun?”
Bilincim hala yerinde değildi. Korkuyla nefes nefese kalmıştım. Beni çeken kişi Aybars’tı. Az önce uykuya gitmişti buraya ne zaman gelmişti? Ayaklarımın dibinde boylu boyunca yatan ağacı gördüğümde sesim titredi. “Geldi… Şeytan…”
Olduğum yerden kalkıp endişe ile ormanın derinliklerine baktım. Kendisini göstermeye başlayan yaratığı gördüğüm zaman tüm bedenim titremişti. Attığı her adımda yer sarsılırken koluma sarılıp beni çekişirdi. “Bu da ne?” Aybars’ın dili çözülmüştü. Bakışlarım hala yaratığın üzerindeydi .İçimden defalarca küfürler savuruyor ve bu duruma düştüğüm için lanetler okuyordum.
Kollarında ve ayak bileklerinde taştan yapılmış halkalar sallanıyordu. Ayaklarında ve ellerinde üçer parmak vardı. Adım attıkça deprem oluyormuş gibi sarsılan toprak ile yüreğim daha fazla korkuyla sıçrıyordu. Korkunç bedeninin içinde sanki ateş yanıyormuş gibi kırmızı bir ışıkla parlıyordu ve göğsünde ki kemikler belli oluyordu. Kulakları yerine omuzlarına doğru inen şekilli boynuzları vardı. Ve gözlerinin olduğu yerden yukarıya çıkan iki tane daha boynuz ile ne gördüğümü anlayamıyordum. Burnunun olduğu yerde bir göz vardı, ağzı yoktu. Sırtında iki tane çapraz şeklinde kılıçlar duruyordu.
Geriye bir adım çekildim. Şu an bu şeytana karşı savaşmak yerine, topuklarım popoma vurarak koşmak istiyordum. Dilim tutulmuştu. Kerey'den sonra bir Erlik'in başka bir çocuğunu orijinal hali ile gördüğüm için dilim tutulmuştu. İnsan bedeni ile yaşayan Kerey'den korkmamıştım. Fakat Pay Maattır altıma yaptıracak kadar korkutucu görünüyordu.
Bedeninden dışarıya her nefes alış verişinde çıkan siyah duman gökyüzünde dağılıyordu. Kutay yanımıza gelirken gördüğü şeyle kayarak durdu ve ağız dolusuna sesli bir şekilde küfür etti. "Siktir! Siktir!" Aybars ardından devamını getirdi. "Sıçtık!" Sanırım onların da bir şeytanı orijinal hali ile ilk görüşüydü.
"Topraklarımda uzun zaman önce ölmesi gereken bir lanet var!"
Sesi derinden geliyordu. Fakat beynimin içerisinde yankılanıyordu. Tuttuğum nefesi geriye verirken sesimin güçlü çıkması için kendimi zorladım. "E-evet," fakat istediğim olmamıştı. Dizimin bağları çözülmüştü. Böyle bir şeyin karşısında bayılmadığım için fazlasıyla şanslıydım.
"Değersiz varlık! Geberin!”
"Ne yapacağız?"
Korkuyla titriyordum. Kimse böylesine korkutucu bir şey gördüğü için korkmadığını iddia edemezdi. Bu görüntü kaçma reflekslerimi devreye sokmuştu. Çığlık atarak koşmak istiyordum gerçekten. "Üç kişiyiz. Eğer organize olarak saldırırsak işini bitebiliriz." Kutay bana cevap vermişti.
"Mesela," diye sormak istedi Aybars fakat dizi ve filmlerde bekleyip saatlerce konuşan karakterler burada işe yaramıyordu. Şeytan gürültüyle bağırarak üzerimize koşarken Kutay tüm gücünü kullanarak sesini bize duyurdu. "Aybars ışık özelliğini kullanman gerek. Kayra Han'ın size bahşettiği özel güçle verebildiğin kadar hasar ver!"
Bu gürültü arasında şeytanın bizi duyacağını düşünmüyordum bile. Aybars bizden önce hareket ederek çevik hareketlerle ona büyüsüyle saldıran Pay Maattır'dan kaçınıyordu. Havayı kontrol ederek ona gönderdiği büyü dalgasını başka bir yere gönderirken "Senin görevin tam olarak bu!" dedi Kutay bana ne yapacağımı söylerken, bunu zaten tahmin etmiştim. Peki, kendisi ne yapacaktı?
Şeytan sırtında ki kılıçlardan bir tanesi alarak havada savururken büyük ve ağır olmasına rağmen hareketleri hızlıydı. Aybars bacakları arasından kayıp dizlerinin arkasını kılıçla kesti. Açtığı yarıktan beyaz bir ışık parladı ve karanlığı deldi. Şeytan acıyla bağırdı. Ayağını geriye atıp Aybars'ı ezeceği zaman ona doğru koştum. Ayaklarının altında ki toprağı kaydırarak sendelemesini ve Aybars'tan uzaklaşmasını sağladım.
"Lanet yaratıklar! Geberin!"
Şeytan öfkeyle solurken saçlarımı dalgalandıracak kadar büyük bir hava dalgası yaymıştı etrafına. Kutay koşturarak üzerine arkadan saldırırken kılıcı ile engellemişti. Yerde biriken su birikintisini kullanarak yüzüne su parçaları gönderdim. Dikkatini bu şekilde dağıtırsam onu bir şekilde yenebilirdik.
Ardı ardına attığım su saldırısı ile sinirlendiğini daha fazla belli eder gibi kılıcını etrafa savurdu. Bu fırsatı değerlendirerek Kutay ve Aybars birbirlerine destek vererek şeytana kılıçlar savurmaya devam etti.
Kollarından ve bacaklarından yarıklar açıp siyah kanın akmasını sağlarken uzun bir süre iyileşmeden duracağı belliydi. Özellikle Aybars'ın açtığı yaralar iyileşmemek üzere kan boşaltıyordu. Şeytan diğer kılıcını da eline alıp ikisi ile aynı anda dövüşebilecek güçteydi.
Köydeki Şamanların çığlık çığlığa koştuğunu duydum. Nöbette bekleyen Koruyucular yanımıza geldiğinde karşılaştıkları manzara ile şaşkına dönmüşlerdi. Biraz önce yaptıkları saçma konuşmayı anımsayıp onlar yerine savaşan kimlermiş görmelerini istedim.
“Köylülerin hepsi gönderildi mi?”
Onlara sorarken dillerini yutmuş gibiydiler. Parmaklarımı hareket ettirip şeytanın omzuna hedef aldığım ateş topu ile başka bir saldırı yapmasına engel oldum. “Beni duyuyor musunuz?” Yalım korku dolu sesle yarım yamalak evet diyerek bana cevap verdi. “Yardım etmeyecek misiniz?” İkisine yeniden bağırırken bellerinde süs niyetine duran kılıçları çekip saldırmaya hazırlandılar.
"Umay!"
Sesle kendime gelirken şeytanın Aybars'ı bir çadıra doğru fırlatırken gördüm. Parmaklarımı hareket ettirip havayı kontrol ettim ve yere düşüşünü yavaşlattım. Güçlerimin çoğaldığının farkındaydım. Yer-Su denen gücün doğuştan bedenimde duran büyü gücünden çok daha farklı işliyor ve hissettiriyordu.
Aybars'a doğru inen kılıcı engelleyen Kutay'ın fazla şansı yoktu. Onlara doğru iyice ilerledim ve yerden kopardığım toprak parçasını çenesine yumruk misali sert bir şekilde vurmasını sağladım. Öfkeyle hırıltılı bir şekilde bağırdı. Başını çevirip dikkati bana yönlendirdi. Yüzünde ki tek bir göz bana sabitlenirken Kutay ve Aybars’ı bırakarak bir anda üzerime doğru koşmaya başladı. Ayağında ki ve bileğinde ki taş halkalar birbirine çarpıp tok ses çıkarıp etrafta gök gürültüsü gibi yankılanıyordu. Hedefin ben olduğunun farkındaydım.
Adımlarımın ondan uzaklaştırarak geriye çekildim. Kılıcı havada uçuşurken ona engel olmaya çalışan Yalım ve Gencer ile bir süre uğraştı. Bana zaman kazandırdıkları için onlara teşekkür etmeliydim. Ateş parçalarını ona fırlatırken ateş ile ateşi ne kadar vurabilirdim bilmiyordum. Fakat sonra aniden bana kendisini hatırlatan şeyi neden en başından beri düşünmediğimi bilmiyordum. Karanlığı yok eden ışıktı. Işığı yok eden ise karanlık. Saldırılarımı bundan yana yapmak yerine içimde hissettiğim aydınlık çakrasına odaklanırken bacağımda duran hançere yoğunlaştırdım ve içine kutsal enerji yükledim. Hançeri daha önce Kutay ile birlikte yaptığım gibi ona doğru fırlatırken havayı kullanarak karnına saplanmasını sağladım. Aramızda çok fazla bir mesafe yoktu. Öfkesi yeniden bizi bulurken bu durumdan iyi çıkmayan kişi Yalım olmuştu. Kılıcın keskin kısmı üzerine sert bir şekilde inerken ona engel olamamıştım. Aynı şekilde Gencer de engel olamamıştı.
Demir parçasının ete saplanıp parçalanma sesini duyduğumda çığlığı bastırmamak için direndim. Bedeni oradan ikiye ayrılıp yere düşerken Gencer’e saldıracağı sırada bugün aynayı yok etmek için yaptığı ışık okunu yeniden oluşturdum ve kılıcı savurduğu koluna isabet etmesi için düzgün nişan almaya çalıştım. Parmaklarımı serbest bıraktım. Havada süzülerek hızla ilerleyen ışık dirseğine yakın bir yere saplanırken ışık parlayarak geceyi aydınlattı.
Kılıcı Gencer’e savuramadan onu hava ile savurup uzak bir yere gitmesi için yeniden büyü yaptım. Aybars ve Kutay yeniden şeytan ile arama girerken Gencer’in bakışları yerde cansız bir şekilde yatan Yalım’ın üzerindeydi. İkiye ayrılmış bedeninden dışarıya sızan yalnızca kan değil organlarıydı da. Midemden yukarıya çıkan baskıyı geri gönderdim. Ağzımda acı tat bırakırken Aybars kendimize gelmemiz için bize bağırmıştı. Gencer düştüğü yerden gözleri yaşlı bir şekilde ayağa kalktı ve savaşmak için hareket ettiği zaman ona engel oldum. İki kişiyi zor takip ediyordum. Üçüncü kişi yalnızca ayak bağı olurdu.
“Yanımda dur ve beni koru!”
Gencer başını sallayarak yanıma koşturdu. Bu sırada Kutay ve Aybars hala savaşmaya devam ediyordu. İkinci bir ışık oluşturup ona fırlatırken bu sefer göğsüne yakın bir yere gelmişti. Işık yeniden karanlığı bölerek parlarken bu diğerlerine göre çok daha hızlı bir şekilde olmuştu.
"Lanet yaratıklar! Bana nasıl zarar verebilirsiniz?"
Şeytanın gürleyen sesi yükselirken başımı döndürüp ona baktığımda kılıcı üzerime doğru savruldu yeniden. Havayı yararak gelen kılıca engel olması için Gencer yanımda durmasına rağmen gücü buna yeterli olmamış ve elinde ki kılıcı uçurmuştu. İkinci kılıç havada uçup yeniden bize doğru gelmeye başladığında kaçınmak için Genceri’i itmeye çalıştım. Kulağımın içinde yankılanan etin kesilme sesini duymuştum. Korku ile baktığımda Aybars son anda hareket etmiş ve Pay Maattır’ın kılıcı tuttuğu eline savurmuştu kılıcını. Ve bir parmağını keserken kanın fışkırmasını sağlamıştı.
Bana son anda gelmesini engelleyen kişi de Kutay olmuştu. Kılıç darbesini engellerken kollarının nasıl titrediğini görebiliyordum. Alnında oluşan terler saçlarını ıslatmıştı. Soğuk havada ağzından çıkan nefes buharlaşıp gidiyordu. Üzerinde yalnızca bir gömlek vardı. Uykusundan uyanır uyanmaz geldiğini biliyordum ve en kötüsü de üşümeme engel olmak için verdiği yelek bendeydi.
"Lanet yaratıklar! Siz hepiniz ayaklarımın altında ölmesi gereken böceklersiniz!"
"Bu topraklarda yeriniz yok Erlik'in tohumları! Sizin tek yeriniz Cehennem!"
Ona öfkeyle bağırırken yeniden hep birlikte savaşmak için hareket ettik. Parmağı kopmasına rağmen hala iki kılıcı savuruyordu. Kılıçlarına yoğunlaştırdığı büyü ile bir anda ikisi de alevler içinde yanmaya başlamıştı. Kutay alevlerden uzaklaşmak için kaçınırken Pay Maattır bacağı ile tekme savurarak Kutay’ı uzak bir yere fırlatmıştı. Çamurun içinde yuvarlanarak duran Kutay’a ulaşmak için hareket ettim.
Yerde bilinçsiz bir şekilde yatan Kutay’a inecek kılıç darbesini engellemek için bu sefer bir ok yerine avuç içimde pürüzsüz bir şekilde parlayan bir mızrak hayal ettim. Işık yoğunlaşırken istediğim şekle gelmişti. Onu havada savurup Kutay’a inecek olan kılıca çarpması için düz bir şekilde fırlattım. Havayı kullanıp yeniden hızlandırmasını sağlarken ışık ve ateş birleştiğinde tiz bir çarpma sesi yükseldi. Parlak bir ışık kılıcını savururken "Kutay!" diye bağırdım. İkinci bir ışık hançerini oluştururken uzaklaşması için yapmıştım. Geriye sendeleyerek düşen şeytanın ayak bileklerini kesen Aybars'ın ardından çığlık atarak yere diz çöktü.
Koşturarak Kutay'ın yanına gittim ve kalkması için ona destek verdim. Zorlukla nefes alıyordu ve yarı baygındı. "Kutay kendine gel!" Onu sarssam bile göz kapakları açılmıyordu. Yüzüne su çarpıp ayılması için uğraşırken baygınlık halinden çıkması zaman alacak gibiydi. Onu geriye çekip şeytan için yapabileceğim şeyi düşündüm.
Bir dizi yerde olan şeytanın diğer ayak bileğine yarık açan Aybars'a yumruğunu savuran şeytan onu da uzağa göndermişti. Düşündüm. Kısacık bile olsa durması için ne yapabilirim diye düşündüm. Bir anda zihnimde canlanan zincirler ile onu yere sabitleyebilirdim. Toprağın altından ağaç köklerinin gökyüzüne çıkması için zorlayıp hayal ederken sarsılan yerle birlikte sonunda istediğim olmuştu.
Kalın ağaç kökleri şeytanın bedenine sarılırken onları engellemek için çok uğraşmıştı. "Aybars!" diye bağırdım. Ses gelmiyordu. Onun da bayılmış olma ihtimalini düşündüm. Ne yapacağımı düşünürken Pay Maattır tamamen yerden çıkan ağaç kökleri ile olduğu yere sabitlenmişti. Öfke ile soluyor ve bağırıyordu. "Lanet olasıca büyücü! Deden kadar lanet bir varlıksın!"
“Gencer! Aybars’a bak!”
Az ileride şaşkınca olup bitene bakan çocuğa baktım yeniden. Olduğu yerde zorlukla hareket etti ve sonunda Aybars’ın düştüğü yere giderek ona yardım ettiğini gördüğüm zaman önümde ağaç kökleri ile zorluk çeken Pay Maattır’a baktım ardından Kutay’a yöneldim.
Yüzünü tutup sarsarken nabzını kontrol ettim. Yavaşlamıştı ve güçlükle nefes alıyordu. Soğuktan titriyordu. Gömleğinin yakasını açıp daha iyi nefes alması için uğraştım. Onu tamamen yere yatırdım. "Kutay kendine gelmelisin!" Yüzüne bir kaç kez tokat yerleştirirken sonunda sanki nefesi kesilircesine gözlerini derin bir soluk eşliğinde açtı. Başını tutup kucağıma yerleştirirken çamurlanmış yüzünü temizlemeye çalıştım.
"Beni duyuyor musun?"
Başını sallarken kendisine gelmesi için zaman tanıdım. "Bilincin yerinde mi? Ne yaptığımızı hatırlıyor musun?" Anlık hafıza kaybı yaşadığına dair her şeyi aklımdan geçiriyordum. Pay Maattır hala öfkeyle bağırırken bir an olsun susmasını istedim. "Kapat o lanet olasıca çeneni!" Ona bağırırken Kutay uzandı elimden tuttu. Bir kaç kez yutkunurken ona dönüp baktım.
"İyisin değil mi?"
Dikleşirken başını salladı. "Olmak zorundayım." Bu kelimeleri zorlukla çıkarmıştı ağzından. Elimi sırtına yerleştirip kalkması için destek verdim. "Böyle yeteneklerin vardı da neden en başından yapmadın?"
Pay Maattır'ı görünce istemsizce yakındı. "Böyle bir şey yapabileceğimi ben de bilmiyordum." Kendisine geldiği her halinden belliydi. "Demek ki bir şeyi başarabilmen için zorlanman gerekiyor," benimle dalga geçmekten vazgeçmiyordu.
Birkaç kez öksürdükten sonra oturduğu yerden kalkarken kılıcına dayandı. “Bir planım var,” diye konuşmaya başladığında yüzüm gülmeye başlamıştı. Pay Maattır'ın bağlı kaldığı ağaç kökleri daha fazla dayanamazdı. “Bu sarmaşıklara daha fazla dayanamayacaktır. Kurtulduğu zaman boynuna bir tane dolaman gerek. Fakat ucuna ulaşmamı sağlaman lazım. Böylece üzerine çıkabilirim.” Ne dediğini anlamıştım. Başımı sallarken sonunda ağaç köklerinden onları parçalayarak kurtulurken yeniden öfke ile bağırdı. Elinden bir an olsun düşürmediği kılıca dayanıp ayağa sendeleyerek kalktı. Az önce Aybars’ın açtığı yara hala iyileşememiş gibiydi.
“Rau Panu'nun lanetli çocukları. Kayra Han'a ait her şeyi bu dünya üzerinden sileceğim.”
Kılıçlar havada savrulurken ona destek olmak için büyülerimi kullanmaya devam ettim. İki koca kılıç havada savruluyordu. Kendi zihnimde oluşturduğum hayali kılıç ile Kutay'a destek olurken bazen büyümü kullanarak hasar görmesini sağlıyordum. Kutay bacağına bir hasar savururken etrafında dönerek başka bir yara daha almasını sağladı.
Kurnazca hareketlerle onunla dövüşürken hareketleri hızlanmış gibiydi. Az önce düştüğü yerden zorlukla kalkan Aybars’ı gördüğümde rahatlamıştım. Kılıcını yeniden eline alıp Kutay ile sanki bugüne kadar hep birlikte sırt sırta savaşıyorlar gibi aynı ritim ile hareket ediyorlardı. Dakikalar sonrası Kutay beklediğim uyarıyı vermişti bana. Yerden kalın bir parça sarmaşık çıkartıp boynuna dolanması için hareket ettirirken şeytan şimdi onu kesmek için çabalamıştı. Aybars’ın hareket edip ona engel olmasını sağlamak için havada sabitlediğim toprak parçalarına basarak sıçradı ve bir parmağını kopardığı elini sert bir darbe ile vurup eklem yerinden kopmasını sağlamıştı. Yeniden büyük bir ışık kapladı etrafı.
Pay Maattır’ın çığlıkları sırasında kesilen yerden kan gövdesine yayılırken bu anı fırsat bile Kutay ona doğru savurduğum sarmaşık ucuna tutunup kendisini şeytanın bedenine tırmandırdı. Bir bacağı ile şeytandan destek olarak havalanırken ona yardım etmek için havayı kullanmıştım yeniden. Sonunda şeytanın omuzlarında kendisini sabitlediğinde boynuzlarından tuttu ve düşmemek için direndi.
“Işık hançeri gönder bana!”
Kutay’ın dediklerini anlayamamıştım. Işık hançeri göndersem bile onu nasıl tutabilirdi ki? Fakat yine de dediğini yaptım ve bir hançer oluşturup havada fırlatırken ustalıkla onu yakaladı. Tereddüt etmeden onu üzerinden atmak için çabalayan Pay Maattır’ın gözüne hançeri saplarken büyük bir çığlık doldurdu etrafı. Hırıltılı ve korkunç derecede yüksek olan bu ses kulaklarımı tıkamak isteyeceğim kadar şiddetliydi.
Ellerini havada savurup Kutay’dan kurtulmaya çalışırken ustalıkla yeniden boynundan aşağıya sarktı ve sarmaşıklara tutundu. Benden ikinci bir kez ışık saldırısı istedi. Elinde tuttuğu kılıcı göğsünde, tüm kemiklerin birleştiği yere saplayıp göğsünün açılmasını sağlarken ışıktan mızrağı havada fırlattım. Işık kılıcın ucuna isabet etmişti. Elektrik misali kılıcın üzerinde kıvılcımlar oluşurken kendisini serbest bırakıp ustalıkla yere inen Kutay’ı izledim. Kılıç hala göğsünde saplı duruyordu.
Pay Maattır yerinde duran eli ile göğsüne saplanan kılıcı çıkarmaya çalışırken ışık parlamaya devam etti. Yanından uzaklaşmamız için bize uyarı veren Kutay’ı dinleyerek geri çekildik. Pay Maattır’ın göğsünde oluşan ışık tıpkı aynada olduğu gibi ilk önce içine doğru çekildi ardından patlayarak şeytanın ölmesini sağlarken, yarık bir kara deliğe dönüşüp içine çekti tüm bedenini. Kendimizi oradan uzaklaştırmak için hızla koşarken çevresinde bulunan birkaç yıkık çadırı, yattığı yerde ki toprakla birlikte içine çekip yok olumuştu. İçine çekilmesini engelleyemediğimiz Yalım’da ortadan kaybolmuştu.
Her şey son bulduğunda tüm bedenim titremeye başlamıştı. Rau Panu’nun dedikleri zihnimde yankılanırken Aybars’a ve Kutay’a baktım. Yorgun bir tebessümü onlara göndermek için hareket ettiğimde her şey benim için karanlığa bürünmüştü. Hatırladığım tek şey adımla bana seslenmeleriydi.