🎧 Can't Help Falling İn Love (Dark Version)- Brooke
Yanan çadırlar. Çamurun içinde cansız yatan bedenler. Yağmur suyunun içini doldurduğu büyük ayak izine yansıyan ay ışığı bir saat içerisinde yaşadığımız olayın canlı bir kanıtı olarak duruyordu. Duman kokusu her yeri sarmıştı. Yangını söndürmeye çalışan birkaç kişi vardı. Köye yavaş yavaş gelmeye başlayan köylüler görmedikleri vahşetin büyüklüğünü yıkıcı sonucu yeni fark ediyorlardı.
İlerledim.
Yerde cansız yatan kadını gördüğümde duraksadım. Onu kurtaramamıştım. Ona yetişememiştim.
Adımlarımı ona yaklaştırırken kulağıma dolan ağlama sesi ile etrafıma bakındım. Bir bebeğin boğuk ağlama sesini duyuyordum. Titreyen bakışlarım yerde yatan ve kurtaramadığım kadının olduğu yere sabitlendi. Hızlı adımlarla koştum. Kadını yattığı yerde çevirip bana dönmesini sağladım. Gözleri hala açıktı ve beyazlaşmıştı. Kucağında ise eski basit bir örtüye sarılı bir bebek duruyordu. Çığlık çığlığa ağlamaya devam ediyordu.
Dizlerimin üzerine çöküp bebeği kucağından almaya çalıştım. Kolları bebeği öylesine sıkmıştı ki onu ondan ayırmasına izin vermeyecek gibiydi. Ölmüş olmasına rağmen.
Gözlerime dolan yaşlara engel olmak istedim. Sonunda güçlükle kaldırdım kadının kollarını ve kucağında henüz yeni doğmuş bebeği kaldırdım. Yıkanmamıştı. Çamur ve kanla karışık bedeni ayazın soğuğunda titriyordu. Üzerimde ki deri yeleği çıkarıp ona sararken göz yaşlarımın akmasına engel olamamıştım. Ağlayışı son bulmamıştı. Başımı ona eğip “Özür dilerim…” diye fısıldadım. “Özür dilerim anneni kurtaramadım.”
Bebek ağlamaya devam ederken etrafa bakındım. Adımlarımı hızlandırdım. “Yardım edin!” diye bağırdım. Herkesin hali perişandı fakat bu bebek yaşamak zorundaydı. Yaşlar yanaklarımdan aşağıya yuvarlanmaya devam ettikçe bana yardım edecek birilerini aradım.
“Umay?”
Bana seslenen kişiye başımı kaldırdım. Gözde bana bakarken onu gördüğüm için hiç bu kadar mutlu olmamıştım. Ona doğru koşturdum. “Bir bebek…” dedim. Kucağımda tuttuğum bebeği görünce gözleri irileşti. “Onu nereden buldun?” Başımı sallarken az ileride ölü yatan bedeni gösterdim. “Annesini kurtaramadım.” Sesim titriyordu. Ve bu soğuktan değildi.
“Sana yardım edeceğim benimle gel.”
Birlikte henüz yıkılmamış bir çadırın içine girdik. Yerde sönmüş durumda olan ateşi yakmak için çabaladı. Islanmış odunlar bir türlü yanmıyordu. Sonunda dayanamadım ve ateş büyüsü yaparak odunların alev almasını sağladım. Bebeği ateşin yanına yaklaştırıp ısınmasını sağladım. Ağlamaktan yorulmuştu. “Yemek lazım…” diye konuştum. Yeni doğmuş birisinin beslenmesi şarttı. Ve yıkanması gerekiyordu.
“Halledeceğim.”
Çadırın içinden çıkarken hemen ardından başka birisi girmişti. Kutay bana bakarken kucağımda tuttuğum bebeği gördüğünde şaşkın bir nida çıkardı. Dudaklarım titrerken bir gülüş gönderdim ona. İki adımla yanıma geldi. “Annesini kurtaramadım…” Yeniden ağlamak için çırpınan göz pınarlarımı durdurmak için elimden gelen her şeyi yaptım. “Annesini kurtaramadım.” Sonunda ağlamaya başladığım zaman bana ulaştı ve yaşlarımı sildi.
“Fakat onu kurtardın.”
Bana teselli vermeye çalışırken yarım yamalak sarıldı. Başımı boynunun altına yerleştirdim. Onun bana sarıldığı gibi ben de bebeğe sarıldım. Bebeğin ağlaması bitmişti. Tamamen yorgundu. Parmağını uzattı ve bebeğin ağzına yerleştirirken sanki hissetmiş gibi dilini dışarıya çıkardı ve Kutay’ın parmağını emmeye başladı. Bir kıkırtı dudaklarından kaçarken acıkan bebeğin nasıl parmağını emdiğini gördüm. “Sanırım bu her bebekte işe yarıyor.”
Zihnime düşen henüz bebek olan benim onun parmağını emişim geldi. Gülüşüm hala buruk bir şekilde yüzümde duruyordu. “Ona bir isim verdin mi?” Başımı kaldırıp ona baktım. “Annesi ölmüş olabilir fakat babası hala hayattaysa.” Bakışlarımız bir araya geldi. Ateşin yansıması gözlerine vuruyordu ve yeniden güzel bir şekilde parlamasını sağlıyordu.
“Dediğin gibi babasını arayalım.”
Başımı sallarken beni yeniden teselli etmek ister gibi saçımı okşadı. Alnını alnıma bastırırken “Kendini üzme Umay. Eminim annesi de bebeğini korumak için her şeyi yapmıştır,” diye konuştu. O an kadını görmemişti Kutay. Bebeğini kucağında nasıl tuttuğunu da. Fakat ağlama sesini duyduğumda ona nasıl sıkı sıkı sarıldığını gördüğümde… Onu korumak için her şeyi yapmıştı evet.
“Biraz süt…” İçeriye hızlıca giren Gözde’nin sesini duyunca Kutay benden uzaklaştı. Başımı eğip ona bakarken gelmesi için işaret ettim. Yanımıza yaklaşırken ateşin üzerine bir tas koydu ve sütü içine doldurmaya başladı. “Eğer bebeğin ağzına parmağını bu şekilde koyarsan ağlaması duracaktır. Süt hazır hale gelene kadar yapabilirsin değil mi?”
Annemin küçük Kutay’a söylediği sözler kulağımda çınladı. Gülümseyerek ona baktım. Uzandı ve alnımdan öptü. “Kader bize anılarımızı hatırlatıyor. Farklı şekillerde bile olsa…” Yanımdan ayrılırken bu tuhaf tesadüf onun içinde önemli olmalıydı. Çadırın içinden çıkarken oturduğum yerden kalktım ve kenarda duran suya yöneldim.
“Nereye gidiyorsun?”
Sanki kocasını dışarıya uğurlayan bebekli bir anne gibi hissettim kendimi. Bu tuhaf düşünceyi uzaklara gönderdim. “Bebeğin babasını bulmaya.” Bana ufak bir bakış atarken ne yaptığımı izlemeye başladı. Bebek kucağımda zorlukla ellerimi yıkıyordum. Eğildi ve ellerimi yıkamama yardım etti. Çoğu zaman sinir bozucu tavırları olmasına rağmen bazen nazik tavırları ile beni kendisine fazlasıyla düşürüyordu. Şu an da olduğu gibi.
“Ne diyeceğim…” diye başladı cümlesine. Dudakları alaycı bir tebessümle yayılırken konuşmaya devam etti. “Eğer bebeğin babasını bulamazsak onu evlat edinelim.” Kaşımın birisini kaldırırken ne kadar ciddi olduğunu anlamaya çalıştım. “Şu an bir diyar kurtarmaya çalışırken bebek bakmamızı nasıl düşünürsün?”
Zihnimde Aybars, Kutay ve benim kötü ruhlar ile savaşırken kucağımıza bağladığımız bebeği hayalettim. Bu gerçekten saçma bir sahneydi. Onun için güzel bir ev bulmamız lazımdı. “Tüm bunlar bittikten sonra onu yanımıza alalım.” Kalkan bir kaşıma diğer kaşımda eşlik etmiş ve alnımın kırışmasını sağlamıştı. “Bebeğin baba olma görevini üstlenebilirim.” Onu dinlerken gerçekten tüm bunları ne zaman düşündüğünü merak ettim. Ya da belki de şu an bir anda zihnine düşmüştü.
Sonunda ellerimin temizliği biterken sıkıca tutmaya devam etti. Parmakları soğuk suyla soğumuştu. “Sende annelik görevini üstlenebilirsin.” Açık bir şekilde kendisini ifade ederken bunun öylesine söylenen sözler değil anlık hisleri ile karar verdiği bir düşünce olduğunu anlamıştım. “Şu an bunu düşünecek zaman değil,” dedim kafamı daha fazla karıştırmasına izin vermek istemiyordum. Dikkatimi bebeğe çevirdim. “Bebeğin babasının yaşadığını bilmek istiyorum.”
“Şu an bunu düşünecek zaman değil…” Kelimeler dudaklarından tatlı bir tebessümle dökülürken sanki ona bir fırsat vermişim gibi hissettim. Asıl demek istediğim bu değildi. İhtimaller üzerine hareket edemezdik. Ve ben bir bebek bakma durumunda değildim. Ellerimi ondan kurtarıp ayağa kalktım. “Yani bu ileride olabilecek ihtimaller arasında. Ve bu da demek oluyor ki…” Kıkırtısı çoğalırken oturduğu yerden kalktı. Neye bu kadar çok mutlu olduğunu anlamamıştım. Kovar gibi onu çadırdan gönderirken kızdım. “Git ve babasını bul!”
Arkasından ittirerek çıkardığım Kutay’a sırtımı döndüğümde tenim alevler içinde yanmaya başlamıştı. Anlık duygusallığım ile bu düşünce kalbimi aleve vermişti. Kendi kendime heyecanın içinde dans etmeye başlamamı engelleyen ağlamaya başlayan bebeğin sesiydi. Yıkanmış elimi ısıtmak için alevin başına geçtim. Parmağımı dudaklarının arasına yerleştirip susmasını sağlarken onu kandırdığım için kendimi kötü hissediyordum.
“İyi olacaksın bebeğim. Mama birazdan hazır olacak ve gerçek yemeğini yiyeceksin.”
Tüm bunlar yaşanırken yanımızda duran Gözde hala ateşin başında duruyordu. Bir zamanlar peşinden koştuğu kız karşımda süt pişiriyordu. Gözlerini ateşe dikmiş bakıyordu. Dudaklarını sımsıkı bastırmış ve düz bir çizgi haline gelebilmesi için çabalıyordu. Şekilli bir burnu ve beyaz teni pürüzsüz duruyordu. Her zaman gözenekler ve aknelerle uğraşan benim aksime fazlasıyla iyiydi. Böyle bir kızın ufak bir kur yapması ile Kutay’ın ondan hoşlanması fazlasıyla normaldi. Özellikle kimse onu istemediğini düşünürsek bu durum kaçınılmaz bir sondu.
Yani bana bu kadar takıntılı olması anneme verdiği bir sözdü. Bu sözü kendisine bir görev gibi omuzlarına bindirmişti. Benden hoşlanmıyordu bana takıntılı bir adamın bana olan ilgisi benden çok daha güzel olan bir kadının ilgi göstermesi ile son bulacaktı. Ve ben de kendimi onun boş umutları ile doldurup üzülmek istemiyordum. Tüm bunlar bittikten sonra kötü ünü ile bilinen Kutay genç kızların kahramanı olacaktı. Ve böylesine yakışıklı bir adamın peşinden koşturacak kadınları tahmin dahi edemiyordum.
Zihnime bir anda Kerey’in karşısına geçip dans edişini anımsadım. Sinirlerim daha fazla tepeme çıkarken ne kadar süredir baktığımı bilmediğim Gözde sonunda mavi gözlerini bana kaldırdı. “Bakışlarınla beni öldürmeye mi çalışıyorsun?” Dudaklarında itici bir tebessüm oluştu.
Ona karşılık olarak yapmacık bir tebessüm gönderdim ona. “Süt ne zaman olacak?” Bakışlarımı süte indirdim. Kaynamaya hazır sütü gördüğümde ben uyarı vermeden kaldırdı. Çadırın içinde hareket edip süt ile uğraşırken benimle konuşmaya başladı. “Merak etme eski sevgilimi geri almak gibi bir düşüncem yok. Aranıza girmeyeceğim yani.” Eğer gerçekten beni sinir etmek için bunu yapıyorsa evet kesinlikle işe yarıyordu.
“Sence bunun için endişeleniyor gibi gözüküyor muyum?”
“Öyleyse neden beni yiyecek gibi baktığını sorabilir miyim?”
“Aybars ve senin aynı ailede nasıl büyüdüğünüzü merak ediyorum?”
Bana tuhaf bir bakış attı. Arkasına dönüp yeniden sütü soğutmaya devam etti. Başımı eğip bebeğe baktım. Onunla konuşmak dahi istemiyordum. Odada ki tek ses odunun yanarken çıkardığı gürültü sesiydi. Yanıma yaklaşırken sütü bana gösterdi. Bir kasenin içinde duruyordu ve elinde bir kaşık vardı.
“Bana temiz bir bez parçası ver.”
Ne bahsettiğimi anlamamış gibi bana soru sorarken uzatmaması için ikinci kez söyledim. Sonunda bir bez parçası uzattı. Sütün içine bastırıp emmesini sağladım. Ardından bebeğin ağzına yerleştirip emmesi için uğraştım. Tamamen doyana kadar bu işlemi devam ettirirken yıkanması için çoktan bir suyu ateşin üzerine yerleştirmişti. Altına birkaç odun daha gönderdi.
“Kutay, bana hiçbir zaman sana davrandığı gibi davranmadı.”
Aniden sözcükler ağzından dökülmeye başladığında aralarında ne geçtiğini öğrenmek en son istediğim bilgiydi. Fakat ben onu durdursam bile devam edeceği belliydi. “Evet fazlasıyla nazik birisiydi fakat sana baktığı gibi bana bakmadı. Sadece ilgiye aç birisiydi bu kadar.” Bakışlarımı ona kaldırdım. Sakince ateşi izliyordu. Ne düşündüğünü merak ettim. Çok az zaman birlikte geçirdikleri için aralarında bir bağ oluştuğunu mu düşünüyordu gerçekten?
“Bu beni ilgilendirmiyor. Ve eğer duymak istediğim birisi varsa bu sen değil, Kutay olurdu!”
Kutay’ın başına gelenleri hatırladıkça sinirlerim geriliyordu. Hiçbir suçu yokken onu suçlamıştı. Ve daha kötü muamele görmesini sağlamıştı. Böyle bir kadının ağzından çıkacak hiçbir kelimeye güvenmiyordum.
Yüzünü dikkatlice incelerken onu kışkırtmak istedim. Ne düşündüğünü öylesine merak ediyordum ki? Böylesine bir kadının bir zamanlar peşinden koşan bir adamın artık ona bakmadığını bildiği için pişman olmasını istedim. “Ona gerçekten güveniyorsun,” cümleler ağzından çıkarken nefretle söylemişti bunları.
Bebek doyduktan sonra huzurla uyumaya devam ediyordu. “Ona güvenmemem için bir neden var mı?” Kesin bir şekilde sordum.
“Evet o Rau Panu’nun ikizi.”
Bu bir neden değildi. Bu ona güvenmemek için bir bahaneydi. Yüzü tuhaf bir ifade alırken şimdi ne düşündüğünü yavaş yavaş anlamaya başlamıştım. Belki de o zamanlar güzelliğine tutulmuştu Kutay’ın fakat dövüldüğü zaman korkuyla kaçmıştı. “Yani bu bahanenin arkasına saklanarak ondan nefret etmek için bir neden arıyorsun.” Yüzünü ekşitti. Dilini şaklatırken onu kışkırtmaya devam ettim.
“Dedemin yüzünü Kutay almış olsa bile karakterine sahip olan benim.” Bu sadece uydurmacaydı. Onu tuzağa çekmek için bir yalan. Sanırım bunda bir problem olmazdı. “Fakat buna rağmen kardeşin Aybars ile yakın arkadaşız.” Bu örneği ona verirken istediğimi elde etmiş gibiydim. Yüzü daha fazla karardı. Evet, tahmin ettiğim gibi Kutay’ı o da sevmişti. Fakat Kutay’ın sevgisine sahip olamayacak kadar cesur birisi değildi.
“Yıllarca dedesinin yanında yaşayan Kutay’la, İnsan Diyarı’nda yaşayan sen arasında fark var.” Bana karşı çıkan sesi çadırın içini kapladı. Fakat daha çok kendini ikna etmeye çalışıyor gibiydi. Başımı salladım. Kucağımda ki bebeğe daha fazla sarıldım. “Hayır,” diye ona karşı çıktım. “Kutay’la benim aramda hiçbir fark yok. O kimsesiz bir bebeğe baba olmayı düşünecek kadar güzel bir adam.” Sözlerime gülerken sesimi daha fazla ciddileştirdim.
“Fakat şunu diyebilirim. Benimle senin aranda ki fark ne biliyor musun? Sen Kutay’a güvenmek yerine sırtını döndün. Fakat ben kendimi Kutay’a gözlerim görmezken emanet edecek kadar güveniyorum.”
Şimdi görmek istediğim yüz ifadesini gördüğüm zaman mutlu olmuştum. Neyden bahsettiğimi fazlasıyla iyi biliyordu. Yıllar önce Kutay’a güvenmek yerine ona sırtını dönmüştü. Ve ona ihanet etmişti. Sevgisine ihanet etmişti. Oturduğu yerden kalktı. “Hiçbir şey bilmiyorsun! O zaman neler yaşadım hiçbir şey bilmiyorsun!”
“Evet, bilmiyorum fakat bana benim tanıdığım adamı kötüleme!”
Sesi ağlamaklı çıkıyordu. Çenesi titrerken yüzünde ki hayal kırıklığı giderek büyüyordu. Ve bunun asıl sebebi kendisiydi. Kendisini bu hale düşüren oydu. Çünkü Kutay bana ondan bahsederken sevgi ile bahsetmişti. Bir kırgınlığı yoktu. Kendisine bu kadar ağır bir şekilde ihanet eden kadına rağmen sakinliğini korumuştu. O gerçekten özel bir adamdı.
Çadırdan çıkmadan önce hareket etmek için aceleyle konuştum. “Sana teşekkür etmeliyim.” Durduğunu göz ucuyla görebiliyordum. Yüzümde ki memnuniyet giderek büyüyordu. “Eğer o zaman ona ihanet etmemiş olsaydın şimdi bana gelmezdi.” Kışkırtmamın son noktasına geldiğinde yüksek sesle bağırdı.
“Kapat çeneni!”
İçime dolan gururla gülmeye devam ettim. Ayaklarını yere vurarak çadırdan dışarıya çıkarken kaynamaya başlayan suyu izledim. Keyfim fazlasıyla yerindeydi. Herkesin durması gereken bir yer vardı. Bana ve bana ait olana dokunmanın ne demek olduğunu bilmeleri gerekiyordu.
Kıkırtım çoğalırken bebeğe baktım. Az önce annesi ölen bir bebeğin yanında bu şekilde hareket etmemin verdiği acı ile yüzümde ki tebessüm solarken “Üzgünüm bebeğim. Annenin yasını tutmam gerekirken bu yaptığım yanlıştı.” Ona bakıp gülümsedim. Hiçbir şeyden haberi yoktu. Masum ve karnı doymuş bir şekilde uyuyordu.
Çadırın içinde bir hareketlilik sezdiğimde başımı kaldırıp baktım. Kutay çadırın girişinde duruyordu. Yüreğim çarparken az önce ki konuşmaları duymuş muydu diye düşünerek endişelendim. Gözlerinde tuhaf bir ışıltı vardı. Dudaklarında az önce bana bebek ile ilgili planlarını söylerken aldığı tebessüm vardı. “Kutay?” Ona seslenirken bebeğin babası ile ilgili güzel haberler duymak istedim. Yeniden dudaklarımı açıp ona soracağım sırada hızlı adımlarla yanıma yaklaştı. Yanımda diz çöktü. Ne yaptığını anlayamadan başımın arkasına yerleştirdiği eli ile beni kendisine yaklaştırdı.
Dudaklarımın üzerinde hissettiğim sıcak ve yumuşak dudaklarla ne olduğunu bir türlü anlayamıyordum. Onu ne geriye itebiliyordum ne de geri çekilebiliyordum. Birbirimizden kendisini ayırmadan bir kez daha bastırırken kalbim deli gibi atmaya başlamıştı. Tüm bedenim alevler içinde yanıyordu. Ve ben sonunda neden tam bu anda gözlerin kapandığını anlamıştım. Hissetmek… Ve buna daha fazla odaklanmak… Zihnim bunun olmaması için çırpınırken gözlerimi kapattıktan sonra hissettiğim tek şey tenimde ki eliydi. Kalbimin deli gibi atışıydı.
Sonunda benden uzaklaşırken kapattığım bakışlarımı sakince açtım. Bu az önce Gözde’yi kışkırtarak konuşmamın hepsini duyduğu anlamına geliyordu. Ve bunu yapmak isteyecek kadar fazlasını duyduğu anlamına da geliyordu. Soğuğa rağmen ateşler içinde yanan yüzümü ondan saklamak istedim. Bakışlarımı ondan kaçırırken “Ne yapıyorsun?” diye kızmaya çalıştım. Fakat sesim titrek ve özgüvensiz çıkıyordu.
“Asıl ben teşekkür etmeliyim her şeye rağmen bana güvendiğin için.”
Çocuksu ses tonu tüm o yaşadığı zorlu günleri affettiğini gösteriyordu. Ya da artık yalnız kalmadığını ve bu soğuk dalgacı tavırların altında kendisini gizleyen çocuksu yanını saklamak zorunda kalmadığı içindi. Bir çok farklı düşünce zihnimden akıp giderken çok daha farklı şeyler söyledim ona. “Bu beni öpebileceğin bir neden değil.” Başını eğip ısrarla gözlerime bakarken kendimi daha fazla çekingen hissettim. Ben utanıyordum. Her zaman böyle anlardan utanmam diyen ben şu an utancımdan başımı toprağa gömmek istiyordum.
“Bu sadece seni öpmek için sunabileceğim ufak nedenler birisi!”
“Nasıl?” Ona hayretle bakarken böyle bir şeyi nasıl kolay bir şekilde söyleyebilirdi. “Söylediğin tüm o sözlerden sonra yerimde duracağımı düşündün mü gerçekten?” Bakışları üzerimden bir an olsun çekilmiyordu. Yüzümü ateşe çevirip hala kaynamakta olan suya baktım. “Onlar… Sadece Gözde’yi kırmak için söylediğim sözlerdi. Beni nasıl öpebilirsin?”
Dudağımın içini kemirirken hala o anları aklımdan çıkaramıyordum. “Senden bahsediyoruz Umay. Bildiğim bir şey varsa kesinlikle yalan söylemeyeceğin. Özellikle başka birisi hakkında.” Saçlarımı kulağımın arkasına iterken homurdandım. Bebek ufak bir ses çıkarırken zamanlamasının mükemmel olduğunu hissettim.
“Bebeği yıkamam lazım. Hareket edip ve bana yardım et. Senin hesabını daha sonra soracağım.”
Sözlerimi yerine getirmek için başını sallarken kalktı ve etrafı dolaştı. Bir boş kap bulurken içini su doldurdu. Ardından yanıma gelip ateşin üzerinde ki kaynayan sudan biraz daha ekleyip bebek için suyu hazırladı. Sıcaklığını benim sayemde ayarladıktan sonra bebeği yıkamaya başladık. Göbek bağı öylesine hızlıca bir dala bağlanmıştı. Gözlerim yeniden dolmuştu. “Bebeğin babası?”
Sonunda korktuğum soruyu sorarken ona baktım. Yüzü kararırken ağzından dökülecek sözcüklere kendimi hazırladım. “Çevredekiler babasının bir süre önce öldüğünü söylediler…” Kelimeler dudaklarından dökülürken nefesimi tuttum. Nemli gözlerim bebeğe çevrildiğinde dolan gözlerim yüzünden görüşüm bulanıklaşmıştı. Zarar görmeden yıkanmasını tamamladım. Buğday teni tamamen yıkandıktan sonra göstermişti kendisini. Siyah uzun saçları başının etrafını sarmıştı. Uzun kirpikleri vardı. Çok güzel bir erkek çocuğuydu.
Onu bir beze sardım. İyice kuruladıktan sonra bebek bezi niyetine başka bez parçaları kullandım. Tanımadığım birisinin çadırında tüm bunları yapmanın ne kadar doğru veya yanlış olduğunu bilmiyordum. Tek yaptığım bu işlemi tamamlamaktı. En sonunda onu sardığım zaman yeniden kollarımın arasına aldım.
Soğuyan sütü hala sıcak olan suyun içine özenle koydum. Yeniden ısınması için bana yardım ederken konuşmaya başladı. “Adını koymaya karar vermeliyiz.” Başka seçeneğimiz yoktu. Anne ve babası bir hayat geçirecekti bu yüzden ona iyi gelecek bir isim düşünmeye başladım. Başımı eğdim ve hiç düşünmek istemediğim sonla karşılaştığım için içim biraz daha sızlamıştı.
“Belki de ben ismini koymalıyım.”
Başımı kaldırıp ona baktım. Başımı olumsuz sallarken düşüncelere daldım. İçimde hissettiğim adını koyma heyecanı ile sürekli isim düşünüp duruyordum. “Sence… Eren nasıl?” Heyecanla bakışlarımı ona çevirdim p. Başını sallayarak gülümsedi. Bu İnsan Diyarı’nda çokça kullanılan bir isimdi. Ve aklıma başka yabancı köken karışmadan aklıma gelen ilk isimde buydu.
“Eren… Güzel bir isim.”
Bebeğin başını okşarken konuştu. “Merhaba Eren. Ben Kutay ve o da Umay.” Kelimeler ağzından dökülürken gerçek anneme heyecanla söylediği sesi kulaklarımda yankılandı. Bebek ufak bir ses çıkarır gibi hareket ederken çadırın içine giren kişiye dönüp baktım.
Aybars yorgun bir şekilde sallanarak yanımıza gelirken kucağımda tuttuğum bebeğe bakış attı. “Bu bebek nereden çıktı?” Soru sorarken kılıcını kenara bırakmıştı ve yanımıza oturmuştu. Ateşin başında ellerini birbirine sürtüp ısınmaya çalışırken ona olanları anlattım. Üzgün bakışları bebeğin üzerinde dolaşırken Kutay hızlı bir şekilde konuştu. “Bu da Cesur Yürek amcan Aybars. Ona da merhaba de ufaklık.” Kutay fazlasıyla eğleniyor gibiydi. Aybars omzuna vurup ona çıkışırken kısa bir süre gülüştüler.
“Koruyucu olmak berbat bir şey,” dedi bebeği severken. Yaptığı şeyi kısaca anlatmaya çalıştı. Halkı toparlayıp geçici olarak çadırlara yerleştirip geceyi geçirmelerini sağlamıştı. Dedesinin cenazesi ile birlikte bir çok kişi yarın gömüleceğini söylerken sesi titriyordu. Hala dedesinin acısını çekiyor olması fazlasıyla normaldi. Rahat bir şekilde bu acıyı yaşayamamıştı.
“Yarın sana yardım ederiz. Ve bu bebeğe bir aile bulmamız gerek.” Ona bakarken çoktan alışmıştım. Başka birisine vermek canımı sıkıyordu. Fakat henüz bir bebek bakma gücünü de kendimde bulamıyordum. Isınan sütü soğutmak için uğraştım. Bebeği yeniden yedirdikten sonra bizim için hızlıca hazırlanan banyolarda duş almış ve geceyi nöbet tutarak tamamlamıştık.