🎧 Monsters- XEAH
Odanın içinde kahkaha yankılanmaya devam ediyordu. Onu durdurmak için çabaladım fakat beni dinlemiyordu bile. "Yani ona o kadar şey yaptıktan sonra bir de üzerine tokat mı attı?" Kahkahası yeniden şiddetlendi Aybars'ın. Dün akşam yanından ayrıldıktan sonra yaşadığım şeyleri anlatmıştım. Şimdi ise benimle uzun bir süre dalga geçeceği fazlasıyla belliydi. "Aybars vurmak istemedim bir anda yaptım. Ve bu kesinlikle şiddetli bile değildi."
"Tamamen yalan!" Odanın içinde başka bir ses yankılanırken ikimiz aynı anda dönüp sesin sahibine baktık. Taş zeminin üzerinde adımlarını atarken Aybars yeniden kahkahalarına devam etti. "Umay'dan tokat yemen! Onun bedenini Kerey ele geçirdiğini sanman. Umay baştan sona komedisin." Yanaklarımı şişirip ona öfkeyle baktım. Gözünün altını yalanla sildi, gülmekten ağlamış gibi. Aybars'ın yattığı yatağın diğer tarafına yerleşti ve bacağını dizinin üzerine attı. Yanağını göstererek "Burası kıpkırmızı oldu. Kesinlikle eli çok ağır. Ve hiçbir suçum yoktu!" diye ağlama taklidi yaptı Kutay.
Kutay bana kırgın olduğunun farkındaydım. Hala neden bunu neden yaptığımı bilmiyordum. Anlık hareketlerim sonrasından beni pişmanlığın içine sürüklüyordu. Öfkeli olduğum an o bir kaç dakika benden uzak durman gerekiyordu. Tokat atmak gibi salakça şeyler yapabilirdim. "O an neler düşündüğümü bilmiyorsun ve Kerey bedenini ele geçirmesine rağmen benimle dalga geçmeye devam ettin." Yapmam gereken özür dilemekti fakat bunun yerine hala kendimce direnmeye devam ediyordum. Aybars dalga geçmeye devam ederken hizmetlilerden birisi elinde tepsi ile yemek getirdi. Yemeği kızdan aldım ve kucağıma yerleştirdim. "Bana yemeği sen mi yedireceksin?" Merakla gözlerime bakan Aybars oturduğu yerde dikleşti. Kaşığı çorbanın içinde karıştırdım. "Evet bu halde nasıl yemek yiyebileceksin ki?"
Yüzü aydınlanırken bir anda yatağın diğer tarafında sessizliğini bozan Kutay lafa karıştı. "Aybars yemek yiyebileceği kadar güç toplamıştır!" Sözleri Aybars'ın mutlu olmasını istemediğini belli ediyordu. 27 yaşında ki bir adamın çocuksu hareketleri ile daha fazla uğraşmak istemiyordum. "İyice dinlenmesi ve yemesi gerek. Sen bunu düşünmek yerine buradan nasıl gideceğiz onu düşün! Burayı bizden çok sen daha iyi biliyorsundur." Kutay oturduğu yerde mızmızlandı ve ayağa kalkıp yatağa oturdu. Aybars ve ben şaşkınlıkla ona baktık. Elimde ki kaşığı ve tepsiyi alırken ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordum hala. "Ona ben yediririm," diye konuştuğunda Aybars ve ben aynı anda şaşkınlıkla ses çıkardık. "Ha?"
"Bakmayın bana öyle. Umay'ın sana yemek yedireceğini düşünüyorsan yanılıyorsun Cesur Yürek!"
"Bu şekilde davranınca da Umay sana aşık falan olmuyor!"
"Bu Umay ve benim aramda paşam başka sorunuz?"
"Umay'ın bana yemek yedirmesi de onun ve benim aramda!"
Çocuk gibi atışmaya başlamışlardı. Gözlerimi ovuşturdum ve bu yaptıklarına son vermeleri için çok basit bir cümle kullandım. "Erkek aşkı görmek gerçekten çok daha zevkli geliyor bana." Sözlerim ikisi ani bir şokla söz kavgasını kesmiş ve bana dönmüşlerdi. Dalga geçer gibi gülüp sözlerime devam ettim. "Bazen siz ikinizin birbiri arasında bir şey olduğunu düşünüyorum."
İkisinin yüzünde tiksinme ifadesi olurken yemek yedirmek için uğraşan Kutay kaşığı gürültü ile tepsinin içine bırakıp yemeği Aybars'ın kucağına bıraktı. Bu sırada ikisi de bunu inkar etmeye çalışıyordu.
"Böyle bir şey düşündüğüne inanamıyorum, Umay!"
"Saçma sapan konuşmaya devam etme bile! Ne dediğinin farkında mısın?"
Aybars'ın sözlerine Kutay öfkeyle söylenmişti. Başarım için alkışlayıp kendimle gurur duydum. Zafer gülümsemem ile Aybars'ın yemek yemesi için işaret ettim. "Bazen hareketleriniz öylesine çocuksu oluyor ki? Karşımda çocuk mu var yoksa yetişkin iki erkek mi ayırt edemiyorum." Kutay yanda ki yatağa geri oturdu ve surat astı. Aybars bana hala inanmamış bir ifade ile bakıyordu. Fakat asıl olay bu değildi. Bizim bir şekilde buradan çıkmamız gerekiyordu. Rau Panu'nun elinden bir kez kaçmıştık ve Kutay bir şekilde şans eseri geri dönmüştü fakat şimdi ilki kadar şanslı olamazdık.
"Buradan çıkmamız gerek."
Asıl konu hakkında konuşurken Aybars çoktan yemeğini yemişti. Yüzünde ki morluklar biraz daha iyiydi. "Dünden beri kaçış için nokta arıyorum fakat dövüşmeden gizlice kaçabileceğimizi sanmıyorum." Kutay bunu söylüyorsa eminim ki sıkıntılı durumun içindeydik. "Rau Panu'nun buraya gelmesi ne kadar sürer?"
Dudak büzdü Kutay. Bu belirsizlik anlamına geliyordu. Eninde sonuna yakalanacaktık fakat hiç olmadı Şaman Balaban ile görüştükten sonra olacağını düşünüyordum. Bu kadar hızlı bir şekilde yakalanacağımızı tahmin etmiyordum. Başıma ağrılar giriyordu. "İki seçeneğimiz var. Geldiğimiz kapıdan çıkmak ve bu fazlasıyla zahmetli bir iş. İkincisi ise Işınlanma büyüsü." Bal rengi gözler beni bulurken burada işin bana kaldığını gösteriyordu.
"Işınlanarak gitmemiz daha mantıklı değil mi?" Aybars düşüncesini söylerken Kutay onu başını sallayarak onayladı. "Ben işaretleri bir kağıda çizeceğim ve söylenmesi gereken sözleri de aynı şekilde. Umay sayesinde kaçabiliriz." Ellerimi yumruk yapıp kararlı oluşumu göstermek için başımı salladım. "Sadece çizimi yapıp bana bırak," dedim.
Biz kendi aramızda konuşurken içeriye dolan ince bir ses sözlerimizi bölmüştü. "Şuraya bakın. Kaçak grup buradaymış," diye konuştu Kerey Kaan. Onun her zaman erkek olduğunu düşünürdüm fakat demek ki cinsiyeti yoktu. Ve hangi beden hoşuna giderse o bedenin içine yerleşiyordu.
Girdiği bu beden 20'li yaşlarında genç bir kızın bedeniydi. Kızıl kıvırcık saçları ve yeşil gözleri vardı. Bedeni şekilli ve güzeldi. Geniş kalçalı ve ince beli. Şekilli dudakları ve çekici göz yapısı vardı. Giydiği kıyafetler kış ayından çok yaz aylarının kıyafetleriydi. Ve bu bedene çok yakışmıştı. Seçtiği beden gerçekten çok çekici bir bedendi. Ayağına taktığı halhal şıngırdadı bize yaklaşırken. Onu izlerken ne yapacağını merak ediyordum. "Tatlım nasıl beğendin mi? Senin hırçın hallerini kıskandığım için senin kadar çekici bir beden seçmek istedim kendime." Dün gördüğüm bedenin aksine bugün bambaşka bir bedene sahipti. Ve en kötüsü de bu bedenlerin sahipleri artık yaşamıyordu.
"Sen bir psikopatsın!"
"Bu iltifatı almak gerçekten kalbimi ısıttı."
İlgi çekici bir şekilde şakıdı odanın içinde. Yürüdü ve Kutay'ın yanına gelince elini omzunun üzerine yerleştirdi. Bu ilgi çekici kadının yanında Kutay fazlasıyla hoş bir görüntü oluşturuyordu. Kaşlarım çatılırken Kutay dönüp ona baktı. Kaşını kaldırırken havaya "Sorun mu var?" diye tersledi onu. Kerey iki elini alkış yaparak heyecanla konuştu. "Size güzel bir haberim var."
Hepimize bakarken ne diyeceğini bekledik. Dilini damağına bastırıp şaklattı ve heyecanla ellerini sallayıp bileziklerin ses çıkarmasını sağladı. "Dedeniz sizi almaya geliyor. Bir kaç saat içerisinde burada olur." Birbirimize korkuyla bakarken elini uzatıp Kutay'ın yüzünde gezdirdi. Uzun saçları gibi sakalları da iyice uzamıştı ve yüzünü kapatıyordu fakat buna rağmen yakışıklılığı kapanmıyordu. "Rau Panu'cuğumdan seni defalarca istememe rağmen hiç razı gelmedi." Üzülürmüş gibi bir ses çıkardı. Kutay kendisini elinin altından kurtarırken gözlerimi devirdim.
"Peki şimdi ne olacak?" Aybars'a cevap veren yine Kerey olmuştu. "Ah tatlım torunlarını almaya gelen bir dede seninle ilgileneceğini sanmıyorum," diye konuşurken oturduğum yerde kalktım ve Kerey'e döndüm.
"Şu lanet varlığını al ve defol git!"
"Bu kız gerçekten çok çılgın. Saçlarının güzelliğine bakın." Uzanıp saçlarıma uzanmak istediği zaman geriye çekildim ve bana dokunmasına engel oldum. Kerey öfkeyle söylendi. "Kayra Han eserlerini görüyor musun? Bu bencil varlıklara ne yaparsam yapayım nankörlük görüyorum."
"Defol!"
Hiddetli sesim odanın içinde yankılandı. Kendisinin mükemmel olduğunu düşünerek odadan çıkmadan önce son kez bize baktı. "Rau Panu'nun kesin emri olmasaydı çok o dağda gebermiştiniz biliyorsunuz değil mi?"
Soğuk sesi bizden ne kadar nefret ettiğini belli ediyordu. Bakışları yüzümde dolaştıktan sonra tekrar Kutay ve Aybars’a döndü. Eğilip Aybars’ın yanağından ufak bir makas alırken göğüs dekoltesini ekstra gösteriyordu. “Bu iki çılgın kuzen gittikten sonra benimle kalmaya ne dersin yakışıklı? Koruyucu olsan bile sana ayrıcalık göstereceğim.” Aybars kendisine dokunulması ile geriye çekilip dokunuşundan kaçındı. “Bir şeytan ve bir yan yana gelince olacak tek şey senin ölmen olur!” Kerey kahkaha attı. Elini tekrar uzatıp sarı saçlarını karıştırırken bu sefer ben hareket etmiş ve bileğinden tutup onu ittirmiştim.
Bana öfke ile soluyarak baktı. “İki erkeği de kendine almak isteyerek ne yapmaya çalışıyorsun? Bir harem kurmak istiyorsan, önüne istemeyeceğin kadar erkek sunacağım.” Bu şekilde konuşarak ne yapmak istiyordu? “Üzgünüm ikisinin yerini hiçbir erkek alamaz!”
“Çık çık çık...” diye ses çıkardı dişleri arasından. Başını sallayarak kollarını göğsünün altına yerleştirdi. “Arkadaşının ölmesini engelleyebilirdim fakat sen üçünüzü aynı anda öldürmemi isteyecek hareketlerde bulunuyorsun!” Onun gibi bende kollarımı göğsümün altına yerleştirip çenemi havaya kaldırarak yüzüne baktım.
“Şu işe de bakın ben de ilk defa birisini bu kadar çok öldürmek istedim!”
“Kerey neden gidip dedemin gelişi için hazırlık yapmıyorsun? En sevdiğin şey bu değil mi? Hizmet etmek.”
Kerey’in gözleri yeşil renkten siyah bir renge büründü. Sinirle solurken kıkırtımı bastırmadım. Aybars’ta benim gibi gülerken iyice sinirlenmişti. “Siz... Sizi kendi ellerimle öldüreceğim!” Öfke ile kükrerken odanın içinde yoğun siyah duman kapladı. Kutay başını sallayıp elini havada savurdu. “Hala bir insan bedeninde olduğunu unutuyorsun.”
İçeriye boş tepsiyi almak için giren hizmetçi kızı durdurdu ve öfke ile boynunu sıkmaya başladı Kerey. Kız acı çekerek debelenirken onu havaya kaldırıp boğulmasını sağlarken gücünün sınırını merak etmiştim. Öne atlayıp kızı kurtarmak için hareket edeceğim sırada Kutay benden önce davrandı ve sakladığı hançeri alarak Kerey’in kalbinin olduğu yere sapladı. Kemiğin kırılma sesi duyuldu ortamda. Kan göğsünden akmaya başladı, ağzından kan kustu. Gücü tükendiği belli olmuştu ki kız hala nefes alarak yere düştü.
Kızın yanına gidip iyi olup olmadığına bakarken, boğazını tutup öksürerek zorlukla nefes alıp veriyordu. “Lanet olsun Kutay!” Kerey öfke ile bağırdı tekrar. Sendeleyip hançeri olduğu yerden çıkarırken daha fazla kan bedeninden çıkmıştı.
“İnsan bedeninden çıkıp gerçek halinle karşıma çıktığın zaman görüşelim.”
Adımlarını yatağa çevirip kendisini gürültü ile bıraktı üzerine. Boğulma tehlikesi geçiren kız daha fazla burada durmadan koşturarak çıktı odadan. Kerey elinde ki hançeri sıkı sıkı tutarken bakışlarını bana çevirdi.
“Rau Panu...” diye tısladı dudakları arasından. Öfke ile tekrar bağırırken “Lanet olsun size!” Bize dokunamazdı dedemin öfkesini üzerine çekmesi Yeraltı Diyarına gitmesi demekti.
Topuklu ayakkabı sesi taş zeminde yankılanırken “Sadece bekleyin bu diyarı hükmettiğimiz zaman sizi öldürmek için geleceğim.” Odadan dışarıya bedeninden dökülen kan yeri ıslatarak çıkmıştı. Titrek bir nefes dışarıya vererek çocuklara döndüm ve ellerimi saçlarımın arasından yerleştirdim.
“Kerey çok sinirlenmiş olmalı,” diye sesini duyurdu Aybars. Yataktan aşağıya bacaklarını sallandırdı. “Yeni bir bedene girmek için uğraşacaktır.” Kutay yaptı işten fazlası ile memnundu. Bakışlarını ilk önce Aybars’a ardından bana çevirdi.
"Başka şansımız yok. Eşyalarını topla ve buraya gel Umay!" Kutay'ın sözlerini dinleyerek koşar adımlarla bana verilen odayı buldum. İçeride hizmetliler beni bekliyordu. Onları odanın dışına gönderdim. Çantamın içi pisli kıyafetler ile doluydu. Onları boşalttım. Büyü kitabı olduğu yerde duruyordu. Sayfaları boş gözüktüğü için onunla ilgilenmediklerini biliyordum.
Odanın içinde ilerledim. Dolabı açtım ve içine yerleştirilen kıyafetlere bakındım. Sonunda kış aylarına uygun kürk kaplamalı bir kaç parça eşya görünce düşünmeden üzerime geçirdim. Kaçmadan önce son kez banyo etmek istiyordum fakat buna vakit yoktu. Konaktan bana verilen ayakkabıları ayağıma geçirdim. Saçlarımla uğraşmadım bile. Bana süs niyetine takılan takılara baktım. Hepsi altın gibi parlıyordu. Düşünmeden onları çantamın içine. Eğer gerçeklerse satıp bir süre idare edebilirdik.
Çantamı sonunda hazırladığım zaman en son ayrıldığımız köyden aldığımız eşyaların hepsini kaybetmenin verdiği acıyla üzülüyordum. Tamamen hazır olduğumu hissettiğimde çantamı sırtıma attım ve nasıl çıkacağımı düşündüm. Hançerler dahil her şey elimizden alınmıştı. Büyük ihtimalle hepsi Kerey'in odasında duruyordu. Ahşap komodin üzerine yerleştirilen şamdanı aldım ve silah aleti olarak kullanmaya karar verdim. İlk önce odadan başımı çıkardım. Hizmetliler odanın karşısında hazır şeklinde bekliyorlardı. Onlar halktan kişilerdi ve onlara zarar vermek istemiyordum fakat başla şansım yoktu. "Umay hanım," diye bana seslenirken başları yere eğikti. Sakince odadan çıkarken bana dikkat edeceklerini anladığım anda elimde ki şamdanı başlarına vurup sersemletmek için kullandım. Acı ile bağırıp yere düşerken düşünmeden koridorda koşmaya başladım. Arkamdan seslerin yükseldiğini duyuyordum.
Koşuşum Aybars'ın yattığı yere kadar devam etmişti. Kutay çoktan içerideydi. Dışarıda ki gürültüyü duyunca ikisi de bana şaşkınlıkla bakmıştı. "Acele edin kapıyı kapatın!" Kutay şaşkınlıkla kalkıp bana yardım ederken kapıyı kapattık. Arkasına açılmaması için destek koyarken bir süre odanın içinde gezindi Kutay. "Demir bir şey görüyor musunuz?"
"Al bunu!"
Aybars masanın üzerinde ki kaşığı ona fırlatırken havada tuttu ve iki kapının üzerinde ki tokmağın arasına yerleştirdi. "Şimdi onu yak. Eriyene kadar yak Umay." Başımı salladım ve çakralarım sayesinde demirin üzerine ateş gönderdim. "Daha güçlü ateş hayal et. Daha yakıcı..."
Kapı gürültü ile sarsılırken kaşık sürekli hareket halindeydi. Yere düşerken Kutay yeniden ona uzanmak istedi. "Hayır sıcaktır." Onu engelledim ve kaşığı yeniden yerine yerleşmesi için hareket ettirdim ve kaşığın erimesini sağlayacak kadar ateş hayal ettim. Tahta siyah isle bürünürken kaşık eridi ve ikisi arasında bir körü görevi gördü. "Şimdi su..." Başımı sallayıp var olmayan su avcumun içinden çıkıp erittiğim yerin üzerine döktürdüm. Yere düşen su damlaları üzerimize sıçrıyordu. Tamamen bittiğini anladığı zaman Kutay başını salladı ve beni çekerek elime bir kağıt tutuşturdu.
"Bunu yapabildiğin kadar hızlıca bitir."
Başımı salladım ve bana gösterdiği yere kağıdın üzerinde ki çizimi çizmeye başladım. Bir daire ve dairenin içinde yerleşen yıldız şekilleri sanki bir yönü gösteriyor gibiydi. Kapı gürültü ile sarsıldı yeniden. Başımı kaldırıp baktığımda az önce erittiğim kolun çok uzun dayanmayacağını biliyordum. "Devam et az kaldı!"
Kutay, Aybars'ı koltuğunun altına almıştı. İkisi de hazırdı. Yıldızların arasına çizgiler çizdim ve Kutay'ın yazdığı sözleri söylemeye hazırlandım. Hep birlikte dairenin içine girdim. Yabancı sözleri okumak benim için normal geliyordu artık.
Gümüş yıldızlı yollar.
Rüzgar olup uçanlar.
Havada dolaşan ruhlar,
Bizi bu topraktan alıp;
Gitmek istediğimiz toprağa ulaştırsınlar.
Çevrimizi bir ışık sarıp dolaşıp sarmalarken bedenimden büyük bir gücün akıp gittiğini hissettim. Dizlerimin bağı çözülürken bunun sebebi ışınlanma büyüsünün diğer büyülere göre çok daha fazla çakra gücü kullanmasıydı ve en kötüsü ise benim yeterli gücümün olmayışıydı. İki kol beni tutarken tamamen ışığın içine karıştık ve beyaz ışıkla birlikte o odanın içinden yok olup giderken kapının gürültü ile yıkıldığını duymuştum.