İçeriğe geç

Gök Sekendiz

Bölüm 24 · 14 dk okuma

Gök Sekendiz

Bölüm 24

Biruni Ormanları

🎧 Higher (Epic Creed Cover)

Bir kaç saniye süren ışınlanmanın ardından bizi gideceğimiz yere bırakırken düşüş şiddetli ile yere kapaklanmıştık. Kulağımda bir çınlama vardı ve gözlerim hiçbir şeyi görmüyordu. Ellerimi yüzüme bir süreliğine bastırıp rahatlamaya çalıştım. Midemden yukarıya çıkan öğürmeyi bastırmaya çalıştım. "Herkes tam parça değil mi?" Konuşmaya çalışırken bir öğürtü sesi dudaklarımın arasından çıktı.

Deri kıyafetin üzerine düşen yağmur damlaları sesini duyabiliyordum. Elimi ağzıma bastırıp kendime hakim olmaya çalıştım. Geçen dakikaların ardından görüşüm hala düzelmemişti. "Ben iyiyim?" Aybars'ın sesi bana ulaşırken kendimi geriye attım ve popomun üzerine oturdum. "Kutay?"

"Her şeyim sapasağlam," diye konuştuğunu duyunca rahatladım. Başıma vurup görüşümün düzelmesini istedim. Sanki başıma vurunca düzelecek gibi düşünüyordum. "Çocuklar," diye ağlamaya karışık sesle konuştum. "Gözlerim." Göremiyordum. Tamamen siyahın içindeydim. Neden bu şekilde olmuştu?

"Göremiyorum," gözlerimden yaşlar boşalırken konuşmuştum. Birisi yüzümü tuttu ve benimle konuşmaya başlayınca onun Kutay olduğunu anladım. "Görüşün tam olarak nasıl?"

"Yok! Hiçbir şey göremiyorum. Her şey simsiyah."

Boğuluyormuş gibi hissediyordum. Nefesim sıklaşırken başka bir el sırtımda hissetmiştim. "Umay sakin ol. Büyünün yan etkileri olabilir. Şaman bölgesine çok yakınız. Dedemin yanına gidersek sana yardım edecektir." Aybars beni rahatlatmaya çalışırken başımı salladım ve sesin geldiği yere başımı çevirdim. Ağlayışımı sakinleştirmeye çalıştım. Başıma düşen yağmur damlaları yüzünden iyice sinirlenmiştim.

"Bana yardım edin," diye onlara istekte bulunurken oturduğum yerden kalkmamı sağlayan kişinin Kutay olduğunu biliyordum. Aybars hala yaralıydı ve bana yardım etmek gibi bir düşüncesi bile olmazdı.

"Şu odunu tut." Aybars elime bir odun sıkıştırırken ıslaklık hissi ile tiksindim. Fakat başka şansım yoktu. Boşta olan elimi tuttu Kutay. Onun elleri olduğunu biliyordum. Çünkü Aybars'a göre biraz daha büyük ve kabaydı. "Seni yönlendireceğim. Sesimi takip et," diye konuştu. Tahmin ettiğim gibi Kutay'dan başkası değildi elimi tutan. Yavaş yürüyüşümüz sırasında odunu önümde gezindirip olası engelleri anlamaya çalıştım. Fakat buna rağmen hala takılıyor ve düşmemek için direniyordum.

Yürüyüşümüz yavaş ilerliyordu. Yaprak sesleri ve yağmurun sesi kulağıma doluyordu. Toprak kokusu sarmıştı. "Adımına dikkat et boşluk var," diye konuşurken Kutay dikkatlice adım attım. Kör olan kişilerin hayatının ne kadar berbat olduğunu bir kez daha anladım. Hiçbir şey görememek ve hayatın onlara sunduğu hiçbir güzelliği görememek berbattı. Yeşil rengin nasıl huzur dolu olduğunu bilmiyorlardı. Beyaz rengin saf ve mavi renginin verdiği farklı derinlik ve o coşkulu hissiyatı da aynı şekilde.

Bir papatyanın görünüşünü nasıl anlatabilirdim ki? Taç yapraklarının saf beyaz renkle olduğunu ve narin küçük bir çiçek olduğunu. Onların saplarını iç içe geçirerek yaptığın tacı ve yüzüğü anlatamazdım. Veya bir ormanın aynı anda hem büyüleyici olduğunu hem de derin gizemleri barındırdığını, aynı anda hem güvenilir hem de tehlikeli olduğunu.

Veya bir denizin ya da nehrin nasıl parladığını bilemezlerdi. Bulutlar ve ayın farklı evreleri. Özellikle yıldızlar. Senden çok uzakta olmasına rağmen nasıl parıldadığını.

Tüm bunlar belki de çok lüks bile gelebilirdi. Sevdiği kişilerin nasıl bir şeye benzediğini bilmiyorlardı ya da kendilerinin nasıl göründüğünü. Sevinci, üzüntüyü veya diğer duyguların nasıl gözüktüğünün de farkında değillerdi. Sadece dokunabildikleri ve duyabildikleri şeyler biliyorlardı. Kalbim bu gerçekle sızlarken ayağım yeniden takıldı. Sonunda dayanamadım ve elimi tutan Kutay'ın koluna sarılıp beni yönlendirmesini istedim. Beni dinleyerek ilerlerken hislerim şimdi daha fazla hassastı. Soğuk rüzgarı daha iyi hissediyordum. Üzerimde ki kalın kıyafetlere rağmen tenime işleyerek titretmesini. Kulağıma dolan kuşların kanat çırpma sesleri... Aklıma bir an için ormanda yuvarlanıp ölüm ile burun buruna geldiğim o anı hatırladım.

"Görmek insana verilen en büyük hediye belki de," diye konuştum bir anda. Sonra ormanda ölmeyi beklerken yaşadığım o korkunç duyguyu anımsayınca bundan vazgeçtim. "Hayır yaşamak insana verilen en büyük hediye ve tüm bunlara rağmen değerini bilmeden saçma sapan şeyler yapanda bizleriz."

Göremediğim için mi bu kadar duygusallaşmıştım yoksa içimde bastırdığım duyguların çıkma vakti miydi bilmiyorum. Fakat bildiğim bir şey vardı ki; kendisi için en önemli şeyi kaybetmediği sürece kimse değerini anlamazdı. Görmek gibi basit görülen bir şeyi kaybettiğim için tüm zihnim bir anda çok daha farklı şekilde çalışmaya başlamıştı. "Hayat önemli ve bununla birlikte asıl önemli olan o hayatı nasıl yaşadığımızdır." Aybars bana destek olurken gülümsedim. Bu tebessüm sanırım dışarıdan buruk bir tebessüm olarak gözüküyordu.

"Görüşümü kaybetmem beni bir filozof yapıyor," diye dalga geçtim kendimle. Kıkırtı sesi duydum iki tane. "Peki şu an içinden ne geçiyor?" Merakla soru soran Kutay'dı. Ondan bana ulaşan sıcaklık ile rahatlıyordum.

Sorusu ile anlık zihnimde dolan bir anı ile dolup taştım. Gülümseyişim çoğalırken bunun çocukça bir istek olduğunun farkındaydım. "Şu an liseye giden benim bir gece gördüğüm rüyanın bir yansıması olmasını dilerdim. Ve sabah uyanıp bunun ne kadar fantastik bir rüya olduğunu düşünüp bu rüyayı uzun bir kitap yapmak." Kahkahamı bastıramadım. Keşke her şey bu kadar basit olsaydı.

"Bir an için böyle olduğunu düşünelim öyleyse ben neredeyim?" Aybars heyecanla sordu. Benimle dalga mı geçiyordu yoksa ciddi miydi bilmiyorum. "Dedim ya bunların hepsi bir rüya ve sizde benim hayal ürünümsünüz!"

Kutay parmağını burnuma sürttü ve küstah sesini bana ulaştırdı. "Sence rüya olarak kalıyor olsam bu çok kötü olmaz mıydı? Benden mahrum kalacaksın." Bir an için bu sözlerinin üzerine dirseğim ile karnına vurmak istedim fakat daha dün tokat atmıştım bu yüzden ona uzun bir süre vuramazdım bile.

"Bu çok kendini beğenmiş bir tabir değil miydi?" Aybars düşüncelerime tercüman olmuştu. "Bende aynı şeyi düşünüyordum." Ona katılırken, Kutay kendine güvenerek kıkırdadı.

"Kendimi seviyorum. Bunun kendini beğenmiş bir tabir olacağını düşünmüyorum," diye konuştu.

Omuzlarını silkerken bende onunla birlikte sarsıldım. Ayağım bir sarmaşığa takılırken düşmemem için bana sarıldı. "Dikkatli ol rüya kraliçesi." Benimle dalga geçmeye devam ederken aynı durumda kendisi olsa nasıl hissederdi diye düşündüm.

"İşte orada!"

Aybars'ın heyecanlı sesi bana ulaştı. Tam olarak nereye bakıyorlardı bilmiyordum. "Köyden yükselen dumanları görüyor musunuz?" Bu soruyu bana soruyor muydu cidden? "Evet ya hiç bir şeyi bu kadar net görmemiştim!" Ona çıkışırken memnuniyetsiz bir ses çıkardım.

"Hadi ama lafın gelişi söyledim!"

Yürümeye devam ederken bir ara Kutay beni durdurdu. "Burası çok tehlikeli seni kucağıma alacağım. Düşmemeye dikkat et," diye konuşurken çoktan kolları arasına alıp beni kaldırırken nasıl bu kadar rahat olabildiğini anlamıyordum. Kollarımı boynuna doladım. Islak saçları parmaklarıma değiyordu. "Tam olarak nasıl bir yerden geçiyoruz?" Ona soru sorarken bir bayırdan aşağıya inmeye başlamıştık bile. Bunu öne doğru ağırlığımın artmasından anlamıştım. Kendimi iyice ona bastırırken dün yaptığım şey yeniden aklıma gelmişti. "Dün için özür dilerim," diye konuştum sonunda. Yüzümde hissettiğim sıcak nefes ile nasıl bir yüz ifadesi büründüğünü bilmiyordum.

"Özür için daha iyi bir zaman seçmelisin." Bunu söylerken neyden bahsettiğini anlamamıştım. Kaşımdan birisi istemsizce havaya kalkarken "Daha az duygusallaştığın bir anda benden yeniden özür dile," diye açıklık getirdi. Sonunda neyden bahsettiğini anlamıştım. Görmediğim için aşırı duygusal olan benden bahsediyordu.

"Hazır söylüyorken kabul etmelisin!"

"Ben de şu an zamanı değil diyorum!"

"Senin için doğru zaman ne zaman?"

"Beni gördüğün zaman!"

Bu sözleri söylerken tam olarak hangi zamandan bahsediyordu? Onu gördüğüm zaman derken yeniden görmeye başladığım zamandan mı bahsediyordu yoksa tokat attıktan sonra bana kırıldığını belli eden sözlerin değerini anladığım zaman mı? Kafam fazlasıyla karışıktı. Başımı öne eğdiğimde başım çenesine değmişti. Başını havaya kaldırıp boynuna yerleşmemi sağladı. Bu hareketine karşı gelmedim. Ona karşı yaptığım her türlü yanlışa rağmen hala benim yanımda durmaya devam ediyordu. Fakat aynı şekilde o da bana fazlasıyla yanlış yapmış olmasına rağmen ben de hala onun yanında kalmaya devam ediyordum.

"Biz bir aileyiz biliyorsun, değil mi?" Mırıldanırken beni kendisine iyice bastırdı. Alnıma uzamış sakalları batarken bundan rahatsız olmuştum. Saçından gelen sabun kokusu yağmurla daha yoğun bir hale geliyordu. Boynuna biraz daha sarıldım ve düşmemek için kendimi ona sabitledim. Elleri sırtımda ve kalçalarıma yakın bir yerde sıkıca tutuyordu beni. Ben biliyordum. Hiçbir kuzenle bu denli yakın olamazdın sana yanlış gelirdi fakat bizim yaşadıklarımız çok daha farklıydı. Çocukluğumuzun az bir kısmı birlikte geçmişti ardından ayrılmıştı. Neredeyse 20 yıla yakın bir zaman ardından bir araya gelmiştik. Ve onunla yarım yıl kadar tanışıyordum. Fakat ona karşı hissettiğim bu çekimin çocukluk arkadaşımın vermiş olduğu çekim miydi yoksa kuzen olduğumuzu bilmediğim zamanlarda hissettiğim duygusal çekim miydi?

Başımı sallayıp düşüncelerimi toparlamak istedim. Ne kadar düşünürsem düşüneyim tüm bunlar gereksizdi. Yapmam gereken şimdilik önüme bakmaktı. Artık bu tarz düşünceleri düşünmek dahi istemiyordum. Uzun bir yolculuğumuz vardı ve yan yana olduğumuz sürece bu tarz bir ilişkinin içine girmek istemiyordum. Üçümüzün arasında bir aşk üçgeni görmek canımı sıkmaya yetiyordu.

Düşüncelerime dalıp giderken beni kendime getiren Aybars'ın heyecanla konuşması oldu. "Neredeyse geldik Umay. Çok az kaldı." Sevinçli sesi belki de yıllar sonra ailesinden birisini gördüğünde aldığı heyecanla dolup taşıyordu. Onun o anki parıldayan yüzünü ve gülümseyişini anımsadım. Aybars'ı zihnimde hayal etmemek imkansızdı. Her zaman önümü görmemde bana yardım eden kişilerden birisiydi.

"Buraya en son neredeyse 10 yıl önce gelmiştim."

Kutay'ın özlem dolu sesi tam olarak nereyi gördüklerini merak etmemi sağlıyordu. Ayaklarının altında ki yapışkan çamur sesini duyabiliyordum.

Artık görmek istiyordum. Görebilmek için her şeyi yapardım. "Nasıl gözüküyor?" Merakla sorarken Kutay beni kucağından yere bırakmıştı. Ayaklarımın üzerine sağlam basarken yeniden onun koluna sarıldım. Yağmur durmuştu fakat soğuk hava hala içime işliyordu. Uzaktan gelen duman kokusu toprak kokusuna karışıyordu.

"Tamamen kış görüntüsü. Dumanlı ve çamurlu bir yer. Burada yaşayan Şamanlar ev yerine çadırlarda yaşamaya devam ediyorlar."

Aybars bana açıklama yaparken çamurun üzerinde kaymamak için direniyordum. "Çadır mı? Neden?"

"Çünkü taş gibi evlere geçiş yaptıkları zaman özlerini kaybedeceklerini düşünüyorlar. Ruhlarının bozulacağına ve bunu istemedikleri için de çadırlarda yaşamaya devam ediyorlar."

Kutay bu bilgiyi verirken benim bildiğim göçebe hayat yaşayan Türklerin bir diğer fikir yapısının burada oluşu beni şaşırtmıştı. Türkler için öz çok önemliydi. Asimile olmak ve kendi benliklerini unutmak yerine kendi savaşçı ruhlarını yaşamak onların vazgeçilmez bir yanlarıydı. Bilmem kaç yıl sonra sonunda yerleşik hayata geçen Türkler çadırlardan çıkıp taştan evler yapsalar bile kendi özlerinde batı mimarisi yerine farklı evler dikiyorlardı. Sanırım farklı hissetme hissiyatı her zaman vardı. Bu nedense yüreğimi kabartmıştı. Kendi benliğimi unutmak yerine atalarımın yıllarca uğruna savaştığı gelenekler ile yaşamak benim vazgeçilmez özelliklerimdendi.

"Otağ çadırları mı peki?"

"Tamamen aynıları," diye konuştu Aybars benim sevineceğimi bilerek.

Gülümsemiştim. Bir an önce burayı görerek yeni deneyimlere sahip olmak istiyordum. Kutay beni dikkatlice tutarken kulağıma ulaşan konuşma ve gürültü seslerini duyabiliyordum. Duman kokusu yoğunlaşmıştı. Odun kokusu köyün üzerini bir sis misali kapladığını hayal ettim. Beyaz çadırların üzerinde çıkan siyah duman. Bağlanmış atlar. Bir yerde demir döven bir adamı hayal edebiliyordum. Çünkü iki demirin birbirine vuruşu kulağıma ulaşıyordu. "Köye girdik," diye bana haber verdi Kutay. Başımı sağa sola çevirsem bile hiçbir şey göremiyordum. "Bu yan etki ne zaman bitecek?"

Çocuk gibi mızmızlanırken Aybars'ın heyecanlı sesi duyuldu. "Dedem bunun için eminim bir şeyler yapacaktır. Biraz daha dayan Umay çok az kaldı."

Üzerimde bakışlar hissediyordum. Düşünmeden çakramı açtım ve çevreyi hissetmeye çalıştım. Hissettiğim birbirinden farklı zayıf çakralı insanların hareketlerini de sezebiliyordum. Bize yaklaşalar ve uzaklaşanlar. Kimisi evine giriyordu kimisi ise bizi izler gibi oldukları yerde duruyordu. Ben çevreme odaklanırken aniden karşımızda koşarak duran bir çakrayı hissettim. Bu çakra burada yaşayanlara göre daha canlıydı. Aybars'ın yoğun parlak çakrası gibiydi fakat sarı ve turuncu renkleri vardı.

"Aybars!"

Bir kız heyecanla ve korkuyla bağırırken sesin geldiği yeri çözmeye çalıştım. "A-Abla?" Aybars'ın titreyen sesini duydum. Kutay olduğu yerde durmuştu. Zihnimden geçen anılar ile sarsıldım. Ormanda bana anlattığı gerçekleri anımsadım. Aybars'ın ablası ile sevgili olduklarını anlattığı bir anıyı. Kalbim şiddetle sarsılırken bize doğru koşan kişiyi hissedebiliyordum. Kutay'a yaşattığı şeyleri anımsayınca bir anda öfkeyle dolmuştum. İstemsizce koluna daha fazla sarılırken Aybars'ın bize doğru koşan kıza doğru koştuğunu gördüm. İki çakra birleşince sarıldıklarını anlayabiliyordum. Yüzümü ekşittim ve sıkı sıkı tuttuğum Kutay'ın kolunda ki ellerimden birisini onu avuç içine yerleştirirken bu hislerin korkunç bir şeye dönüşmesinden korkuyordum.

"Ne oldu güzelim?"

Kutay'ın sesi benim korkularım aksine daha sakin çıkmıştı. Hatta bana sürekli seslenip durduğu sözleri ile rahatlamış bile olabilirdim. Başımı ona yaslarken "Sadece hiçbir şey göremediğim için tedirgin hissediyorum," diye hislerimi gizlemeye çalıştım.

Sakince nefes alıp verdiğini duydum. Hareket edip elini gözlerimin üzerine yerleştirirken sakince konuştu. "Bu şekilde sana sürpriz yapacağımı düşün." Sıcak eli yüzümde duruyordu. Gözlerimi kapatırken onu dinledim ve beni bu şekilde yönlendirmesine izin verdim. Bir kaç adım daha attık. Aybars'ın ve ablasının yanına gittiğimizi çakraların bana yakınlaştığını görünce anlamıştım. Artık daha fazla onu hissetmek istemediğim için çakralarımı kapattım ve yalnızca duyduklarıma odaklandım.

"Buna inanamıyorum yıllar oldu. Ve sen sonunda buraya, bize, evine geri geldin."

"Evet abla bu kadar uzun zaman geçtiğini ben bile fark edemedim."

"Peki söyle bana kehanette geçen kişiyi buldun mu?"

"Evet. Gel seni tanıştırayım."

Aybars, ablası ile konuşurken konu bir anda bana dönmüştü. "Aybars!" Kızın öfkeli sesi yükselirken Kutay'ın kalp atışlarının hızlandığını fark ettim. Ya da bana mı öyle geliyordu. Kuruyan dudaklarımı yalarken Kutay'ın sesini duydum. "Gözde uzun zaman oldu!"

Sesi normal çıkmıştı. Ya da belki de normal çıkması için uğraşmıştı. "Merh-" Konuşmama izin vermeden kız öfkeyle bağırmaya ve çevrenin tepkisini çekmeye başlamıştı.

"Bu şerefsizi buraya nasıl getirebilirsin?" Öfkesini Aybars'a yöneltmişti. Benim konuşmama bile izin vermemişti. Tek gördüğü Kutay olmalıydı. Kaşlarımı çatarken kendimi sakinleştirmek için direndim.

"Bu fazlasıyla uzun bir hikaye abla. Dedemin yanına gitmeliyiz. Onunla konuşmamız gereken şeyler var!"

"Ne demek dedemle konuşacaksınız! Bu aitsiz insanı lanet olasıca Rau Panu'nun ikizini nasıl dedemin yanına götürebilirsin?"

Kutay'a hakaretler saydırmaya başladığı zaman sanki görüyormuşum gibi yüzümde duran Kutay'ın elini tuttum ve indirdim. "Pardon!" Sesimi yükseltirken ağzını açıp yalnızca lanetler savuran birisinin sesini dahi duymak istemiyordum. "Sen kim oluyorsun da bize bu şekilde hakaretler savuruyorsun?"

Sesim titrek çıkacak diye korkmuştum fakat bunun aksine sakin ve pürüzsüz çıkmıştı. "Biz derken?" Kızın şaşkın sesi sonunda bana ulaşınca rahatlamıştım.

"Biz... Kutay ve ben..."

Elimi kaldırıp Kutay ile kendimi gösterirken elimi tutmuş ve hareket ettirmişti. "Beni değil başkasını gösteriyorsun," diye mırıldanarak ortamı bozdu Kutay. Öfkeyle soludum. Şu an tam olarak bunu yapmak zorunda mıydı?

"Ona ettiğin hakaretler bana yapılıyor sayıyorum!"

"Sen kimsin?"

Kızın sorusu ile nasıl ukalaca davrandığının farkındaydım. Devreye Aybars girmeye çalışmıştı. "Abla sana bahsettiğim kişi..."

Şaşkın bir nida duyulurken sakin kalmak için direndim. "Kehanette geçen kişinin bu kız olduğunu mu söylüyorsun?" Sesi öylesine yüksek çıkmıştı ki artık herkesin gözü ve kulağı bizim üzerimizdeydi. Bu kadar dikkat çekeceğimi düşünmüyordum. Parmaklarımı burun köprüme yerleştirdim ve sıktım. Şu an görüyor olsaydım her şey çok daha mükemmel olacaktı. "Aybars ablana sahip çık. Kutay, beni Şaman Balaban'ın yanına götür."

Kesin emrim ile onunla uğraşmak bile istemiyordum. Kutay beni hareket ettirirken onunla birlikte ilerledim. "Abla her şeyi açıklayacağım ama şu an zamanı değil."

"Tam olarak ne yaptığının farkında mısın Aybars. Bu şırfıntı kalkmış bana dedesinin askeri olan adamı savunuyor ve üzerine seni emri altına almış durumda. Gerçekten kehanette ki kişi böyle mi oluyor?"

Öfkem iyice çoğalıyordu. Yüreğimde ki kabartının haddi hesabı yoktu. Kalbimden pompalanıp tüm bedenime saran öfkenin tek sebebini ortadan kaldırmak ile alakalı bir fısıltı duydum zihnimde. Bu sözlere kulak asmamak için direndim. "Gözde daha fazla konuşma istersen!"

"Şimdi deden yerine bu şırfıntının peşinden mi koşmaya başladın? Ya da belki de Kamos olup başına bineceksindir."

Gözde denen kızın nasıl bir şey olduğunu bilmiyordum. Görmediğim için kendimi gereğinden fazlasıyla tutuyordum. Öfkemi tutmak için öylesine zorluyordum ki kendimi!

"Sana gerçekten Kamos gibi olup canını almamı ister misin?"

Kutay'ın öfkeli sesi çevredeki kişilerin seslerini daha fazla yükseltti. "Aybars şu kadını sustur. Eğer görüyor olsaydım ablan olmasını dinlemezdim bile biliyorsun değil mi?"

"Hala konu-"

"Abla yeter! Çocuk gibi davranıyorsun. Yıllar önce olmuş bitmiş bir şeyin peşinden koşuyorsun ve öfkeni Kutay'ın üzerine döküyorsun."

"Onun yüzünden neler yaşadığımı biliyor musun?"

"Geçmiş bir şeyin peşinden koşan sensin..."

Aybars ve ablası kavga etmeye devam ederken sakin kalabilmek için ne kadar zorlandığımın farkında bile değildi. "Sakinleş, Umay. Sakinleşmen lazım..." Kutay beni rahatlatıp hareket etmemi sağladı yeniden. Kızın sesi sürekli yükselip duruyor Aybars ile kavga etmeye devam ediyordu.

"Gerçekten şu pislikten..." Sözcükler ağzımdan dökülmüyordu bile. "Evet farkındayım... Yalnızlık çeken ben bir anda ilgi görünce heyecandan ne yapacağımı şaşırmış olabilirim."

Sinir beynimi ağrıtıyordu. Boynumu kütletirken Kutay benimle konuşmaya devam etti. "Şimdi gerçek ilginin ne olduğunu daha iyi biliyorum."

Kaşımı kaldırıp sesin geldiği yere döndürdüm başımı. Fakat tek gördüğüm bir siyah perdeden başka bir şey değildi. "Ve," diye zorladım onu. Sözlerine kaldığı yerden devam ederken belimden kavradı ve beni kendisine bastırdı. Bu hareketi ile nefesim kesilmişti ve bir o kadar da korkmuştum. "İlgiyi iki gülümseme yerine bedenini başka birisi aldı korkusuyla düşünmeden delicesine tehditler savuran bir kişinin gözlerinde buldum." Benimle dalga geçtiğinin farkındaydım. O an gerçekten öylesine korkmuştum ki fakat aynı zamanda da öyle olmasını istemiştim. Çünkü Kutay'ın bir dansözü izlediği düşüncesi beni sinirlendirmişti.

"Bir köy yerinde şu şekilde davranman normal mi?" Onu azarlayıp kendimi ondan uzaklaştırdım. Aybars arkamızdan seslenmeye başladığında yavaşlayıp onu bekledik. Yanımıza nefes nefese kalarak gelmişti. Elini omzuma yerleştirip sakinleşerek konuşmaya çalıştı. "Ablam için özür dilerim, ikinizden de."

Başımı salladım. Benim tanıdığım nazik ve her şeyi bilmesine rağmen Kutay'ın yanında durup ona destek olan Aybars'ın yanı sırasında ablası tamamen başka kişilerdi. "Sanırım aranızda kan bağı yok."

"Evet. Yetiştirilmem için onun ailesine verildim."

Başımı sallarken artık Şaman Balaban'ın yanına gitmek için acele etmek istedim. Bir kaç dakikalık yürüyüşün ardından sonunda bir yerde durduğumuz zaman ne olduğunu anlamak için bir şey demelerini bekledim. Aybars sakince nefes alıp verdi. "Geldik. Dedem içeride olmalı. Bana izin verin onunla ilk ben görüşeyim."

Aybars konuşurken ona izin vermiş ve beklemeye başlamıştık. Geçen dakikaların ardından sonunda Aybars'ın sesi bize ulaştı. "Umay, Kutay... Dedem sizi bekliyor. Gelin..."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.