🎧 Love And Love- Fluire
Tamamen farklı bir dünyaya girmiş gibiydik. Gökyüzü bile tamamen yapay bir gökyüzüne sahipti. Ay parlıyordu. Sokaklar canlı ve birbirleri ile eğlenip dans eden kişiler ile dolup taşıyordu. Işıkla sarı renklerle caddeleri doldurmuştu. Başımda ki pelerin başlığını indirip çevreyi izledim. Burası tam olarak nasıl bir dünyaydı. Araba hala ilerliyordu ve bizde arkasından kalabalığı yararak ilerliyordu.
Gösteriler ve şovlar. Ateşli eğlenceler ve sihirbaz göstericileri. Çalgıcılar ve dans eden çingeneler. Gül dağıtan kadınlar. Hırsızların peşlerinden koşan seyyar satıcılar. Tüm bu büyülü ortam gerçek olamazdı. Hava bile sıcak bir yaz gecesini andırıyordu. Kutay atı yavaşça sürüyordu. Bize bakan kişilerin bakışları altında kendimi iyice tuhaf hissettim. Fakat daha çok bakışlar Kutay'ın üzerinde ilerliyor gibiydi.
"Her zaman böylesine popüler miydin?"
"Dede ve torun olarak güzelliğimiz diyarda yankı oluşturuyor."
Kendinden emin bir şekilde söylemişti bunu. Fakat onun aksine ben de aynı kandan gelsem bile yüzüm daha çok erkeksiydi. Ne dudaklarım dolgundu, ne burnum güzel şekilli bir burundu, göz rengim rengini bile karar verememişti. Surat astım. Sanırım bu güzellik sadece erkek güzelliği olarak geçiyordu. Saçlarımdan yüzüme ve boynuma sızan su ile sızlandım. "Buranın sorunu ne bu arada?"
"Büyü..." diye konuştu sadece. Bunu bende tahmin etmiştim. "Kerey denen şeytan fazlasıyla keyfine düşkün herhalde." Kale duvarlarının içerisinde göğe doğru yükselen gösterişli binaya baktım.
"Erlik'in çocukları arasında gösterişe ve şehvete en düşkün Kerey'dir. Şu an diğerleri yerine ona denk geliyor oluşumuzdan mutluyum."
"Hiç olmadı artık üşümüyorum."
Rüzgar tatlı tatlı esiyordu. Gökyüzüne tekrar bakınca yağan yağmur damlaları sanki yere altın parçacıkları şeklinde düşüyordu. İlerleyişimizin sonunda uzaktan gördüğüm binanın içine girince burasının havası diğer yerlere göre çok daha farklıydı. Zengin diye adlandırdığımız halk kesinlikle burada toplanmıştı.
Burada müzik daha farklıydı. Avlunun ortasında dans eden dansözler vardı. Eğlenceye katılanlara hizmet yapan kişiler genç kızlardı ve her biri neredeyse tüm bedenlerini sergileyecek şekilde giyinmişlerdi. Yaşlı ve göbekli adamlar ve çok daha fazlası. Şeytanın istekleri ile hareket etmek tüm gün boyunca hareket etmeden yatmak, şaraplar içmek belki ilişkilere girmek, kumar oynamak veya çok daha fazlasıydı. Büyülü gözükse bile çok fazla kalmak istemediğim bir ortamdı.
İçine düştüğün an gözün boyanacak ve seni bir daha bırakmamak üzere seni kendine tutsak edecek bir dünyaydı.
Atlarımızdan inerken Aybars'ın yanına gittik ve onu indirip destek olduk. "İyi misin?" Bu soru dünyanın en saçma sorusuydu belki de. Bir gözü şişkinlikle kapanmıştı diğeri ise kan toplamıştı. Berbat gözüküyordu. "Çok iyiyim. Hatta harikayım. Beni bıraksanız dans etmeye başlayacağım."
Öfkeyle konuşurken onu anlayabiliyordum. Dayak yemiş üzerine ne kadar süre oturulduğu belli değildi ve buraya gelene kadar bir atın sırtında sarsıntılı bir yolculuk yaşamıştı. Zorlukla ilerledik. Kerey bizimle ilgilenmedi. Büyük ihtimalle yaralı bedeni ile ilgili bir şeyler yapacaktı. Hizmetliler bize odalar sunarken Aybars'ın yanından ayrılmak istemedim fakat Kutay onunla ilgileneceğini söyledi.
Bana gösterilen odaya girdiğimde beni karşılayan bir banyo ve birbirinden farklı kıyafetlerdi. Kaşlarımı çattım. Kaçak bir grup tarafından fazlasıyla iyi bir muamele görüyorduk. Buna hayır demedim. Çantamı odanın bir kenarına koyarken birisi gelip onu almak istedi. Şiddetle karşı çıktım.
Hizmetli kızlar banyo etmem için beni zorladılar. Güllerle kaplı sıcak bir banyonun ardından güzel ipekten süslü elbiseler gösterdiler. Tüm bu gösterişli elbiselerde neydi böyle? Şimdilik sadece en sade olan beyaz bir elbiseyi giyinip Aybars'ın yanına gidip nasıl olduğunu görmek istiyordum.
"Benimle birlikte gelen diğer iki adamın yanına gitmek istiyorum." Elbiseyi bana giydirirken sırtımda ki ipleri öfkeyle çeker gibi çektiler. Karnımı içeriye çekerken zorlukla nefes alıp veriyordum. En basit elbiseyi seçmeme rağmen en zahmetli olanı seçmiş gibiydim. "İki beyefendi hazırlanıyor. Birazdan Kerey Kaan ile birlikte akşam yemeği yiyeceksiniz."
Kız sonunda sırtımı rahat bırakırken nefes almak için çaba harcadım. Beni bir sandalyeye zorla oturtup diğer hazırlıkları yapmak için hareket etmeye başladılar. "Hanımefendinin saçları çok özel bir renkte. Böylesine büyülü bir renk daha önce hiç görmedim."
Kendi aralarında gülüşürlerken kendimi tuhaf hissettim. Birisi saçlarımı kurutuyordu iyice. Bir diğeri ise cildim rahatlasın diye bilmediğim malzemeleri kullanıyordu. Geriye çekildim ve elinde ki şişeye baktım. "Tam olarak yüzüme ne sürüyorsun?"
İnsan Diyarı'nda bile gereğinden fazla bir çok makyaj malzemesi ve bakım ürünleri vardı. Bir çoğunu da kullanmaya korkardım cilde zarar verir mi diye? Bunun sebebi de içinde kullandıkları ve neyden yapıldığını bilmediğimiz katkı maddeleriydi. "Bu hanımefendi bir kokulu yağ. Cilde parlaklık veriyor ve nemli durmasını sağlıyor."
Bu duyduğum en güzel şeydi. Fakat yine de ilk önce elimde kullanmak istedim. Elimin üzerini gösterip oraya sürmesini istedim. Kız sanki başka bir diyardan gelmişim gibi bana davranıyordu. Evet aptal! Ben başka bir diyardan geldim. Eğer orada kozmetik mağazaları görseydin nasıl tepki verirdin?
Yağ elimin üzerine değdi. Parmağımın ucu ile tenimin üzerine yayıp emmesini sağladım. Ardından kokladım. Bu koku güzel bir manolya kokusuna benziyordu. Manolya ve belki biraz vanilya karışımıydı. Başımı sallayıp yağı yüzüme sürmelerine izin verdim. Tuhaf bir şekilde bakım malzemeleri kullandığım için mutluydum. Cildimi masaj yaparak rahatlattı. Ardından pudralar sürdü ve renklenmesi için pembe renginde renklerle yanaklarıma ve dudaklarıma dokunuşlar yaptı. Bir kömür parçasını ezip tozunu yağ ile sıvı yaptıktan sonra kirpiklerime sürerken makyaj olayının yıllarca olduğunu biliyordum.
Güzellik her kadının vazgeçilmez tercihlerindendi. Bu beni keyiflendirmişti. Bakım her zaman yapmayı sevdiğim şeylerden birisiydi. Diğer kızlardan birisi de saçlarımı tarayıp onları örerek şekiller vermeye başlamıştı bile. Saç örgülerimin üzerinden sarkan zincirden süslemeler beni güzel gösterebilmek için her şeyi yapıyorlardı. Bir akşam yemeği için tüm bu hazırlık fazla ve saçma değil miydi?
"Her şeyiniz hazır hanımefendi. Gerçekten çok hoş duruyorsunuz."
Aynada ki yansımama bakarken bunun ben olup olmadığımı anlamaya çalıştım. Uzun zamandır yüzümü su yansıması haricinde doğru düzgün görmüyordum. Ağzım açık kalmıştı. Ben gerçekten güzelim. Fakat gerçekten bir akşam yemeği için bu hazırlanıp tamamen saçmalıktı. Boynuma asılan bir zincir kolye kırmızı renginde parlıyordu. Üzerimde ki beyaz elbise sade diye seçmeme rağmen fazlasıyla süslüydü ve bedenimi güzel bir şekilde sarıyordu. Ayağıma giydirilen sandaletler ise bir kış ortasında olmamıza rağmen yaz akşamı gecesindeydik.
Zihnimden bir şarkı çaldım. 'Kerey kalesi akşamları bir başka oluyor...' Oturduğum yerden kalkarken kızlar karşıma dikildiler ve bana heyecanla baktılar. "Gerçekten harika gözüküyorsunuz. Fiziğiniz bile çok güzel. Bu yüzden ne giyseniz çok yakışacaktır."
Kaşımı kaldırıp kıza baktım. Sanki bu yere gelen hanımları benmişim gibi davranıyorlardı. Düşünmeden odanın dışına çıkmak için hareket ettim. "Beni geldiğim adamların yanına götürün!" Kızlar beni dinleyip arkamdan hareket ederken birisi önüme geçti ve gideceğim yerleri bana göstermeye başladı. En sonunda geniş bir salona gelince durdum. Geniş oda da uzun bir masa vardı ve boştu.
"Arkadaşlarımın yanına gitmek istiyorum. Birisi Kutay..." Ona bir an için soyadı ile hitap edecektim fakat o soyadında uydurma olduğu aklıma geldi. "Rau Panu'nun ikizi," diye cümlemi sonlandırdım. Kızlar başını salladılar.
"Ah Kutay Beye haber gönderelim mi?"
"Hayır, beni diğer arkadaşımın yanına götürün. O yaralıydı."
Kız başını salladı. Siyah dalgalı saçları omuzlarından aşağıya dökülürken bana yapmacık bir tebessüm gönderdi. İzlediğim dizi ve filmlerde ya da kitaplarda böyle olaylar olduğu zaman ezik gibi davranan başrollere katlanamazdım. Ben en başından beri kendime güvenen birisiyim. Böyle bir lüks hayat görsem bile değişmezdim. Çünkü ben zaten böyle birisiyim.
Odadan çıkıp ilerlemeye devam ettik. En sonunda benim odamın çok uzağında kalan bir odaya geldiğimizde Aybars'ın yatağında yatıyor olduğunu gördüm. Koşturarak içeriye gittim. "Aybars!" Koşuşum sırasında başını kaldırıp bana baktı. Vücudu benim bilmediğim yaralarla kaplıydı. Temizlenmiş ve yeni kıyafetler giydirilmişti. Saçları hala nemliydi. Yatakta dik oturmaya çalışırken ona engel oldum ve yatmasını sağladım.
"Yatmalısın. Kalkmayı aklının ucundan bile geçirme!"
"Tamam kızma." Beni göz ucuyla süzerken yüzünde tuhaf bir ifade oluştu. "Güzel gözüküyorsun," diye konuştu. Gözlerimi devirdim. "Buraya adım atar atmaz benimle evcilik oynar gibi oynamaya başladılar."
"Hoşuma gitmedi deme," diye benimle şakalaştı. İnkar etmedim. Çünkü gerçekten hoşuma gitmişti. Bu tarz kıyafetler her zaman sevmiştim.
"Evet hoşuma gitti." Gülüşü çoğalırken 'Seni tanıyorum ben.' bakışı vardı gözlerinde.
"Peki, sen nasıl hissediyorsun?" Kolunu göğsüne bağladı biraz daha dikleşirken. Sanki acısını kucaklamak ister gibi. "Sence nasıl gözüküyorum?" Ağzının içinde söylenirken acı çektiği her halinden belli oluyordu. Birbirimizden ayrıldığımız zaman bizi yakalamaları... Özellikle Aybars'ı bu hale getirip teslim olmaktan başka şans bırakmayacak hale getirmişlerdi.
"Ne yapmayı planlıyorsunuz?" Sorusuna omuz silktim. Kutay'ın aklından neler geçtiğini bilmiyordum. Şu an ilk hedefimiz Aybars iyileşene kadar idare etmekti. "İyileşmeye öncelik vermelisin. Biz gerisi ile ilgileneceğiz." Başını sallayıp beni onayladı. Elimi tutan eli sakince avuçluyordu. Elleri soğumuştu. Uzun bir süre yağmurun altında at sırtında o şekilde gitmek kesinlikle berbat olmalıydı. "Bir Şifacıya ihtiyacımız var!" Ona bir kez daha bakarken buna emin oldum.
Özel güçleri olsa bile yavaş iyileşiyordu. Kaç kişiyle dövüşmüştü? "Peki bir Şifacı'yı nereden bulacağız?" Benimle dalga geçmeye devam ediyordu. Burası bir Erlik'in oğlunun eviydi ve bir Şifacı'nın olması tamamen imkansızdı. "Berbat haldesin ve iyileşmeye ihtiyacın var!" Diretmeye devam ediyordum.
"Umay, endişeli olduğunun farkındayım fakat merak etme iyileşeceğim ve buradan en yakın zamanda gideceğiz."
Beni ikna etmeye çalışırken öfkemi tutmaya çalıştım. Gerçekten bunu nasıl yapabildiler! Elimi sıktı. Dudakları yukarıya kıvrıldı ve bana tatlı bir tebessüm sundu. "Sakinleş... Mantıklı hareket etmen lazım. İntikamı daha sonradan alabiliriz." Bana göz kırparken sonradan bahsettiği zaman tüm bunların bittiği zamandan bahsettiğini de biliyordum. "Bazı şeyleri zamana bırakmaktan nefret ediyorum."
"Zorundayız. Bizden çok daha yaşlı ve güçlü. Tek şansımız insan bedenin içinde kaldığı için güçleri sınırlandırılmış durumda. Fakat kendi formunu aldığında karşısında durma şansımız bile yok. O zamana kadar güçlenmeye devam etmeliyiz."
Haklıydı. Beklemekten ve sabretmekten başka şansımız yoktu. Ona yenik düşüp başımı salladım. "O deli adam senin ve Kutay'ın bedenine göz dikmiş durumda." Sözlerimin ardından kaşını kaldırdı ve bana baktı. "Bedenimde kutsal güç var bu yüzden bedenimi alamaz fakat Kutay onun için iyi bir taşıyıcı beden olabilir." Bu sözleri rahat bir şekilde konuşuyordu. Şimdi içimi kaplayan endişe hala görememiş olduğum Kutay'a gitmişti. Bu ikisi için endişelenmem gerekmeyecek bir zaman gelecek miydi? Kendimi ikisinin başında anne gibi hissediyordum. Ve bu sırada benim de öldürmek isteyen biricik dedemi nasıl unutabilirdim ki?
"Bir şeyler yedin mi?" Başını hayır der gibi salladı. Eminim acıkmıştı. Oturduğum yerden kalkarken beni bırakmak istemedi. "Nereye?" Beni sorgular gibi baktı. "Yiyebilmen için bir şeyler hazırlamam lazım."
Başını sallarken elimi bıraktı. "Dikkatli ol hala neden bize bu şekilde misafirlik ettiklerini anlamadım. Bizi öldürmek istiyorlar. Neden beni iyileştirmek için çaba harcıyorlar? Ve neden size böylesine lüks bir misafirlik ile yaklaşıyorlar?"
"Benim de en çok merak ettiğim şeylerden birisi de bu. Kerey Kaan denilen adamın aklından neler geçiyor bilmiyorum?"
"Belki de dedeniz bunun olmasını istemiştir?"
Ona kaşımı kaldırarak baktım. Bakışlarımdan 'Ciddi misin?' sorusunu anlaması uzun sürmedi. Kollarımı göğsüme bağlarken bana cevap verdi. "Her ihtimali düşünüyorum Umay. Belki de deden bir ailesi olduğunu hatırlayıp tüm diyarı ele geçirmek için siz ikinizi kullanabilir. Kendisinden sonra en güçlü kişi Yertinç Temsilcisi bir torunu var. Ve her sözünü dinleyip emirlerini yerine getiren mükemmel bir robot asker torunu da unutmayalım."
"Peki neden hala yaşamana izin veriyor?" Sorum ile başını oynattı. "Benimle de Koruyucular ile ilgili bir düşüncesi olabilir. Ele geçiremediği yerler var hala. Topraklar onun emrinde olsa bile dokuz ırkın altı ırk onu dinlemiyor. Altı ırk Koruyucuların emri altında. Benimle onları da hakimiyeti altına alabilir."
Bu mantıklı bir yaklaşımdı. Yatağına yeniden yaklaştım ve ona doğru eğildim. Elimi saçına yerleştirdim ve karıştırdım. Fakat bu daha çok okşamaydı. Yeni banyo edilmişti. Saçları hala nemliydi. Bize yaptıkları gibi ona da bu denli hizmet etmeleri beni rahatlatmıştı. "Rau Panu'nun böyle bir düşüncesi varsa bile bu gerçek olmayacak. O buraya gelene kadar biz ikinci kez elinden kaçacağız." Başını kaldırıp bana baktı. Odanın içini aydınlatan meşalenin sarı ışıkları yüzüne düşse bile parlaklığı hala duruyordu. Gerçekten adının anlamını taşıyordu. Ay kadar parlaktı.
Uzandı ve bileğimden tuttu. Elim hala saçında duruyordu. "Seni tüm bunlardan uzak tutmak için elimden gelen her şeyi yaptım. Fakat en sonunda hiçbir şeyi başaramadım ve buraya gelmek zorunda kaldık." Ona güvenle gülümsedim. Düşüncesini yargılayamazdım. Elinden gelenin en iyi şeklinde beni korum için uğraştı. Aybars'ı, Kutay ile de kıyaslayamazdım. Çünkü ikisinin düşünce yapısı ve davranışları tamamen birbirinden farklıydı. Yolları farklıydı.
"Bu şekilde düşünme Aybars. Ben daha alt yaşımdayken çıkan kehanet bugünün temelini oluşturmuş bile. Ve sen bir kehanete karşı gelmeye çalıştın. Bunu kimse kolay kolay yapamaz."
Onu avutmaya çalıştım. Fakat bu doğruydu. Ona karşı bir dargınlığım yoktu. O benim her zaman en yakın arkadaşım olacaktı. Bana buruk bir tebessüm gönderirken uzandım ve başının üzerine bir öpücük yerleştirdim. "Her şey için teşekkür ederim Aybars. Lütfen bundan sonra kendin içinde endişelenmeyi unutma." Geriye çekilip yüzüne tam baktım. Mavi gözleri titriyordu. "Benim için her şeyden önemli olduğunu biliyorsun Umay. Sana karşı hissettiğim sadece aşk değil. Sana karşı sorumluluklarım var. Artık hizmet edeceğim kişi oldun. Ben senin askerinim seni korumak benim görevim."
Bu kelimeler benim için fazlasıyla tuhaftı. Beni bir kaç saniye içerisinde kraliçe konumuna getirmişti. Hem de tahtı ve toprağı olmayan bir kraliçeyi korumayı görev biliyordu kendisine. Bu tabir yanlış hissettirmişti beni. "Sen benim ne askerimsin ne de ben senin kraliçenim. Aybars sen benim arkadaşımsın."
Elini bana uzattı. Israrla ona uzanmam için kendisini diretti. Eğer elini tutmazsam kalkmaya çalışacağını biliyordum. Elimi avuç içine yerleştirdim. Dişlerini sıkarak dikleşti. Acını göstermemek için direniyordu. "Kendini zorlama!" Ona sözlerime karşılık bakışları sertti. Parmaklarımın üzerine öpücük yerleştirirdi. Sıcak nefesi tenimde hareket etti. "Sen benim kraliçemsin."
Bu sözleri söylerken yüreğimde tuhaf bir hareketlilik olmuştu. Bu gurur muydu yoksa memnun olma duygusu mu? Belki de Aybars'ın sesi ile bunu duymak hoşuma gitmişti. Tenim yavaş yavaş ısınmaya başlamıştı. Yanaklarımın kızardığını hissedebiliyordum. "Bu şekilde davranma utanıyorum."
Dişlerini göstererek gülümsedi. "Fakat hoşuna da gitti." Utançla başımı eğdim. Yüzümü saklamak istiyordum. "Evet," diye mırıldandım çekinerek. Gülüşü biraz daha büyüdü. "Seni tanıyorum."
Bu doğruydu beni gerçekten tanıyordu. Bakılarımı ondan uzaklaştırmak için çabaladım. Duvarlara yerleştirilen kandillerden yükselen sarı alevler titreşerek dağılıyordu. Odanın içerisine göz gezdirirken Aybars elbisemin eteğinden tutup çekişirdi. “Bu elbiseyi çıkarmanı istesem çok sığ bir davranış olur değil mi?” Bakışlarım ona döndü. Bu sorunun cevabını bildiği halde neden sorma hissiyatında hissetmişti ki kendisini? “Seçtiğim en sade elbise buydu. Diğer elbiseler dekolteli fazla cüretkâr elbiselerdi.”
Eli uzandı ve omzuma ulaştı. Saçlarımı kaldırıp omuzlarıma bakarken kendisini kalkmak için iyice zorladı. “Hareket etme dedikçe daha fazla hareket ediyorsun!” Durması için iki elimi de omuzlarına bastırdım. Gözlerini kapatıp açtığında bakışlarımız birleştir. Sakince yutkunurken “Bana bir iyilik yap ve arkanı dön,” diye konuştu. Dediğini yaparken yutkundum ve sırtımı ona döndüm. Parmakları saçlarımı avuçlayıp sırtımı ortaya çıkardı. Elbise ipleri sayesinde karın bölgemi sıkıca sırtım ve omuzlarım neredeyse açıktaydı. “Sırtını kapattığına emin ol.” Parmakları sırtımda ki aksesuarın üzerinde dolaştı. Soğuk parmakları tenime değince hissettiğim ürperti ile titrerken oturduğum yerde kalktım. Bu ani hareketim ile şaşırmış gibi yüzüme baktı. Gergin bir tebessüm ile saçlarımı omzumdan sarkmasını sağladım.
“Sana yemek getirmeleri için hizmetliler ile konuşacağım.”
Başını sallayarak sırtını yatağın başlığına yasladı. Başka bir şey demeden odadan kaçarak çıktım.
Elimi yanağıma bastırdığım da sıcaklığı hissetmemek elde değildi. Sırtımı taş duvara yasladım ve sıcaklayan bedenimin sakinleşmesini sağladım. Bir kaç derin nefes aldım. Sırtıma değer parmakları ile kendimi bu şekilde tuhaf hissetmem normal değildi. Arkadaş kelimesinin yalnızca aramızda ki samimiyetin olduğunu göstermek istediğini dile getirmişti fakat her defasında merdivenlerde bana söyledikleri zihnimde yankılanıp duruyordu. Kitabı almak için gittiğimiz yerde zihnimizle oynanan oyunda birlikte bir hayal gördüğünü söylediğinde ne zamandır bu şekilde hissettiğini merak ediyordum. Aybars ile ilk tanıştığım zaman güzelliğinden etkilenip ondan hoşlanmıştım ve bunca zaman boyunca onunla evlilik ile ilgili şakalar yapsam bile bana bir defa bile karşılık vermemişti. Şimdi bu şekilde cesurca davranmasının sebebini merak ediyordum. Belki de tüm gerçekleri öğrendikten sonra vereceğim tepkiden korkmuştu ve bu korku ile ne zamandır başladığı belli olmayan bu duyguları çok güzel bir şekilde saklamıştı.
Zihnimden geçip duran düşünceler, kalbimin deli gibi atmasını sağlayan hareketleri beni içinden çıkamayacağım bir girdabın içine sürüklemişti. Bu şekilde hissetmemin sebebini bilmiyordum. Kalbimin bir sorunu olması lazımdı. İki erkeğe de aynı şekilde deli gibi atamazdı. Ben dışardan her ne kadar öyle gözükmese bile aşka önem veren birisiydim. Benim için tek bir kişi olması lazımdı. Aynı anda iki kişiden hoşlanamazdım.
Başımı sallayıp buna karşı çıktım kendi kendime.
'Mantıklı düşün, Umay!'
Aybars benim arkadaşımdı ve eğer araya aşk girerse ve bu olmazsa arkadaşlığımız zarar görecekti. Ve bu şekilde hissetmemin tek sebebi bir kraliçe gibi hissettiğim zaman kanım deli gibi kaynıyordu çünkü bu tabiri kullanması hoşuma gidiyordu. Benim güçlü ve önemli olduğumu hissettiriyordu. Ve dokunuşu kesinlikle nefesimi kesip beni dehşete düşürecek kadar tehlikeliydi.
Daha bugün Kutay ile yakınlaştıktan sonra Aybars ile de girdiğim bu etkileşim ben gibi hissettirmiyordu. Kuta benim çocukluk aşımdı. Hayatımın ilk altı yılını onunla geçirmiştim. Annemden sonra tek arkadaşımdı. Kara Kule'de beni koruyan kişiydi. Hem de küçük yaşlarında olmasına rağmen. Evet şu an kafamı fazlasıyla karıştırmasının tek sebebi, nasıl flört edilmesi gerektiğini biliyordu.
Adımlarımı taş koridorda atamaya devam ettim. Tüm bu aşk olaylarını gereğinden fazla uzattığımı hissettim. Gerçeklerden kaçmak için güzel bir yoldu fakat bir diyarı kurtarmanın yanında bir aşka kendimi adamak bana daha kolay geliyordu. Kendi hislerimi anlayana kadar bir ömür bitirmem gerekiyordu. Bana bu şekilde davranmaya devam etmemeleri için onları uyarmam gerekiyordu. Eğer bunu yapmazsam ilerleyen zamanlarda içinden çıkmayacağım bir durumun içine düşebilirdim. Şimdilik bir akşam yemeği yiyip ve aynı şekilde Aybars'ın da yemesini sağlamam lazımdı.
Bir kaç hizmetli beni gördüğü zaman koşuşturarak yanıma geldiler ve acilen yemek salonuna gitmem gerektiğini bana söylemişlerdi. Onların peşinden ilerleyip yemek salonuna gittiğim de gördüğüm manzara ile fazlasıyla şaşırmıştım. İçerisi diğer odalara göre daha fazla aydınlıktı. İnsan Diyarı'nda ki beyaz ışık gibi bir ışık yansıyordu oluğum yere. Buraya odadan çok kubbeli bir geniş balkona benzetilebilirdi. Yaşadığım ülkenin eski tarihinde geçen imparatorluğun mimari sanat anlayışına benziyordu. Büyük ihtimalle burası iki katlıydı ve yemek yenilen yer bir alt katta yer alıyordu.
Kulağıma gelen müzik sesini keşfetmeye çalışıyordum. Taş zeminin üzerinde yürüdüm. Tef, telli ve üflemeli çalgılı aletleri duyabiliyordum. Müzikle birlikte yükselen kadın sesleri ve gülüşmeleri bana ulaşıyordu. Sonunda alt katı bana gösterilen mermerden yontulmuş korkuluklara ulaştığım da asıl görüntüyü görmüştüm.
Alt katta bulunan yerde kadınlar dans ediyor ve davetliler heyecanla yemek yiyip eğleniyorlardı. Ekşi koku bana şarapta içildiğini gösteriyordu. Tarihi dizilerde gördüğüm içli dışlı sahneler şu an tam olarak gözlerimin önünde duruyordu. Bakışlarım alt katı dolaştı ve sonunda tanıdık yüzü gördüğümde hissettiğim duygu bana bir sürü soru getirmişti.
Kutay masanın bir ucunda oturuyordu. Dans eden kadınlar etrafında pervane olurken onları izliyor ve yemeğini yemeye devam ediyordu. İlk düşüncem Kutay böylesine basit bir şeye düşmüş müydü? Onu tam olarak tanımıyordum bile fakat bunu yapıyorsa onu mahvedebilirdim. Bu düşüncenin yanında başka bir düşünce beni sarsmıştı.
Kerey denen herif Kutay'ın bedenini ele geçirmişse ve şu an orada eğlenen kişi Kutay değil o şeytan ise?
Korkuyla aşağıya inen merdivenleri aradım. Gözüme basamaklar ilişince düşünmeden aşağıya inmek için ikişer adımlar atmaya başladım. Sürekli olarak içimden Kutay'ın bedenini ele geçirmesine karşılık korkuyla sarsılıyordum. Fakat eğer ele geçirilmemişse bu demek oluyordu ki Kutay dansöz seviyordu.
Ayaklarım taşın üzerinde ilerlerken tok sesler çıkarıyordu. "Kutay!" Ona öfkeyle seslenirken beni duymamıştı. Koşuşum hızlandı. Ona yaklaştığımda yeniden bağırdım. "Kutay ne yaptığını sanıyorsun sen?"
Beni fark ettiğinde ağzına et parçası gönderiyordu. Kaldığı yerden devam etti ve yemeği sakince çiğneyerek beni izlemeye devam etti. Elimi omzuna yerleştirmeden önce çevresinde ki kadınları gönderdim. "Kutay bedenini ele geçirdiğini söyle yoksa bu dansöz kadınlarla mı ilgileniyorsun?"
Sözlerim onda anlık şaşkınlık oluşturmuştu. "Kerey bedenini ele geçirmişse bu halini anlarım fakat eğer hala Kutay'san bunu nasıl yapabilirsin?" Bana hala şaşkınca bakarken ağzında ki lokmayı yuttu. "Neyden bahsediyorsun?" Bana sorarken ses tonu benimle konuştuğu gibi değildi. Yüreğim korkuyla sarsılıyordu. "Kutay'ın bedenini aldığına inanmıyorum. Onu bana geri ver seni lanet şeytan!"
Masanın üzerinde ki bıçağı alıp boynuna dayadım. İki elini havaya kaldırıp bana titrek bakışlarla baktı. "Güzelim sakin ol kimse bedenimi almadı." Kutay'ın sesi beni kandırıyordu emindim. Bıçağı daha fazla boynuna dayarken bir kadın çığlık attı. Müzik sesi kesilmişti. Misafirler bize korkuyla bakıyordu. Fakat hiçbirisi umurumda değildi. Şu an önemli olan Kutay'dı. Ve çok geç olmadan onu geri almaktı.
Kerey'i tehdit etmek için aklıma bir çok şey gelmeye başlamıştı fakat ateşten oluşan birisini nasıl korkutabilirdim ki? "Dedemin torununun bedenini ele geçirmenin bedelini nasıl ödeyeceksin! Kutay'ı bana geri ver!"
Elime sarılıp kendisini kurtarmaya çalıştı. Dudağı titredi. "Umay
sakin ol! Kimse bedenimi ele geçirmedi!"
"Yalancı o zaman neden dansözleri izliyorsu!?" Kaşları şaşkınlıkla kalktı sözlerimin ardından. "Kutay böyle bir şey yapmazdı!" Cümlemin devamını getirdim. Bu bedene zarar veremezdim. Hele ki boğazını kesemezdim bile. Kutay'ın ruhu bu bedene geri geldiğinde ölmesi yüzde yüzdü. Düşünmek için kendimi zorladım. Sonunda elimi tutmaya çalışan elini tutup masaya yerleştirdim. Bıçağı elinin üzerine saplamaya çalışırken başka birisi beni tuttu.
"Bu kadın kafayı yemiş! Birisi biricik bedenimi bu kadından korusun."
"Umay ne yapıyorsun!"
Kutay'ın görüntüsü ve Kutay'ın sesiydi fakat o değildi. Ağlamamak için zor direniyordum. Beni ondan uzaklaştırmaya çalışanlara direnirken yaralamaya çalıştığım kişi beni belimden tutup kendisine çekti. "Ona dokunmayı aklından bile geçirme Kerey Kaan!" bu Kutay'ın sesiydi. Benim duymaya alışık olduğum sözler ve bana hissettirdiği hisler.
"Umay kendine gel! Kimsenin bedenimi aldığı yok!"
Bakışlarım onu buldu. Bal rengi gözleri hala olayın şaşkınlığı ile parlıyordu. Belimde ki eli beni iyice kendisine çekip dizinin üzerine oturmamı sağladı. Yüzüne bakarken, görüşüm bulanıklaşmaya başladı. Elimde ki bıçağı elimden zorla alırken benimle konuşmaya devam etti. "Benim Umay. Biricik sevgilin. Biricik arkadaşın. Biricik ailen." Bu küstah cümleleri yalnızca aptal Kutay kullanabilirdi. Gözlerimde ki yaşlar düşmemesi için direndim. Elimde ki bıçağı alıp parmaklarımın arasına parmaklarını yerleştirdi ve kenetledi.
"Şimdi sakinleştin mi?"
Bir kaç dakika rahatlamak için kendime zaman verdim. Fakat hissettiğim yoğun korku ve ardından hissettiğim utanç duygusu sadece şiddeti doğururdu. Düşünmeden tok bir sesin yükselmesine izin verdim. Avcumun içi acıyordu. Kutay'ın yüzü tokadın etkisiyle sarsıldı. "Nasıl konuştuğunun ve nasıl davrandığının farkında mısın?" Dili yanağını içeriden bastırdı ve acıyı hafiflettirmek için kendisine zaman tanıdı. Şimdi ise yaptığım şeyin pişmanlığını yaşıyordum. Fakat lanet gururum anlık yükselmenin vermiş olduğu hareketten de bir adım geriye atmıyordu.
Kutay öfkeyle soludu. Fakat bu öfke dudaklarında bir tebessümle kendisini belli etmişti. "Kerey denen şeytan bedenini ele geçirmediği halde gözlerin dansözlerin üzerinden ayrılmıyor! Ve ne dedin biricik sevgilim mi? Bunu neye dayanarak söylüyorsun?" O şeytanın bedenini ele geçirdiğini sandığım için zaten..."
"Umay," diye böldü aptalca yaptığım konuşmayı. Beni kendisine iyice bastırırken belimde ki eli canımı yakmaya başlamıştı.
"Bu iki deli kuzen birbirinden beter! İki aşığın arasında kalmak dahi istemiyorum. Ne duruyorsunuz çalın müziği!"
Kadın sesi kulağıma ulaşınca az önce Kutay'ın baktığı dansöze baktım. Ve bir dansözün nasıl eğlenceyi kaldığı yerden devam ettirebilir diye düşündüm. Ardından Kutay'ın bedenine kendi bedeni gibi bahsetmesini... O an anlamıştım. Kutay'ın en başından beri baktığı dansöz Kerey Kaan denilen şeytandan başkası değildi. Beden değiştirmişti ve bir kadın olmuştu.
Mantıklı yanım beni bulmaya başladığı zaman neden böyle bir şey yaptığımı bilmediğim gibi şimdi büyük bir pişmanlık çekiyordum. Dudaklarımı kemirdim. Kutay yanağını ovuşturdu. "Bu zamana kadar yaptıklarına sustum. Fakat bu tokat!" Sesinde ki öfke beni azarlamaya başlayacağını ve affetmeyeceğini biliyordum.
"Ama ben... Ben sanmıştım ki?"
"Ne sanmıştın? Kerey bedenimi ele geçirdi ve dansözleri izlediğimi fakat hala kendi bedenimde olmama rağmen dansöz izlediğim için beni cezalandırdın mı? Tokat atarak. Ya da asıl tokat atma sebebin seni sevgili, arkadaş ve aile olarak gördüğüm için mi?"
Söylediklerinde haklıydı. Bal rengi gözleri karardı. Bu yaptığım tamamen aptallıktı. Beni bıraktı. Ve dizinden kalkmam için zorladı. "Bazen ne düşündüğünü anlamıyorum Umay." Hayal kırıklığına uğramış sesi beni daha fazla sarstı. Ellerimi ona uzatıp vurduğum yeri tutmak istedim. Ben bir aptaldım böyle davranamazdım. "Kutay," diye ona seslendim.
"Yemeğini ye ardından uyu."
Oturduğu yerden kalkarken düşmemem için beni sabitlemesine rağmen yüzüme bakmadan odadan ayrıldı. Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Ben bir aptaldım ve ne yapmıştım? Şimdi onu nasıl rahatlatabilirdim ki?