🎧 Shoot To Kill- QUIVR
Koşarak çıktığımız mağara yolunun girişine yaklaşmıştık. Topladığımız odunları ormanda Aybars'ın patlattığı uyarı fişeğini Kutay düşünmüştü. Büyümü kullanarak ayarladığımız bir fişekti. Tehlike anında birbirimize haber vermek amaçlı yaptıklarımızdandı. Bunu kullanıyor olması kötü bir haberin olduğunu dile getiriyordu. Fakat aptal gibi bizi merak ettiği için bunu kullandığını ve kötü bir şey olmasını istemediğim için de çoktan bu senaryo üzerinden düşüncelere boğmuştum kendimi.
Mağaraya ulaştığımız zaman girişte bizi bekleyen askerleri görünce nefesimi tuttum. Hepsi zırhlıydı ve ellerinde kılıçlarla bizi karşıladılar. Bu adamlar buraya gelirken ormanda bize saldıran askerlerdendi. Kutay belinde ki kılıcın kınını tutarken bende bir elimi hançere yerleştirdim. Zihnimin içinde Kutay'la çalıştığım dersler geçmeye başlamıştı.
Mağaranın içinde hareket halinde olan karartıları görünce yutkundum. Kötü ruhlar deli gibi etrafta dolanıyordu. "Kerey Kaan sizi bekliyor,"askerlerden birisi bize seslenirken kimden bahsettiğini anlamadım. Kutay bir küfür savurdu.
"Hani sordun ya neden bize baskı yapmıyorlar diye. Ve bende sana yanlarında güçlü birisi olmadan bize saldıramazlar çünkü öleceklerini bilirler dedim." Onu dinlerken mağaradan içeriye girdik. Tüm kalbim korkuyla sarsılıyordu. İçeride ki ateş harlanmış içeriyi gereğinden fazla ısıtmıştı. Ateşin arka tarafında bize elma yiyerek bakan sarışın mavi gözlü orta yaşlarda bir adam gördüm. Kirli sakalı çenesini kaplamıştı. Bizi görünce gururla gülümsedi.
Hemen altında ise yarı baygın halde yatan Aybars'ın yüzü şişmiş ve kan bulaşmıştı. O şerefsiz adam Aybars'ın üzerinde oturuyordu! Hiddetle öne atılmak istediğimde Kutay beni hissetmiş gibi kolunun altında aldı ve belimi kavradı. "İşte sana bahsettiğim güvendikleri kişi. Erlik'in çocuklarından birisi."
Bana açıklama getirirken gözlerim irileşti. Bu pislik herifi öldürme hissi tüm damarlarımda akmaya başlamıştı. Baskı yüzünden zorla nefes alıp veren Aybars'ı görünce Kutay'ın nasıl hala sakin kaldığını merak ettim.
"Görüyorum ki yıllar geçse bile diğer varlıkları eşya olarak görmeye devam ediyorsun."
"Görüyorum ki yıllar geçse bile aynı kinayeli ağızın açılmaya devam ediyor. Kutay görüşmeyeli unutmuş olmalısın ben bir şeytanım."
Elinde ki elmayı fırlatırken Aybars'ı ondan kurtarmak için yerimde duramıyordum bile. Öfke tüm bedenimi sarmaya başlamıştı. Burnum öfkeyle kabarırken adamın bakışları beni buldu. Beni baştan aşağıya süzerken Kutay bedenini benim önüme çekti ve benimle onun arasına yerleşti.
"O, ona bu şekilde bakabileceğin birisi değil." Adam kahkaha atarken kendisini iyice oturduğu yere yerleştirdi. Aybars yarı baygın bir şekilde inledi ve gözlerini açmaya çalıştı. Onu bu halde görmeye katlanamıyordum bile. Öne eğildi ve kollarını dizlerine yerleştirirken "Kadınına elimi uzatacağımdan mı korkuyorsun?" diye soludu.
Aybars altında hareket etmeye çalışırken ona sabırsız bir şekilde söylendi. "Sabit kalmalısın. Bir sandalye isen sandalyeliğini bilmelisin. Sandalyeler hareket etmez!" Bu sözler ile daha fazla yerimde durmadım ve öfkeyle ileriye atılıp ona bağırdım. "Ne yaptığını sanıyorsun sen?" Bu öne atılışımdan baya eğlenmiş gibiydi. Beni büyük bir tebessümle izlemiş gözlerini bana dikmişti.
"Sandalyemle konuşuyorum. Beğendin mi?"
"P*ç kurusu!"
Sanki öne atıldığım zaman Aybars'ı ondan kurtarma şansım varmış gibi hareket ediyordum. Kutay beni çekip kolları arasına alırken sakinleştirmek için çaba harcadı. "Sakin ol güzelim. Bu herif gösteriş meraklı ezikten başkası değil."
Deliriyordum. Bu şekilde davranması beni çıldırtıyordu. Bedenimde kaynar su gibi kabaran büyü gücüm serbest kalmaya hazırdı. "Kadının tam bir deli. Ama bu eğlenceli senin gibi birisine daha alımlı bir kadın hak etmezdi. Bir deliye başka bir deli." Bundan zevk alıyormuş gibiydi.
"Amacın ne?"
Bu tarz uzatmaları az çok tahmin edebiliyordum. Bizimle eğlenip ardından öldürmek için emir vermeyi bekleyen tipik kötü adamlardandı. "Çok sabırsızsın. Bir alev misali sanıyorsun fakat ateşin yalnızca seni yakıyor görüyorum da." Kelimeleri seçmekte gerçekten çok başarılıydı. Öfkem arttıkça onun daha fazla eğlendiğini ve ona gösteri gibi gelen bu durumu izlemek için daha fazla uğraşacağı belliydi.
"Sakinleşmelisin. Unutma o bir şeytan. Bir şeytanın en sevdiği şey kaos ortamıdır." Kulağıma sakince fısıldadı Kutay. Sakinleşmek için rahat nefes alıp vermeye çalıştım. Gözümün önünde acı çeken Aybars'ı gördükçe nasıl dayanacağımı bilmiyordum. "Rüzgarı kontrol edebiliyorsun değil mi?" diye konuştu.
Adam bize bakarken sakince başımı salladım. "Güzel. İşaretimi aldığın an rüzgarla hareketimi destekle." Planına ayak uydurmak için güçlerimi açtım ve rüzgarı zamanında uygulamak için bedenimde yoğunlaştırmaya başladım.
"Fakat asıl merak ettiğim yıllar önce ölmesi gereken bir büyücünün hala yaşıyor oluşu." Merakla konuşurken elini salladı ve kendisine ikinci bir elma verilmesini istedi. Kırmızı sert elmayı iştahla yerken konuşmaya devam etti. "Kader dediğiniz şey gerçekten çok komik." Bir kahkaha daha atarken bu durumdan zevk aldığı çok belliydi. "Çocuklar dedenizden kaçmanız hiç doğru bir hareket değil. Dedeniz sizi çok özlemiş. Bende ona sizi bulacağımı ve ona götüreceğime söz verdim."
"Ne karşılığında?"
Gözleri direk Kutay'a dönerken dudaklarında tuhaf bir sırıtış oldu. "Ah biliyorsun ki bedenini her şeyden daha çok istediğimi. Şu an ki olgun bu beden gerçekten tapılası." Neyden bahsettiğini yeni anlamıştım. Rau Panu bizi ona götürmesi karşılığında bu adama Kutay'ın bedenini verecekti. Öfkeyle kahkaha attım. "Ve sen de buna inandın mı?"
"Ah küçük cadımız konuştu. Tabi ki de yıllarca anlaşma yaptığım dedenize güveneceğim."
Çenesini kaşırken altında ezilen Aybars tepkisizdi. Büyük ihtimalle bayılmıştı. Kutay'ın eli belimde ki hançeri yavaşça çektiğini hissettim. Planını şimdi anlamıştım. "Sevgilin bedenini almam karşılığında sinirlenmişe benziyor. Merak etme o bedene sahip olduğum zaman seni Kutay'dan daha mutlu edebilirim." Adamın yüzünde ki ifade ve pislik ses tonu tamamen cinselliğe düşkün pislik bir adamın tavırlarıydı.
"Ben yaşadığım sürece kimsenin bedenine sahip olamayacaksın!"
Kutay hançeri hiddetle fırlatırken elimi kaldırıp rüzgarla saniyeler içinde göğsüne saplanmasını sağladım. Adam gönderdiğim güçlü rüzgarla geriye doğru savrulup Aybars'ın üzerinden uzağa düştü. Acıyla bağırıp öfkesini dile getirirken düşünmeden Aybars'ın yanına gidip yattığı yerin başında dikildik. Bedeni ancak nefes alıp vermeye başlamıştı. Bedenini çevirip başımı dizlerimin üzerine alırken çevredeki diğer adamlar hareket etti. Kutay bir hışımla kılıcını çekip gösterdi.
"Hala unuttuğun bir şey var Kerey! Bu insan bedenindeyken güçlerimiz aynı!"
Göğsünde ki hançeri çekip çıkarırken kan etrafa fışkırmıştı. Elini göğsüne bastırdı. Çevresindekilere dur emri verdi. "Hareket etmeyin. İkisine de canlı ihtiyacımız var." Öksürerek düştüğü yerden kalkmaya çalıştı. "Yine lanet olası kutsal hançer!" Yine derken daha önce de Kutay'la bir geçmişi olduğunu hissetmiştim. Başımı kaldırıp Kutay'a baktım.
Şimdi ne yapacaktık? Uzun bir süre hareketsiz kaldığımız için yakalanmamız hızlanmıştı. Ve tüm bu sağanak yağmura rağmen bizi basmaya gelen bir suikast grubu olduğunu tahmin dahi etmiyordum. "Şimdilik onu dinleyelim. Kurtulmak için her zaman bir seçenek vardır. Hem Aybars'ta berbat bir halde." Başımı salarken onlara teslim olmaktan başka hiçbir şansımızın olmadığının farkındaydım.
"Peki dedem nerede?"
"Güzel haberleri beklemek üzerine Kara Kule'ye çekildi."
Bu tahmin edilebilir bir şeydi. Öfkesinin dağlar aştığının da farkındaydım. Yolculuğumuz uzadıkça uzuyordu. Zorlukla yerden kalkarken göğsünde kanla kaplanan bedenine baktı. "Lanet olsun! Bu beden öldü başka bir bedene ihtiyacım olacak."
Yaptığımız şeyden ötürü şikayetçiydi. Ve bu demek oluyordu ki kendisine seçtiği başka bedenlerde vardı. Anladığım kadarıyla da en çok istediği beden Kutay'ın bedeniydi. Yanımıza ulaştı ve ayağının ucuyla Aybars'ı dürttü. "Bu çocuğun da güzel bir görüntüsü var fakat ne yazık ki bu beden beni kabul etmeyebilir.”
Bu adamın derdi neydi böyle? İstemsizce Aybars'ı sardım. Adama gözlerimi dikerek baktığımda mavi gözleri beni buldu. Dudaklarında tuhaf bir tebessüm vardı. "Ah bu kadın seni aldatır haberin olsun Kutay. Unutma kadınlara güven olmaz!"
"Bu konu hakkında endişelenme kadınlar konusunda uzman olan yalnızca sen değilsin!"
Mağaranın içi bir kahkaha doldurdu. "Doğru bu çocuğun ablası da vardı. Sence onu o hale getiren kimdi?" Bildiğim gerçekleri bir kez daha duyuyordum fakat beni rahatsız eden şey ise tanımadığım bir adam tarafından bunun bahsi geçiyor oluşuydu.
Eli ile işaret ederken adamları yerde yatan Aybars'ı omuzlayıp kaldırdılar. Aybars zorlukla nefes alıyordu ve bilinci tamamen kapanmış durumdaydı. Kalbi atıyor oluşu bana fazlasıyla yeterdi. "Bunu dedemin yaptırdığını biliyorum," diye konuştu Kutay.
"Ah hayır. Ben o kızı o hale getiren kişi için sordum."
Kutay boynunu çevirip kütletti. Ellerini sıkarken zayıf noktası olduğunu anlayabiliyordum. "O kadının nasıl zevk aldığını..." Kutay'ın etrafına saçılan öfke dalgasını görebiliyordum. Aybars'a son kez bakıp adımlarımı Kutay'ın yanına ilerlettirdim. Yumruk yapıp sıktığı elini tutarken sahte bir tebessüm gönderdim adama.
"Geçmişte yaşayan sadece senmiş gibi gözüküyor... Adın ne demiştin?"
Kutay elimi sıkarken adamla dalga geçmek ve onun da canını sıkmak için çaba harcamak istemiştim. Ve kesinlikle böylesine kendisinden emin bir adamın adını unutmak onun gurunu zedeleyecekti. Yüzünde memnuniyetsiz bir ifade bürünürken bana ters bir bakış attı. Fakat daha çok istenmeyen bir böceğe bakar gibiydi.
"Oyun oynamaya devam edeceksen seni çocuk parkına gönderelim daha çok eğlenirsin."
"Şuna da bakın! Bu küçük cadının dili varmış."
"Şimdiden ağlayacaksan bu işe girmeyecektin!"
Kutay dudaklarını birbirine bastırırken adam bana tuhaf gözlerle baktı. Kim bilebilirdi ki oynadığım oyunlarda beni sinirlendiren bu sözler bir başkasını öfkelendirecekti. Adam hoşnutsuz bir şekilde kıpırdandı. Elini bana uzatırken Kutay hızlı bir hareketle elini ittirdi. "Öylesine dokunabileceğin birisi değil."
Şeytan daha fazla sinirlenmiş gibiydi. Parmaklarını birbirine sürterek havada salladı. "Kadınına söyle sesi fazla çıkıyor. Kadın olduğunu unutmasın." Şimdi ise beni en fazla sinirlendiren şey olmuştu. Karşımda ki kim oluyordu da sırf kadın olduğum için bu şekilde bana davranabilirdi.
Mağaradan çıkmak için hareket ederken öfkeyle kabaran benim aksime Kutay ona cevap vermişti. Daha doğrusu sözü devralmama izin bile vermemişti. "Birincisi Umay'ın bir adı var. İkincisi onunla tartışmak dahi istemezsin. Kelimeleri seçerken dikkatli ol. Benden daha saldırgan olabilir."
Elimi tutup yanından yürüyüp giderken elini omzuna yerleştirip adama akıl verir gibi konuşmuştu. Yanından geçerken dudağımın bir ucunu kaldırıp onunla dalga geçer gibi konuştum. "Sana tavsiyem. Kutay'ı dinlesen iyi edersin. Rau Panu'nun tek torunu o değil."
Mağaradan dışarıya çıkarken bize zarar vermeyeceklerini bildiğim için rahattım. Ve tamam Kutay'ın bu şekilde fevri davranışı beni cesaretlendirmişti. Mağaradan inip bizi bekleyen atlı arabalara ve atlı askerlere baktım. Aybars'ın nerede olduğunu merak ederken onun bir atın üzerine gelişi güzel yüzüstü yatırıldığını gördüm. Öfkem yeniden belirirken "Çabuk onu arabanın içine yatırın!" diye bağırdım. Gezer askerleri bana şaşkın şaşkın baktı.
"Kim diyor bunu?"
"Kim olduğumu öğrenmek ister misin?"
Adamın üzerine yürürken benimle dalga geçerek gülüyordu. Büyümü aktifleştirip dağın yamacına yuvarlanan bir kaç taş parçasını hareket ettirmek için gücümü kullandım. Nesne taşıma ve hareket ettirme. Bir haftadan beri sürekli olarak çalıştığım şeylerden birisi buydu. Taş sakince havaya kalkarken adam üzerime yürüdü.
Taş adamın üzerine doğru hareket ettirirken Kutay son anda beni fark etmiş ve elimi tutmuştu. Taş adamın ayağının dibine gürültü ile düşerken bir kısmı ona çarpmıştı. Korkuyla geriye sıçrayıp onu yaralayan taşa bakarken çevredeki askerler savunma pozisyonu alır gibi hareket ettiler. Çevremizi kuşatırken mağara yolundan yeni inen şeytan ne olduğunu anlamak ister gibi bize baktı.
"Kerey Kaan bu deli kadın bize saldırdı!"
"Aybars'ı bu halde getirmeniz yetmiyormuş gibi bu rezillikte ne?" Aybars'ı gösterirken öfkem iyice artmıştı. Adam bana bakarak sırıttı. "Tatlı unuttuğun bir şey var. Bir şeytandan hoşgörülü olmasını bekliyorsun. Atın arkasına bağlayıp sürüklemediğimize teşekkür et!"
Bir el daha hareket ettirirken adamlardan birisi çöktü ve at arabasına binmesi için yardım etti. Adam, askerin üzerine basarak arabanın içine girdi. Ellerimi saçlarımın arasına sokup, parmak uçlarımla masaj yapmaya çalıştım. Kutay kolumdan tutup ben kendisine çevirdi. "Şimdilik dediklerini yapalım. Aybars daha iyi olana kadar. Kendisine geldikten sonra başka bir plan yaparız."
Başımı sallarken at arabasına ilerledi ve Aybars'ın düşmeyeceğine emin olacak şekilde bağladı. Başka bir at bize verilirken Kutay ile birlikte ata bindik ve hızla yol aldık.
Yağmur sakince yağıyordu. Islanmıştık ve berbat haldeydim. Üşüyordum. Ağırlaşmış saçlarım başımın üzerine daha fazla ağırlık yapıyordu. At sesleri ormanın içinde yankılanıyordu. Hava kara bulutların aksine akşamın geldiğine dair iyice kararmıştı. Bugüne kadar ilerleyişimizden daha hızlı ilerliyorduk. Hiç duraklamadan ilerlediğimiz yolda atlarda iyice yorulmuşlardı. Diğer atların arkasından saçılan çamur bazen üzerimize geliyordu.
Aybars’ın tüm bu duruma katlanmaktan başka şansı yoktu. Gideceğimiz yere ulaştığımız zaman eminim berbat bir durum onu bekliyordu. Hava karardığı zaman meşaleler yakıldı ve yolculuk devam edildi. "Gidene kadar devam mı edeceğiz?" diye söylendim.
"Maalesef öyle. Üşüdün mü?"
"Bu soruyu cidden soruyor musun? Ellerime bak."
Soğuktan titreyen ve kızarmış parmak uçlarımı gördüğü zaman atın eyerini bir eli ile tuttu. Boşta kalan eli ellerimi yakalayıp ovaladı. Sanki onun elleri sıcaktı. "Sen de üşüdün değil mi?"
"Hayır diyerek centilmen gibi davranmayacağım. Donuyorum."
Yakın zamanda kar yağacağını bana bir kaç saat önce söylemişti. "Bana iyice yaslan bende ısınmış olurum," diye konuştu. Bu sözlerine karşı çıkmak düşüncesi zihnimden geçmeye hakkı yoktu. Sırtımı ona yaslayıp başımı giydiği pelerinin altına yerleştirdim. Deri giydiği için soğuktu göğsü fakat ıslak yağmurdan çok daha iyiydi. "Saçlarımdan uzak dur berbat şekilde yağlılar!"
Kahkaha attı. "Peki kendini bana güzel göstermek istediğin zaman sana yaklaşacağım." Bu çarpıtılmış sözlere alınmadım. Bugün onunla o fişek atılmamış olsaydı öpüşmüş olacaktık. İstemsizce o hayali kurdum zihnimde. Bedenim utançla yanarken bu durumu rahat bir şekilde hayal edişimden rahatsız olmuştum. Böyle bir şeyi çok kolay hayal edebilmiştim. Ve en kötüsü aşka düşmeyeceğim dedikçe kendimi tuhaf bir akışın içinde buluyordum.
Başımı salladım ve sakince düşünmeye başladım. Bir kere daha bu şekilde yakınlaşmamıza müsaade edemezdim. Şu an çığlık çığlığa koşturmak istiyordum. Fakat olduğum durum beni rahat bırakmıyordu. Düşünmeden elimi boynuna uzatıp etini iki parmaklarımın arasına sıkıp acımasını sağladım. Beni bu hale nasıl düşürebilirdi. Acıyla sızlanırken onu duymamış gibi davrandım. "Neden?"
Kıkırdadım. "Hak ettin!" Atla yürüyüşümüz sırasında bir süreliğine Aybars'a baktım. Atın üzerinde sızlandığını görünce uyandığını anlamıştım. Büyük ihtimalle bedeni acıyla sızlıyordur. Şu an onun arabada olması gerekiyordu. Aybars'ın uyandığını belli ettim. Onun yanına yaklaştık. Aybars zorlukla ses çıkarıyordu. Atın hareketi göğsüne daha fazla baskı yapıyor olmalıydı. "Dayanmaya çalış Aybars."
Başını bir an için kaldırıp anlamaya çalışan Aybars pelerinin başlığı yüzünden hiçbir şey göremiyordu büyük ihtimalle. Yağmur yavaş yavaş yağsa bile bizi baştan aşağıya sırılsıklam yapmıştı. Pelerin ile korunsak bile atın hızı yüzünden gittiğimiz yönü bile tam göremiyordum.
Uzun yolculuğun sonunda uzaktan gözümüze ilişen ışıklar ile geldiğimizi anlamıştım. Bu soğuk gecede bu yağmurun altında bizi getiren Kerey denen şeytandan hıncımı çıkarmam gerekiyordu. Atlar yavaşlarken büyük bir kapı bir kaç emir dahilinde açıldı ve bizi içeriye götürdü. Yağmur yağıyor olmasına rağmen kalenin için tamamen farklı bir dünya gibiydi. Bu büyü müydü? Kalenin içini bu şekilde değiştirecek kadar güçlü bir büyüye mi sahipti?