İçeriğe geç

Gizlilik iş başında

Bölüm 7 · 2 dk okuma

Gizlilik iş başında

Bölüm 7

PASLI ZİNCİRLER VE GERÇEKLER

Tuzla tersanesinin devasa vinçleri, gece karanlığında gökyüzüne uzanan paslı dev iskeletlere benziyordu. Yağmur çiselemeye başlamış, havayı metal ve mazot kokusu sarmıştı. İzel, Alaz ve Gece; hangar 42’nin görüş alanına girmeyen bir konteynerın arkasına sindiler.

"Gözler bende," dedi Gece, kulağındaki mikrofonu düzelterek. Tableti üzerinden tersanenin termal kameralarına sızmıştı. "İçeride altı ısı imzası var. Dördü hareketli, ikisi sabit. Sabit olanlardan biri muhtemelen baban, Alaz. Diğeri ise başındaki nöbetçi."

Alaz, yeleğinin altındaki tabancayı –İzel’in ona öğrettiği gibi– sıkıca kavradı. "Hadi, ne bekliyoruz?"

"Bekle," dedi İzel, bir elini Alaz’ın omzuna koyarak. "Acele etmek seni öldürür. Gece, havalandırma fanlarını durdurup ters yöne çevirebilir misin? İçerideki hava akımını değiştirmemiz lazım."

Gece hızla kodları girdi. "Halloldu. On saniye içinde fanlar duracak."

İzel, bir gölge gibi hangarın paslı kapısına süzüldü. Alaz hemen arkasındaydı. İçeri girdiklerinde, asılı duran dev zincirlerin arasından Selim Kurt’u gördüler. Bir sandalyeye bağlanmış, yüzü kan içindeydi. Karşısında ise okul müdür yardımcısı, elindeki gümüş bir çakmakla oynuyordu.

"Selim," dedi müdür yardımcısı, sesi boş hangarda yankılanarak. "Mührü çocuklara verdiğini biliyoruz. Ama anlamadığın bir şey var; o mühür sadece bir anahtar değil, bir vasiyet. Şebeke, senin yerine genç bir kan arıyor."

İzel tam hamle yapacağı sırada müdür yardımcısı güldü. "Alaz! Orada olduğunu biliyorum evlat. İçeri gel de babanla son bir konuşma yap."

Alaz, İzel’in "dur" işaretini dinlemeden sisin içinden fırladı. "Bırak onu!"

Müdür yardımcısı hiç istifini bozmadan Selim Kurt’a baktı. "Anlat ona Selim. Anlat ki, neden burada olduğunu anlasın."

Selim Kurt başını zorlukla kaldırdı. Gözleri Alaz’la buluştuğunda, içinde pişmanlık değil, garip bir hırs vardı. "Alaz... Kaçma. Mührü onlara ver. Eğer verirsen... seni şebekenin başına geçirecekler. Benim yapamadığımı sen yapacaksın."

Alaz donup kaldı. "Ne? Baba, sen ne diyorsun? Biz seni kurtarmaya geldik!"

"Kurtarılmaya ihtiyacım yok!" diye bağırdı Selim. "Benim sadece o mühre ihtiyacım var! İzel Karagül’ün kim olduğunu sanıyorsun Alaz? O sadece seni kullanıyor. Merkezin emriyle buraya sızdı, seni korumak için değil, mührü ele geçirip aileni yok etmek için!"

İzel, silahını müdür yardımcısına doğrultmuş halde karanlıktan çıktı. "Yalan söylüyor, Alaz. Baban şebekeden çıkmaya çalışmıyor, şebekeyi senin üzerinden yönetmeye çalışıyor."

Gece’nin sesi kulaklıklarda cızırtıyla yankılandı: "İzel, dikkat et! Dışarıdan üç araç daha giriş yaptı. Tuzağa düştük! Baban aslında yemmiş!"

Hangarın kapıları büyük bir gürültüyle kapandı. Selim Kurt, bağlı olduğu iplerden birini tek hamlede çözdü; aslında hiç bağlanmamıştı. Elinde parlayan bir bıçakla ayağa kalktı.

"Üzgünüm İzel," dedi Selim, soğukkanlılıkla. "Ama bir ajanı eğitmekten daha zor olan, bir ajanın eğitmiş olduğu çocukları kontrol etmektir. Alaz, mührü bana ver."

Alaz, babası ve İzel arasında kaldı. Bir yanda kan bağı, diğer yanda ona hayatını kurtarmayı öğreten yabancı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.