Hangarın içindeki hava, bir elektrik fırtınasından hemen öncesi gibi ağırdı. Yağmur damlaları sac tavana çarparak sağır edici bir gürültü çıkarıyordu. Alaz, elindeki gümüş mühre baktı, sonra da karşısında bir yabancı gibi duran babasına.
"Mühür," dedi Selim Kurt, elini uzatarak. Sesi artık bir kurbanın değil, bir komutanın sesiydi. "Onu bana ver Alaz. Bu senin mirasın. Karagül seni sadece bir araç olarak görüyor. Onu teslim et, ailemizi yeniden inşa edelim."
İzel, silahının namlusunu bir milim bile oynatmadan Alaz’ın yan profiline baktı. "Alaz, sana öğrettiğim ilk şeyi hatırla," dedi fısıltıyla. "Duygular, gerçekleri örten sis perdeleridir. Sis çöktüğünde geriye sadece hayatta kalanlar kalır. Baban şu an o sisin ta kendisi."
Alaz’ın parmakları mühre kenetlendi. Gözleri dolmuştu ama çenesi kilitliydi. "Bana her şeyi öğrettin baba," dedi Alaz, sesi titreyerek. "Dürüstlüğü, mertliği... Ama meğer sen sadece bana nasıl iyi bir yalan söyleneceğini öğretmişsin."
"Alaz, saçmalama!" diye kükredi Selim.
"Mühür bende kalsın," dedi Alaz ve beklenmedik bir hamleyle mührü hangarın ortasındaki derin, içi atık yağ dolu kanala fırlattı.
"HAYIR!" Selim Kurt, mührün arkasından atılmak için hamle yaptığı an, İzel tetiği çekti. Ama hedefi Selim değil, tavandaki dev vinç kancasının halatıydı.
*Çınnn!* Devasa metal kanca, müdür yardımcısı ve adamlarının tam önüne bir balyoz gibi indi. Hangar sarsıldı. Toz ve pas bulutu her yeri kapladı.
"Gece, şimdi!" diye bağırdı İzel.
Gece, dışarıdaki konteynerın arkasından terminaline yüklendi. "Tersanenin tüm aydınlatma sistemini patlatıyorum! Üç... iki... bir... Karanlığa merhaba deyin!"
Tüm tersane bir anda mutlak bir karanlığa gömüldü. Sadece acil durum çıkışlarının cılız yeşil ışıkları görünüyordu. İzel, Alaz’ın kolunu yakaladı. "Kaçıyoruz! Hemen!"
"Babam..." dedi Alaz, karanlığın içinde babasının mührü arayan hırslı sesini duyarken.
"O artık baban değil Alaz. O, şebekenin bir parçası," dedi İzel ve çocuğu sürükleyerek hangarın arka tarafındaki gizli servis kapısına yöneldi.
**Güvenli Bölge: Eski Bir Balıkçı Kulübesi**
Bir saat sonra, Riva sahilindeki terk edilmiş bir balıkçı kulübesindeydiler. Alaz bir köşeye oturmuş, boş gözlerle denizi izliyordu. Gece ise laptopunun başında, titreyen elleriyle sisteme girmeye çalışıyordu.
"Mührü gerçekten attın mı?" diye sordu Gece sessizce.
Alaz cebinden bir şey çıkardı. Avucunu açtığında gümüş mühür orada parlıyordu. "Attığım şey sadece bir metal parçasıydı. İzel’in bana öğrettiği el çabukluğu... İşime yaradı."
İzel, kulübenin camından dışarıyı gözlerken arkasına döndü. Yüzünde ilk kez hafif bir takdir ifadesi vardı. "Güzel iş çıkardın Alaz. Ama baban pes etmeyecek. Artık şebeke için sadece bir hedef değil, aynı zamanda en büyük rakiplerisin."
Gece aniden ekrana yaklaştı. "İzel, bak! Dosyalar güncellendi. Şebeke lideri, yarın akşam İstanbul Boğazı'nda bir yatta büyük bir 'veda partisi' düzenliyor. Alaz’ın babası da orada olacak. Ve asıl liste... İnfaz listesi orada dijital olarak onaylanacak."
İzel silahını kontrol edip beline taktı. "O zaman biz de davetsiz misafir olarak gidiyoruz. Bu sefer sızma değil, doğrudan imha operasyonu yapacağız. Hazır mısınız?"
Alaz ayağa kalktı, gözlerindeki yaşlar kurumuş, yerini çelik gibi bir kararlılık almıştı. "Son ders başlasın, Karagül. Bu gece o listeyi beraber sileceğiz."