İçeriğe geç

GİZLİ KİMLİK

Bölüm 12 · 11 dk okuma

GİZLİ KİMLİK

Bölüm 12

10. BÖLÜM YALANLA SUSTURULMUŞ GERÇEKLER

ONUNCU BÖLÜM: YALANLA SUSTURULMUŞ GERÇEKLER "İntikam, bir yaranın kanamasını durdurmak için atılan o son ve keskin dikiştir." Bölüm Şarkısı ✨: Aşık Maksut Feryadi - Kim Bilir Gerçekler mi daha ağır gelirdi insana, yoksa yalan bildikleri mi? Eskiden bir kitapta, yalanların gerçeklerden daha çok can yaktığını okumuştum. Sahiden öyle mi oluyordu? İnsan, inandığı ya da inandırıldığı şeyin kocaman bir yalandan ibaret olduğunu anladıktan sonra gerçeklere canı yanmıyor muydu? Yanmalıydı. Yanmalıydı ki bir daha o yalanlara kanmasın. Ben bunu öğrenmiştim. "Eğer kandırılmak istemiyorsan, önce bunun ne demek olduğunu anlaman gerek," hep bunu fısıldamışlardı kulağıma. Acımadan, soğuk bir sesle. Şimdi de ben yapıyordum. Gerçekleri bu deponun içinde acımasızca fısıldıyordum. Kelimelerimi özenle seçiyordum; tıpkı bir mermi gibi. En iyisini çekip alır gibi. Sonra da canını yakacağım kişiyi seçiyordum kendime; tıpkı bir silah gibi. Ve en sonda da hazırladığım, içi dolu silahımı doğrultuyordum kurbanıma. Ve bir zamanlar bana yapıldığı gibi fısıldıyordum acımasızca kulaklarına. Tıpkı bir silahı birisine doğrultup sonra da tetiği çekip basmak gibi. Karşımda bocalayan Halil Korkmaz, bu anlattıklarımı yaşıyordu işte. Yıllarca sakladığı, o dışında kimsenin bilmediği gerçeğin bir gün karşısına çıkacağını hiç düşünmemişti belki de. Fakat olmuştu. Bu bir oyun ya da bir kurgu değildi, bu tamamıyla gerçeklerdi.

Yıllar önce Cenk Korkmaz'ı gecenin bir yarısında öldüren Leyla değil, Cenk'in öz babası Halil Korkmaz'dı.Bunu neden yapmıştı bilmiyordum. Fakat Kaan'ın toplantıda söylediği bu koz sayesinde tüm ipler artık neredeyse bizim elimizdeydi. Onlar nasıl Leyla'yı kaçırıp işkence ettilerse, hepsine beterini yaşatacaktım. Gözlerimdeki ifade bunu kanıtlıyordu. Halil Korkmaz gözlerini sonuna kadar açtığında, afalladığı belli olan sesiyle "Sen... nerden... nasıl biliyorsun?" diye güçsüzce fısıldadı. Dudaklarım iki yana kıvrılırken tüm gözler bendeydi. Buradaki adamların hepsi Halil'in adamlarıydı. Cenk'i ve ölüm nedenini herkes Leyla olarak biliyordu. Buna emindim.Bu söylediğime çoğu kişi inanmaz gibi bakarken, çoğu kişi de sanki böyle bir şeyi bekliyormuş gibi bakıyordu. Onlar da biliyordu ya, Halil Korkmaz'ın böyle bir şey yapabilecek biri olduğunu. Sesli bir şekilde nefesimi verdiğimde başımdaki silahın artık bir önemi yoktu. Bu saatten sonra Halil benim vurulmamama asla müsaade etmezdi çünkü bu bilgiyi benim kadar Palabıyık'ın da bildiğini biliyordu. Bu yüzden elinden hiçbir şey gelmiyordu. Hazırlıksızdı. "Ne oldu, beklemiyor muydun bunu öğrenmemi? Ne olacaktı Korkmaz? Sen Leyla'ya işlemediği bir suçun cezasını yaşatırken ben seni affedip serbest mi bırakacaktım?"

Adımlarımı Halil Korkmaz'a atarken başımdaki namlu artık yoktu. Geri çekiliyorlardı. "S-sen... Bunu... Nerden biliyorsun?" Kesik kesik aldığı nefesler sayesinde kekeleyen hâline baktım ve önünde durdum. "Sen benim buraya geleceğimi biliyordun, değil mi? Hah, ben de tam o sebepten dolayı biliyorum işte bunu." Söylediklerime güldüğümde deponun kapısının açılıp sert bir şekilde duvara vurduğunu duydum. Halil'in gözleri imkânı varmış gibi daha fazla açılırken arkamda yaşanan hareketliliğe baktı. Asıl plan şimdi başlamıştı. Cevdet'in olanları izleyip diğerlerine komut vermesi ile tüm adamlarımız saklandıkları yerden çıkmış ve depodaki herkesi etki altına almışlardı. Bunu bildiğimden dolayı arkamı dönüp bakma gereği duymuyordum. Halil şok bir ifadeyle arkamda yaşanan karmaşaya baktığında nefesi artık yetmiyor gibi görünüyordu. "Neler oluyor?" diye fısıldadığında sesini yakınında olmama rağmen zor duymuştum. Söylediğine kafamı iki yana sallayıp ona baktığımda Halil de bana baktı. Gözlerimi gözlerine dikip "Neler oluyor biliyor musun, Halil Korkmaz?" dediğimde Halil'e doğru eğilmiş ve başımı onun başının hizasına getirmiştim. Yüzümü onun yüzüne az daha yaklaştırıp tısladığımda ise Halil karşımda irkilmişti. "Kaybediyorsun." Yutkunduğunda tekrardan ayağa kalktım. Halil de benimle beraber başını kaldırmıştı. Dakikalarca bana bakmak için kaldırdığı boynu ağrımış olmalı ki nefesini verip önüne döndüğünde boynunu geriye doğru götürüp sızlandı.

Başını geriye yasladığında gözlerim onda gezindi. Beyazlamış kısa saçları, tiksindiğim yüzüne ve yaşına uyuyordu. Üstünde ise onu vurduğumda da giydiği gömlek vardı. Üstünü değiştirmemiş miydi hiç? Gözlerim bu sefer de bacaklarına kaydığında sarılı olduğunu gördüm. Onu vurduğum anı hatırladığımda ise zihnimi Leyla doldurdu. Onun da ayağı burkulmuştu. Yüzü yara olmuştu. Kolları, bacakları... Yaradan görünmüyordu. Gözlerimi kapattığımda aklıma doktorun Leyla komaya girdikten sonra söyledikleri geldi. Bana yaklaşıp "Aşırı şekilde elektriğe maruz kalmış. Üstelik günlerce ne bir şey içmiş ne de yemiş. Zaten zayıf bir bedeni var. Her tarafı yara olmuş ve mikrop kapmış. Açıkçası yaşaması... bir mucize," demişti. O an bitmiştim ben. O an kesilmişti dünyayla iletişimim. Canı yanmıştı benim Leyla'mın. Onun canı bu it yüzünden yanmıştı. Gözlerimi içimde biriken nefret ile tekrar açtığımda kimse konuşmuyordu. Ta ki ben Halil'e doğru adım atıp ellerimle yakasını tutana dek. Tam yumruğumu yüzüne geçireceğimde Cevdet'in sesi doldurdu kulağımı; "Alev! Şimdi değil. Çek ellerini Halil'den, şimdi olmaz. Önce amacımızı anlatacaksın. Halil anlaşmayı kabul ettikten sonra istediğini yap ama şimdi değil. Hem merak etme, intikam için yeterince zamanımız olacak." Söylediklerine nefesimi sert bir şekilde verdiğimde Halil yakasını tuttuğum elime bakıyordu. Fakat tepki vermiyordu. Biliyordu çünkü, şimdi kaçsa bile sonra yine bu anın geleceğini biliyordu. Havaya kaldırdığım ellerimi yumruk yaparak geri indirdiğimde yakasını da bıraktım. Halil Korkmaz tekrar bana baktığında, telsizden sakin olmamı söyleyen Kaan'a cevap vermeden Halil'e döndüm: "Eğer Vedat'ın bu olanları duymasını istemiyorsan, sana söyleyeceğim teklifi kabul edeceksin."

Halil Korkmaz itiraz edecek gibi ağzını açtığında, tekrardan sert bir sesle "Vedat'ın öğrenmesini istemiyorsan!" dedim ve sözünü başlamadan kestim. Halil Korkmaz köşeye sıkışmış bir ifadeyle dişlerini dudağına geçirdiğinde "Ne istiyorsun?" diye tısladı. Sakladığı gerçeklerin şokunu hızlı atmıştı. Şimdiki derdi ise oğlu Vedat'ın tüm bunları öğrenmesiydi. Öğrenmemesi için elinden gelen her şeyi fazlasıyla yapacaktı buna emindim. Çünkü bunu göze alamazdı. Gerçeklerin ortaya çıkması ile Vedat'ın ona sırtını döneceğini biliyordu. Ve onun sırtını dönmesi ile de gidecek olan tüm servetini. Hepsini biliyordu. Bunu kaybetmemek adına ne dersem kabul edecekti. "Demiryurt," dediğimde kaşlarını çattı. Yumruklarımı daha fazla sıkarak konuşmaya devam ettiğimde, neden hâlâ burada durup konuştuğumu düşünüyordum. En temizinden burnunu kırmakla başlayabilirdim mesela. Ama ben burada durmuş ona anlaşma teklifi sunuyordum. Halil'e bakarken sessiz bir küfür savurdum, fakat bunu benden başka duyan olmadı. "Demiryurt'a adam salacağız. Bu adamlar bize düşman, sana dost gibi görünecekler. Demiryurt'a ajan olarak gidecek ve bize bilgi sızdıracaklar. Bize düşman olarak gözükeceğiniz için de bizden asla şüphe edilmeyecek. Demiryurt'a yakın olacaksın, sen de onlardan bilgi alacaksın. Gerekirse onların bizim hakkımızda kurduğu planlara eşlik edecek ama yine de günün sonunda bize çalışacaksın." Halil söylediklerimi "Ve karşılığında ise Vedat'a gerçekleri söylemeyeceksiniz. Peki, ben buna nasıl inanacağım? Belki de bilgi aldıktan sonra her şeyi ortaya sereceksiniz?" diyerek tamamladığında başımı salladım.

"Evet, karşılığında Vedat Korkmaz'a hiçbir şey söylemeyeceğiz. Güven konusuna gelirsek de; güvenip güvenmemen umurumda değil. Seçim senin. İki türlü de bir şekilde gerçekler ortaya çıkacak. Sana sunduğum teklif, sadece bunu biraz daha geciktiriyor." Duygusuzca sarf ettiğim kelimelere Halil düşünür gibi bakarken bakışlarını yere eğdi. "Kararını vermen için fazla zamanın yok, haberin olsun," dediğimde arkamı dönmüştüm. Kapıya doğru çıkmak için adım attığımda, ben Halil'le konuşurken arkamda oluşan manzara tamda beklediğim gibiydi. Adamların çoğunun kafasında silah, çoğunun boğazında bıçak ve çoğunun üstünde ise bomba vardı. Az önceki aslan tavırlarından eser yoktu. Hepsi minik bir kuş misali sinmişlerdi oldukları yere. Karşımdaki manzaraya daha fazla bakıp vakit harcamadan kapıya yöneldiğimde Cevdet'in ve Palabıyık'ın konuşmalarını duydum telsizden. Cevdet: "Sizce teklifi kabul edecek mi?" Fırat: "Etmek zorunda, başka şansı yok." Yılmaz: "Ya etmezse? Belki de servet onun için o kadar da önemli değildir. Belki de Vedat'ın gerçekleri öğrenmesi o kadar da önemli değildir onun için, olamaz mı?" İbrahim Ağa: "Sanmıyorum. Korkmazlardan bahsediyoruz. Cenk de aynı babası gibi paragöz birisiydi. Bunlar para için her şeyi yaparlar. Kabul edecek." İbrahim Ağa'nın dediklerine onlar görmese bile hafifçe başımı salladığımda kapıya varmıştım. Dedikleri gibi, ya Halil bunları kabul etmezse? O zaman ne olacaktı?

Beni bekleyen arabaya yöneldiğimde arkamda bıraktığım enkaz umurumda değildi. Şu saatten sonra tek derdim Leyla'nın intikamıydı. Çünkü biliyordum ki Leyla'ya eli dokunan ya da dokunmayan, onun hakkında konuşanların dahi... Hiçbirinin ölümü kolay olmayacaktı.Alev Armağan devri başlıyordu. Önce herkesi kendi yaktıkları ateşe atacak, sonra da kendi ellerimle ölümü onlara tattıracaktım. Çok bile beklemiştim.Ve buna da en başta Vedat Korkmaz'ı ele alarak başlayacaktım. Yani Leyla'yı kalbinden vuran adamla...

✨ Halil Korkmaz’ı geride bırakıp, hızla arabama yürüdüğümde içimi kaplayan soğuk kararlılık, intikamımın ilk adımıydı. Şimdi, Vedat’ı bulmak için yola çıkmadan önce, önce kendimi toparlamalıydım. Arabanın yanına vardığımda adamlar Halil’in nakliyle meşguldü. Onlara dönüp kısa bir emir verdiğimde sesim yorgun çıkıyordu: "Beni hiçbiriniz acil bir durum olmadığı sürece sakın aramayın." Duymak istemiyordum artık. Tek bir olay, tek bir gelişme daha duymak istemiyordum. Yorulmuştum. Kimse fark etmiyordu, ettirmiyordum ama yorulmuştum. Adamlar söylediklerime kafalarını salladıklarında tekrar önüme döndüm ve nefesimi sesli bir şekilde vererek arabaya atlayıp çalıştırdım. Önce gizli üssümüzdeki odama gidecek, soğuk bir duş alarak kendime gelecektim; sonra da Vedat Korkmaz’ın yanına gidecektim. Kulağımdaki kulaklığı çıkarıp kapattıktan sonra yan koltuğa attım; artık işim bitmişti onunla. Araba asfalt yolda giderken tüm yaşananları gözden geçirdim. Ne yaşamıştık biz böyle? Leyla vurulalı ve komaya gireli neredeyse bir ay olmuştu. Bu süreç boyunca neler yaşamıştık... Bundan sadece iki ay önce biri bana gelip bunların olacağını söyleseydi, gülüp geçerdim. Fakat şimdi tüm bu olanları yaşamış olmak canımı acıtıyordu. Leyla kaçırılmıştı. Kaçırılmış ve türlü işkenceler görmüştü. Acı çekmişti. Ve o acı çekerken ben onun yanında olamamıştım.

"El gözünde dertsiz gamsız biriyim Benim neler çektiğimi kim bilir Ben yeni közlenmiş yangın yeriyim Benim neler çektiğimi kim bilir" "Sinemdedir benim derdim, dağlarım Ben yaramı gizli sarar, bağlarım Ben gündüzler güler, gece ağlarım Benim neler çektiğimi kim bilir" Doğru diyordu Feryadi. El gözünde dertsiz biriydim. Kim olmazdı ki. Sonuçta dert dediğimiz şey insanın sadece kendisine büyük olurdu, geri kalanının çektiği acı önemsiz ve küçük kalırdı. "Ben maksut'um yüreğimde, yangın var Bu yangını söndürmedi, Boran kar Benim sessiz sessiz ahuzar'ım var Benim neler çektiğimi kim bilir" "Sinemdedir benim derdim, dağlarım Ben yaramı gizli sarar, bağlarım Ben gündüzler güler, gece ağlarım Benim neler çektiğimi kim bilir" "Sinemdedir benim derdim, dağlarım Ben yaramı gizli sarar, bağlarım Ben gündüzler güler, gece ağlarım Benim neler çektiğimi kim bilir" Gözlerimi kısarak yola baktığımda ise Feryadi'nin tekrar sitemli sesi doldurdu kulaklarımı ve ben onun sesi ile arabayı sürmeye devam ettim. Yolculuk boyunca bunu dinlemiştim, başa sara sara. Ve en sonunda ise evin önüne geldiğimde durdurmuştum. Arabanın içinde karşımdaki eve baktığımda. Uyumak istiyordum. Şayet gözlerimi bir saniye bile açık tutamıyordum. Oflayıp arabadan indiğimde yüzüme çarpan serin hava az da olsa kendime gelmemi sağlamıştı. Adımlarımı demir kapıya çevirdim. Güçsüz adımlar atarken olduğum yere bayılacak gibi hissediyordum. Midemdeki bulantı fazlalaşmıştı. Bu yaşadığım muhtemelen zehrin hâlâ tam olarak geçmemiş etkisiydi fakat yine de tüm gücümü kullanmış ve gün boyu buna karşı gelmiştim. Çok bile dayanmıştım. Beni gören güvenlik görevlisi kapıyı açtığında hiç vakit kaybetmeden asansöre adımlamış ve katın numarasını seçmiştim. Odamın bulunduğu kata ulaştığımda ise elimdeki kartı kart okuyucuya tutup kapıyı açmıştım. Bulunduğum daire neredeyse beş odadan oluşuyordu. Fakat ben üç odasını kullanmıyordum; kullandığım tek yer mutfak ve yatak odasıydı. Evin içinde yaşayan bir ölü gibiydim.Kapıyı kapattığımda ellerimi gözlerime bastırdım. Sonra da ezbere bildiğim yolda her zaman ki gibi yatak odasına geçtim. Dolaptan rahat bir şeyler alıp kızıl saçlarımdaki tokayı çıkardım ve yatağın üstüne fırlattım. Ardından da oldukça hızlı bir şekilde banyoya girip kendimi soğuk suyun altına bıraktım. ---

Sözümü yerine getirememiştim. Ve Leyla benden nefret etmişti. Sonra o gelmişti yanıma: Vural Demir. İsmi bile üstümde garip bir etki yaratırken o gelmişti yanıma. Ve belki de istemese bile benim acımı hafifletmeye çalışmıştı. Bunu anlamıştım; söylediği sözlerden, attığı bakışlardan. Önce bana acı çekmemi istemiyor gibi bakmıştı fakat sonra da babası ile iş birliği yapıp beni öldürmek istemişti. Çünkü o da nefret etmişti benden. En sonunda da Tilki ortaya çıkmıştı, bana bir anlaşma teklif etmişti ve ben de bunu kabul etmiştim. Pişman mıydım peki? Hayır, değildim. Eğer o gün Tilki ile anlaşma yapmamış olsaydık bugün bu arabaya zaferle binemezdim. Ben, yani Alev Armağan, herkesi alt etmiştim ama bir tek kendimi alt edememiştim. Herkesi elimin altına almışken kendimi alamamıştım. Çünkü yetmiyordu gücüm. Herkese yeten o gücüm, kafamın içindekileri susturmaya yetmiyordu. Ve onlar da gün geçtikçe daha da büyüyor ve karşı konulamayacak hâle geliyordu. Yorgunca karşıma baktığımda titrek bir nefes aldım. Aldığım nefese sinirlerim bozulup güldüğümde sessizliğin içinde fısıldadım: "Aldığım nefes bile eskisi gibi değil. Bu bile artık yorulduğumun kanıtı." Eskiden bastığı yeri titreten Alev, şimdi yoruldum diyerek titrek bir nefes alıyordu. Böyle mi koruyacaktım ben Leyla'yı? Böyle mi göğüs gerecektim tüm zorluklara? Kaçarak ve saklanarak mı? Düşüncelerim gittikçe fazlalaşırken onlardan kurtulmak için radyoyu açtım. Arabanın içini Aşık Maksut Feryadi'nin sesi doldurduğunda ona eşlik ettim.

"El gözünde dertsiz gamsız biriyim Benim neler çektiğimi kim bilir Ben yeni közlenmiş yangın yeriyim Benim neler çektiğimi kim bilir" "Sinemdedir benim derdim, dağlarım Ben yaramı gizli sarar, bağlarım Ben gündüzler güler, gece ağlarım Benim neler çektiğimi kim bilir" Doğru diyordu Feryadi. El gözünde dertsiz biriydim. Kim olmazdı ki. Sonuçta dert dediğimiz şey insanın sadece kendisine büyük olurdu, geri kalanının çektiği acı önemsiz ve küçük kalırdı. "Ben maksut'um yüreğimde, yangın var Bu yangını söndürmedi, Boran kar Benim sessiz sessiz ahuzar'ım var Benim neler çektiğimi kim bilir" "Sinemdedir benim derdim, dağlarım Ben yaramı gizli sarar, bağlarım Ben gündüzler güler, gece ağlarım Benim neler çektiğimi kim bilir" "Sinemdedir benim derdim, dağlarım Ben yaramı gizli sarar, bağlarımBen gündüzler güler, gece ağlarım Benim neler çektiğimi kim bilir" Gözlerimi kısarak yola baktığımda ise Feryadi'nin tekrar sitemli sesi doldurdu kulaklarımı ve ben onun sesi ile arabayı sürmeye devam ettim. Yolculuk boyunca bunu dinlemiştim, başa sara sara. Ve en sonunda ise evin önüne geldiğimde durdurmuştum. Arabanın içinde karşımdaki eve baktığımda. Uyumak istiyordum. Şayet gözlerimi bir saniye bile açık tutamıyordum. Oflayıp arabadan indiğimde yüzüme çarpan serin hava az da olsa kendime gelmemi sağlamıştı. Adımlarımı demir kapıya çevirdim. Güçsüz adımlar atarken olduğum yere bayılacak gibi hissediyordum. Midemdeki bulantı fazlalaşmıştı. Bu yaşadığım muhtemelen zehrin hâlâ tam olarak geçmemiş etkisiydi fakat yine de tüm gücümü kullanmış ve gün boyu buna karşı gelmiştim. Çok bile dayanmıştım. Beni gören güvenlik görevlisi kapıyı açtığında hiç vakit kaybetmeden asansöre adımlamış ve katın numarasını seçmiştim. Odamın bulunduğu kata ulaştığımda ise elimdeki kartı kart okuyucuya tutup kapıyı açmıştım.Bulunduğum daire neredeyse beş odadan oluşuyordu. Fakat ben üç odasını kullanmıyordum; kullandığım tek yer mutfak ve yatak odasıydı. Evin içinde yaşayan bir ölü gibiydim. Kapıyı kapattığımda ellerimi gözlerime bastırdım. Sonra da ezbere bildiğim yolda her zaman ki gibi yatak odasına geçtim. Dolaptan rahat bir şeyler alıp kızıl saçlarımdaki tokayı çıkardım ve yatağın üstüne fırlattım. Ardından da oldukça hızlı bir şekilde banyoya girip kendimi soğuk suyun altına bıraktım. ---

Bölüm sonu

14 yorum