İçeriğe geç

GİZLİ KİMLİK

Bölüm 11 · 14 dk okuma

GİZLİ KİMLİK

Bölüm 11

9.BÖLÜM: SAVAŞIN SESSİZ ÇIĞLIĞI

DOKUZUNCU BÖLÜM : SAVAŞIN SESSİZ ÇIĞLIĞI Bölüm Şarkısı ✨: Zeki Müren – Şimdi Uzaklardasın Seçemiyordu. İnsan bazen kimin dost kimin düşman olduğunu seçemiyordu. Bazen öyle bir duruma düşebiliyordu ki, en güvendiğinin düşman olmasından korkuyor, en güvenmediğinin de dostu olmasına şaşıracak hâle geliyordu. Öyle bir durumdaydım işte. Kimin yanımda olduğunu bilmiyordum. Tam "evet, benim düşmanlarım belli" dedikten sonra biri çıkıyordu; ne düşman ne de dost diyebileceğim biri. Kimliği belirsiz. Sadece varlığını bildiğim biri. Kimdi? Beni ölümün eşiğinden döndüren kişi kimdi? O gece Demiryurt çetesi tarafından zehirlendiğimi bilip bana tam vaktinde panzehir getiren kadın kimdi? Ya da bir başka soru: O gece bunu neden Vural değil de başka biri yapmıştı? Rıza her ne kadar inkâr etmeyi sürdürse de, ben katil olmak isteyeni gözlerinden tanırdım. Vural, o gece beni öldürmeyi değil, daha çok tanımayı ister gibi bakıyordu. Bayılmadan önceki bakışlarında ilk defa nefret sezmemiştim. Meraklı bakıyordu. Gerçeklere aç bakıyordu. Aklımdaki düşünceler bunlardı işte, bunlar ve daha niceleriydi; sonu gelmeyen sorulardı bunlar. Birinin cevabını bile bulamazken bir diğeri ekleniyordu. Nefesimi verdiğimde havanın acımasız soğuğu çarpmıştı yüzüme. Aynı acımasız kelimeler gibi bir çırpıda yüzüme çarpmış, sonra da gitmişti. Acısı kalmıştı ama kendisi yoktu. Nefesimi verdiğimde yaslandığım duvardan dikleştim, etrafıma baktım. Hastanenin arka çıkış kapısında Kaan'ı bekliyordum. Büyük bir plan kuracaktık. Bu öyle bir plan olacaktı ki, Halil Korkmaz'ın devrini kapatacak ve Korkmazlar'a yıkım getirecekti. Bu planı kurmak için de otelde bir toplantı düzenleyecektik. Bu toplantıya bütün Palabıyıklar katılacaktı çünkü Rıza Armağan'ın kızı Alev Armağan onlar için tehdit altındaydı. Halil Korkmaz, Armağanlar için bir tehditti.

Akıllarınca beni koruyup çetenin Rıza'dan sonraki başını kendilerine çekeceklerdi. Yani beni. Bu dava sadece Leyla ve benim davamken, bir anda büyük bir çetenin davası olmuştu. Buna engel olmayacaktım. Çünkü herkes görmüştü; Leyla'nın benim yıkımım, aynı zamanda güç kaynağım olduğuna herkes şahit olmuştu. Ve bu da demek oluyordu ki, beni ayakta tutmak için önce Leyla'yı koruyacaklardı. Bir kere kendi gururum için Leyla'yı üçüncü plana atmış ve sonuçlarına bizzat şahit olmuştum. Aynı şeyi tekrar yapıp onu kaybedemezdim. Buna gücüm yoktu. Bu saatten sonra Leyla'nın yanında gururum yerle bir olsun, hiçbir şey fark etmezdi. Çünkü soluma baktığımda göreceğim, elini tutabileceğim biri olacaktı. Leyla. Yere düştüğümde bana elini uzatması ile yine ayağa kalkacak ve gücümü bulup savaşacaktım. Tek amacım buydu. Aklımdaki düşünceler önümde duran siyah Transporter ile kaybolduğunda, gözlerimi açılan camdan içeriye kaydırdım. Sürücü koltuğunda gördüğüm Hüseyin ile zamanın geldiğini anladım ve adımlarımı benim için açılan kapıya çevirdim. Transporter'ın içine girdiğimde karşılıklı koltuklardan birine attım kendimi ve aynı zamanda da karşımda oturan Kaan ve ekibe "Önce beni bir eve bırakın, kendime çeki düzen vermem gerekiyor," diye mırıldandım. Ekipten onaylayan mırıltılar çıktığında, Kaan'ın ses vermediğini fark ettim. Gözlerimi kısarak ne yaptığına baktığımda bilgisayara odaklandığını ve dünyadan resmen kopmuş olduğunu gördüm. Gür çıkan sesim ile "Ne araştırması yapıyorsun?" dedim. Kaan çatık kaşlarını daha fazla çattığında ne yaptığını gerçekten merak etmiştim. Kaan'ın yanındaki korumalardan biri Kaan'ın kolunu dürttüğünde, Kaan bakışlarını önce korumaya ardından da bana çevirdi. Beni görünce sanki burada olduğumu yeni fark etmiş bir ifadeyle baktığında, başımla bilgisayarı gösterip "Ne iş?" dedim. Yutkunup bana baktığı sırada kafasını tekrardan önüne eğdi: "İş olduğu için değil, eğer Halil Korkmaz'ı devirmek istiyorsak onun bir açığını yakalamak zorundayız. Araştırma yapıyorum." Kafamı geriye yaslayıp Kaan'a baktığımda ellerinin bilgisayar klavyesinde bir şeyler yazdığını gördüm. Sonra da "Eğer bir şey bulursan bana da söyle. Ki sanmıyorum o itin bir açık bırakacağını, ama eğer ufacık bile bir sızma olduysa yine de bilgilendir," dedim. Kaan başını sallayıp Enter tuşuna bastığında bakışlarımı ondan çekip camdan dışarıya çevirdim. Arabanın hızı ile camdan görünen her şey hızla akıp giderken, bedenimdeki yorgunluk kendini yavaşça uykuya çekiyordu. Karşı koymaya çalışsam dahi, saatler önce ameliyat olmamın ve yediğim narkozların da ağır basması ile gözlerim kapandı. Kaan'ın bir şeyler mırıldandığını duydum ama gözlerimi açıp ne olduğunu soramadım. Zihnim uykunun kollarına giderken önce Hüseyin'in sessizliği bozması adına açtığı şarkının notalarını, ardından da Zeki Müren'in Hicran dolu sesini duydum. Şimdi uzaklardasın, gönül hicranla doldu. Hiç haberin yok, yokluğun bir alev oldu. Her anımsamada, bin sızı kalbimde. Yanımda olmasan da, ruhum seninle... ✨

Transporter, kaldığım evin önünde durduğunda Kaan'ın sarsması ile uyanmış ve hızla kendimi toparlayıp arabadan inmiştim. Eve girdiğimde ilk yaptığım, Leyla'nın üstüme bulaşan kanlarından arınmak olmuştu. O kanlar, sadece Leyla'nın değil, benim de masumiyetimin son damlalarıydı. Soğuk bir duş almış ve hiç vakit kaybetmeden üstüme, intikamımın soğukluğunu ve kararlılığını yansıtan siyah, vücuda oturan, esnek kumaştan bir tulum giymiştim. Üzerine ise hareketimi kısıtlamayacak, deri detayları olan, kısa bir bombardıman ceketi geçirmiştim. Saçlarımı, yüzümün yanlarını tamamen açıkta bırakan, sıkı ve arkadan toplanmış bir at kuyruğu yapmıştım; artık saklanacak hiçbir şeyim yoktu. Ayağıma Rıza'nın en son gönderdiği marka olan, siyah, bilekli, taktik botlarını giymiş ve beni bekleyen araca binmiştim. Şimdi ise buradaydım. Leyla'nın benden alındığını öğrendiğim yerde. Armağan Otel'deydim. Her şeyin başladığı ve son bulacağı o yerde.Toplantı salonu en alt kattaydı. Ve bu salona sadece Palabıyıklar'dan bilindik ve güvenilir olan kişiler katılırdı. Özel toplantıların yapıldığı odaydı orası. Herhangi bir cihaz ya da alet ile dinlenmediğimiz tek yerdi. Daha doğrusu buna emin olduğumuz tek yerdi.Her ne olursa olsun, kimseye güvenemezdik. Bu yüzden bir gelenek olarak toplantı öncesi ve sonrası oda kontrol edilir, özel üretilen cihazlar ile bir aksiliğin olup olmadığına bakılırdı. Adımlarımı asansöre yönlendirdiğimde şuna emindim: Artık Alev Armağan, tek başına Leyla'nın intikamını kovalayan genç bir kadın değil, büyük bir tehdidin hedefindeki çete varisiydi.Asansör kapıları iki yana açıldığında yanımdaki koruma ile toplantı odasına doğru adımladım. Son bir kez üstüme baktığımda, üstümdeki siyah tulum kararlılığımı yansıtırken, zihnimdeki tek ses intikamın davetiydi. Koruma kapıyı bana açtığında sağ ayağımı kapının arasındaki ahşap zemine atarak içeri girdim. Ardından kapı kapandığında ise Kaan ve Cevdet'in ortasındaki boşluğun benim için ayrıldığını gördüm. Uzun, koyu renkli maun masanın etrafında yaklaşık otuz kişi toplanmıştı. Gözlerimi oturan kişilerde gezdirdiğimde Rıza her zamanki gibi masanın en başında oturuyordu; yüzü gergin ve otoriterdi. Rıza'nın yanında ise İbrahim Ağa diye anılan, deneyimli çete liderlerinden biri vardı.

Bu odada bugün belki de en çok işimize yarayacak olan kişiler toplanmıştı. Bunun verdiği sevinç ile Kaan'ın yanına oturdum ve bakışlarımı Rıza'ya odakladım. Rıza masadaki adamlara bakarak elini iki kere masaya vurduğunda toplantının başladığını anladım. "Herkes yerinde. Sözü uzatmayacağım. Bugün burada Halil Korkmaz için toplandık. Neler yaşadığımızı biliyorsunuz, tekrardan o konuları açıp zaman çalmayacağım." Oda sessizleştiğinde Rıza'nın bu sefer de sinsi bir şekilde bana baktığını gördüm: "Alev, durumu sen özetle. Son durum ne?" Odadaki gözler teker teker bana dönmüştü, Rıza'nın topu bana atması ile. Derin bir nefes alıp konuşmaya başladığımda gözlerimdeki acımasızlık kendini belli ediyordu: "Halil Korkmaz'ın yeri belli. Eski Sanayi Bölgesi, 19 Nolu Depo." Masadaki adamlara baktım ve devam ettim. "Ancak oraya direkt baskın yapmak baştan yenilgi olur. Bunun yerine daha güçlü bir plan yapmalıyız." Sözümü bitirip geriye yaslandığımda arkadan Yılmaz Güney'in, yani Rıza'nın eski ortağının sesini duydum: "İyi de Korkmaz'ın yerini nasıl tespit ettiniz? Araştırma yapılmadı, bize öyle bir bilgi gelmedi." Bakışlarımı Yılmaz'a çevirdiğimde sorusunu yanıtladım: "Tilki... Tilki sayesinde öğrendik." Masada gerginlik oluşup fısıltılar yükseldiğinde Cevdet ortamı sakinleştirmeye çalıştı. İbrahim Ağa bu olana şaşırmadığını ortaya koyarak konuştuğunda dikkatimi ona verdim. "Tilki... Yılanın teki o. Yine de Halil'in yerini bilmesi önemli. Var bir amacı elbet, fakat biz Tilki'nin amacını çözemezsek, o da bizi Halil'le beraber tuzağa çeker. Bizim amacımız Halil'i yakalamak, tuzağa düşmek değil. Halil'in evini basıp ortalığı dağıtalım. Halil'i depodan dışarı çekelim."

İbrahim Ağa konuşmasını bitirdiğinde söylediklerini düşündüm. Eğer Tilki'nin amacı farklı ise ne yapacaktık? "Düşmanımız ortak" demişti. Onun Halil ile ne gibi bir düşmanlığı vardı ki? Düşüncelerim, adının Fırat olduğunu bildiğim genç Palabıyık ile bölündüğünde, onun söylediklerine de hak verdim. "İbrahim Ağa haklı. Depoya girmeden önce dikkat dağıtmalıyız. 19 Nolu Depo'ya doğru yola çıktığımız adına bir istihbarat yayalım fakat bu sırada asıl baskını Halil'in ailesinin ya da en güvendiği adamının evine yapalım. Halil, onun yanına gittiğimizi düşünüp illaki hareketlenecektir." Fırat'ın konuşması bittiği gibi Rıza konuşmaya başladığında ise bakışlarımı ona çevirdim: "Fikirler mantıklı. Amaç Halil'i tuzağa çekip ters köşe oynamak. Cevdet, senin fikrin ne?" Rıza'nın sorusu ile bu sefer de odağımız Cevdet olduğunda Cevdet ve onun ardından Hüseyin konuşmaya başladı. Ben ise karşıma bakarak masanın üstünde duran elimle ritim tutuyordum. "Halil'in bildiğimiz tek evi, birkaç hafta önce taşındığı Büyükçekmece'deki villa. Oğlu Vedat'ın orada olup olmadığını bilmiyoruz. Ancak oraya yapacağımız sert bir baskın, Halil'in sinirlerini bozacaktır. Alev ve ekibi, villayı tamamen dağıtabilirler. Bizim ekip ise depoyu gözetlesin." "Cevdet haklı. Bizim asıl hedefimiz depoya sızmak değil. Halil'in çıkışını yakalamak. Deponun etrafını çevreleyip, villaya yapılan baskından sonra çıkış yapacağı anı bekleyelim. Canlı yakalamamız şart." Söylediklerine kaşlarımı çatıp araya girdiğimde masadaki elim durmuştu. "Hayır. Canlı yakalamamız şart değil. Amacımız sadece intikam. Halil'i depoda sıkıştırmak, onu köşeye çekmek en iyisi. Tilki'nin verdiği bilgi, Halil'in orada tek başına olduğu. Tek başınaysa, korumaları onu çoktan terk etmiş demektir. Biz, depoya doğrudan, ama sinsice gireceğiz." Kaan elini omzuma koyduğunda, bana hak verdiğini belirterek konuşmaya başladı. "Alev'in fikri riskli ama doğru. Halil'in hareket etmesini beklemek, bize zaman kaybettirir. Halil'i depoda, en çaresiz anında bulmalıyız. Tilki'nin mesajı bu. Ancak Alev'in dediği gibi, sessiz olmalıyız. Birimiz, Halil'in yanına tek başına sızacak. Bu, Halil'in gardını indirecek tek yol. Bunu kim yapacak?" Kaan sustuğunda, doğrudan bana bakan Rıza'yı fark ettim. Bu, beklediğim bir andı. Ne diyeceğimi biliyor gibiydi. Ben de onun gözlerinin içine baktım ve hiç düşünmeden fısıldadım: "Ben."

Gözler bana döndüğünde İbrahim Ağa'nın homurdandığını duydum. Oğullarının kızının tek başına Halil'in karşısına geçemeyeceğini, bunun tamamen bir saçmalıktan ibaret olduğunu söylüyordu. Öyle miydi? Bence değildi. Şahsen bunu asıl ben yapmalıydım. Çünkü Halil Korkmaz, burada benden başka kimseye inanmaz ve tuzağa düşmezdi. Onun yanına ancak ben gidersem, onu kazdığımız çukura iterdim. Bakışlarımı İbrahim Ağa'ya çevirdiğimde aklımdan geçenleri dile getirdim: "İbrahim Ağa, bu delilik değil, aksine en etkili yol. Halil'i dizlerinden vurdum. O, beni en çok öldürmek isteyen kişi. Ama tam da bu yüzden, beni tek başıma gördüğünde şaşıracak. Ve bana silah doğrultacak. Amacımız da bu zaten; o bana silahını doğrulttuğunda, onu bitirecek olan kozu kullanmamız." Arkadan Cihan Bozkır konuşmaya başladığında ne diyeceğimi düşündüm. "İyi de hadi diyelim Halil'i o tuzağa çektin, sonra ne olacak? Elimizde bir koz mu var? Ne deyip onu darmaduman edeceğiz ki?" Dediklerine bilmediğimi söyleyeceğim sıra, benden önce konuşan Kaan ile sustum: "Bunun cevabını birazdan duyacağız. Arkasına düştüğüm bilgi Halil ile ilgili değil, ama onun için kendinden bile önce gelen biri ile ilgili. Oğlu Vedat Korkmaz. Halil için oğullarının önemini biliyoruz, zaten Leyla'nın peşine de bu yüzden düştü. Eğer düşündüğüm şey doğruysa, Halil Korkmaz'ın iplerini bu gece ele alacağız." Kaan'a kaşlarımı çatıp baktığımda bana değil Rıza'ya bakıyordu. Odada sessizlik oluştuğunda Rıza Armağan sessizliği böldü: "Planımız belli. Bilgiyi önce Halil'in olduğu depoya doğru gidiyoruz diye duyuracağız ve oraya birkaç adam yollayacağız. Adamlar iki yandan gidecekler: Siyah Araba ve Beyaz Araba. Beyaz arabada ilk grup olacak ve Siyah arabada da ikinci grup. Beyaz arabadakiler  Siyah arabadan önce depoya gidip orada yerlerini alacaklar. Bu sayede hem Halil'in gerçekten orada olup olmadığını öğreneceğiz hem de planın bir diğer adımını gerçekleştirmiş ve adamlarımızı oraya yerleştirmiş olacağız. İkinci grup olabildiğince yavaş bir şekilde ilerleyecek. İzlerin hepsini üstüne alarak şüpheleri bizden çekecek." Bakışlarını Kaan'a, bana ve Hüseyin'e çevirdiğinde ise konuşmasına devam etti: "Onlar depoya doğru çıktıktan tam kırk beş dakika sonra ise siz villaya doğru yola çıkacaksınız. Siz de ilk başlarda çok normal bir hızda ilerleyip Cevdet'ten bir telefon geldiği an hızınızı artıracaksınız. Amacınız villayı boşaltmak. Yanınıza ek adam da göndereceğim. Unutmayın, bugün Korkmazlar'dan sadece Vedat ve Halil Korkmaz kalacak. Geriye kalan her birinin işini bitirin."

Bakışlarını bu sefer de Cevdet'e çevirdiğinde, "Sen ise ilk grup ile iletişimde olacaksın," dedi.  Ve plandaki herkesin rolünü açıklayan kelimelerini ardı ardına sıraladı: "Sürekli yer tespit edip Alev'lere bilgi ulaştıracaksın. Onlara nerede ne olup bittiğini sen söyleyeceksin." Rıza Armağan başını havaya kaldırdığında oturduğum yerde dikleştim: "Bu baskında Cevdet, sen..." dediğinde tekrar Cevdet'e baktı ve kelimelerini ardı ardına sıraladı: "...çetenin gözü." "Kaan, sen çetenin kulağı." "Hüseyin, sen çetenin ayağı." "Ve Alev, sen de çetenin beyni olacaksın." "Hepiniz kendinizi biliyorsunuz, bunu kullanmanın tam zamanı. Biriniz hızı ile akılları karıştırırken, biriniz gördüklerini size söyleyecek, biriniz duyduklarını iletecek ve biriniz ise operasyonu yönlendirecek." Rıza Armağan cümlelerini sonlandırdığında, odadaki sessizliği bu kez de Kaan'ın çalan telefonu bozdu. Kaan telefonu açıp kulağına götürdüğünde çatık kaşları düz çizgi hâlini alırken, dudakları ise kıvrılmaya başlamıştı. Odadaki herkes Kaan'a bakarken, Kaan memnun ve kazanmış bir ifadeyle telefondaki kişiyi dinliyordu. Bakışları karşısındaki duran tabloya çevrildiğinde telefonu da yavaşça aşağı indirdi. Her ne olduysa, bu operasyon için iyi bir gelişme olmalıydı. Merakla Kaan'a bakarken Kaan önce gözlerime baktı ve sonra da Zafer dolu sesi ile fısıldadı: "Tahminlerim... Yanılmamışım. Şu andan itibaren elimizde öyle bir koz var ki, hem Vedat Korkmaz'ın hayatını bitirecek hem de Halil Korkmaz'ı tuzağımıza çekecek..." ✨

Saatler süren toplantının bitmesi ile otelin arka bahçesine geçmiştik. Burası operasyonun lojistik merkeziydi. Rıza'nın belirlediği görev dağılımına göre şu anda yaklaşık 25 adam silahlarını kontrol ediyor ve son hazırlıklarını yapıyordu. Bahçedeki herkes, üstündeki siyah kıyafetler ve sessiz hareketleriyle gecenin gölgesi gibiydi. Yanımdaki Kaan, Hüseyin'e kulaklığı uzattığında odağımı bahçedeki diğer kişilerden çektim. Biz de diğerleri gibi son hazırlıkları yapıyorduk. Kulak içi telsizlerin ses seviyesini ayarlıyorduk. Bakışlarımı Kaan'ın kasvetli yüzüne çıkardığımda Vedat hakkındaki kozu bulmanın verdiği gergin bir memnuniyet olduğunu gördüm. Kafamı onun gözlerinin hizasına doğru eğip "Kaan, duyuyor musun?" diye fısıldadım. Sesimin telsizden gelip gelmediğini soruyordum. Bana baktığında tekdüze bir sesle "Net," diye yanıtladı. Sonra da yönünü Hüseyin'e döndürdü "Ses kontrolü tamam. Hüseyin?" Hüseyin başını sallayıp cevapladığında derin bir nefes verdim. "Hazırız. Beyaz araba yola çıkalı neredeyse bir saat oldu. İlk sızma ekibinin depodan gelmesini bekliyoruz." O an, yanımıza Cevdet yaklaştı. Yüzündeki ifade, gergin ama planın işlediğini gösteriyordu. "Alev, Kaan, Hüseyin," dedi, sesini alçak tutarak. "Beyaz araba ekibinden teyit geldi. Siyah araba yola çıkalı otuz dakika oldu. Beyaz arabadaki ilk grup depoya ulaştı ve sızdı. Halil Korkmaz gerçekten de depoda ve etrafta da kimse yokmuş. Korumaları tamamen çekilmiş. Ya tuzağa düşürüldü ya da Tilki'nin bilgisi doğru." Kaan kaşlarını çattı. "Tuzağa düşse bile, elimizdeki kozla ona karşı koyarız." Cevdet Kaan'a cevap vermeyip devam etti: "Temiz arabalara geçin. On beş dakika sonra yola çıkacaksınız. Hazırlıklı olun." Cevdet yanımızdan ayrıldığında, Kaan bana döndü. "Hüseyin'in arabasıyla villaya doğru yola çıkıyorsunuz. Cevdet'ten telefon geldiğinde hızlanıp villayı boşaltacaksınız. Sen, tek başına depoya sızmak için doğru zamanı bekleyeceksin." Kafamı sallayıp telsizimi düzelttim. Sonra da telsize bağlı olan tüm adamlara o cümleyi söyledim. "Harekete geçiyoruz." Kaan ve Hüseyin'le bakıştığımızda Cevdet telsizden konuşmaya devam etti "Birazdan önünüzde siyah bir cip duracak, içine bineceksiniz." Cevdet'in sözlerinin bitmesi ile görmeyeceğini bildiğim hâlde başımı olumlu anlamda sallarken önümüzde cip durduğunda açılan kapıdan önce Hüseyin girdi. Sonra da Kaan cipin içerisine doğru adımladı. En son dışarıda sadece ben kaldığımda arkamı döndüm ve Armağan Holding'e baktım. Sonra da kimsenin duymayacağı bir sesle fısıldadım "Bitecek. Bugün her şey bitecek Leyla, söz veriyorum bitecek."

Önüme dönüp cipin içine bindiğimde yüzümde herhangi bir mimik yoktu. Kendimi turuncu renkteki koltuklara attığımda bu sefer yanımda Kaan, karşımda Hüseyin vardı. Bakışlarımı önce Kaan'a çevirdim, elindeki tabletle uğraşıyordu. Yüzünde ciddiyetin izleri vardı. Nefesimi verdiğimde bu sefer de başımı Hüseyin'e çevirdim, bana bakarak güldüğünü gördüm. Kaşlarımı çatıp kafamı salladığımda konuşmaya başladı "Hastanede arka bahçede düşmanının oğluyla o kadar yakın ne yapıyordunuz bakalım, anlat!" Söylediklerine kaşlarımı daha fazla çattığımda gülmeye devam etti. Nefesimi vererek söylediklerine düz bir sesle karşılık verdiğimde bakışlarım yine Kaan'a dönmüştü. "Haberin var sanıyordum. Yokmuş. Zehirlendim. O da oraya beni zehirlemek için geldi. Ne ima ettiğini biliyorum Hüseyin, saçma sapan konuşma!" Hüseyin gülmesine devam ederken "Orasını biliyorum. Benim asıl anlamadığım yer, senin zehirlenme aşamasına gelene kadar bunu nasıl fark etmediğin. Artık nasıl bir etki bıraktıysa üstünde..." dediğinde tam Hüseyin'e cevabını vermek için ağzımı açtım fakat konuşan Kaan buna engel oldu "Nasıl kurtuldun?" Bir anda sorduğu soruya kaşlarımı çattığımda "Anlamadım," dedim. Kaan elindeki tableti kapatıp kenara koyarken yüzüme baktı ve sorgulayıcı yüzüne eş değer sesiyle konuştu "Zehirlenmenin üstünden daha saatler geçmişken nasıl bu kadar çabuk etkisinden kurtuldun? Ne oldu da o zehri vücudundan atabildin?" İkisinin yüzüne de inanamayan bakışlar attığımda "Siz rolleri mi değiştirdiniz? Normalde grubun en sessizi olan Hüseyin'in şuan gevezelik yapası, grubun çapkınının da mantıklı düşünesi gelmiş. Ayrıca yok öyle bir şey; vücudumun direnci sayesinde kurtuldum işte. Hem biliyorsunuz daha önce de zehirlenmiştim, alışkındım yani kolay attım." Kaan bana cevap vermek için ağzını açtığında çalan ve onu susturan telefona şükrettim. Şimdi onlara o gece yaşanan şeyleri söyleyip sorguya çekilmeye niyetim yoktu. Gözlerimiz Hüseyin'e döndüğünde elini cebine götürdü ve çalan telefonunu çıkardı, ardından yazan isme baktı ve heyecanla bize dönüp "Cevdet," dedi. Oturduğumuz yerde dikleşirken Hüseyin telefonu açıp kulağına götürdü. Bir süre karşı tarafı dinlediğinde pür dikkat ona bakıyorduk. Yüzündeki gerginlik silindiğinde "Tamam, anlaşıldı. Sen merak etme, gerisi bizde Cevdet," dedi ve şoföre şifreli kelimeyi söyledi. Şifreli kelimeyi söylemesi ile beraber cipin kapılarının kilitleri ve kapı kollarının altındaki silah bölümleri açılmıştı.

Bölüm sonu

10 yorum