İçeriğe geç

GİZEMLİ MİSAFİR ZAMAN KIRILMASI BÖLÜM 1

Bölüm 7 · 4 dk okuma

GİZEMLİ MİSAFİR ZAMAN KIRILMASI BÖLÜM 1

Bölüm 7

SAHNE 4/3

Deniz ve Atlas bahçeden çıkıp asfaltı ağlatmaya başladıklarında, peşlerinden gelen yirmi kız ve o garip miyavlama korosuyla birlikte meydan adeta bir karnaval alanına dönmüştü.

Atlas: (Nefes nefese) “Bakır taşı meselesinden sonra bir de 'aşk ormanı' kovalamacası! Deniz, seninle yaşadığım şu bir saatte hayatım on yıl yaşlandı!”

Deniz: “Daha ne istiyorsun? Bak, ne güzel antrenman yapıyoruz.”

İki arkadaş arayı bir hayli açmıştı Geriye dönüp baktıklarında kızları görememişlerdi. Derin bir nefes aldılar.

Deniz ve Atlas, Beşiktaş’ın ara sokaklarından birine kendilerini zor atarlar. Deniz, bir çöp konteynerine yaslanmış, ciğerlerini geri kazanmaya çalışırken hala üstünü başını koklamaktadır.

Deniz: (Nefes nefese) "Atlas... Duydun mu? 'Yakışıklılığına değil kokuna geliyoruz' dediler. Karizmamız resmen bir şişe parfüme yenik düştü. Hayatımda hiç bu kadar 'kokuşmuş' bir başarı elde etmemiştim!"

Atlas: (Elleri dizlerinde, soluklanarak) "Deniz... Sana... Sana o parfümü Etiler'deki o çocuktan 'kamulaştırma' demiştim! İçinde ne varsa artık, feromon dengesini bozdu, okulun bütün ekosistemini peşimize taktı. Kızları anladım da o sarman kedi neden 'miyav' diyerek sinemaya gelmek istedi, onu çözemedim!"

Deniz: "Oğlum, kokuyu alan rotayı Beşiktaş'a kırıyor! Defne görmedi değil mi bu manzarayı? Eğer o yirmi kızı ve o kedileri gördüyse, beni Magirus’un egzozuna bağlar, İstanbul turu attırır!"

Atlas: "Defne görmedi ama muhtemelen kokunu 2 kilometre öteden almıştır. Bak, hala peşimizde olabilirler. Bu koku üzerimizdeyken gizli saklı iş yapamayız. GPS gibi yerimizi belli ediyoruz!"

Deniz: (Aniden doğrulur) "Doğru söylüyorsun. Acilen bu kokudan kurtulmamız lazım. Ama nasıl? Sabunla yıkanmaya kalksak Beşiktaş’ın bütün su rezervi yetmez. Atlas, bilimsel bir çözüm bul! Bu koku moleküllerini nasıl etkisiz hale getiririz?"

Atlas: "Tek yol var Deniz... Daha baskın ve 'halk tipi' bir kokuyla bu 'Etiler esansını' bastırmak. Yani... Doğruca dükkâna, Balıkçılar Çarşısı'na gidiyoruz!"

Deniz: "Ne? Balık mı? Oğlum o zaman da kediler gitmez, daha çok gelir!"

Atlas: “Neyse, boş ver şimdi bunları. Şimdi ne yapacağız? Geriye dönmek de olmaz.”

Deniz: “Ben diyorum ki sinemaya gidelim. Nasıl olsa karneyi son derste alacağız. Daha vaktimiz çok var."

Atlas: “Bak bu hiç de fena fikir değil."

Durağa ulaştıklarında Deniz ve Atlas nefes nefeseydi. Uzaktan gelen otobüsün motor sesi, uğultulu bir zafer marşı gibi duyuluyordu. Tam o sırada, kalabalığın arasından o tanıdık, keskin bir çığlık yükseldi. Esmer kız, elindeki kılıcı havaya kaldırarak yeri göğü inletti: “İşte oradalar! Yakalayın şu kaçakları!”

Bir anda ara sokaklardan, sanki bir korku filminden fırlamışçasına düzinelerce kız belirdi. Dört şeritli ana yol, saniyeler içinde tam bir kıyamet meydanına döndü. Kızlar yeşil ışığı beklemeden yola atlayınca, trafik bir anda kilitlendi. Lastiklerin asfalta sürtünme sesi, metalin metale girdiği o korkunç çarpışma gürültüleriyle birleşti. Zincirleme kazalar birbirini izliyor, araç alarmları ambulans sirenleriyle yarışıyordu. Ama kızlar... Kızlar kazaları bile görmüyordu; gözleri sadece Deniz ve Atlas’taydı.

Atlas: (Gözleri yuvalarından fırlamış halde) “Deniz, bunlar şaka yapmıyor! O ellerindekiler... motorlu testere mi o?!”

Deniz: “Sanırım hayranlıkları biraz... radikal bir boyuta evrilmiş kanka! Yürü, hayatta kalma moduna geçiyoruz!”

Sırada bekleyenleri “Pardon, acil durum, fanatik saldırısı!” diye ite kaka otobüse daldılar. Yolcuların küfürleri, bağırtıları kulakları tırmalıyordu ama iki arkadaşın umurunda bile değildi. Deniz, şoför koltuğuna adeta zıplayarak yapıştı.

Deniz: (Şoförün yakasına yapışarak) “Şoför amca, bak güzel abim, lütfen şu kapıyı kapat ve gaza yüklen! Onlar azılı katil, onlar aşkın kara deliği! Eğer durursan bu otobüsten geriye sadece vidalar kalır, bizi de kıyma yaparlar! Bas şu gaza, Beşiktaş ruhu adına bas!”

Şoför, “Ne saçmalıyorsunuz siz?” diye bağırmaya hazırlanırken, dikiz aynasına bir göz attı. Gözleri yerinden fırlayacak gibi oldu. Aynada gördüğü manzara bir kabustu: Kızlar; ellerinde paslı satırlar, devasa baltalar, vızıldayan motorlu testereler ve kasap bıçaklarıyla, asfaltı kıvılcımlar saçarak yardırıp geliyorlardı.

Şoför tek kelime etmeden kapıyı güm diye kapattı ve vitesi beşe taktı. Otobüs, arkasında duman ve çığlıklar bırakarak fırladı. Sırada bekleyen vatandaşların “Nereye gidiyorsun be!” çığlıkları, uzaklaşan motor sesinin altında ezilip gitti.

Otobüs güvenli bir mesafeye ulaştığında, Deniz ve Atlas arka camın kenarına çöktüler. Dışarıda, ellerindeki aletlerle otobüsün arkasından koşan, sinirden köpürmüş bir kız ordusu vardı. Deniz, büyük bir soğukkanlılıkla cama doğru döndü ve kızlara doğru abartılı bir şekilde öpücükler yollamaya başladı.

Deniz: (Gülmekten gözlerinden yaş gelerek) “Arkanızdan el sallamayı sevmem ama bugünlük idare edin kızlar! Atlas, şuna bak! Motorlu testereli olan kızın yüzündeki o ifade... hayatımın en komik anı olabilir!”

Atlas, otobüsün sarsıntısıyla birlikte kahkahayı koyuverdi. Artık sadece korkmuyor, bu absürtlüğün tadını çıkarıyorlardı. Arka camda küçük bir nokta haline gelen o “aşk ordusu”, hala arkalarından kılıç sallıyordu.

Kızlar kızarcasına başını sallayarak arkalarından baka kaldı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.