Sinema Salonu ve Fuaye – “Koku Canavarı” Avı ve Beklenmedik Final
Kısa zaman sonra şoför otobüsü kenara çekti, kapıyı açtı ve iki arkadaş aşağı indi. Sonra şoför gaza basarak uzaklaştı.
Atlas: “Saat kaç?”
Deniz: “10:35”
Atlas: “Film 11:00'de başlıyor. Zamanımız var. Sinema salonu ileride zaten hadi gidelim.”
İki arkadaş pasajdan içeri girdi ve filmleri bir göz attı.
Atlas: “Aha! Bak, üç boyutlu korku filmi gelmiş. Hadi ona girelim.”
Deniz: “Bak bu hiç de fena fikir değil.”
Atlas: “Aksiyon bizim işimiz kanka.”
Deniz: “Önce patlamış mısır ve içeceğimizi alalım değil mi?”
Önce gişeden korku filmi için 2 bilet aldılar ve patlamış mısır ve içecekleri alarak salona geçtiler.
Salon yarıya kadar doluydu.
Film başlamış, insanlar 3D gözlüğünü takarak kendilerini filme kaptırmıştı.
Deniz, kendini filme öyle bir kaptırmıştı ki, elindeki mısırı yanındaki adama uzatmış, adam da teşekkür ederek afiyetle yiyordu. Deniz, bir ara elini mısıra attığında neredeyse bittiğini gördü. Baktı ki adam hala mısırından yiyor, O da kutuyu adama verdi.
Sonra elini Atlas'ın mısırına uzatıp yemeğe başladı.
Bir ara salonda ürkütücü bir sessizlik olur. İnsanlar dikkatle sahneyi izlerken Atlas bir anda elindeki patlamış mısırı yere düşürür. O anda ki ses insanları korkudan yerinden zıplatır.
Tabii Atlası da.
Deniz: (Atlas’ın kulağına fısıldar) “Bravo. Katil gelmeden önce bizi ele verdin.”
Atlas: “Ha, ha, ha... Çok komik.”
Filmdeki gerilim tırmanırken, ekranda aniden patlayan ses efektiyle Deniz can havliyle yanındaki adamın koluna yapıştı.
Adam: (Sinirle) "Evladım ne yapıyorsun? Ben senin karın değilim, bırak kolumu!"
Deniz, kıpkırmızı bir yüzle özür dileyip önüne döndü ama kalbi hala küt küt atıyordu.
O sırada Atlas, heyecanla elini havaya kaldırınca gözlüğünü yere düşürdü. Ekranda canavar tam üzerine doğru gelirken Atlas karanlıkta yerleri mıncıklıyordu:
Atlas: "Beni bekle! Daha gözlüğümü bulamadım canavar bey!"
Salondaki insanlar bu absürt söze kahkahayı bastı. Atlas gözlüğünü bulup taktığında ise her şey yamuk yumuktu:
Atlas: "Ne oluyor yahu? Bana mı öyle geliyor yoksa dünya mı yan yattı?"
Deniz: (Gülerek) "Gözlüğü ters takmışsın kanka, ondandır."
Filmde şeytani bir fısıldamanın olduğu, salonun buz kestiği o anda; bir cips poşetinin hışırtısı tüm sessizliği delip geçti. Tam o sırada perdenin önünden hızla birkaç siluet geçti. Deniz, dehşetle parmağını uzatıp bağırdı:
"ORDAAAAA!"
İnsanlar gölgeyi görünce, canavarın perdeden çıktığını sanıp çığlık çığlığa kapılara hücum etti. Salonda tam bir izdiham yaşandı. Herkes dışarı kaçtıktan sonra, en son içeriden dört tane kedi, hiçbir şeyden habersiz miyavlayarak dışarı çıktı.
Sinema salonu boşalmış, insanlar hala "Canavar perdeden atladı, valla billa pençesini gördüm!" diyerek birbirine anlatırken; Deniz ve Atlas, ellerinde yarım kalmış mısır kutuları ve yamulmuş 3D gözlükleriyle merdivende kalakalırlar.
Deniz: (Gözlüğünü kafasına kaldırıp etrafa bakar) "Atlas... Biz az önce bir sinema salonu dolusu insanı, dört tane kedi yüzünden istiklal harbine mi soktuk? Adamın koluna öyle bir yapışmışım ki, adam hala 'Hanımım değil bu!' diye bağırarak uzaklaşıyor."
Atlas: "Teknik olarak Deniz, kedilerin perdedeki izdüşümü, 3D gözlüğün yarattığı optik illüzyonla birleşince kitlelerde 'kolektif histeri' yarattı. Yani canavar değil, senin o Etiler kokusuna gelen 'miyav timi' salonu fethetti. Ayrıca gözlüğümün sapı kırılmış, dünya hala 15 derecelik açıyla duruyor."
Deniz: "Bırak açıyı falan! Saate bak! 14:15... Karneyi vermeye başlamışlardır. Eğer o kediler hala peşimizdeyse, okula girdiğimiz an Beton Nuri 'Sirk mi işletiyoruz burada?' diye bizi Magirus'un motoruna bağlar. Çabuk, arka yollardan okula sızmamız lazım!"
Sinemanın fuayesine çıktıklarında, etraftaki diğer insanlar telaşla telefonlarıyla konuşuyor, fısıldaşıyordu. Bir an bir gürültü duydular; dışarıdan gelen bir megafon sesi yankılandı: “ARANIYOR! TEHLİKELİ! KOKUSUYLA KIZLARI BAŞTAN ÇIKARAN İKİ ERKEK ARANIYOR!”
Deniz ve Atlas donup kaldı. Deniz yavaşça Atlas’a döndü:
Deniz: “Bu... Bu bizi mi tarif ediyor?”
Atlas tereddütle başını salladı:
Atlas: “Sanırım o etkileyici kokun yüzünden başımız belada. Nasıl bir koku süründüysen bana da bulaştırdın.”
Fuayenin camından dışarı baktıklarında, sinemanın önünün caddeye kadar tamamen abluka altına alındığını gördüler. Az önceki otobüs kovalamacasındaki kız ordusu, sayılarını ikiye katlamış bir şekilde sinema kapısını sarmıştı. Ve evet, ellerinde hala o motorlu testereler, baltalar ve keskin bıçaklar vardı. Hatta birkaçı “Koku Canavarı Avcıları” yazan el yapımı pankartlar taşıyordu. Önlerinde de Deniz’in kokusuna tapan o kediler miyavlayarak liderlik yapıyordu.
Kızlardan Biri (Megafonla): “Deniz ve Atlas! Teslim olun! Kokunuzu geri istiyoruz!”
Deniz’in rengi atmıştı. “Ölürüm de vermem!” diye mırıldandı.
Atlas: “Sakin ol Deniz. Bunlar manyak! Şaka falan değil bu!”
Deniz: “Ama... Onlar benim hayranım sanmıştım!”
Atlas: “Hayran değil, koku bağımlısı olmuşlar! Baksana, motorlu testereyle hayranlık mı olur? Bunlar hepten kafayı yemiş.”
İki arkadaş panikle sinema salonlarının olduğu koridora geri kaçtı. Ancak orası da boş değildi. Daha önce gördükleri Aras, Ersun ve diğer sınıf arkadaşları, birer güvenlik görevlisi gibi koridorun girişini tutmuştu. Yüzlerinde muzip bir ifade vardı.
Aras: “Hoş geldiniz suçlular! Kokunuzun bedelini ödeme zamanı geldi.”
Ersun: “Ne oldu, ‘şut ve gol’ esprisi buraya kadar mıydı?”
Deniz: (Yüzü bembeyazdı) “Ne demek istiyorsunuz? Yoksa... yoksa bu da mı şakaydı?!”
Aras: (Gülerek) “Eh, kızların ‘gerçek’ silahları biraz abartıydı, kabul. Ama kabul et çok iyi korktun ha.”
Tam o sırada, kızlar kapıdaki camları kırmaya başlamış, içeri doğru bağıra çağıra ilerliyorlardı.
“Koku! Koku! O kokuyu istiyoruz!”
Deniz ve Atlas’ın gözleri fal taşı gibi açıldı. Bu gerçekti! Kızlar içeri girmeye başlamıştı!
Atlas: “Bu şaka olmaktan çıktı.”
Deniz: (Panikle) “Aras, ne yapacağız?”
Aras ve Ersun birbirine bakıp sırıttılar.
Aras: “Sakın ol Deniz. (Cebinden bir sprey şişesi çıkararak) Senin ‘özel kokun’ yüzünden başımıza bela açtın. Şimdi biraz ‘deodorant’ ile durumu düzeltme zamanı!”
Aras spreyi sıkarak Deniz’in üzerine doğru uzandı. Deniz, spreyden ve kızlardan kaçarken panikle bağırıyordu:
Deniz: “Hayır! Saçlarımın özgür ruhunu alamazsınız! O özel kokumu benden çalamazsınız!”
Koridor tam bir karmaşaya dönüştü. Aras ve Ersun, Deniz’i o tuhaf kokusundan arındırmak için yakalamaya çalışırken, camları kırıp içeri giren kızlar da “Koku Canavarı!” diye bağırarak peşlerinden koşuyordu. Kediler miyavlayarak ayaklarının arasında dolanıyordu.
Deniz, çaresizce sağa sola kaçarken, Atlas da bu absürt kovalamacanın ortasında kalakalmıştı. En sonunda Aras, Deniz’i duvara sıkıştırdı ve elindeki spreyi Deniz’in üzerine boca etti.
Aras: “İşte şimdi normal bir insan gibi kokuyorsun dostum! Hoş geldin aramıza!”
Deniz, sırılsıklam olmuş ve kızgın bir ifadeyle Aras’a bakarken, kızlar aniden durdu. Kokuyu içlerine çektiler, göz bebeklerin şekli değişti, yüzlerindeki o “çıldırmış” ifade yavaş yavaş kayboldu.
Bir an sessizlik oldu.
Kızların göz bebeklerindeki renkler birden değişmişti ve o parıltı sönünce hepsi bir anda yere yığılı verdi.