"DENİZ BURAYA, YUMRUK HAVAYA! DENİZ BURAYA, YUMRUK HAVAYA! OLEY!"
Atlas: (Hafifçe tebessüm eder) "Al işte, yine başlıyoruz."
Deniz yine gaza gelmiş, sınıfın coşkulu alkışları eşliğinde yumruk şov yapıyordu.
Deniz: (Büyük bir star edasıyla) "Teşekkür ederim, teşekkür ederim dostlarım! Sizi çok, ama çooook seviyorum!" (Sonra aniden ön sırada oturan Defne’ye doğru eğildi) Ama seni daha çok seviyorum hayatım!"
Deniz, Defne’ye o "star" edasıyla eğilip ilanı aşkını patlatınca sınıf bir anda sessizliğe bürünür. Defne, elindeki edebiyat kitabını yavaşça indirir, Deniz’in kızarık yanağına, sonra da Aras’tan "kamulaştırılmış" o devasa gömleğe bakar.
Defne: (Tek kaşını kaldırarak) "Deniz... Bu 'hayatım' dediğin kişi ben miyim, yoksa az önce koridorda yanağına o 'beş parmaklı aşk mektubunu' yazan sarışın kız mı? Maşallah, sevginin izi suratında hala tütüyor!"
Sınıf: "OOOoooovvv! Kapak geldi! Deniz, defansa gel, kalemiz elden gidiyor!"
Deniz, hiç istifini bozmadan masanın üzerine tüner. Sanki biraz önce ortalık birbirine girmemiş, sistem çökmemiş gibi, cebinden çıkardığı bir çakmağı parmaklarının arasında çevirmeye başlar.
Deniz: "Defne, sen olayı yanlış analiz etmişsin çiçeğim. O kız aslında bir 'figüran'dı. Atlas’la bir sosyal deney yapıyorduk; 'Bir Beşiktaşlı, beklenmedik bir darbeye karşı ne kadar metanetli kalabilir?' diye test ettik."
Atlas: (Arka sıradan kafasını sallar) "Evet, sosyal deneyin adı: 'Sazan'ın Anatomisi'. Deniz, denek olarak dünya literatürüne girmeyi başardı. Darbe anındaki desibel oranı, sınıfın alkış hızını bile geçti!"
Sınıf hep bir ağızdan "Oooo!" diye inlerken,
Deniz, elini kalbine koyup o “arabesk-romantik” bakışını fırlatırken, Defne kitabını masaya “tak” diye vurur. Sınıf nefesini tutmuş, Atlas ise arka sırada bu “iletişim kazasını” not almaktadır.
Deniz: “Çekeceğim varsa kabulümdür Defne! Senin elinden gelecek çile, Magirus’un bitmeyen sanayi masrafı gibidir; başımın üstünde yeri var. Ama bak, yanağımdaki şu kızarıklık bile senin aşkının ateşi yanında sönük kalıyor!”
Defne: “Deniz, o yanakta yanan şey aşk ateşi değil, az önceki kızın elinin ‘ivme’si! Ayrıca bana beste yapma, önce o üzerindeki Aras’ın gömleğini ver. Adamın markasını ‘sosyal deney’ diye rezil ettin. Senin romantizmin, vizesi geçmiş minibüs muayenesi gibi; her an trafikten men edilebilirsin!”
Deniz: “Aşkın muayenesi olmaz Defne! Bizim sevdamızda ruhsat kalpte, plaka Beşiktaş’tır. Hem o kız bana vurduysa, senin uğruna çektiğim dertlerin ağırlığını ölçmek için vurdu. Kız bile anladı kalbimdeki yükü!”
Defne: “Yük mü? Deniz, senin kalbindeki tek yük, bagajdaki yedek lastik ve Refika Teyze’nin dolma tenceresi! Sen daha karnendeki ‘1’lerin hesabını veremiyorsun, bana gelmiş ‘Gönül Defteri’nden bahsediyorsun. O defterin sayfaları kopmuş, üzerine de çay dökülmüş haberin yok!”
Deniz: (Bir adım yaklaşır, sesini iyice puslandırır) “Notlar gelip geçicidir Defne, ama bu delikanlı duruş baki! Bak, bütün sınıf alkışlıyor. Halkın sesi, Hakkın sesidir. 12-B ‘Deniz’ diyor, sen hala ‘Karne’ diyorsun. Yoksa sen de o tokatın rüzgarına mı kapıldın?”
Defne: “Ben o rüzgâra kapılmam Deniz, ben o rüzgârı fırtınaya çevirir, senin Magirus’u Akaretler yokuşundan aşağı freni patlamış kamyon gibi salarım! Git önce yüzünü yıka, tokatın beş parmağı hala ‘Beşiktaş Çarşı’ haritası gibi parlıyor. Karizman şu an rölantide bile çalışmıyor, haberin olsun!”
Deniz: (Sınıfa dönerek) “Görüyorsunuz beyler! İşte gerçek aşk bu! Beni yerin dibine sokuyor ama aslında ‘Deniz, seni o kadar çok önemsiyorum ki her kusurunu görüyorum’ demek istiyor. Defne, itiraf et; bu feryadın aslında bir ‘evet’ çığlığı!”
Defne: “O çığlık ‘evet’ değil Deniz, ‘imdat’ çığlığı! Beton Nuri gelmeden şu masanın üstünden in de karizmanın son kırıntılarıyla karneyi al!”
Deniz, Defne’ye bakarak romantik bir ses tonuyla devam etti:
Deniz: "Biliyor musun hayatım; sevmemiştim kimseyi seni sevdiğim kadar, çekmemiştim kimseden senden çektiğim kadar."
Defne, alaycı bir tavırla cevap verdi:
Defne: "Sen dur bakalım, senin benden daha çok çekeceğin var!"
Deniz: "Neden bu işkenceyi bana çektiriyorsun? İnan ki seni öyle seviyorum ki ne yapsam vazgeçemiyorum."
Defne: "Yanlış kapıya geldin canım. Lütfen diğer kapıyı dene, aradığın şahıs muhtemelen orada."
Deniz: "Olur mu yavrum? Her kapıyı denedim. İlk kapıdan aslan, ikinciden kaplan, üçüncüden ayı çıktı karşıma. Kesinlikle eminim ki doğru kapı senin kapın. Boşuna inat etme; seni sevdim bir kere, sana inandım."
Defne: "Neden inandın ki? Ben sana inan demedim."
Deniz: "Bak güzelim..." dedi Deniz ve başladı döktürmeye:
"Sana bir şeyler söylemek istiyorum,
Onları aklımda tutmaya çalışırken,
Öbür her şeyi unutuyorum...
Devamı neydi yahu? Neyse boş ver,
Kısacası, galiba seni seviyorum."
Defne hiç istifini bozmadan kafiyeyle karşılık verdi:
"Tüm çabaların boşuna,
Söyledim sana bin defa,
Ne kadar hoplayıp zıplasan da,
Seni sevmiyorum kuş kafalı, anlasana!"
Deniz pes etmedi:
"Bin yıl ömrüm olsaydı, bin yıl seni severdim.
Bin yıl benim olsaydın, bin yıl daha isterdim!"
Defne anında yapıştırdı cevabı:
"Bin yıl ömrüm olsaydı, bin yıl seni sevmezdim.
Bin yıl seninle olsaydım, bin kere nefret ederdim!"
Deniz: (Gülerek) "Şuna bak, cümleyi tersine çevirdi! Kopyacı seni... Hayat tatlı ama senin kadar değil; seni herkes sever ama benim kadar değil!"
Defne: "Ben deliyim ama senin kadar değil; hayat ketçaplı ama tadı ketçap gibi değil!"
Deniz: "Adını ruhuma yazdım, asla silemezler! Senden beni vazgeçiremezler!"
Defne: "Hadi oradan çıkarcı! Silgiler ne güne duruyor? Bak, yalan attığın nereden belli; burnun Pinokyo gibi uzamaya başladı."
Deniz: (Son kozunu oynadı) "Zaman asla ölmez ama bir hatıra bırakır. Ve ben öldüğümde aşkımı hatıra olarak sana bırakacağım."
Defne son noktayı koydu:
"Al o aşkını sok gözüne gözüne,
Bir daha görüşmeyelim güzelim.
Üstüme gelme alkollüyüm,
Sonra seni fena üzerim!"
Sınıf bu söz düellosunu nefesini tutarak izledikten sonra kahkahalara boğuldu. Deniz, Defne’nin kolundan tutup onu sıradan kaldırdı; el ele tutuşup sınıfa bir selam verdiler. Bu tiyatral gösteri, Matematik öğretmeninin sınıfa girmesiyle son buldu.