İçeriğe geç

GİZEMLİ MİSAFİR ZAMAN KIRILMASI BÖLÜM 1

Bölüm 49 · 4 dk okuma

GİZEMLİ MİSAFİR ZAMAN KIRILMASI BÖLÜM 1

Bölüm 49

SAHNE 39

Deniz ve Atlas, her biri pırıl pırıl parlayan şeffaf dokunmatik ekranlarla donatılmış, adeta bir bilim kurgu setini andıran görkemli amfiye girerler. Deniz, her zamanki gibi en ön sıraya, sınıftaki en popüler görünen kız grubunun tam yanına, Beşiktaş Çarşı'da köşe kapmaca oynayan bir delikanlı edasıyla “The Artist” bir giriş yapar.

Deniz: (Yandaki sarışın, elinde dijital tabletiyle not alan kıza doğru hafifçe eğilir, gözlerinde 2007 esintili o malum bakış belirir) “Pardon hanımefendi, acaba bu ‘Yıldızlararası Seyahat’ dersi mi, yoksa sizin gözlerinizdeki o derin Bordo-Mavi nebula kümesine mi düştüm yanlışlıkla? Ben Deniz... 2007 model hırçın bir Kartal ve Karadeniz Fırtınası’yım, yani 23 yıldır bu anı bekleyen o efsanevi uzay yolcusuyum.”

Kız (Tiffany), kulaklığını tek bir parmağıyla sıyırıp şaşkınlıkla ona bakar.

Tiffany: “Ne? Anlamadım? Bu ne hal böyle, saçların neden bu kadar... elektriklenmiş gibi kabarık? Ve ceketinin üzerinde neden ‘Çarşı’ ve ‘Bordo-Mavi’ yazan amblemler var? NASA’nın gizli bir timi falan mı bu?”

Deniz: (Ceketini düzeltir) “O amblemler evrenin en sadık ordusuna, Kartal'ın pençesine ve Fırtına’nın yüreğine ait Tiffany. Eğer bir gün kara delikte mahsur kalırsan, o siyah-beyaz ve bordo-mavi güç seni kanatlarıyla tutup çeker. Bu arada, tabletinin ekran parlaklığı senin o pırıl pırıl gülüşünün yanında sönük kalmış, istersen DRA’ya söyleyeyim de sana özel bir Karadeniz yayla ışıklandırması yapsın.”

Tiffany: (Gülümseyerek yanındaki arkadaşına fısıldar) “Stacy, sanırım sınıfa bir ‘Antik Çağ Romantiği’ ve lisanssız bir uzay kaçkını geldi. O kadar absürt ki, adamda karşı konulamaz bir Trabzon-Beşiktaş enerjisi var!”

O sırada Profesör Sterling kürsüye çıkar, sınıfa devasa, döne döne parlayan holografik bir güneş sistemi yansıtır. Herkesin önündeki masada fütüristik bir "Yörünge Kontrol Paneli" aktifleşir.

​Profesör Sterling: (Sert ve otoriter bir sesle) “Evet beyler, bayanlar. Bugünkü simülasyon görevimiz; Jüpiter'in buzlarla kaplı uydusu Avrupa'ya yumuşak bir sonda indirmek. Hassasiyet oranınız %99 olmalı, aksi takdirde buz tabakası aniden çatlar ve sonda uzay boşluğunda buhar olur!”

​Deniz: " Hocam rahat olun, biz Trabzon'un o buzlu yayla yollarından ve Beşiktaş’ın dik yokuşlarından geçip geldik, Avrupa'nın buzu vız gelir! (Kendi paneline bakmadan Tiffany'nin ekranına sarkar) Tiffany, senin yörüngende hafif bir sapma görüyorum kanka. Jüpiter seni çekiyor ama benim Beşiktaş-Trabzon çekim alanım çok daha güçlüdür, dikkat et. Bak şimdi, ben o buzu kırmadan ve aracı zedelemeden buraya nasıl iniyorum, dikkatli izle ve feyz al..."

Deniz, önündeki paneli resmen bir Atari salonu joystick'i gibi sağa sola sertçe sarsarak kullanmaya başlar. DRA, arka planda sistemleri senkronize edip patlamayı önlemek için adeta siber terler döker.

​DRA: (Deniz’in kulağındaki çip üzerinden, tiz ve çığlık çığlığa bir sesle) “DENİZ! Dur, frenleme motorlarını ateşle! Buz tabakasına şu an 500 km hızla çakılmak üzeresin! Sonda paramparça olacak, tüm üniversiteye rezil olacağız!”

​Deniz: “Sus DRA, karıştır ortalığı! Avrupa'nın buzu, bizim Beşiktaş Çarşı'nın Arnavut kaldırımlarına veya Trabzon'un hırçın dalgalarına benzemez. 'The Yanlama' ve 'Fırtına' modu aynı anda devreye girsin!”

Deniz, sondayı simülasyonda havada 360 derece döndürerek, buz kütlesinin üzerine adeta yanlamasına, milimetrik bir kaza eseri gibi ama bir o kadar artistik bir şekilde indirir. Sonda düz durmak yerine hafifçe yana yatıp kalır. Ekrandaki devasa uyarı yazısı parlar: “ERROR: SONDA YAN YATTI - AMACI DIŞINDA KULLANILDI ANCAK ESTETİK BİR 2007 ESNAF DURUŞU SERGİLEYOR.”

​Deniz: (Tiffany'ye gururla döner) “Gördün mü Tiffany? Sonda bile senin önünde Trabzonsporlu futbolcu gibi saygıyla diz çöktü. Buna biz ‘Mühendislikte Karadeniz Centilmenliği’ diyoruz.”

Ders biter, herkes toparlanıp çıkışa yönelirken Deniz, sınıftaki diğer kızlara da kartvizit niyetine 2007’den kalma, üzerinde MSN adresleri ve el yazısıyla "Deniz & Atlas Oda 104" yazan buruşuk kâğıt parçaları dağıtmaya başlar.

Deniz: (Stacy’ye yanaşarak en karizmatik tonunu takınır) “Stacy, senin asteroit kuşağı ve yer çekimi hakkındaki teorin ruhumu fethetti. Eğer bir gün uzayda ‘yakıtın’ veya enerjin biterse, benim Magirus her zaman emrinde. İçinde oksijen maskesi yerine Beşiktaş ve Trabzon atkısı takarız, ruhun da bedenin de anında ısınır, garanti veriyorum!”

Stacy: “Haha! Sen gerçekten inanılamayacak kadar garipsin Deniz. Ama o araba... Magirus dedin değil mi? Gerçekten çalışıyor mu o müze parçası, yoksa sadece bir mit mi?”

Deniz: “Müze mi? Stacy, o araba 23 yıl uzay sığınağında uyudu, şimdi New York caddelerini ve Zenithus kampüsünü titretmeye geldi. Akşam seni bir tur New York semalarında uçurayım mı? Gerçi havada uçmuyor ama arkasından saldığı o siyah dumanla bulutların en üstündeymişsin gibi hissettiriyor!”

Atlas, arkadan gelip Deniz’i yakasından tutarak hızla sürüklemeye başlar.

Atlas: “Yürü Deniz, yürü Allah’ını seversen! Kızlar resmen seninle ‘sosyolojik ve uzaysal bir deney’ yaptıklarını sanıyorlar, arkandan gülüyorlar! DRA, lütfen şu çocuğun ‘yalakalık ve fiyaka’ sensörlerini acil olarak kapat, anakart ısınıp eriyecek!”

DRA: “ANALİZ RAPORU: Deniz’in yalakalık ve hava atma seviyesi %120’yi aşmıştır. Sistem soğutma kapasitesi yetersiz kalıyor. Acil tavsiyem; Deniz’e bir bardak buz gibi Trabzon yayla ayranı içirmek. 2007’de Beşiktaş semtinde işe yarıyordu, belki buradaki siber ateşi de söndürür. BİP-BOP!”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.