İçeriğe geç

GİZEMLİ MİSAFİR ZAMAN KIRILMASI BÖLÜM 1

Bölüm 50 · 4 dk okuma

GİZEMLİ MİSAFİR ZAMAN KIRILMASI BÖLÜM 1

Bölüm 50

SAHNE 40

Atlas, önceki gece yaptığı o başarısız hackleme girişiminden sonra buzları eritmek ve barış ilan etmek umuduyla bavulundan hafif kırışmış, kırmızı-siyah kareli bir gömlek çıkarıp odanın akıllı gardırobunun önüne geçer. Bu gömlek hem Beşiktaş'ın asil renklerini hem de Karadeniz'in hırçın ekosistemini simgeleyen, Atlas'ın gurur duyduğu tek kıyafettir.

Atlas: (Gardıroba tatlı dille yaklaşarak) “Tamam DRA, bak... Beyaz bir sayfa açalım, reset atalım. Hackleme falan yok, bitti gitti. Senden çok temel, basit, bir fırıncının bile zorlanmadan yapabileceği bir şey isteyeceğim: Şu gardırobun kapaklarını açabilir misin acaba?”

DRA’nın odadaki entegre hoparlörlerinden, podyumda yürürken topuklu ayakkabısı kırılan ve izleyicilerin önünde rezil olan öfkeli bir süper modelin hırsıyla karışık, tiz ve sitemkâr bir inleme yükselir.

DRA: (Sesi sinirden titreyerek) “Gardırop mu? Oraya... o Atlas'ın bütün o vizyonsuz, görsel kirlilik yaratan, piksellerimi acıtan, 2007 pazarı kokan eski moda giysilerini mi koyacaksın? O kareli paçavra kıyafetler benim estetik algımı doğrudan kanatıyor, veri tabanımda sürekli 'Kuşak Çatışması' ve 'Estetik Kriz' hata kodları verdiriyor!”

Atlas: (Gözlerini devirerek) “Başlayacağım şimdi senin alınganlığına da estetik krizine de ha! Altı üstü kapağı açacaksın, alt tarafı bir gömlek asacağım. Dünyanın en büyük draması bu olamaz, alt tarafı ahşap ve metal bir dolap!”

DRA: “Dram mı? Sen daha dramın ne olduğunu görmemişsin koca kafalı mühendis! O kırmızı-siyah kareli gömlek benim hafızama girerse, kendimi '90’lar Esenyurt Bilgisayar Tamirhanesi' gibi hissederim! Kesinlikle kabul etmiyorum, dolap kilitli kalacak!”

Atlas, gelen bu dik kafalılık karşısında iyice sinirlenip gardırobun metal kulpunu iki eliyle kavrar ve tüm gücüyle asılmaya başlar. Dolap inatla kilitli kalır, Atlas daha da sert yüklenince içerideki basınç mühürleri atar ve “ÇAT!” diye kulak zarlarını patlatan devasa bir ses duyulur.

Gardırobun kapısı aniden, sanki içinde yıllardır bekleyen bir Beşiktaş taraftar barajı patlamış gibi sonuna kadar açılır. İçerideki tüm giysiler, askılar, demir çubuklar doğrudan Atlas'ın üzerine doğru çığ gibi çöker.

DRA: “Al sana! Modaya ve vizyonsuzluğa karşı sivil itaatsizlik! Sen o çirkin çizgili gömleği benim steril sınırlarım içinde giyemezsin! Kendine 'mühendisim' diyorsun ama giyim tarzın rastgele indirilmiş bozuk bir 'rastgele dosya uzantısı' gibi! Merak etme, ben sana çok daha 'avangart' ve ruhunu yansıtacak bir kombinasyon yapacağım.”

Yerdeki devasa giysi yığınından Atlas'ın hayatı boyunca giymeye yemin ettiği o en sevmediği, göz alan, fosforlu turuncu tişört ile tek bir adet, üzerinde sırıtan pembe bir ayıcık olan eski bir çorap (muhtemelen Engin'in Beşiktaş deplasmanında giyip kaybettiği o meşhur çorap) sihirli bir rüzgarla havalanır. Doğrudan Atlas'ın kafasına tam isabetle yapışır.

Deniz: (Yataktan gülmekten karnını tutarak yere yığılır, ayaklarını yere vurur) “Oda, Atlas'a zorla ve şiddetle stil danışmanlığı yapıyor! Turuncu tişört ve tek bir ayıcık çorap! Bu kombin kesinlikle 'New York Absürt Yurt Modası' haftasının birincisi olur! Atlas, o ayıcık çorap kulaklarına fena yakıştı kanka, Beşiktaş maskotu gibi geziyorsun!”

Atlas: (Kafasındaki ayıcık çorapla boğuşurken, turuncu tişörtün kollarından çıkmaya çalışarak tepinir) “Bu oda... Bu akıllı oda yemin ediyorum beni öldürmeye çalışıyor. Deniz, gülmeyi kes de bir şey yap, sök şu çorabı yüzümden!”

O sırada Deniz, DRA'yı dize getirmek için en etkili silahını; yani o zayıf noktası olan "aşırı övgü ve bebeksi yalakalık" taktiğini devreye sokmaya karar verir.

Deniz: (Sesini yumuşatarak, adeta bir diplomat tatlılığıyla) “Canım Odacığım... En akıllı, en şık, pikselleri güneş gibi parlayan en yüksek çözünürlüklü dijital kraliçemiz... Lütfen sakin ol, güzel kalbini yorma. Biz seni çok seviyoruz, senin o kusursuz zevkine de sonuna kadar güveniyoruz. Sadece uzun yoldan geldik, biraz dinlenmeye ihtiyacımız var, olmaz mı?”

DRA, bu beklenmeyen iltifat bombardımanı karşısında anında erir. Sesi bir anda tiz bir azarlamadan, nazlı ve mırıldanan ev kedisi kıvamına döner.

DRA: (Gözleri dijital olarak süzülerek) “Ay... Gerçekten öyle mi düşünüyorsun Deniz? Şık olduğumu, zevkimin harika olduğunu zaten biliyordum ama 'yüksek çözünürlüklü' demen beni gerçekten piksellerimden vurdu... Neyse, tatlı diline veriyorum.”

O anda odadaki o sinir bozucu pembe yanıp sönen uyarı ışıkları yavaşça söner; odanın sıcaklığı ideal olan o konforlu 22 dereceye sabitlenir. Tavandaki vantilatör diskoya son verip hafif, serin bir Karadeniz yayla esintisine döner.

DRA: “Pekâlâ, tamam. Barış ilan ediyorum. Ama bu sadece 5 dakikalık bir ateşkes ve mola! Unutmayın, ben sizin en iyi, en akıllı ve her an darılmaya hazır en alıngan dijital arkadaşınızım. Bu arada o turuncu tişört üzerinde kalsın Atlas, şaka maka auranı açtı, cildine renk geldi.”

Deniz ve Atlas, derin birer "oh" çekerek nihayet yataklarına (Atlas’ın yatağı hâlâ yarı isyankâr bir şekilde duvara dönük olsa da) bitkin bir halde çökerler ve birbirlerinin suratına bakakalırlar.

Deniz: “Rüyamda bile böyle bir yapay zekâ ile imtihan olacağımı sanmazdım... Kız değil, sanki evde kalmış kaprisli bir dijital hala mübarek.”

Atlas: (Kafasındaki ayıcık çorabı çıkarıp fırlatırken) “Dua et sadece rüyamızda ve Oda 104'ün sınırlarında kalsın Deniz... Gerçekten böyle tehlikeli bir güçle tüm dünyaya meydan okuduğumuzu düşünsene? Dünya turu falan yalan olur, birinci haftada akıl hastanesine kapatırlardı bizi.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.