İçeriğe geç

Geriye Kalanlar

Bölüm 23 · 20 dk okuma

Geriye Kalanlar

Bölüm 23

23. "BİTTİĞİNİ Mİ SANMIŞTINIZ?"

Ne söylenmesi ve nasıl hissedilmesi gerektiğini bilmediğimiz anlar vardır. O anlardan birindeydim.

Genç bir kız ölmüştü. Ailesi ölümünü herkesten saklamıştı. O kız, hayatlarımızın kökten değiştiği o gün ölmüştü ve biz, o gece neler olup bittiğini kesinlikle hatırlamıyorduk.

"Ama bu çok acımasızca." diyebildim yalnızca. "Her nasıl olduysa, birinin karşısına aniden kaybının fotoğrafını çıkarmamız acımasızlık."

Biraz geri çekildi ama hala çok yakındık ve hala sıcak dokunuşu ensemi sarıyordu. "Bize yapılan acımasızlık değil mi? Hak ettiğini düşünüyor musun?"

"Hayır ama..."

"Ama yok Lalin." dedi kesin bir ses tonuyla. "İyi olmadan başkalarının iyiliğini düşünemezsin."

Haksız olduğunu düşünmüyordum ama yine de biraz sonra Serel'in bizim yüzümüzden çekeceği acı içime batıyordu. "Tamam."

"Dışarıda beklemek ister misin? Şahit olmak zorunda değilsin."

"Berika'nın beni merak ettiğini söylemiştin. Yanına gid-"

"Yalan söyledim." diye böldü. "Berika fotoğrafın olduğu odada saklanıyor. Diğerleri de öyle... Hepsi şahit olmak istedi."

Bu benimle de ilgiliydi. Ben de yapabilirdim. Yapmak zorundaydım. Çünkü daha kötülerini yaşamıştım ve yaşayacaklarım en kötüsü olabilirdi. "Tamam, ben de geleceğim."

Önce eli ayrıldı tenimden. Sonra da yavaşça geri çekildi ve yukarıyı işaret etti. "İkinci kat, soldan üçüncü oda. Birazdan Serel ile birlikte orada olacağım."

Birkez daha "Tamam." dedim ama merdivenlere yöneldiğim an beni duraksatmak için eli bileğimi sardı. Az önceki kadar sert bakmıyordu. "Tekrar ediyorum, şahit olmak zorunda değilsin. Sana her şeyi anlatırım."

Üzgünce gülümserken, "Her şeyi mi?" diye sordum. "Gerçekten her şeyi anlatır mısın bana?"

"Doğrusunu istersen..." Baş parmağı nazikçe bileğimin iç kısmında daireler çizmeye başladı. "Anlatmak istediğim söylenemez." Parmağı nabzımın üzerinde durdu, oraya yoğun bir baskı uyguladı. Parmak ucuna vuran nabzımı onunla birlikte hissederken, gözlerinde yaldızlar dolaşıyordu. Bana tepeden tırnağa baktı. "Ama bana zorla anlattıracaksın. Hem de kılını bile kıpırdatmadan."

Dokunuşunu da alıp gittiğinde arkasından bakakaldım. Tek cümlesiyle bana her şeyi unutturması akıl alır gibi değildi. Nerede olduğumu ve amacımı yeniden hatırlayarak basamakları geride bıraktım ve soldan üçüncü odaya girdim. Ceviz mobilyalarla döşenmiş sade bir yatak odasıydı ve ilk birkaç saniyede Açelya olduğunu tahmin ettiğim kızın fotoğrafı gözüme ilişmişti. Büyütülmüş, çerçeveli vesikalık fotoğrafta gördüğüm kız neredeyse Serel'in aynısıydı. Hafifçe gülümsemişti. Artık gülümseyemeyeceğini düşünürken, Serel'in birazdan yaşayacağı üzüntünün benimkinden çok daha fazla olacağını düşündüm. Hayatta hiçbir şey adil değildi.

"Lalin!" Berika'nın baskın fısıltısıyla başımı gardroba çevirdim. İçerisinden başını uzatmış, eliyle beni çağırıyordu. "Hadi! Şimdi gelirler!"

Gardroba yaklaştıktan sonra yanında benim için ayırdığı yere girdim. Dolabın ön yüzü aynalıydı ama orta kısımda küçük kare delikler vardı. O delikler sayesinde dışarısı rahatça görünüyordu.

"Diğerleri nerede?" Başımı Berika'ya çevirdiğimde dolabın içinde yalnız olmadığımızı gördüm. Asır da Berika'nın diğer yanındaydı. Beni görünce elini kaldırarak selam verdi. "Su ve Can şifonyerin arkasında. Yekta da yatağın altına girdi."

"Sen nereye kayboldun?" diye sordu Berika. "Peşinden tuvalete geldim ama orada yoktun. Sonra Cihangir bizi buraya yönlendirdi. Ne olduğunu anlamadık?"

Cihangir'in bana anlattıklarını henüz bilmiyorlardı. Birazdan öğreneceklerini düşünerek anlatmayı atladım ve "Mutfaktaydım." dedim. Mutfakta ne aradığımı da anlatmama gerek yoktu.

"Kızlar, sessiz olun. Geliyorlar."

Asır'ın uyarısıyla dışarıya kulak kabarttım. Adım sesleri giderek yaklaştı ve en sonunda kapının açılma sesi duyulmasıyla nefes alışverişi bile kontrol altına aldık.

"Sana uyumayacağımı söyledim. Ne diye beni buraya çıkardın." Ufak deliklerden, Serel'in isteksiz adımlarla içeri girdiğini gördüm. Üstünde kardeşinin fotoğrafının asılı olduğu yatağa ulaşmadan durdu ve kapıya döndü. "Sana söylüyorum. Sarhoş değilim ben, uyumayacağım."

"Sarhoşsun." Bu Cihangir'in sesiydi ama henüz kendisi görüş açımıza girmemişti. "Hem de çok fazla."

Aklına gelen şey Serel'in yüzünü gülümsetti. "Hadi oradan!" Gözlerini kısarak baktı. "Beni buraya uyumam için getirmedin, değil mi?"

Cihangir'e doğru yürüdü. Görüşümden çıktığından, merak denen o duygu tümüyle zihnime çöktü. Peki... Yalnızca merak değildi. "Hadi itiraf et, beni özledin, bu yüzden buradayız."

Sıkıntıyla verilen güçlü nefes Cihangir'e aitti. "Serel, saçmalıyorsun. Biz ayrıldık, uzun zaman önce."

Serel'in mızmızlandığını duydum. Sonra da gülümsediğini... "Ne fark eder? Sanki ayrıldıktan sonra hiç sevişmedik?"

Gözlerimi kapattım ve olabildiğince sessiz kalmaya çalışarak derin bir nefes alırken, içimde görünmez bir tırmık belirdi ve kalbimi eşelemeye başladı. Böyle hissetmeyi hiç sevmemiştim.

"Serel." dedi Cihangir, sabrını yitirmek üzere olduğunu ele veren sesiyle. "Yatağa git."

Serel bu kez yüksek sesle kahkaha attı. Onu yeniden gördüğüm an durdu ve eğilip botlarını çıkardı. Başını kaldırdığında ise bizim istediğimiz oldu, kardeşinin fotoğrafını gördü... Gülümsemesi tıpkı bir beton gibi donarken, parmaklarının arasından kayan botları yeri boyladı.

"A-Açelya..." Uzaktı, yüzünü yeterince göremiyordum. Buna rağmen titreyen çenesi fark ediliyordu. "O... Onun fotoğrafı burada..."

Cihangir yaklaştı, onu gördüm. Serel'in tam arkasında durdu ve onunla birlikte Açelya'nın fotoğrafına baktı. "Açelya olduğunu mu düşünüyorsun?"

Serel gözlerini kapattı, açtı, kapattı, açtı. Emin olmak istiyordu. "Ne demek bu! Açelya'yı tanımıyor musun? O işte!"

"Diyelim ki o." Cihangir duygusuz görünüyordu. Aslında oyunu kurallarına göre oynuyordu. "Kardeşinin fotoğrafını gördüğün için neden ağlıyorsun?"

Serel yüzünü avuçlarına gömdü. Bir süre için için için ağladı. Sözleri anlaşılmıyordu, acı çekiyordu.

"Neden ağlıyorsun?" Tekrar sordu Cihangir. "Neden?" Kollarını Serel'in iki yanından uzattı, ellerini yüzünden uzaklaştırdığında Serel ona dönüp yüzünü göğsüne gömdü.

"Çünkü kabullenemiyorum. Kabullenemiyorum Cihangir."

Cihangir'in elleri kendisine sıkıca sarılan Serel'in omuzlarında dururken "Kabullenemediğin ne?" diye sordu bu kez. "Bana anlatabilirsin."

"Ben..." Burnunu çekti. Bedenini tamamen Cihangir'e yasladığını, ayakta güçlükle durabildiğini görüyordum. "Ben onu çok özlüyorum."

"Birlikte değil miydiniz? Londra da?"

Serel'in ağzından acı dolu bir hıçkırık dökülürken, "Benim yüzümden!" diye haykırdı."Benim yüzümden oldu her şey."

Cihangir omuzlarını nazikçe iterek onu kendinden uzaklaştırdı ve Serel bakmasa da yüzüne baktı. "Ne senin yüzünden oldu?"

"Türkiye'ye dönmek istememişti. Sanki hissetmişti... Ben ısrar ettim." Başını geriye atıp ağlamaya devam etti. "Eğer etmeseydim Londra da kalacaktı. O gece... Kimse ona dokunamayacaktı."

Asır ve Berika ile karanlık dolabın içinde şaşkınlıkla birbirimize baktık. Bir şeylere çok yakındık. Artık bunu biliyorduk.

"Açelya nerede?"

Cihangir'in sorusu, Serel'in gözyaşlarına son verdi. Başını kaldırdı ve Cihangir'in yüzüne bakarken sendeledi. Cihangir onu tutmaya başardı ama bu uzun sürmeyecekti. Çünkü Serel sızmak üzereydi ve buna engel olmanın bir yolu yoktu. "O, artık yok. Hiç, hiç olmayacak."

"Neden?" Cihangir, kendine gelebilmesi için tuttuğu omuzlarından sarstı. "Ona ne oldu Serel? Açelya'ya ne oldu?"

Cihangir, dizleri titreyen Serel'i tuttuğunda, Serel tüm ağırlığını onun kollarına bıraktı. Çok sarhoştu ama daha çok acı çekiyordu. Bunu görmemek için kör olmak lazımdı. Kapanmak üzere olan gözlerinden yaşlar süzülürken, "Öldü." diye fısıldadı. "Onu tek kurşunla öldürdüler."

Serel kendinden geçtiğinde aslında zihinlerimizin onunkinden farkı kalmamıştı. Çünkü son sözleri bize karanlık ve kirli bir tablo çizmişti. İçinden çıkamayacağımız; karanlık ve son derece kirli bir tablo...

*

"Şimdi ne yapacağız?"

Şimdi ne yapacağız? Yedi kişi bir araya geldiğimizde, aramızsa mutlak suretle geçen o soru buydu. Şimdi ne yapacağız? Pekala, şimdi ne yapacaktık?

"Bilmiyorum Berika." dedi Asır. Partiden birbirini yakından takip eden ayrı zamanlarda ayrılmıştık ve şimdi de canlı jazz müzik yapan hoş bir mekandaydık. Mekanın kırmızı kadife zemini ve bizim de birinde olduğumuz ahşap locaları vardı. Müzisyenler orta alanda yer alan yuvarlak platformun içindeyken, müzik başkalarını duyamayacağımız kadar yüksek ama birbirimizi duyabileceğimiz kadar dozundaydı.

Bizi buraya getiren Cihangir'di ve Can ile birlikte mekanın sahibi olan arkadaşlarına selam vermek için kısa bir süre için yanımızda ayrılmışlardı.

"Bir an önce konuşmak istediğini biliyorum." Asır Berika'ya yaklaştı. Berika kadehi ağzına götürüyordu ki bundan vazgeçti. "Bu iş Cihangir'in. Konuşmak ve karar vermek için onu beklemeliyiz."

Berika mecburen başını salladığında Asır kolunu omzuna attı. Berika'nın artık nefes almadığına yemin edebilirdim. "Sıkma canını, biz de başka şeyler konuşuruz."

Berika'nın gözleri büyürken, "Biz mi?" diye sordu.

Asır başını salladı. "Mesela yarın ne yapıyorsunuz?" Sorgulayan bakışlarımıza gülümseyerek baktı. "Yarın yeni yıla giriyoruz."

"Doğru ya." dedi Yekta. "Onca şeyin arasında unutmuşuz. Eskiden bir ay önceden plan yapardık."

"Benim de aklımdan çıkmış" dedi Su. "Muhtemelen Paris de oluruz. Bizimkiler her yıl oraya gidiyor, biliyorsun."

"Bizimkiler de gidecek ama..." Asır'ın kolu hala Berika'nın omzundaydı. Ona baktı. "Ben evde kalacağım ve çılgın bir parti vermeyi planlıyorum. Ne dersiniz?"

Berika'nın ailesinin akşam dışarı çıkmasına sıcak bakmayacağını biliyordum. Özellikle de yılbaşı akşamı...

"Ben yarın ailemle olacağım." dedim. "Biz her yılbaşı birlikte oluruz."

"Ben de." diyerek bana katıldı Yekta. "Büyükler de gelecek. Klasik yılbaşı gecesi; televizyon, sohbet, tombala yani..."

Berika bizim aksimize gülümsedi ve "Ben gelirim!" dedi. "Kesinlikle gelirim."

"Bir dakika." Asır ve Berika'nın gözleri üzerime döndüğünde, böldüğüm için pişmanlık duydum ama bunu yapmak zorundaydım. "Az önce kötü, çok kötü bir şey öğrendik. Önce bunun için bir plan yapmamız gerekiyor."

"Hayır." Bunu ne Berika ne de Asır söylemişti. Bunu söyleyen Su'ydu. "Hayatlarımızı bu lanet oyuna göre yaşamayalım. Bitti artık. Cihangir'in görevi sondu. Sonra birimize bile görev geldi mi? Hayır. Gelmeyecek de. Bana kalırsa Serel'in de peşini bırakmalıyız. Maskeli adam her kimse, daha fazla öfkelendirmek istemeyiz."

"Ama öfkelendireceğiz." Cihangir locaya ayak bastı. Masadan bir kadeh aldı, bir miktar alkolü midesine indirdikten sonra bakışlarını önce Su'nun, sonra da bizim üzerimizde gezdirdi. "Daha yeni başlıyoruz."

"Bu ne demek?" diye sordum. İçimden bir ses, yeni gelişmeler olduğunu söylüyordu.

Su'nun ve az önce oturan Can'ın yanı müsaitti ama o, benim yanıma oturdu. "Bu mekanın sahibi, Haldun. Ondan küçük bir iyilik istedim."

"Böyle bir mekanın sahibi bize ne konuda yardım edebilir ki?" diye sordu Berika.

"Haldun sadece buranın sahibi değil, aynı zamanda şehrin en büyük hastanesinin de sahibi. Tüm bunların yanında, eli kolu her yere uzanıyor." Kararlı ifadesinden, kafasında tüm detayları netleşmiş sağlam bir plan olduğunu anladım. "Açelya'nın otopsi raporuna ulaşacak ve bilin bakalım raporu kime getirecek?"

Bundan kimse memnun olmadı. Özellikle de Su ve Berika... "Cihangir, bu kadarına gerek var mı? Ölmüş gitmiş kızcağız. Sorun sadece iki Kasım da ölmüş olması mı?"

"Bize getirdiğin videodaki kız kimdi Su? O yatta bizimle olduğunu, o video sayesinde öğrendiğimiz kız kimdi?" Kendimi tutamayıp söyleyeceklerim sadece bu kadar değildi. "Serel neden yurtdışında olmadığı halde öyleymiş gibi davrandı? Neden ailesi kızlarının ölümünü sır gibi sakladı? Dahası... Cihangir ile yatın çevresindeki mekanların kamera kayıtlarını incelerken, elimize geçen tek detay Serel'in ailesinin sahip olduğu holdingin ismiydi. Sence hepsi tesadüf mü?"

"Hepsinin tesadüf olduğuna inanacak kadar aptal değiliz." Can'ın gözleri boşluğa daldı. "Sizi bilmem ama oyun bittiyse bile benim oyunum bitmedi. Farkında mısınız? Ben kardeşimi kaybettim. Arkasında kim olduğunu bulmadan, ondan öcümü almadan ölmeyeceğim."

Su bir hışımla kalktı. Kabanını ve çantasını alırken, "Yeter artık!" diye sitem etti. "Sizin yüzünüzden ölmeyeceğim. Oyun bitti. Bu korkuyla daha fazla yaşamayacağım."

Su'nun gidişinin bıraktığı sessizlik uzun sürmedi. "Rapor ne zaman elimizde olur?"

"En yakın zamanda Yekta." dedi Cihangir. "Su bir konuda haklı, hayatlarımıza devam etmemiz gerekiyor. Bir yanımız tetikte kalacak ama devam edeceğiz. Can, maskeli adamı bulacağız. Bunun için uğraşıyoruz."

"Serel'in babası nerede?" Sorum, yeni bir sessizlik doğurdu. Cihangir'e baktım ve tekrar ettim. "Serel'in babası nerede? Onu görmeliyiz, konuşmalıyız. Biliyorum, depoda yaşadıklarımız hafızalarımızda bölük pörçük ama... Eğer maskeli adam oysa bir şekilde hatırlarız."

"Bu imkansız." Asır başını iki yana salladı. "O adamla ilgili tek hatırladığım, sesini mekanik şekilde bize ulaştıran bir program kullandığıydı."

"Benim de." Berika'nın yüzü ağlamaklı oldu. "O ses zaman rüyalarıma giriyor. Çok, çok korkunç."

"Şapşal mısın, şimdi ağlayacaksın." Asır Berika'yı kendine çekip sırtını sıvazladı. Yekta ile birbirini bulan bakışlarımızda endişe vardı. Çünkü Asır'ın yakın davranışları arkadaşçaysa bile Berika öyle algılamaycaktı ve sonunda da kalbi kırılacaktı.

"Araştıracağım." Cihangir telefonunu çıkardı. Birine mesaj attıktan sonra telefonunu cebine bıraktı. "Eğer yurt dışında değilse, mutlaka bizim tarafımızdan bir ziyaret alacak."

"Anlaşıldı." Yekta ayaklandı. Sebebinin Berika'yı bir an önce buradan uzaklaştırmak olduğunu biliyordum. "İzninizi isteyelim, geç oldu."

"Sizi bırakayım." Önden ilerleyen Cihangir'in peşine takılıp arabasına bindik. Siyah van değil, siyah jeep vardı bu kez. O aracın hala ağabeyinde olduğunu düşündüm. O araca son bindiğimde içeride karşılaştığım kişiden Cihangir'e bahsetmeliydim. Bu yüzden önce Yekta ve Berika'nın inmesini bekledim. Cihangir de önce onları bıraktı.

Yalnız kaldığımız ilk an "Sana söylemem gereken bir şey var." dedim.

Berika ve Yekta'yı bırakana kadar hızlıydı. Şimdi ise koca araç karanlığın ortasında, sokak lambalarının altında ve ara sokaklarda bir kaplumbağa gibi ilerliyordu.

"Dinliyorum."

"Dün ağabeyin yanıma geldi."

Araba sert bir bir frenle durdu. Birbirimize baktık. "İş yerine mi?"

"Hayır, ben arabasına bindim ama-"

Birdenbire yaklaştığında kelimeler ağzımda bir ip gibi birbirine dolandı. "Neden arabasına bindin?" Göz bebeklerinin titrediğini, omuzlarının gerildiğini gördüm.

"Bekle..." Omzuna dokundum. Kabanına rağmen, yay gibi gergin kaslarını hissettim. Elimi geri çekerken tek istediğim sakinleşmesiydi. "Ben, onu sen sandım Cihangir. Daha önce bizi aldığın van ile gelmişti."

Öfkeyle direksiyona vururken ağzının içinde dönen küfürleri anlayamıyordum. "Haddini aştı. Sana yaklaşmamasını söylemiştim. Bunu ödeyecek."

Aralarında böyle bir konuşma geçmiş olması beni şaşırtmadı. Normal bir ağabey kardeş ilişkilerinin olmadığının farkındaydım. Daha önce Mert'in Cihangir'e telefonda yağdırdığı emirleri ve tehditleri duymuştum.

"Annemle ilgiliydi. Bana..." Aklıma gelmesi içimi sızlattı. "Annemin hasta olduğunu, beyninde bir tümör olduğunu söyledi. Raporlarını gösterdi."

"Raporu kontrol ettin mi?"

"Ne demek istiyorsun?"

"Raporun annene ait olduğundan emin misin? Dikkatle inceledin mi?"

"Ben..." Hatırlamaya çalıştım. "Annemin adı yazıyordu gördüm ama çok üzgündüm. Detaylı inceleyemedim." Aklıma gelen ihtimal içime umut serpti. "Yalan olabilir mi! Ağabeyin yalan söylemiş olabilir mi?"

"Ondan bir daha böyle bahsetme." dedi sert bir sesle.

Pişmanlıklar başımı sallamam, bakışlarını usulca yumuşattı. "Yalan olma ihtimali var, evet. Araştırmam için zaman ver. Bu arada sen de anneni gözlemle."

Hızlıca başımı salladım. "Tamam." Derin bir nefes verdim. O küçük ihtimal bile içimi rahatlatmaya yetmişti. "Eğer yalansa, neden söylemiş olabilir? Böyle bir yalan neden söylenir!"

"Ona muhtaç kalman için..." Hiç düşünmedi. "Mert Tunalı, etrafında kendisine muhtaç insanlar görmeye bayılır. Annenle arasından çekilmen için de yapmış olabilir. Her şey olabilir."

"Ama bu... Bu çok hastalıklı bir şey...."

"Bu yüzden ondan uzak durman gerekiyor. Lalin," Ellerimi avuçlarının arasına aldı. Büyük, ılık ve korunaklı avuçlarına... "Seni koruyabilmem için ondan uzak durmalısın."

"Ama annem.... Annem onu seviyor."

"Bu annenin sorunu. Annen bir yetişkin. Mert'den uzak durması gerektiğini bilen ama durmayan bir yetişkin. Sen kendini düşünmek zorundasın." Tuttuğu ellerimi kaldırdı, dudaklarını parmak boğumlarına bastırdığında kalbimin orta yerinde sonu gelmeyen bir fırtına başladı. "Ben de seni..."

Ellerimden biri, avuçlarının arasında döndü ve yanağına uzandı. Yılın son ve soğuk gününde, çişeleyen yağmur damlacıklarının ışığında dans ettiği sokak lambasının altında, ılık toprak kokusunu ciğerlerime sindirirken, esmer tenindeki sakallarına dokundum. "Tüm bu kötü şeylerin arasında bana iyi geldiğin için teşekkür ederim." Gülümserken gözlerimin dolmasına engel olamadım. "Burada olduğun için teşekkür ederim, Cihangir."

Göz kapakları, kehribar gözlerini yavaşça örttü. Sanki onun için dünyada yalnızca dokunuşum kaldı. Herkes onun kötü biri olduğunu söylüyordu. Tüm dünya ondan uzak durmam için haykırıyordu. Bense her yeni günde ona daha fazla çekiliyordum. İyi hissettiğim tek yer onun yanı olmuştu.

Kolları açılırken ve gözleri hala kapalıyken, "Gelsene buraya." dedi.

Kirpiklerimi son kırptığımda gözümden bir damla düştü ama ben gülümsedim. Herkesin kötü biri olduğunu söylediği, tüm dünyanından ondan uzak durmam için haykırdığı çocuğun göğsüne sinerken hiç korkmadım. "Geldim." dedim, ben de gözlerimi kapatırken...

Sarıldık; uzun, sessiz ve hüzünlü bir sarılmaydı bu.

Sonra, nefesinini saçlarımın arasında hissettim. "Ara tatilde burada olmayacağım." diye fısıldadı. "Belki arayamam."

"İyi olacak mısın?"

Durdu. Düşündü. "Artık olmam gerekiyor."

"Seni merak edersem ne yapacağım?"

Burnu saçlarımın arasında gezindi, gezindi. Soluklarını saçlarımın dibinde hissediyordum, hissettikçe ürperiyordum. "Seni düşündüğümü, aklımdan bir an bile çıkmadığını düşüneceksin. Ve geri döndüğümde seninle konuşacağız. Her şeyi konuşacağız."

*

Annemin yeni yılı bizimle değil, Mert Tunalı ile geçirmesinin üzerinden neredeyse iki hafta geçmişti. Daha önce bir yılbaşını bile ayrı geçirmediğimiz için bu durum kalbimi fena halde kırmıştı. Bu yüzden ona kızamamıştım bile... Çünkü ne yazık ki annem gözümün önünde birkaç kez baygınlık geçirmişti. Çoğu kez baş ağrılarına şahit olmuştum. Tüm sömestr tatilimi tam zamanlı çalıştığım hamburgerci ve annem arasında mekik dokuyarak geçirmiştim. Fırsat bulduğum her an onu iş yerinde ziyaret etmiştim ve evde de yanından ayrılmamaya gayret etmiştim ama en kötüsü, bazı akşamlar dışarı çıkmak istediğinde ona karşı duramamıştım. Eve pahalı hediyelerle geri döndüğünde duramadığım gibi...

Tam bir çıkmazdaydım. Çünkü son görüşmemizden sonra Cihangir'den de haber alamamıştım. Telefonu kapalıydı. Nerede olduğunu bilmiyordum. Kiminle olduğunu bilmiyordum. Güvende miydi? Onu bile bilmiyordum. Kafamın içinde ve kalbimde bana söylediği son sözler kalmıştı. Kendimi bir zavallı gibi hissetmeme sebep olsa da en dayanılmaz anlarda onlara tutunuyordum.

Geçen zamanın tek bir iyi yanı vardı; maskeli adamdan hiç ses çıkmamıştı. Gizli grubumuz tamamen sessizdi. Kimse siyah kart almamıştı. Kimse o gruba başka bir şey yazmamıştı. Çünkü hepimiz biliyorduk; o gruptan alınan bildirimler kalp çarpıntısı demekti.

Tatilin son pazar sabahıydı ve hala yataktaydım. Dün gece Berika'dan bir mesaj almıştım. Benimle acil buluşmak istiyordu. Üstelik bunu Yekta'nın da olduğu grup yerine özelden yazmıştı. Tatilin başından beri ailesiyle memleketlerine gittikleri için görüşememiştik ve bana anlatacağı önemli konuyu merak ediyordum. Yataktan çıkıp ilk iş olarak okul formamı ütüledim ve dolabıma astım. Sonra da bol paça bir kot pantolon ve beyaz, triko bir kazak giydim. Yekta birkaç kez beni iş yerimde ziyaret etmişti ama Berika'yı on günden fazladır görmüyordum. Bu yüzden evden çıkmak için elimi çabuk tuttum. Buluşmak için eski lisemizin yakınlarındaki salaş kafelerden birinde karar kılmıştık. İçeri girdiğimde onun çoktan gelmiş olduğunu gördüm. Çünkü mokası neredeyse bitmek üzereydi. Beni görünce düşünceli halinden sıyrıldı ve ayağa kalktı.

"Lalin!" Gözlerinin dolu dolu olduğunu görmem adımlarımı hızlandırdı. Bana sıkıca sarıldığı andan itibaren ağlamaya başladı.

"Berika, ne oldu?" Ellerini tutup birlikte oturmamızı sağladım. Herkesin kendi halinde olduğu, çoğunluğun nargile içtiği kafenin gözden en uzak masalarından birindeydik. "Birine bir şey mi oldu?"

Çantasından peçete çıkarıp gözlerini sildikten sonra "Bana oldu." dedi. "Lalin, ben koca bir aptalım."

"Sızlanmayı bırakıp anlatır mısın? Çözümünü bulalım."

Başını iki yana sallarken ağlamaya devam etti. "Çözümü yok, olan oldu." Elinden birini ağzının yanına koyarak kulağıma yaklaştı. "Biz... Biz Asır ile birlikte olduk." dedi, titreyen sesiyle.

Şaşkın bakışlarım sessizce yüzünde dolaştı. Ancak sonra "Ne?" diyebildim. "Gerçekten mi?"

Tekrar başını salladı. "Gerçekten."

"Ne zaman?"

"Yılbaşı gecesi... Odasına bakmak için yukarı çıkmıştık."

Tahmin ettiğim gibi... ne yapıp edip Asır'ın partisine gitmişti. Ah Berika...

"Sarhoş muydun?"

"Çok değil." derken gözünden yeni bir damla yaş aktı.

"Berika..." Elinin avuçlarımın içinde tuttum. "Çok mu kötüydü?"

Dudaklarını sıkıp bıraktı. "Kötü değildi. Hatta... Çok güzeldi. Bak, bunu senden saklayamam, sen benim dostumsun." İri gözleri gittikçe daha fazla kızarırken, "Onu ben öptüm." diye itiraf etti. "Ama gerisini birlikte getirdik. Asla tek taraflı değildi. Sadece devamının geleceğini tahmin etmedim. Beklemiyordum. Bilirsin, onun benden hoşlanması bile benim için büyük bri adımdı ve biz birden bire son levele geçtik işte."

"Ya sonra?"

"Hemen sonrasına geçemezsin." dedi hızlıca yüzünü kurulayıp. "Detayları merak etmiyor musun?"

"Sen ne anlatmak istersen..."

Gözleri uzaklara daldı, yeniden o anları düşünürken gözlerinde hem sevinç hem de üzüntü vardı. "Hızlı değildi. Acele etmedi. Beni uzun uzun öptü. Ten uyumumuz gerçekten mükemmeldi.Sabah birlikte uyandık. Bana kahvaltı isteyip istemediğimi sordu."

"Sen ne dedin?"

"İstemediğimi söyledim." dedim bir parça kızgınlıkla. "Ne söyleseydim?"

"Bir dakika, anlamadım. Neden istemediğini söyledin ki?"

"Of Lalin, saf mısın? Öyle bir geceden sonra sorulacak soru mu? İçinden gelseydi kalkıp hazırlardı. O... Sadece ne yapacağını bilemediği için sordu. Bana kendimi kötü hissettirmemek için. Ve hazır ol, en kötüsü geliyor. Beni eve şöförüyle bıraktırdı."

Sormaktan korkuyordum ama sormak zorundaydım. "Sonra aradı mı?"

Elini benden aldı ve dirseğini masaya, avucunu yüzüne yasladı. "Bir gün sonra mesaj atıp nasıl olduğumu sordu. İyi olduğumu söyledim. Hepsi bu, bir daha aradı ne de mesaj attı. Oysa ben... Beni yeniden görmek istemesini beklemiştim. Özel bir şey paylaştığımızı düşünmüştüm. Aslında o geceye dönüp baktığımda hala öyle olduğunu düşünüyorum ama sonrası... Sonrası tam bir felaket."

"Berika, belki bir sorunu vardır."Ona umut vermeden üzülmesini nasıl engelleyebilirdim? "Belki seninle ilgili değildir."

"Hayır Lalin. Birlikte olduğum ilk kişi Asır ve o bunu biliyor. Pişman değilim ama aptal da değilim. Kafasının karışık olduğunu görebiliyorum. Sınıfındaki kızlardan biri olsaydım düşünmezdi ama ben aynı zamanda onun oyun arkadaşıyım. Bu yüzden iki kez düşünüyor."

Ne istediğimizi sormak için gelen görevliden iki kivi çayı rica ettikten sonra gitmesini bekledim. "Güzel olduğunu söylüyorsun. Ayrıca pişman olmadığını da... O halde zamana bırak."

"Öyle yapacağım. Her ne kadar ona karşı hislerim olsa da geri duracağım. Peşinde dolanan embesillerden biri olmadığımı görecek. Ama bir sorun var." Yeniden ağlamaya başladı ve başını avucundan alıp bu kez omzuma yasladı. "Galiba ben Asır'a aşık oldum."

*

Okul formalarımı giydikten sonra bakışları aynadaki aksimle buluştu. Belki biraz şeffaf rimel fena olmazdı. Biraz da vişneli dudak renklendiricisi... Evet, daha iyi görünüyordum. Krem kabanımı giydim ve bir battaniyeyi andıran aynı renk şalımı doladım. Ayağıma Cihangir'in benim için aldığı kalın tabanlı, bağcıklı siyah botları giyerken, bugün onu görebilme ihtimalim olduğunu düşünüyordum. Dün gece ve az önce telefonumu kontrol etmiştim. Hala haber yoktu. Aklıma Şaheste Hanım geldi. O da oğlunu haftalardır göremiyordu. Kimbilir ne haldeydi? Onu son olarak terapide görmüştüm. Terapi... Tabii ya! Bugün hafta başıydı ve muhtemelen yine gidecekti. Onu yeniden ziyaret etmeyi kafama not ederek evden ayrıldım.

İlk dersin tenefüsünde, her zaman olduğu gibi kantinde tostlarımızı yiyorduk Cihangir gelmemişti. Berika, Asır'ın yüzüne bile bakmıyordu ama Asır'ı ona birkaç kez bakarken yakalamıştım. Aslında o da en az Berika kadar tuhaf ve düşünceli görünüyordu.

"Sınıfa çıkalım mı? Zil çalmak üzere."

Son lokmamı da aldıktan sonra ayaklandım. "Siz çıkın Yekta. Ben bir tuvalete gideceğim."

Yekta ayağa kalkarken Berika'nın da koluna girdi. "Gel bakalım bayan ruh, söylemiyorsun ama kesin sende bir şey var."

Berika onu geçiştirirken uzaklaştılar. Zil çalmadan işimi bitirmek için hızla kızlar tuvaletinin bulunduğu koridora saptım. Hemen önümde biri vardı, Su. İlk derse yetişemediği için çantası sırtındaydı. Yaklaştıkça, çantasının file gözünde fark ettiğim karartı kalp atışlarımı hızlandırdı.

O karartı, siyah zarftı.

Durdum ve Su'nun içeri girişini izledim. Düşündüğüm gibi olmaması için dua ettim. Belki de başka bir şeydi. Ah, hayır. O zarflardan biriydi. Biri onu Su'nun çantasına koymuştu ve bulmasını bekliyordu. Bu sırada görevi her ne ise süresi hızla geriye akıyordu...

"Su!" Telaşla içeri girdim. Su aynanı karşısında makyaj yapıyordu. Arkasında beliren varlığıma aynadan umursamazca bakıp "Ne var?" diye sordu. "Ne istiyorsun?"

İşaret parmağım hala sırtında asılı olan çantasını gösterdi. "Çantan..."

"Ne var çantamda?"

Yaklaştım. Buz kesen parmaklarımla siyah zarfı olduğu yerden çıkardım. Su, zarfı görünce, elindeki rimel fırçasını lavaboya düşürdü, boğazından korku dolu bir ses geldi. "Ha-hayır..."

"Sakin ol. Bak, ben buradayım. Sana yard-"

"Kes ya! Ne yardımından bahsediyorsun!" Öfkeyle bana döndü, elimdeki zarfı çekip aldı.

"Dur Su! Önce sakinleşmen gerekiyor!" dedim ama beni dinlemedi. Zarfı açtı. Siyah kartı çıkardıktan saniyeler sonra göz bebekleri büyüdü.

Görev: Şirketinizin son ihale dosyasını çal ve rakip şirkete ulaştır.

Süre: Üç saat."

Gülmeye başladı. Sonra başını arkaya atıp kahkaha attı. "Siktiğimin ruh hastasına bak!" Daha fazla güldü. Çok daha fazla. "Benden babamı yok etmemi istiyor. Geçen sefer de ona zarar vermemi istemişti. Derdi ne bu herifin!" Kahkahası ağır ağır dudaklarını terk ederken, gözlerine kapkaranlık bir ifade yayıldı. "Yeter! Bıktım artık. Daha fazla devam etmeyeceğim. Benim babam güçlü bir adam. Her şeyin üstesinden gelir! O ruh hastasını bulup hakkından gelecek!" Omuzlarını geri atarak çantasını sırtından düşürdü ve hızla tuvaletten çıktı. Peşinden koştum, yetişemedim. Hemen Cihangir'i aradım. Telefonu hala kapalıydı. Ders başlamıştı, çocuklara haber veremezdim. Aklıma gelen planı uygulayabilmek için tuvalete geri döndüm. Su'nun çantasını aldım ve bilgi işlem odasına çıktım. Orada Su'nun çantasını bende unuttuğunu ve ona geri götürmek istediğimi söyleyerek adresini aldım. Sonra da ilk bulduğum taksiye atlayarak hızlı olmasını söyledim. Hepsinin aynı sitede oturduğunu biliyordum, daha önce Can için gitmiştim ama bu korkuyla hatırlayabilmemin imkanı yoktu. Düşündüğüm tek şey Su'yu bulup onunla sakince konuşmaktı. Mantıklı düşünebilmesini sağlamaktı. Gizli telefonumun içinde olduğu çantam sınıfta olduğu için gruba yazamamıştım. Kendi telefonumdan Su'ya görev geldiğini ve şu an Su'nun evine gittiğimi aceleyle yazıp önce Asır'a sonra da Berika ve Yekta'ya gönderdim. O sırada taksi siteden içeri girerken kapıdaki güvenliğe takıldı.

"Hanımefendi, kim için geldiniz?"

Açtığım camın ardından, "Su." dedim. "Su Yılmazlar için geldim."

Güvenlik görevlisi "Kendilerine kimin geldiğini söyleyelim?" diye sordu.

"Lalin Cevahir!"

Lanet olsun! Burası özel bir siteydi. Beni elbette ki öylece içeri alamazlardı. "Bakın, işinizi yaptığınızı biliyorum. Size engel olmak istemem ama bu önemli bir durum. Bir an önce Su'nun evine gitmem gerekiyor."

"Sakin olun hanımefendi." Görevli telsizden gelen mesajı dinledikten sonra "Bakın, cevap geldi." diye bildirdi. "Su Hanım'ın evi aranmış. Lalin Cevahir adında birini beklemediklerini söylemişler. İsterseniz bir de siz arayın."

Su'nun numarası yeni telefonumda yoktu! Kahretsin!

Aceleyle taksinin parasını ödeyip indim. "Bakın, benim Su'yu mutlaka görmem gerekiyor. Ölüm kalım meselesi. Lütfen, lütfen beni ona götürün. İsterseniz siz de benimle gelin."

Güvenlik görevlileri birbirine baktılar. Bakışlarından bana yardım edecekleri değil, benden nasıl kurtulacaklarını düşündüklerini anladım.

"Peki... Gidiyorum." Arkamı dönmemle ikisi de güvenlik kulübesine girdi. Yapmak üzere olduğum şey saçmalıktı. Evinin yerini bile bilmiyordum ama yapmak zorundaydım! Su'ya bir şekilde ulaşmalıydım.

Derin bir nefes aldım. Geri döndüm ve tüm gücümle siteden içeri doğru koşmaya başladım. Görevlilerin beni fark etmesiyle peşime takılmaları bir oldu. Koşarken birçok binanın önünden geçtim. Su'nun hangisinde olduğunu bilmiyordum bile. Bu yüzden "Su! diye bağırdım. "Su! Konuşmamız gerekiyor."

"Durun! Buraya böyle giremezsiniz!"

Görevlilerin bana çok yakın olduğunu biliyordum. Küçüklüğümden beri iyi bir koşucu olamamıştım ama Su'nun başına gelebilecekleri düşünmek adımlarıma güç veriyordu. "Su! Benim Lalin! Beni dinlemek zorundasın!"

"Polise haber verdik!" diye bağırdı peşimdeki güvenlik görevlisi. "Hemen durun! Site sakinlerine huzursuzluk veriyorsunuz."

Güçlü bir patlama sesi beni olduğum yerden fırlattı. Adımlarım yeniden yerle buluştuğunda bedenim birkaç tur yuvarlandı. Gözümü açtığımda her yer sis içindeydi. Kulağımda ise sonsuz bir çınlama sesi vardı. Ne kadar geçtiğini bilemedim ama sonunda o çınlamanın arasından yardım çığlıklarını duyabildim.

"Yardım edin! Yılmazlar ailesinin evini havaya uçurdular! Tüm aile içerideydi' Yardım edin!

🎭

Ben yazarken nefesimi tutmuştum. Eminim siz de okurken tuttunuz...

OyDo de daha fazla ne okumak isterseniz?

Kesitler için instagramda açtığım Bizimkiler 🍀 isimli kanala dahil olabilirsiniz. / _DuruMavii

Lütfen yıldıza dokunmayı unutmayalım. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere...

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

24. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.