İçeriğe geç

Geriye Kalanlar

Bölüm 11 · 10 dk okuma

Geriye Kalanlar

Bölüm 11

11. "KARANLIĞIN DİBİ"

Beynimin içinde bir kurşun hissettim. Ayaklarımın altında kar yığını değil, cayır cayır yanan bir ateş vardı. Dudaklarım konuşmak ve susmak arasında sırayla açılıp kapanırken, gözlerimin dolduğunu hissettim.

“Sakin ol.” Omuzlarımdaki battaniyeyi iki yanından kavrayıp çektiğinde, ona doğru zorunlu bir attım. Artık dizlerimiz birbirine değiyordu. “Dinle, arkadaşına yardım etmek için önce sakin olmalısın.”

Gözlerimi bir sonraki kırpışımda aynı anda akan iki damla yaşı elimin tersiyle hızlıca sildikten sonra “Nasıl kalayım?” diye sordum kırıklıkla. “Berika eğer bunu yaparsa, annesi ve babası ayrılır.” Bunu sesli olarak dile getirmek çok daha fazla acı verdi. “Of! Düşünemiyorum bile… Bu bir felaket olur.”

“Eğer mi?” Sesi alçak fakat etkiliydi. “Eğer, diye bir seçenek yok. Yapmak zorunda.”

“Nasıl!” Aldığım nefes kesik kesik havaya süzülürken, kaşlarım çatılabildiği son noktadaydı. “Cihangir, bizden neler istiyor böyle?”

Gözlerimden yeni yaşlar döküldü ama bu sefer silemedim. Çünkü Cihangir, silmek için kalkan ellerimi tuttu ve beni biraz daha kendine çektiğinde, artık burun burunaydık. “Ağlayacaksan ağla. Bağırmak istiyorsan bağır. Ama bunu şimdi yap. Çünkü hiçbir oyunda yıkılmana izin vermeyeceğim.”

Gözyaşlarım sanki onu beklemişti; hıçkırıklarım, sarsılan omuzlarım ve ısırdığım alt dudağım; sanki hepsi Cihangir’i beklemişti. Kendimi kollarının arasına bıraktığımda, ayağa kalktı ve beni yukarı çekerek, çıplak ayaklarımı postallarının üzerine aldı. Başım göğsüyle buluşurken, kollarını bana doladı. Hiç hareket etmedi bana sarılırken, sanki nefes bile almadı. Gözyaşlarım montuna sindi, gözyaşlarım göğsünde şiddetlenip, göğsünde dindi.

Onunla sevişmemiz Dünya’nın en duygusuz şeyiydi.

Ama onunla sarılışımız ise tüm evrenlere sığamayacak kadar yoğun bir duyguyu barındırmıştı.

Geri çekilirken, bana bakan gözlerinden anlamıştım; geceye ve soğuğa kafa tutan ela gözlerinin derinlerinde, cam kırıklıkları vardı.

“Siz kafayı mı yediniz?” Kapının açılmasını Asır’ın geceye yayılan sesi takip etti. “Bu saatte orada ne işiniz var?”

Ellerim Cihangir’in sırtından kayıp gitti. Ayaklarım yeniden karlı zeminle buluştuğunda değil, Cihangir beni özgür bıraktığında soğuğu iliklerime kadar hissettim. Asır’ın yaklaşan adımlarıyla yönümüzü ona çevirdik, kalbim hala çok hızlı atıyordu. “Size sordum.” Yaklaştı. Asır’ın sesi ondan hiç duymadığım kadar ciddiydi. Telefonunun fenerini yaktığında bakışlarının da öyle olduğunu gördüm.

“Sıra Berika da.” Cihangir, elindeki zarfı fırlattı.

Asır sol eliyle yakaladı, okudu. “Nerden buldunuz bunu?”

Cihangir başıyla az önce oturduğu bagaj kısmını işaret etti. “Orada buldum. Berika’ya ait çantanın içinden görünüyordu. “

“Çantasına mı atmışlar!” diye sordum şaşkınlıkla. “Ya görmeseydi? Zamanı öylece tükenecekti ve oyundan bile haberi olmadan…” Elimi ağzıma kapatıp hazmetmeye çalıştım. “Bu nasıl bir şey böyle…”

“Karşımızdaki böyle bir manyak.” Asır, bakışlarını Cihangir’den hiç ayırmadan, “Lalin,” dedi. “Bizi yalnız bırakır mısın?”

Benden neden böyle bir şey istediğini anlayamadım ama kabul etmekten başka seçeneğim yoktu. İçimde, içime sığmaz bir üzüntüyle yanlarından ayrılırken, bu kez Cihangir, “Lalin,” diye adımı söyledi. “Ona baktığımda, o da benimle konuşuyor olmasına rağmen Asır’a bakıyordu. “Zor olduğunu biliyorum ama sabaha kadar Berika’ya bir şey söyleme. Bırak, son huzurlu uykusunu uyusun. Yarın birlikte düşüneceğiz.”

Daha iyi değildim. Ancak o ikisini ve aralarında dönen gerginliği arkamda bırakarak içeri girdiğimde, Berika’nın yüzüne bakarak uykuya dalabilmiştim.

Huzursuz ve parça parça gördüğüm rüyalarla süren uykum sabahın erken saatlerinde son bulmuştu. Gözlerimi açtığımda, son gördüğüm manzaranın yerinde olmadığını fark ettim. Berika’nın yatağı boştu ve alt kattan kızarmış sucuk kokusu geliyordu. Yataktan çıktım, ranzanın üzerinde yatanlardan Yekta hala uyuyordu ama Su da yoktu. Kattaki banyoya girip dişlerimi fırçaladım. Yüzümü yıkayıp, saçlarımı ensemde topladım. Ancak ensemde topladığım zaman parçalar tokadan kurtularak yüzüme düşmüyordu. Aşağı inerken, dün gece öğrendiğim şeyin kötü bir kabus olmasını diliyordum ama bir taraftan çıplak ve berbat bir gerçek olduğunu biliyordum. Kahvaltı masasını hazırlayan Berika’yı gördüğümde bunu daha iyi anladım. Beni fark eder etmez elindeki kızarmış ekmekleri masaya bıraktı ve gülümsedi.

“Günaydın bebek!”

Gülümsemeye çalıştım. Olmadı. Duygularımı saklamayı ya da farklı göstermeyi beceremezdim. “Günaydın.”

Bakışlarım diğerlerini aradı ama bizden başka kimse yoktu.

“Kaymaya gittiler. Aslında epey oldu. Gelmek üzerelerdir.” Mutfağa gitti. Bir sürahi portakal suyu ile geri döndüğünde dudağının bir yanı aşağı bakıyordu. “Ben de gitmek istiyordum ama kaymayı beceremeyip düşmekten korktum. Aslında düşmekten çok o kendini beğenmiş Su’ya alay konusu olmayı istemedim. Asır’ın önünde küçük düşmek istemiyorum. Anlarsın ya işte…”

Ah Berika, dedim içimden. Keşke tüm derdin bu olsaydı…

“Bir dakika ya… Neden bana öyle bakıyorsun?”

“Berika…” Elindeki sürahiyi alıp masaya bıraktım. Sonra elinden tuttum ve onu kendimle birlikte çekyata oturttum. “Benim sana söylemem gereken önemli bir şey var.”

“Önemli mi? Ne söyleyeceksin?”

“Berika…. Lütfen önce saki-”

Kapı açıldı. İçeri her yanı kara bulanmış Su, Asır ve Can girdi. Botlarını, montlarını, eldiven ve şapkalarını çıkardıktan sonra şömineye koştular. “Donduk! Sabahın köründe kaymak kimin fikriydi Allah aşkına?”

Su ellerini ovuştururken, birbirine vuran dudaklarıyla, “Senin Asır!” dedi. “Senin.”

Asır, kahvaltı masasını ancak fark ettiğinde bana dönüp gülümsedi. “Sanırım yine senin eserin. Epey acıkmıştık.”

“Hayır.” Kolumu Berika’nın omzuna attım. Niyetim tamamen Asır’a karşı arkadaşımı övmekti. “Tamamını Berika hazırlamış.”

Berika, Asır’dan güzel birkaç kelime duymayı beklemişti ama olmadı. Aslında dün geceki gergin halinden eser kalmamıştı. Yine o pozitif Asır’dı ama Berika ile kesinlikle ilgilenmiyordu. Belki ilgileniyor olsaydı, Berika’ya söylemem gerekeni söylemek benim için daha kolay olurdu.

“Hadi, ne duruyoruz?” Asır masanın bir köşesine geçti ve kızarmış ekmekten büyük bir lokma aldı. O sırada merdivenlerden Yekta inmeye başladı, yeniden açılan kapıdan içeri Cihangir girdi. Kısa süre sonra hep birlikte kahvaltı masasındaydık. Berika ile yarım kalan -aslında hiç başlamayan- konuşmamın devamını getirmek için kahvaltısının bitmesini beklemeye karar vermiştim ama benimle aynı fikirde olmayan biri vardı.

Cihangir, siyah kartı Berika’nın önüne bıraktığında, çatal, çiğneme ve hatta nefes alışveriş sesleri kesildi. Berika’nın anında gözleri doldu, büyüdü, bana baktı.

“Söylemek istediğim buydu.” Elimi omzuna koydum. Bana ihtiyacı olduğunu biliyordum. “Sakın korkma.”

“Korkmalı.” Beni köşeye sıkıştıran yeni atak yine Cihangir’den gelmişti. “Onu yanıltma.”

Bunu neden yapıyordu?”

“Sen…” Berika, dolan gözlerini Cihangir’e çevirdi. “Ne yazdığını biliyor musun?”

Cihangir’in onu birkez daha korkutmasına izin vermeden araya girdim. “Ben de biliyorum ve üstesinden geleceğiz!”

“Ne yazdığına bakacak mısınız artık?” Su, sabırsızca kartı almaya kalktı ama yine önce davrandım.

“Berika… Dinle beni. Evet, kötü ama geri dönüşü olmayan bir şey değil.”

“Ne?”

“Berika…”

“Bana ne olduğunu söyle!” dedi yüksek ve ağlamaklı sesiyle.

Kartı avuçlarımın arasında sıkarken gözlerimi kapattım. “Anneni, Atıf Amca’nın onu aldattığına inandıracaksın.”

Ayağa fırladı. Dudakları aralandı. Konuşamadı.

“Berika, bak, ben düşündüm. Dedim ya geri dönüşü olmayan bir şey değil. Önce anneni bu yalana inandırmanın bir yolunu buluruz. Sonra da ona bir yanlış anlama olduğunu söyleriz. Bir yolunu buluruz işte…”

Yekta, ayağa kalkıp Berika’yı kollarının arasına aldı. “Lalin haklı, kötü olacak ama uzun sürmeyecek.”

“Annesinin gözünden düşer.” Can, sesli bir şekilde boğazını temizledikten sonra devam etti. “Aralarında güven falan kalmaz. Başka bir yol düşünmelisiniz.”

“Neden kalmasın?” diye sordu Yekta. “Yanlış anladığını söyler, özür diler.”

“İnandırmaktan bahsediyoruz.” Su, bunu söylediği için üzgün görünüyordu. Hatta ilk defa onu başkası için üzülürken gördüm. “Annesinin inanması için sağlam bir kanıt sunmalı. Daha sonra o kanıtın yalan olduğunu kanıtlasa bile Can’ın dediği olur; annesinin güvenini kaybeder.”

Berika hıçkırıklara boğulmuştu. Düşündüm, daha fazla düşündüm. Sonra arkadaşımı Yekta’nın kollarından aldım kendime çevirdim. “Annene, babanı başka bir kadını öperken gördüğünü söyle. Sana inanacaktır Gerisini bana bırak.”

“Ne yapacaksın?”

Oturdum, başım yere eğilirken, aklımdan geçenler yıkıcıydı. “Annenin karşısına çıkıp, sana oyun oynadığımı söyleyeceğim. Babana benzeyen o adamı ve öptüğü kadını benim ayarladığımı, senin de tuzağıma düştüğünü söyleyeceğim.”

“Saçmalama Lalin!” Berika ağlarken başını sallayıp durdu. “Bunu neden yapasın ki?”

Boğazımdaki yumru berbat hissettiriyordu. Avuçlarımı sıkarken ayağa kalktım. “Seni kıskandığım için… Annene, sahip olmadığım mutlu aileye sahip olduğun için seni kıskandığımı söyleyeceğim.”

Masadan uzaklaşıp merdivenleri çıkarken, Kimse bir şey söylemedi. Zaten söylenecek bir şey de yoktu.

Dönüş yolu gidişimizden çok daha kısa ve çok daha sessizdi. Alındığımız yere bırakılırken, kimse kimseyle vedalaşmamıştı. Asır’ın “İyi şanslar,” dediğini duymuştum ama şansa zerre kadar ihtiyacım olmadığı için karşılık verememiştim.

Şimdi ise çocukluğumdan beri sıklıkla geldiğim Berika’ların evindeydim. Çocukluğumdan beri oturduğum fuşya koltukta oturmuş, çocukluğumdan beri baktığım kadına bakıyordum. Cansu’nun annesi, Ayşe Teyze’ye…

“O suratlarınız neden gülmüyor?” diye sordu, önümüze bize sıklıkla yaptığı mozaik kek ve portakal suyu bırakırken. “Yoksa tatiliniz iyi geçmedi mi?”

Berika başını yerden kaldırmıyordu. Annesini mahvetmeye hazırlanıyordu bu çok acıydı. Ona yardım etmek zorundaydım. Bir şey yapmak zorundaydım!

“Ayşe Teyze!” Üzgündüm, rol yapmıyordum. Telaşlıydım, kesinlikle rol değildi. “Berika’nın sana söylemesi gereken bir şey var.”

Kısa boylu, minyon bir kadındı. Berika ona çok benziyordu. “Neymiş o?” diye sordu gülümseyerek. Onu somurturken neredeyse hiç görmemiştim ve bunu fark etmek de canımı sıkıyordu.

“Anne…” Berika başını güçlükle yerden kaldırdı. “Oturur musun, lütfen?”

Ayşe Teyze ciddi bir şeyler olduğunu anladı ama bizi daha fazla üzmemek için gülümsemeye devam etti. “Sizi dinliyorum kızlar.” Karşımızdaki berjere oturdu, bacak bacak üzerine attı, bakışları kızı ve benim aramda gidip geldi. “Neler oluyor?”

“Anne…” Bu kez sesi daha pusluydu. “Benim… Benim sana söylemem gereken bir şey var.”

Eğilip, kızının koltuğun başında duran elini sıvazladı. “Söyle tatlım, seni dinliyorum.”

Berika bana baktı, gözünden düşen yaşlar Ayşe Teyze’nin yüzündeki tebessümü çekip aldı. “Anne ben babamı başka bir kadınla gördüm.” dedi tek nefeste. “Öpüşürken…”

Ayşe Teyze’nin Berika’nın elinden kaydı, düştü. Önce ayağa kalktı, sonra geri oturdu. Havaya baktı, derin bir nefes almamaya çalıştı. “Kadın…” dedi, fısıltıdan bile daha zayıf bir sesle. “Kimdi Berika?”

Berika cevap veremeyecekti. Berika tek kelime daha edecek durumda değildi. “Bilmiyoruz.” dedim. “Yabancıydı.”

Gözünden yaşlar akarken başını salladı. Bana baktı. “Lalin,” Yanıma geldi, gözlerinde büyük bir acıyla omuzlarımdan tuttu ve beni ayağa kaldırdı. “Güzel kızım, bizi yalnız bırakabilir misin?”

Ona sarılmak, bunun bir bir yalan olduğunu söylemek istedim. Yapamazdım. “Tamam.”

Berika’ya baktım. O bana bakamadı. Gitmeyecektim. Burada henüz işim bitmemişti. Evden çıktım, bir alt kata indim. Merdivenlere oturup başımı dizlerime gömdüm ve bekledim. Dakikalar saatlere ulaşıncaya dek bekledim. Berika’ların evinden annesinin ve babasının bağrışları yükselinceye kadar bekledim. Sonra ayağa kalktım ve üst kata çıktım. Ayşe Teyze’nin boşanmak istediğini haykıran sesi kulaklarıma ulaşırken, kapıyı çaldım. İçimi çektim. Kapıyı gözleri kan çanağına dönen Ayşe Teyze açtı.

“Yalan söyledim.” Kapıya yaslandı. Başka türlü ayakta duramazdı. “Gördüğümüz gibi Atıf Amca değildi. O adamı ben ayarladım, öptüğü kadını da… Çünkü Berika’yı babasının annesi aldattığına inanmasını istedim. Çünkü o çok övdüğü ailesinin artık…”

Yediğim tokat başımı savururken, geriye doğru sendeledim. Ayşe Teyze üzerime yürümeye başladığında, sırtım diğer dairenin kapısıyla buluşuncaya dek yürüdüm. “Bir daha.” Çatallanan sesi kulağıma yaklaştı. “Seni bir daha bizim ya da kızımın etrafında görürsem, belan olurum. Anladın mı beni? Belan olurum!”

Gözlerim birden doldu ve birden boşaldı. Başımı hızlıca salladım. Koşarak oradan uzaklaşırken, hıçkırarak ağlıyordum.

*

Saat gece yarısını bir süre önce geçmişti. Yatakta dönüp duruyordum ama bir türlü uykuya dalamıyordum. Eve girer girmez anneme yorgun olduğumu söyleyip odama çekilmiştim. Normalde yemek yemem için ısrar eden annem bu kez beni kendi halime bırakmıştı. Şanslıydım ki! aynı odayı paylaştığım ağabeyim bugün de yoktu.

Son kez dönüp, üzerimdeki örtüyü tekmeleyerek açtım. Yataktan çıkıp banyoya gittim. Saçlarımı çözdüm, taradım ve yatağa geri döndüm. Ayak ucumdaki örtüyü üzerime çekerken, telefonumun yanıp söndüğünü gördüm. Berika’dan beklediğim mesaji saatler önce almıştım. Her şeyin yoluna girdiğini ve bana sonsuz teşekkür ettiğini yazdığı o mesajı defalarca okumuştum. Bu yüzden telefonumu alırken, yazanın o olmadığını biliyordum.

Yabancı numara; aslında tanıdıktı, yalnızca kayıtlı değildi.

Gönderen: Selam prenses. Bugünlük hüzün yeter bence. Birazdan seni almak için geleceğim. Bak sormuyorum,hazırlan ve aşağı in diyorum.

Mesajı birkaç kez okudum. Kim olduğunu düşünürken aynı numaradan bir mesaj daha geldi.

Gönderen: Bu arada benim, Asır.

Asır. Gerçekten oydu ve gerçekten birazdan beni almak için burada olacaktı. İyi de neden?

Gönderilen: Selam Asır. Üzgünüm ama şu an çıkamam. Teklifin için teşekkür ederim. İyi geceler.”

Gönder seçeneğine dokunduğum an yeni bir mesaj geldi.

Gönderen: Aşağıdayım.

Emrivakilerden herkes gibi ben de hoşlanmazdım. Yine de niyetininin iyi olduğunu bildiğimden onu görecektim. Yataktan çıktım. Eşofmanımın üzerine montumu geçirip, annemi uyandırmamaya dikkat ederek sessizce evden çıktım. Asır söylediği gibi arabasıyla birlikte kapının önünde duruyordu. Beni görünce arabasından indi ve yanıma geldi.

“Yeniden selam.”

“Selam.”

Dağ kadar olmasa da soğuktu. Özellikle yatağından yeni çıkmış biri için… “Nasılsın?” diye sordu, bakışlarını yüzümde gezdirerek.

“Nasıl olmamı bekliyorsun?”

Sorusunun saçmalığına karşın dudağının bir kenarını gerip bıraktı. “Acıktım. Benimle bir şeyler yemek ister misin?”

“Saat epey geç oldu Asır.”

“Hadi ama… Bir şeyler yeriz, hemen seni eve bırakırım. Uzaklaşmayacağız.”

Isrardan da hoşlanmıyordum. Çünkü çok direnebilen biri değildim. “Tamam, hemen dönelim ama…”

“Söz.” dedi sürücü koltuğuna doğru yürüyerek. “Atla hadi.”

Ön yolcu kapısını açarken, sokağın diğer tarafındaki ağaçların arasında bir hareketlilik fark ettim. Bir araba vardı, farları yanmıyordu ama karanlığın içinde parlayan bir şey vardı; bir çift ela göz.

Cihangir’in gözleri…

Bakışlarımızı buluşması sadece bir saniye sürdü. Parlayanlarını benden aldı. Farları yandı, sert bir gaz sesi duyuldu ve Cihangir bir saniye içinde karanlığa karışarak kayboldu.

🎭

Bölüm hakkında ne düşünüyorsunuz?

Umarım sevmişsinizdir.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.