Sınır çizmek, hayır diyebilmek... Bu sözleri çok duymuşsunuzdur. Peki ya bunun ötesindeki anlam ne?
Öncelikle şunu kavrayalım: İnsan ne kadar sözlere kulak verse de yaşayarak öğreniyor. Öğrenmek için yaşamak gerek. Güzel yaşamak içinse öğrenmek; asıl bunu kavramak gerek.
Eskiden kafamda bir metafor kurardım. Bir zamanlar otorite sahibi olan, fakat şimdi çocuklarının himayesinde yaşayan yaşlı bir adam... Onları kendi gibi büyüttüğü için bugün görece vahim bir durumda olan bir adam. Kurallara karşı koyamayan, onun adına sözlerine kulak verip saygı duyacak birini bulamayan bir adam.
Farkındalık denen şey, gözden kaçanları görebilmek miydi? Peki insan bunu nasıl başarabilirdi? Sessiz bir ortamda saatin yelkovanının sesine bile herkes dikkat kesilir. Peki ya insan kendiyle baş başa kalınca? Elbette daha önce duyamadığı seslere de...
Hayatı iyi anlamak lazım. Maneviyat, bir yerde her şeyimiz. Yine semavi bir his ve yine bir tiz... Tanrısal inançlarım olmasa da kendimi hep enerji denen kavramla bağdaştırdım. Bu dünyada ne verirsen sonunda onu alırsın. Buna kanaat getirmek için bir tanrıya ihtiyaç duymadım. İçimdeki o ses bunu hep fısıldadı bana; uykuma, ruhuma, dokuma, yankılarıma...
Konu dağıldı sanırım. Fakat bugün çok kırıldım ve daraldım. Bu şiiri yazdığım gün de çok daralmıştım. Bugüne kadar verdiğim kararları, yaptıklarımı düşündüm. Tıpkı aciz bir yaşlı adam gibiydim. Ben olmak için, kendi kararlarımı verebilecek güce sahip olabilmek için ne yapmıştım?
Hayat su gibi akarken, benzetmeler ve metaforlar havada uçuşurken, herkes bir yerlerde kayığıyla yol alırken ben neden suda boğuluyordum?
Bunca şeyi düşünürken bir düş kuramadığıma kızdım. O düşü elde edecek güce sahip olamadığıma... Gelecekteki güzelliklerime kapı açamayacağıma kızdım. Kendime kızdım yine. Yapabilecekken yapamadıklarıma kızdım.
Artık daha sakin birisiyim, dostlarım.
Ve sizi bu şiirimle uğurlarım...
DARALDIM
Tüm ihtimaller dâhilinde biri olmak isterken,
Kendi haricimde birisi olmuşum;
Soldurmuşum, manolyamın renklerini unutmuşum.
Durmuşum;
Aciz bir yaşlı adam gibi,
Birçok şeyden yoksunmuşum.
Kesinliklerimi keskinlikle kesemediğimden midir
Bu arada kalmışlığım?
Satırlarım arasında savaştayım.
Kara haberi duymaya korkacak kadar sağırım.
Ben bir korkağım...
Elimde duran zambağım,
Kafesin içinde parmağım,
Kara sevdanın avuçlarındayım.
Sanır mıyım ki ben çok şanslıyım?
Dardayım...
Çok dardayım.
Ciğerlerimi parçalayacak bir andayım.
Sanmazdım...
Bugünlere layıkmışım.