Dimitri’nin elindeki o soğuk metal alet, tavandaki çıplak ampulün sarı ışığı altında acımasızca parıldadı. Hangarda yankılanan o ilk acı çığlık, paslı demir duvarlara çarparak kulaklarımı tırmaladı. Hayatım boyunca yetimhanede canımı yakmaya çalışanlarla dövüşmüştüm ama bu... Bu bambaşka bir boyuttu. Burası sokak kavgası değil, Moretti İmparatorluğu'nun merhametsiz, acımasız adaletiydi.
"Yalvarırım... Durun! Anlatacağım... Her şeyi anlatacağım!" diye haykırdı Erdem, sandalyede deliler gibi çırpınırken. Zincirlerin şakırtısı hangarda yankılanıyordu.
Ancak Dimitri durmadı. Adama doğru ağır bir adım attı ve elindeki kerpetenin soğuk ağzını, Erdem’in sol elinin işaret parmağına geçirdi. Erdem’in gözleri yuvalarından fırlayacak gibi açıldı, dudaklarından dökülen yalvarışlar boğazında tıkandı. Dimitri, yüzünde tek bir mimik bile oynamadan, sanki sıradan bir iş yapıyormuş gibi bileğini sertçe büktü.
Kemikten gelen o tok ve korkunç çatlama sesi, hangarın boşluğunda buz gibi yankılandı. Dimitri, adamın tırnağını derisiyle birlikte tek bir hamlede söküp aldığında, Erdem’in acı dolu hıçkırığı ve kulakları sağır eden çığlığı hangarın tavanına yükseldi. Aldığı her nefeste göğsü sarsılıyor, acının şiddetiyle darmadağın oluyordu. Yüzünden ve elinden süzülen taze, sıcak kanlar, üzerindeki yırtılmış pahalı takım elbiseye akıp mermer zemine damlıyordu.
19 yıl boyunca benim o yetimhane köşelerinde çektiğim her soğuk gecenin, açlıkla boğuştuğum her yalnız günün bedeli, şu an bu adamın etinden ve kemiğinden parça parça çıkıyordu.
Leonardo, elini belindeki altın kaplama silahın kabzasından çekmeden bir adım öne çıktı. Ağır postallarıyla adamın zemine dökülen taze kanına basarak tam önünde durdu. O sarsılmaz, acımasız otoritesiyle adama tepeden baktı.
"19 yıl, Erdem," dedi Leonardo, sesi bir ölüm fermanı kadar düz ve buz gibiydi. "19 yıl boyunca bu aileden ne çaldığının farkında mısın? Konuş. O bebeği kime teslim ettin?"
Erdem, parmağından sızan o dayanılmaz acının etkisiyle sarsıla sarsıla başını yavaşça kaldırdı. Gözlerindeki o ölümcül korku dalgası doğrudan bana, boynumdaki kolyeye kilitlendi. "Valente..." diye inledi kanlı tükürüğünün ve hıçkırıklarının arasından. "Valente ailesinin adamlarına teslim ettim! Beni zorladılar... Yapmasaydım beni öldüreceklerdi!"
Valente ailesi.
Bu ismi duyduğum an, salondaki havanın bir anda nasıl buz kestiğini hissettim. Dimitri’nin elindeki kanlı aleti tutan parmakları öyle bir sıkılaştı ki, eklemleri beyazladı. Yanımda duran Leonardo’nun gözlerinde ise az öncekinden çok daha vahşi, çok daha yıkıcı bir ateş yandı. Şehrin diğer ucundaki o ezeli düşman, benim 19 yılımı çalan asıl eldi.
"Valente'nin lideri... Seni o yetimhaneye bilerek bıraktı Aria!" diye haykırdı Erdem, yeni bir darbe almamak, diğer parmaklarını kurtarmak için deliler gibi yalvararak. "Moretti ailesinin acı çekmesini, seni ömür boyu bulamamalarını istedi! Yalvarırım bana acıyın, her şeyi söyledim!"
Leonardo arkasını döndü, doğrudan gözlerimin içine baktı. Gözlerinde yanan o karanlık ateş, artık beni tüm dünyadan korumak için ant içmiş gibiydi. Dimitri silahının emniyetini o tanıdık, ölümcül çıt sesiyle indirdi. Hain adamın canını daha da yakmak, ona bu ihanetin bedelini tamamen ödetmek için son hamlelerini yapıyorlardı.
İçimdeki o uykudaki savaşçı ruh, bu karanlığın ve yaklaşan o devasa intikam savaşının ortasında tamamen şaha kalktı. Gitmedim, arkamı dönmedim. Gözlerimi o hainin aldığı o ağır cezadan ayırmadım. Artık o eski, čaresiz yetimhane kızı değildim. Ben bir Moretti'ydim ve bizim dünyamızda intikam, sadece bir başlangıçtı.
Dimitri, Erdem’in elinden kopardığı kanlı parçayı fırlatıp attığında, hangardaki çığlıklar yerini derinden gelen, hırıltılı bir iniltiye bıraktı. Ama iş burada bitmeyecekti. 19 yıl boyunca bir ailenin geleceğini çalan adam için sadece bir tırnak, faturanın en küçük taksiti bile olamazdı.
Leonardo, cebinden çıkardığı gümüş çakmağıyla bir sigara ateşledi. Dumanı Erdem’in kanlar içindeki yüzüne doğru üflerken, gözlerinde en ufak bir acıma kırıntısı yoktu. "Valente'ye çalışan bir köpeğin, bu kadar çabuk pes etmeyeceğini biliyordum," dedi Leonardo, sesi bir buz kütlesi kadar sertti. "Dimitri, hafızasını biraz daha tazeleyelim. Bize vermesi gereken daha çok isim var."
Dimitri soğuk bir tebessümle başını salladı. Bu kez masadaki aletlere uzanmadı; ağır, demir tabanlı postalıyla Erdem'in sandalyeye bağlı olan sağ diz kapağına tam gücüyle, acımasız bir darbe indirdi.
Çatırtı.
Hangardaki beton zemin bile bu sesle sarsılmış gibiydi. Erdem’in diz kapağı, postanın darbesiyle tersine doğru kırılırken adamın ağzından çıkan çığlık, boğazındaki kan yüzünden boğuk bir hıçkırığa dönüştü. Zincirler darmadağın olacakmış gibi sarsılıyor, sandalyenin ayakları mermere sürtünerek tiz sesler çıkarıyordu. Adam acının şokuyla neredeyse bayılacak gibi oldu, kafası arkaya düştü.
Ancak Dimitri onun bayılmasına izin vermedi. Saçlarından kavrayıp kafasını hoyratça öne doğru çekti. "Uyan," diye kükredi Dimitri, nefesi adamın yüzüne çarparken. "Daha yeni başladık."
Erdem, kırılan bacağının ve sökülen tırnağının verdiği o cehennem azabıyla titrerken, kanlı gözlerini zorlukla araladı. Bakışları benden bir an olsun ayrılmıyordu. Sanki benden merhamet dileniyordu ama karşısında o eski, çaresiz yetimhane kızı yoktu. Benim de damarlarımda bu acımasız adamların kanı akıyordu. O, benim çocukluğumu çalmıştı; şimdi ise kendi canıyla o borcu ödüyordu.
"Konuş!" diye gürledi Leonardo, sigarasının külünü adamın açık, kanayan yarasına doğru silkelerken. "Valente ailesinin içimizdeki diğer muhbiri kim? Bizi 19 yıl önce içeriden kim sattı?"
Erdem, yaranın üzerine düşen kor ateşin acısıyla salya sümük ağlayarak başını salladı. "Söyleyeceğim... Yemin ederim söyleyeceğim!" diye inledi, acıdan bilincini kaybetmek üzereydi. "Malikanedeki... eski kahya... Varan! Parayı o dağıttı... Valente'nin adamı o..."
İçerideki hainin ismi de nihayet dökülmüştü.
Leonardo, sigarasını adamın omzunda söndürürken Dimitri’ye döndü. "Varan’ı hemen paketleyin. Malikaneye döndüğümüzde onu babamın önüne istiyorum," dedi. Sonra gözlerini hain Erdem'e dikti. "Sana gelince... Valente'ye bir mesaj götüreceksin. Ama bu mesajı yürüyerek götüremeyeceksin."
Dimitri silahını belinden çıkardan, namluyu adamın diğer bacağına doğrulttu. O tanıdık, ölümcül çıt sesi hangarın duvarlarında yankılanırken, içimdeki o uykudaki savaşçı ruh bu vahşi adaleti tamamen kabullenmişti. Gitmedim, arkamı dönmedim. Gözlerimi o hainin aldığı o ağır cezadan ayırmadım. Bizim dünyamızda intikam, sadece bir başlangıçtı.







![yuko(mavera[meva])](https://cizgi-spaces.fra1.digitaloceanspaces.com/images/1791368007418-gxnuxhjo6lt-original.png)





