Bölüm 9 — “Yılmaz”
Derin aynanın karşısında durmuş kimliğine bakıyordu.
“Derin Yılmaz.”
Bu isim ona yabancı geliyordu.
Ama garip şekilde… doğru da hissettiriyordu.
Parmakları hafifçe titredi.
Çünkü hayatında ilk kez bir yere ait olma ihtimali vardı.
Kapısı çalındı.
İçeri Karan girdi.
Her zamanki ciddi haliyle ona baktı.
“Herkes aşağıda seni bekliyor.”
“Niye?”
Karan birkaç saniye sustu.
“Babam seni şirkete götürecek.”
Derin şokla gözlerini açtı.
“Şirkete mi?”
“Artık resmi olarak Yılmaz ailesindensin.”
Bu cümle bile gerçek dışıydı.
—
Aşağı indiğinde herkes hazırdı.
Selin Hanım’ın yüzünde heyecan vardı.
Kaan Yılmaz ciddi görünüyordu.
Kuzey telefonuyla oynuyordu.
Ece ise yoktu.
Bu sessizlik bile bir şeylerin koptuğunu hissettiriyordu.
Tam çıkacaklardı ki dış kapı açıldı.
Ece.
Gözleri kıpkırmızıydı.
Ama bu kez ağlamıyordu.
Öfkeliydi.
Derin’e doğru yürüdü.
Elindeki telefonu masaya bıraktı.
“Demek artık Yılmaz oldun.”
Kimse konuşmadı.
Ece alaycı şekilde güldü.
“Ne kadar kolay değil mi? Bir günde aile, soyadı, hayat…”
Derin başını eğdi.
Çünkü kızın acısını anlayabiliyordu.
Ama Ece bir anda sertçe şunu söyledi:
«“Keşke seni hiç bulmasalardı.”»
Selin Hanım:
“Ece yeter artık!”
Ama kız durmuştu.
Gözlerini direkt Derin’e dikti.
“Çünkü sen geldikten sonra bu ev dağıldı.”
Bu cümle Derin’in içine oturdu.
Tam geri çekilecekti ki biri onun önüne geçti.
Kuzey.
Ece şaşkınlıkla abisine baktı.
Kuzey’in sesi ilk kez bu kadar sertti.
“Yeter dedik.”
“Abi sen de mi?”
“Derin olanlardan sorumlu değil.”
Derin dondu.
Çünkü Kuzey ilk kez onu savunuyordu.
Ece gözyaşlarını tutamayıp yukarı koştu.
Kapı sertçe kapandı.
Ev yeniden sessizleşti.
Kuzey birkaç saniye boyunca hiçbir şey demedi.
Sonra Derin’e bakmadan konuştu:
“Takılma ona.”
Derin kısık sesle:
“Benden nefret ediyor.”
Kuzey omuz silkti.
“Ben de ediyordum.”
Derin şaşkınlıkla ona baktı.
Kuzey ilk kez hafifçe gülümsedi.
“Şimdi sadece… alışmaya çalışıyorum.”
O an Derin’in içi garip şekilde ısındı.
Çünkü ilk kez biri onu kabul etmeye başlamıştı.
Ama tam o sırada dışarıdan fren sesi geldi.
Karan pencereye baktığında yüzü bir anda sertleşti.
“Bu burada ne arıyor?”
Derin kaşlarını çattı.
“Kim?”
Karan cevap vermeden dışarı yürüdü.
Herkes peşinden gitti.
Malikânenin önünde siyah bir araba durmuştu.
Arabadan yaşlı bir adam indi.
Derin adamı gördüğü an dondu.
Çünkü onu tanıyordu.
Çocukluğunda birkaç kez gördüğü eski mahalleden biri…
Adam gözlerini direkt Derin’e dikti.
Ve korkutucu şekilde gülümsedi.
«“Sonunda seni buldular demek.”»