Bölüm 2 — “Soyadın”
Derin birkaç saniye konuşamadı.
Telefonu kulağında öylece kalmıştı.
Kalbi o kadar hızlı atıyordu ki adamın söylediklerini düzgün duyamıyordu bile.
“Ne… ne dediniz?”
Karşı taraftaki adam sakin bir ses tonuyla tekrar etti.
“Gerçek aileniz sizi buldu, Derin Hanım.”
Derin istemsizce güldü.
Ama bu sinirli bir gülüştü.
“Şaka mı bu?”
“Hayır.”
“Bakın, her kimseniz ben böyle şeylerle uğraşacak durumda değilim.”
Tam kapatacaktı ki adam tekrar konuştu.
“Özel Umut Hastanesi. 2007 doğum kayıtları. DNA eşleşmesi yüzde doksan dokuz nokta dokuz.”
Derin’in eli dondu.
Az önce salonda duydukları tekrar kafasında yankılandı.
DNA sonucu ortada artık.
Nefesi düzensizleşti.
“Ben… anlamıyorum.”
“Anlamanız için yarın görüşmemiz gerekiyor.”
“Hayır.” dedi Derin hızlıca. “Ben kimseyle görüşmek istemiyorum.”
Adam kısa bir sessizlikten sonra: “Sayın Kaan Yılmaz özellikle sizinle konuşmak istiyor.”
Derin kaşlarını çattı.
“Kaan Yılmaz mı?”
Türkiye’nin en büyük şirketlerinden birinin sahibi olan adam mı?
Televizyonlarda gördüğü kişi?
Bu saçmalıktı.
“Yanlış kişiyi arıyorsunuz.”
“Hayır.” dedi avukat net bir şekilde. “Yanlış kişiyi 19 yıl önce eve götürmüşler.”
Telefon sessizleşti.
Derin’in boğazı düğümlendi.
Adam adres ve saat verip telefonu kapattığında oda tamamen sessiz kaldı.
Sadece yağmur vardı.
Ve Derin’in parçalanan düşünceleri.
—
Sabaha kadar uyuyamadı.
Defalarca aynaya baktı.
Kendi yüzüne.
Kendi gözlerine.
Bir insana yıllarca baktıktan sonra bile yabancı hissedebilir miydi?
Belki de hissederdi.
Çünkü Derin ilk kez bazı şeylerin farkına varıyordu.
Babasıyla hiç benzemiyordu.
Annesiyle aynı gülümsemeye sahip değildi.
Hatta çocukken akrabalarının söylediği o cümle bile şimdi anlam kazanıyordu:
“Bu kız sizden hiç almamış.”
O zamanlar gülüp geçmişlerdi.
Şimdi ise içi ürperiyordu.
—
Ertesi gün verilen adrese giderken elleri hâlâ titriyordu.
Burası Ankara’nın en lüks bölgelerinden biriydi.
Devasa siyah demir kapının önünde durduğunda yanlış yerde olduğunu düşündü.
Kapının yanında büyük harflerle şunlar yazıyordu:
Yılmaz Holding
Derin yutkundu.
“Ben burada ne yapıyorum…”
Tam geri dönecekti ki güvenlik görevlisi ona yaklaştı.
“Derin Hanım?”
Kız şaşkınca başını kaldırdı.
“Evet…”
“Buyurun, sizi bekliyorlar.”
Bekliyorlar.
Bu kelime bile ona ait hissettirmiyordu.
İçeri girdiğinde gözleri büyüdü.
Mermer zeminler. Dev tablolar. Kristal avizeler.
Burası başka bir dünyaydı.
Kendi ayakkabılarının sesi bile fazla çıkıyor gibi hissediyordu.
Asansör en üst katta durduğunda avukat onu karşıladı.
Takım elbiseli, ciddi yüzlü bir adamdı.
“Hoş geldiniz Derin Hanım.”
Derin sadece başını salladı.
Adam büyük kapının önünde durdu.
“Hazır mısınız?”
Hayır.
Hiç değildi.
Ama kapı yine de açıldı.
İçeride üç kişi vardı.
Bir kadın.
Bir adam.
Ve siyah gömlekli genç bir erkek.
Kadın Derin’i gördüğü anda ayağa kalktı.
Gözleri dolmuştu.
Sanki yıllardır kaybettiği bir şeyi bulmuş gibiydi.
Derin ise nefes alamıyordu.
Çünkü kadınla göz göze geldiği an…
İlk kez birine benzediğini hissetmişti.
Aynı gözler.
Aynı bakışlar.
Kadın dudakları titreyerek fısıldadı:
“Kızım…”