İçeriğe geç

Gerçeğim ve Ben

Bölüm 10 · 5 dk okuma

Gerçeğim ve Ben

Bölüm 10

7. Hortumun içi

Üzerime gelen su ile titreyerek ayıldım. O adamın nefesini boynumda hissettiğimde ise nefesimi tuttum. Bizimkiler ise hala ekran başındaydı. Soluksuz izliyorlardı benim ölümümü. Hepsinin gözü yaşlıydı. Bayıldığımda, öldüyse kurtulduk diyen Kerem bile üzülüyordu.

"Ölmek için biraz küçüksün sanki!" adamın sesi ile daha çok irkildim. "Ölmek çok mu sikimde sanıyorsun?" sorduğum soru karşısında daha çok sinirlendi. Bu sefer bir yumruk attı. Burnumdan gelen kanla gözümden bir damla yaş aktı.

"Ona dokunursan sonun olurum!" Deniz'in söylediğiyle duraksadım. Bende kardeşime zarar veren babam zannettiğim adam için benzer bir cümleyi kullanmıştım. Bunu Melisa benim için önemli olduğundan yapmıştım. Ne yani ben Deniz ve diğerleri için değerli miydim?

Canım çok yanıyor. Ama hala ne kahraman babam ne de güvendiğim bir annem beni kurtarmaya gelmedi. Yanlız olduğum bir kere daha şak diye yüzüme çarparken aynı zamanda bir el daha yüzüme şak diye çaktı.

"Öldür beni! Yaşatma işte istediğini yap. Öldür. Sık kafama!" söylediklerim üzerine ufak bir kahkaha attı." Seninle oynamadan asla bunu yapmam prenses."dediğinde tepem iyice atmış durumda olmasına rağmen sustum.

"Sen insan formülünda bir orangutansın. Pislik herif!" dediğinde karnıma bir tekme attı. Pislik bu adam harbi. Başka bir açıklaması olamaz ya! Bu... Bu gerçekten acımıştı ama! Bardağı taşıran son damla buydu!

"Dua et ki yaşamaya devam etmeyeyim. Yoksa senin ölümün olurum! Babam sandığım adamın bana yaptıklarından daha beterlerini yaparım sana! Anladın mı beni? Orangutan kafalı!" kahkahalarla gülmeye başladı. Bende aynı şekilde kahkaha attım. Karşınızda orangutan kafalı bir mi var? Sizde orangutan kafalı gibi davranın. Daima işe yarar. Ya da ters teper. Dua edin ikincisi gerçekleşmesin.

Sonra ise dudaklarını boynuma kondurdu. Sonra tam dudaklarını dudaklarıma yaklaştırmıştı ki onun üzerine öğürdüm. Evet gerçekten çıkardım! Ne iğrenç ama!

"Bunun cezasını oldukça ağır ödeyeceksin!" dediğinde bu sefer kahkaha atan bendim. "Ne de olsa bu gün ölücem. Fakat ölmeden önce eğlenmeleyim değil mi?" sesim bu sefer fısıltı gibi çıkmıştı. Çıkardığı bıçağı yüzüme bastırdı. Ufak bir çizik attı. Kahkalarına devam ederken aynı zamanda karnımı yumrukluyordu. Kan çıkarmaya başlayınca durdu. Birde durmasaydı! Orangutan kafalı. Tabi bunları içimden söyledim. Çünkü bir adet orangutan kafalı arkadaş beni gebertir de. Zaten gebertcek ama neyse.

"Şimdilik bu kadar yeterli!" dediğinde nefes bile anlamıyordum. Tam o an kapı şiddetle açıldı. İçeri polisler ve Deniz girdi. Adam başıma silah dayayınca hepsi durmak zorunda kaldı. Ben direk nefesimi tuttum. Belki boğulurum. Silaha gerek kalmaz. Her neyse biraz ciddiyet.

"Ben uyuyup bir daha hiç uyanmak istemiyorum. Ne seni Deniz. Ne de senin ailenden tek bir kişiyi. Ben ölmek istiyorum. Ben yok olmak istiyorum. Ben silinmek istiyorum. Ve bunun tek suçlusu sizsiniz!" diye bağırdığımda üzgün gözlerle bana baktı. Bak tabi! Anca bakarsın. Ama harekete geçmeye gelince yok.

Adam bu sefer bıçağı tekrar eline aldı. Elime dogru bir hamle yaptı. Elime değen bıçakla bağırdım. Yeterince dayanmıştım. "Acıyor anne çok acıyor!" diye fısıldadım ve son kalan gücümle adamın ayağına basıp kendimi kenara attım. Acıdı ama! Ben zannetmiştim ki havalı bir şey olacak. Sadece acı verdi. Keşke ayağına basmasaydım adamın da beni vursaydı. Şimdi geri gidip, pardon beni öldürür müsünüz, diye sorsam ayıp olur ya! Ben yine şımardım.

Deniiz yanıma geldiğinde ona bağırdım. "Dokunma bana! DOKUNMA!" şaşkınlıkla bana baktı fakat ben oturduğum yerde geriye doğru sürünüyorum. "Uzak dur benden! Git... Git!" bağırmalrımın sonu gelmezken o bana yaklaşmaya çalışıyor, bana zarar gelmeyeceğini anlatmaya uğraşıyordu. Tabi ki ben asla bana dokunmasına izin vermedim. Ayrıca bunu bilerek yapmıyorum. Gerçekten bunu bilerek yapmıyorum. Kualklarımı kapatıp bağırmaya devam edereken elimden akan kanları gördüm. Kanıma odaklandığımda başım dönmeye başladı. En sonunda her yer kararırken kafam soğuk zeminle buluştu.

~~~~~~

Göz kapaklarım o kadar ağırdı ki açılmıyorlardı. Zorla da olsa gözlerimi açtığımda onları gördüm. Deniz ise sargıdaki elimi tutuyordu. Elimi hemen çektim. "Dokunma bana!" diye bağırdım. Ellerimle dizlerimi sardıktan sonra sallanmaya başladım. Deniz'e bağırmaya devam ettim. "Ben senin düşmanların yüzünden bu haldeyim. Sana hiçbir zaman abi demiycem. Uzak dur benden!" ardından Kerem'e baktım. "Ya sen ben bayıldığımda öldüyse kurtulduk dedin! Bu kadar mıyım? Beni bu kadar mı kabullene miyorsun? Ben sana ne yaptım lan? Ne ne?" o sırada içeri giren doktor koluma bir iğne batırdı. Sakinleştirici olmalı ki yavaş yavaş sakinleşip uykuya geçiş yaptım.

~~~~

Aradan geçen iki haftada yanımda sadece Pırıltı Hanım vardı. Diğerleri gitmişti. Bu gün eve döneceğim. Yüzüm hala yaralı. Kolum hala sargıda kesilen yer için. Bu nedenle Pırıltı Hanım şu an giyinmeme yardım ediyor.

Beş dakika sonra hastaneden çıktık. Bizi bekleyen arabaya bindiğimizde arabada sadece Atlas Bey'in olduğunu fark ettim. Sürücü koltuğunda Atlas Bey, yanında Pırıltı Hanım ve arakada ben. O kadar yorgun hissediyorum ki! Arabanın camına kafamı yasladım. Gözlerimi kapattım.

Birisi beni dürtünce çığlık atarak uyandım. Karşımda beni uyandırmaya çalışan Kerim ise korkmuş gibiydi. "Dokunma bana! YAKLAŞMA!" diye bağırdığımda açıklamaya çalıştı. "Ben sadece seni uyandırmak istemiştim." dediğinde arabadan koşarak indim. Eve girdiğimde ise hiç vakit kaybetmeden hızlıca odama koşturdum.Odama girdiğim gibi kapıyı kapatıp kilitledim.

~~~~~

Şu an o kadar depresif bir ruh hali deyim ki ben bile kendime şaşıyorum. Evet daha önce de kötü durumlar yaşamıştım. Fakat hiçbiri bu kadar kötü değildi. Odamdan hiç çıkmıyorum. Bir kere bile çıkmadım. Hiç yemek yemedim. Hiç kimse ile iletişime geçmiyorum. Ve evdekiler için en kötüsü olacak haberi veriyorum. Bir hafta önce kendimi kilitlemiştim. Ben kilitli kapıyı hala açmadım. Açmayı da düşünmüyorum.

Belki üzerlerine çok gidiyorum konuşmayarak. Fakat ben de bu kadarını hak etmediğimi düşünüyorum. Başka bir sekilde aile olsaydık diyorum bazen. O zaman gayet iyi bir aile olurduk. Belki, abilerimle güzel bir abi kardeş ilişkisi kurabilirdik. Belki annemle güzel bir ilişki kurabilirdik. Belki babam kahramanım olabilirdi. Belki üçüzlerimle arkadaş gibi olabilirdik. Belki belki...

Peki bu belkileri, keşkeleri, iyiki kelimesine dönüştürebilir miyiz? Bunu hala başarabilir miyiz? Çok geç değil mi? İşte bu sorular kafamı karıştırmaya yetiyor. Hatta artıyor. Öyle tuhaf hissediyorum ki sanki bir hortumun içinde kalmışım. Hortumdan çıkmaya çalışsam akıntıya kapılıp uçucam, sürüklenicem. Hortumun içinde kalsam kendimden nefret edicem.

Kendimle bir çelişki yaşıyorum desem. O da mantıklı. Çünkü doğru. Bazen doğruya doğru demek bile tuhaf geliyor.

Bir Wattpad kızı olsaydım bunları umursamaz hayatıma devam ederdim. Fakat ben bir Wattpad kızı değilim ve hayatıma kaldığım yerden devam edemiyorum. İlk kez kaçırılıyorum sonuçta.

Sürekli kitap okuyup film izlediğim kötü bir haftaydı sonuç olarak.

🎉💗 Bölüm sonu💗🎉

Bitti. Biraz boş bir bölüm oldu sanki ama olsun. Şimdi öbür bölümü yazıp aticam. Bu arada yazım hatalarım olabilir. Yeni bölümde görüşürüz💗

👺Görüşücez👺

Bölüm sonu

1 yorum

  • Oha çok güzel olmuş ellerine sağlık yeni bölüm gelsin lütfennn🤍💗

    1Yanıt