İçeriğe geç

Gerçeğim ve Ben

Bölüm 12 · 8 dk okuma

Gerçeğim ve Ben

Bölüm 12

Belki

Sıkıntıdan ölücem. Gerçi az daha ölüyordum. Çaktırma. Çok sıkıldım. Odada yapabileceğim hiçbir şey yok. Evet kabul, sanırım depresif ruh halinden yavaş yavaş çıkıyorum.

Birde şey var. Şimdi ben kaçırıldığımda herkes üzülüyordu, ağlıyordu. Şimdi neden hiçbiri beni umursamıyor. Neden biri de gelip, hepsi bizim suçumuz özür dileriz, demiyor. Bu kadar mı değersizim? Ya da ben abartıyorum. Benim gidip, hepsi benim suçum, ben bilemedim sizin değerinizi, özür dilerim mi dememi bekliyorlar? Harbi soruyorum. Normal kızlar her gün kaçırılıyorlar, bu normal bir durumda ben mi abartıyorum? Ciddiyim. Şaka gibi ama ciddiyim!

Bunları düşünürken uyumayı unuttum. Saat gece yarısını bilemem ne kadar geçti ama ben uyuyamıyorum.

~~~

Saat gecenin üçü. Uyuyamadım. Uyuyamıyorum.

~~~

Peki ne oldu dersiniz? Şu an yatakta oturuyorum. Uyuyamadım. Şimdi ağlıycam uyuyamıyorum diye. Biraz saçmalamış olabilirim.

Bunları düşünürken birden balkonumdan sesler gelmeye başladı. Ben ne yaptım? Yatağa geri yattım. Çünkü eğer hırsızsa benim uyuduğumu görüp odamı soyup çıkar. Fakat ben uyanık olursam kafama sıkma ihtimali fazla. Ben en son ölmek istiyordum lan. Şu an yaşamak istiyorum. Bu işte bir terslik var. Ciddiyim bence bende bir terslik var.

İçeri birileri girdi. Nasıl zekiyim ama. Ayak seslerinden anladım.

"Daha ne zamana kadar böyle devam edicek? Kendini odaya hapis etti. Abi ben dayanamıyorum!" duyduğum ses ile kaskatı kesildim. Bu... Bu Kerim'di. Umarım bana yaklaşmaz yoksa sessizliğimi koruyamam. Bağırırım.

Ayrıca bu hödük her gece benim odama mı geliyor? Yuh! Oha! Tamam sakin olmalıyım.

"Ben çok üzgünüm. Ona öyle davranmamalıydım. Yapmamam gerkirdi. Allah kahretsin beni! Naptım ben?" bir dakika ben kulaklarıma inanamıyorum! Şimdi bu Kerem üzgün olduğunu mu söyledi?

"Abicim sıkmayın canınızı. Ekim anlayacak bizi. Çıkacak odasından. Er ya da geç." Emir'in söylediğine biraz sinirlendim. Asla bu odadan dışarı çıkmıycam nokta. Ne sanıyorsunuz beni?

"Emir abi boş boş konuşma lütfen. Nereni anlayacak senin?" diyen Arda'ya bir ara teşekkür edicem. Ciddiyim. "Susun uyuyor kardeşim!' sesini gür çıkarmaya çalışarak söyledi bunu Deniz. Deniz'i çok özledim. Fakat onun yüzünden bu haldeyim.

Yaıma biri oturdu. Yani yatağımın baş ucuna. Sonra saçlarımı okşamaya başladı. Ardından bir başkası diğer tarafıma oturdu. Biri elimi okşadı. Diğeri saçlarımı. Diğerlerinin beni izlediğini eminim. Fakat bu beni rahatsız etmiyor.

Peki onlara küçük bir şaka yapsam mı? Bence çok iyi olur. Kararımı verdikten sonra yapacağımı düşündüm. Planım basit. Uyanıp lavoboya gider gibi yapacağım. Gerisi doğaçlama.

Önce uyanır gibi yaptım. Sonra yatakta oturur pozisyona geldim. Gözlerimi ovuşturdum. Sonra perçemlerimi kulaklarımın arkasına geçirdim. Bizimkilere döndüğümde gözlerimi büyüttüm. Şaşırır gibi. Tam o an hiç beklememe rağmen Kerem ve Kerim bana aynı anda sarıldı.

Hiç beklemediğim için şaşırıp kaldım. Tam benden ayrılacaklardı ki şoku atlattım ve onlara sarıldım. Nasıl bu cesareti gösterdim bilmiyorum. Fakat üçüzlerime sarılınca huzur buldum. Uzun bir süre sarıldık. Kimsenin bana dokunmasını istemesemde şu an huzurluyum.

Sarılmayı bıraktık. O an abiler şaşkınlık içinde bana baktığını anladım. "Ne bakıyorsunuz bok mu var?" diye sordum. Soruyu o kadar içten ve masum söyledim ki kendime şaşırdım. Demek benim de sert olmadığım zamanlar varmış. Vay be!

"Ayrıca odama nasıl girdiğinizi artık biliyorum. Bu durumda size yapıcaklarımdan korkun. Yani benden!" dediğimde bu sefer şaşıran onlardı.

"Ne yani sen uyumamış mıydın?" diye soran Emir'e pis pis baktım. "Maalesef Emir ve benden kaçması gereken kişilerde birinci sıradasın." dediğimde kaçacak delik aradı. O an cebimden odanın anahtarını çıkardım ve göstererek salladım.

Tam Emir'i yakalamak için adım atmıştım ki Emir'in cümlesi ile olduğum yerde kala kaldım. "Sakin ol güzellik!" bu söylediğine herkes güldü. Normal bir zamanda olsak bende gülebilirdim. Fakat aklıma kaçırılmam gelince başım dönmeye başladı. Nefes alamadığımı hissettim. Göz yaşlarım dökülmeye başladı. Yere düşeceğim sırada ayakta durmama yardım eden Kerim'den başkası değildi. Fakat benim aklım çoktan oraya varmıştı.

"Demek uyandın güzellik! Çok beklettin bizi." dedi adamın biri. "Sen kimsin?" diye sordum korkuyla. " Abin sağ olsun! Onun sayesinde oldu herşey. Onun intikamını senden alacağız!" ardından gelen kahkaha sesi. "Ben hiçbir şey yapmadım!" diye çıkışınca bana çok sert bir tokat attı.

" Bir dahaki sefere daha düzgün konuşursun artık!" dediğinde korkudan gebermeme rağmen bağırmaya devam ettim. "Ben mi yaptım lan! Karıştırıldım. Bunun suçlusu benim. Bayıldım. Benim suçum. Kardeşimi dövdü bunca yıldır babam zannettip sövdüğüm adam tarafından. Bunun suçlusu da benim! Siktiğimin hayatında bütün suç benim. Ama atladığınız bir yer var. Benim tek suçum başından beri doğmuş olmaktı!"

"Bu kadar şov ve gevezelik yeter. Ailene merhaba de güzel kız!" dedi ve bilgisayardaki gerçek ailemi gösterirken. Yani Pırıltı Hanım'ı, Atlas Bey'i, Deniz'i, Arda'yı, Emir'i, Kerem ve Kerim'i gösterdi. Görüntülü konuşma olması gerek hepsi farklı şeyler söylüyordu.

"Ölmeden önce onlara veda et güzellik!" dediğinde beynimden vurulmuşa döndüm fakat belli etmemeye çalıştı. Ne de olsa buraya kalmadan önce kendimi öldürmek istemiştim. Ha bu arada ben ne ara geldim buraya.

Ağzımı açıp konuşacaktım ki durdum. Hiçbir şeysöylemeden sadece ufak bir tebessüm kondurdum dudaklarıma.

Değdirdi bıçağı tenime. Dirseğimin altına kocaman bir çizik attı. Acıdı. Çok acıyor. Kan akıyor. Fakat onlara bu zevki tattıramam. Tattırmam.

"Sana bu acıyı tattıracağıma ölürüm daha iyi!" dişlerimin arasından adete tısladım. Kaldırdı bıçağı sapladı sol koluma.

"Bu gün iyi ki ölüyorum. Zaten yaşamak ölmekten daha beterdi." ne kadar umursamaz bir tavırla söylesem de çok acıyordu. Anne yardım et! Sana çok ihtiyacım var! Pırıltı Hanım sana da çok ihtiyacım var. Lütfen gel beni al. Lütfen...

Yavaş yavaş bilincim kapanırken geriye onların bağırışları kaldı. "Gitme, bırakma bizi!" "Lütfen Ekim!" "Yapma kızım."

Üzerime gelen su ile titreyerek ayıldım. O adamın nefesini boynumda hissettiğimde ise nefesimi tuttum. Bizimkiler ise hala ekran başındaydı. Soluksuz izliyorlardı benim ölümümü. Hepsinin gözü yaşlıydı. Bayıldığımda, öldüyse kurtulduk diyen Kerem bile üzülüyordu.

"Ölmek için biraz küçüksün sanki!" adamın sesi ile daha çok irkildim. "Ölmek çok mu sikimde sanıyorsun?" sorduğum soru karşısında daha çok sinirlendi. Bu sefer bir yumruk attı. Burnumdan gelen kanla gözümden bir damla yaş aktı.

"Ona dokunursan sonun olurum!" Deniz'in söylediğiyle duraksadım. Bende kardeşime zarar veren babam zannettiğim adam için benzer bir cümleyi kullanmıştım. Bunu Melisa benim için önemli olduğundan yapmıştım. Ne yani ben Deniz ve diğerleri için değerli miydim?

Canım çok yanıyor. Ama hala ne kahraman babam ne de güvendiğim bir annem beni kurtarmaya gelmedi. Yanlız olduğum bir kere daha şak diye yüzüme çarparken aynı zamanda bir el daha yüzüme şak diye çaktı.

"Öldür beni! Yaşatma işte istediğini yap. Öldür. Sık kafama!" söylediklerim üzerine ufak bir kahkaha attı." Seninle oynamadan asla bunu yapmam prenses."dediğinde tepem iyice atmış durumda olmasına rağmen sustum.

"Sen insan formülünda bir orangutansın. Pislik herif!" dediğimde karnıma bir tekme attı. Pislik bu adam harbi. Başka bir açıklaması olamaz ya! Bu... Bu gerçekten acımıştı ama! Bardağı taşıran son damla buydu!

"Dua et ki yaşamaya devam etmeyeyim. Yoksa senin ölümün olurum! Babam sandığım adamın bana yaptıklarından daha beterlerini yaparım sana! Anladın mı beni? Orangutan kafalı!" kahkahalarla gülmeye başladı. Bende aynı şekilde kahkaha attım. Karşınızda orangutan kafalı bir mi var? Sizde orangutan kafalı gibi davranın. Daima işe yarar. Ya da ters teper. Dua edin ikincisi gerçekleşmesin.

Sonra ise dudaklarını boynuma kondurdu. Sonra tam dudaklarını dudaklarıma yaklaştırmıştı ki onun üzerine öğürdüm. Evet gerçekten çıkardım! Ne iğrenç ama!

"Bunun cezasını oldukça ağır ödeyeceksin!" dediğinde bu sefer kahkaha atan bendim. "Ne de olsa bu gün ölücem. Fakat ölmeden önce eğlenmeleyim değil mi?" sesim bu sefer fısıltı gibi çıkmıştı. Çıkardığı bıçağı yüzüme bastırdı. Ufak bir çizik attı. Kahkalarına devam ederken aynı zamanda karnımı yumrukluyordu. Kan çıkarmaya başlayınca durdu. Birde durmasaydı! Orangutan kafalı. Tabi bunları içimden söyledim. Çünkü bir adet orangutan kafalı arkadaş beni gebertir de. Zaten gebertcek ama neyse.

"Şimdilik bu kadar yeterli!" dediğinde nefes bile anlamıyordum. Tam o an kapı şiddetle açıldı. İçeri polisler ve Deniz girdi. Adam başıma silah dayayınca hepsi durmak zorunda kaldı. Ben direk nefesimi tuttum. Belki boğulurum. Silaha gerek kalmaz. Her neyse biraz ciddiyet.

"Ben uyuyup bir daha hiç uyanmak istemiyorum. Ne seni Deniz. Ne de senin ailenden tek bir kişiyi. Ben ölmek istiyorum. Ben yok olmak istiyorum. Ben silinmek istiyorum. Ve bunun tek suçlusu sizsiniz!" diye bağırdığımda üzgün gözlerle bana baktı. Bak tabi! Anca bakarsın. Ama harekete geçmeye gelince yok.

Adam bu sefer bıçağı tekrar eline aldı. Elime dogru bir hamle yaptı. Elime değen bıçakla bağırdım. Yeterince dayanmıştım. "Acıyor anne çok acıyor!" diye fısıldadım ve son kalan gücümle adamın ayağına basıp kendimi kenara attım. Acıdı ama! Ben zannetmiştim ki havalı bir şey olacak. Sadece acı verdi. Keşke ayağına basmasaydım adamın da beni vursaydı. Şimdi geri gidip, pardon beni öldürür müsünüz, diye sorsam ayıp olur ya! Ben yine şımardım.

Deniiz yanıma geldiğinde ona bağırdım. "Dokunma bana! DOKUNMA!" şaşkınlıkla bana baktı fakat ben oturduğum yerde geriye doğru sürünüyorum. "Uzak dur benden! Git... Git!" bağırmalrımın sonu gelmezken o bana yaklaşmaya çalışıyor, bana zarar gelmeyeceğini anlatmaya uğraşıyordu. Tabi ki ben asla bana dokunmasına izin vermedim. Ayrıca bunu bilerek yapmıyorum. Gerçekten bunu bilerek yapmıyorum. Kualklarımı kapatıp bağırmaya devam edereken elimden akan kanları gördüm. Kanıma odaklandığımda başım dönmeye başladı. En sonunda her yer kararırken kafam soğuk zeminle buluştu.

Yaşananlar bir bir anımsarken yine aynı şeyleri yaşadım resmen. Zar zor "Uykum g...ge..gel...geldi lütfen gidin ve..,ve bir..bir daha bilip...bil...bilmeden ko... konuşma... konuşmayın." dedim ve bir adım geri gittim. Fakat beni tutan Kerim gitmek için hareket ettiğinde elini tuttum. "Lü...lü...lütfen g...git....gitme." çenem titriyor bilmem söylememe gerek var mı?

"Sen ne istersen yaparım, canım üçüzüm ve sen gitmemi istemiyorsan gitmem!" dediğinde zoraki olarak tebessüm ettim. Gözümle dışarıya çıkan Kerem'i işaret ettim. Anladığı an "Üçüz baksana!" diye seslendi. Kerem dönüp yanımıza geldi.

Bir an.boş bulunup "Bu gece benimle kalır mısınız?" diye sordum. "Yani kötü bir amaçla söylemiyorum sadece-" sözümü kesen Kerem, "Tamam güzelim. Anladık. Zaten seni yanlış anlamayız biz!" dediğinde rahat bir nefes aldım.

O kadar mutlu ve huzurluyum ki size anlatamam. Üçüzlerim Kerem ve Kerimle birlikte yatağa uzanmış birbirimize sarılıyoruz. Ortada ben ve yanımda üçüzlerim. Bu gece uzun süre sonra ilk defa çok iyi uyuyacağımı biliyorum.

Uyumadan önce son hatırladığım Kerem'in horuldaması ve Kerim'in başıma bir öpücük kondurmasıydı desem bana inanır mısınız?

🎉💗 Bölüm Sonu💗🎉

Şimdi bu bölümde fazla geçmiş bölüm oldu biliyorum. Fakat böyle geldi içimden. Sizleri seviyorum. Bu arada sınavlar başladığı için yazmayabilirim. Fakat iki günde bir bölüm atmaya çalışıcam.

Bölüm sonu

9 yorum