"Hey uyansana." ya kardeş uyuycam kardeş akşam akşam.
"Git başımdan uyuycam ya!" diye mırıldandım. Başımdaki kişi gidince uykuma geri döndüm. Az sonra suratıma su dökülmesiyle sıçradım.
"Naptın?" diye sordum.
"Uyandırdım." dedi Kerim.
"Ay yemin et! Ben gerizekalıyım da uyandırdığını anlamadım! Her yerim ıslandı of." ben söylenerek yataktan kalkarken Kerim çoktan gitmişti.
Hemen üzerimi değiştirdim. Saçımı kurusun diye salık bıraktım.
Aşağıya indiğimde gözler bir anda bana döndü. Deniz ise yanıma geldi. Uykulu gözlerimle ona baktım
"Güzleim sen duş mu aldın?" diye sordu. Islak saçlarımdan bahsediyor olmalı.
"Hayır uyudum." dedim.
"Saçların neden ıslak?" hayda. Sanane desem kaba olacağım.
"Birileri uyanmayınca suratıma su döktüde." dedim. Göndermeli oldu sanki.
"Tamam gel saçını kurutalım." dedi.
"Gerek yok kendiliğinden kurur."
"Gel Ekim." diyen Denizle birlikte tekrar yukarı çıktım.
Saçıma dokunduğunda kasıldım. Sonra yavaş yavaş kuruttu. İşi bitince tekrar aşağıya indik. Masada herkes bizi bekliyor olacak ki Kerem;
"Gelmiyceksiniz sandık!" diye isyan etti. Ben ters ters bakıp cevap vericekken Deniz;
"Geldik işte abicim!" dedi. Abicim kelimesini üstüne basa basa söylediği için Kerem yutkundu. Stresli bir yemekten sonra herkes odalarına dağıldı. Ben tam odama doğru giderken Pırıltı Hanım'ın sesini duydum:
"Kızım biraz konuşabilir miyiz?" diye sordu samimiyetle.
"Tamam,"dedim ruhsuzca.
"Ne konuşacağız?" diye devam ettim.
"Özür dileriz kızım. Biz seni bulmuşken kaybetmemek için öyle yaptık. Cidden çok üzgünüz." dedi Atlas Bey. Onlara hak veriyorum fakat bende haklıyım.
"Tamam size hak veriyorum ama ben kırıldım." dedim üzgün bir ses tonuyla. Fakat anlayışla karşıladığımı da belli ederek. Sonra odama gittim. Kendimi yatağa atarak derin uykuya gömüldüm.
~~~
Telefonumun sesiyle uyandığımda kaşlarımı çattım. Kim beni arar diye düşündüm. Ya Kıvanç ya da Melisa arıyordur dedim kendi kendime. Numara olduğunu görünce oflayarak kulağıma yaklaştırdım.
"Alo?" dedim. Ses gelmedi.
"Abla. Benim ben Melisa." Bir an için hayat durdu sanki. Kardeşim beni aramıştı.
"Ablacım nasılsın? O kız sana nasıl davranıyor?" sorduğum soru karşısında duraksadı.
"Abla bana çok kötü davranıyor. Bu onun telefonu. Bir şekilde aldım." ardından bir kapı sesi geldi. "Sen ne yapıyorsun burda? Kiminle konuşuyorsun? O ablan olmayan kızla mı konuşuyorsun?" bu bu... Babamdı. Yani babam zannettiğim adamdı. Ardından bir şak sesi. Ona kardeşime tokat atmıştı.
"Baba lütfen vurma!" Melisa'nın sesi kulaklarımda yankılandı. "Ona vurma! Ona vurma dedim! Sen baba bozuntusu ona vurmayacaksın. BANA YAŞATTIĞINI ONA YAŞATAMAYACAKSIN!" biryandan bağırırken bir yandan üçüncü kattan birinci kata iniyordum.
Bir yandan da bir bir döküldü göz yaşlarım. En alt kata indigimde bütün ev halkı buradaydı ve vana anlamaz gözlerle bakıyorlardı. Onları umursamadım. Ve tam gaz kapıya yöneldim.
"Ona bir daha vurursan ölümün benim elimden olacak pis herif!" ağlıyorum. Çok ağlıyorum acı cekiyor, acı çekiyorum. Bu sırada herkes ayaklanmıştı da. "Yine nasıl dikkat çekmeye çalışıyorsun?" Kerem'den gelen anı atakla sinirim boşaldı.
"Benim kardeşim acı çekiyor. Sen hala dalgandasın! Ben acı çekiyorum. Ben nefes alamadıkça sen daha çok boğuyorsun beni! Neden? Ben sana ne yaptım?" dedim ve hızlıca kapıyı çekip çıktım.
Gördüğüm ilk taksiye atladım ve hemen onlara gittim. Melisa'ma gittim. Kapıyı açan annem sandığım kadına bir tokat attım ve kendimi iceti attım. "Sen berbat bir annesin ne beni hakkettin ne de kardeşimi hak ediyorsun!" demiştim ki kolumu tuttu. " Sen mi? Sen onun ablası falan değilsin. Asıl ablası benim gerçek kızım." kelimenin tam anlamıyla şoka girmiştim!
"Sen on yedi yıllık kızını bir günde unuttun ha? Senin gibi anne olmaz olsun!" diye bağırdım ve evin içinde bağırma sesinin olduğu yöne ilerledim. Odaya daldığım da ağzından kan gelen kardeşimi gördüm. "Dünya'mı durdurdun işte daha ne istiyorsun kardeşimden!" bana döndü bir bakış attı ve daha sonra geri döndü işkencesine.
Hızla odadan çıktım ve mutfağa yöneldim. Çekmece de bulduğum bıçağı hızla kavrayıp odaya geri döndüm. Bıçağı babam olmayacak adama doğrulttum. Yani biraz karışık oldu. Bunca yıldır babam zannettiğim adama doğrulttum.
"Çok bile yaşadın! Şu an hiçbir şey umrumda değil. Hiçbir şey! Katil olmak umrumda değil." gözüm dönmüş gibiyim. Belki de öyleyim.
Sonra duraksadım. "Belki de ben çok yaşadım!Benim gitmem gerekiyordur belki!" bu bir sabotaj değildi. Bu tam olarak bir ölümdü. Melisa hıçkırıklara boğulurken ben göz yaşları içinde veda ettim belki de.
Sonra yeniden duraksadım. "Niye sadece ben ölüyorum! Ben ölürken senide ölüme çekiyorum!" şoka girmiş bir şekilde bana bakarlarken güldüm. Fakat bu kesinlikle gerçek bir gülüş değildi.
Önce kendime çevirdim bıçağı. Tam o sırada birisi beni arkamdan tuttu. Bıçağı usulca elimden aldı. Koluma bir şey batırdı. Ve bilincim hafif hafif kapanmaya başladı. Son duyduklarım bir kaç sesten ibaretti.
"Abisi için mi onu kaçırmak istiyorsunuz?" dedi babam sandığım adam. "Evet, onu abisinin bize yaptıkları için kaçırıyoruz. Fakat ne sen bizi ne de biz seni görmedik. Bu kızı da sileceğiz." son duyduklarımla bilincim tamamen kapandı.
~~~
Gözlerimi açtığım. Sandalyenin birinde ellerim, ayaklarım bağlı bir şekilde duruyordum.
"Demek uyandın güzellik! Çok beklettin bizi." dedi adamın biri. "Sen kimsin?" diye sordum korkuyla. " Abin sağ olsun! Onun sayesinde oldu herşey. Onun intikamını senden alacağız!" ardından gelen kahkaha sesi. "Ben hiçbir şey yapmadım!" diye çıkışınca bana çok sert bir tokat attı.
"Bir dahaki sefere daha düzgün konuşursun artık!" dediğinde korkudan gebermeme rağmen bağırmaya devam ettim. "Ben mi yaptım lan! Karıştırıldım. Bunun suçlusu benim. Bayıldım. Benim suçum. Kardeşimi dövdü bunca yıldır babam zannettip sövdüğüm adam tarafından. Bunun suçlusu da benim! Siktiğimin hayatında bütün suç benim. Ama atladığınız bir yer var. Benim tek suçum başından beri doğmuş olmaktı!"
"Bu kadar şov ve gevezelik yeter. Ailene merhaba de güzel kız!" dedi ve bilgisayardaki gerçek ailemi gösterirken. Yani Pırıltı Hanım'ı, Atlas Bey'i, Deniz'i, Arda'yı, Emir'i, Kerem ve Kerim'i gösterdi. Görüntülü konuşma olması gerek hepsi farklı şeyler söylüyordu.
"Ölmeden önce onlara veda et güzellik!" dediğinde beynimden vurulmuşa döndüm fakat belli etmemeye çalıştı. Ne de olsa buraya kalmadan önce kendimi öldürmek istemiştim. Ha bu arada ben ne ara geldim buraya.
Ağzımı açıp konuşacaktım ki durdum. Hiçbir şeysöylemeden sadece ufak bir tebessüm kondurdum dudaklarıma.
Değdirdi bıçağı tenime. Dirseğimin altına kocaman bir çizik attı. Acıdı. Çok acıyor. Kan akıyor. Fakat onlara bu zevki tattıramam. Tattırmam.
"Sana bu acıyı tattıracağıma ölürüm daha iyi!" dişlerimin arasından adete tısladım. Kaldırdı bıçağı sapladı sol koluma.
"Bu gün iyi ki ölüyorum. Zaten yaşamak ölmekten daha beterdi." ne kadar umursamaz bir tavırla söylesem de çok acıyordu. Anne yardım et! Sana çok ihtiyacım var! Pırıltı Hanım sana da çok ihtiyacım var. Lütfen gel beni al. Lütfen...
Yavaş yavaş bilincim kapanırken geriye onların bağırışları kaldı. "Gitme, bırakma bizi!"
"Lütfen Ekim"
"Yapma kızım."
.


