İçeriğe geç

Genoktonia

Bölüm 2 · 26 dk okuma

Genoktonia

Bölüm 2

2. Bölüm Normal Bir Hayat

Okuldan erken saatlerde çıktığı için mutluydu. Zaten ilk hafta saatlerce tutulmak istemezdi. Şimdiden kampüsten bir kaç kişiyle tanışmıştı bile. Derste işlediği konuyla çok ilgili olduğu için ders çok hızlı geçmiş gibi hissediyordu. Sallana sallana kampüsün çıkışına doğru ilerlerken akşam vereceği partiyi düşünüyordu. Kısa ömründe çok fazla parti verdiği söylenemezdi, ama bu sefer çok büyük bir şey planlıyordu. Haftalar öncesinden bunun hazırlığını yapmış her yere afiş asmıştı. Üniversitenin ilk haftasını iyi değerlendirmek istiyordu, bu yüzden tanıdık tanımadık herkes davetliydi. Kampüs'ün çıkışına geldiğinde arkadaşı Arina onu arabanın içinde bekliyordu. Ön kapıyı açtı ve arabaya bindi. Arina, Elpis ile yaşıttı fakat onun gibi büyümemişti. Küçük yaşlarından beri dövüş eğitimi alıyordu. Elpis, Arina'ya baktı, genç kadın ona gülümsüyordu. Elpis bu gülümsemeye gülümsemeyle karşılık verdi. "Akşam için her şey tamam mı?" diye sordu. Elpis başını onaylarcasına salladı. "Sadece davetliler ve son dokunuşlar kaldı." dedi. Arina başını yola çevirdi ve altın sarısı saçlarını geriye savurdu. Ardından anahtarı çevirdi ve arabayı çalıştırdı. Elpis o sırada çalmak için müzik seçiyordu. Telefonundan güzel bir şarkı bulduktan sonra çaldı ve başını ritme göre hareket ettirmeye başladı.

Sonunda eve geldiklerinde ikisi de koştura koştura üst kata çıkmışlardı. Bir an önce eşofmanları çekip hazırlıklara başlamalıydılar. Elpis makyajını çıkarmak için banyoya geçerken Arina giyinmek için odada kaldı. Elpis suratında ki badanayı çıkarmak için bir adet pamuk aldı ve temizleme suyunu döktü. Pamuğu suratına dokundurdu, ıslaklık yüzüne değerken ovalamaya başladı. Bu sırada söylentileri düşünmeye başladı. Gerçekten öyle bir yer var mıydı? Bu kulağa çılgınca geliyordu. Sanki tüm dünyadan bağımsız ayrı bir yer gibi. Elpis'in ovalamaları yavaşladı ve elini geri çekip pamuğa baktı. Pamuk fondötenle kaplanmıştı. Derin bir nefes aldı ve pamuğu çöpe doğru attı. İki eliyle lavaboyu tuttu ve başını yere eğdi. Bazı günlerde buradan kurtulmak istiyordu. Monoton bir hayat ve tüm o saçma şeyler. Elpis her an buradan kaçabilir dünyanın öbür ucunda yalnız yaşayabilirdi. Bunu yapması için tek kıvılcım yeterliydi onun için, belki de uzaklarda ki diyarı bu yüzden çok fazla düşünüyordu. Acaba orada insanlar nasıl yaşıyordu? Yani lanetler nasıl bir hayat sürüyordu. Tüm bu ışıltılı düşünceleri arkadaşı Arina saçma bir parti için böldü: "Akşam için çok sağlam bir playlistim var." Elpis boş bir şekilde gülümsedi ve banyodan çıktı. Arina banyonun önünde kollarını birbirine dolamış bir şekilde onu bekliyordu. "Akşam için kostüm ayarladın değil mi?" diye sordu. Elpis göz devirdi ve cevapladı " Partiyi ben veriyorum, sence?" Arina yarım ağızla gülümsedi. "Ne giyeceksin?" diye sordu. Elpis iki seçenek arasında kararsızdı. "Henüz karar veremedim, kedi kadın mı karadul mu?" diye sordu. Arina sesli bir şekilde güldü: "Onlar zaten aynı kişi değiller mi?" Elpis, Arina'nın gülüşünü taklit etti. "Sen ne giyeceksin?" diye sordu. Arina bakışlarını kaçırdı ve sinsi bir gülüş attı. "Kedi kadın olacaksan Batman olabilirim." dedi. Elpis içten bir şekilde kıkırdadı. "Cidden soruyorum, ne giyeceksin?" diye tekrarladı sorusunu. Arina gülüşünü bozdu "Harley quinn." dedi. Elpis başıyla onayladı. "Bence kedi kadın ol, zaten uzun bir süredir sapsın." dedi ve sessizce ekledi: "Yaklaşık 20 senedir. Belki birini düşürebilirsin." Elpis hafifçe Arina'nın omzuna vurdu. "Komik değilsin." dedi ve merdivenlere yöneldi.

Elpis aşağı indi ve amerikan mutfaklı salona doğru yürüdü. Tezgahta ki poşetleri açtı ve içindekileri kontrol etmeye başladı. İlk açtığı poşette bir kaç şişe votka ve alkol almayanlar için gazlı içeçekler vardı. Elpis ikinci poşeti açtı; atıştırmalıklar ve donmuş gıdalar. Bunları mikrodalga da çözmesi gerekiyordu. Elpis göz ucuyla son poşete baktı, sonunda aradığı ordaydı; yedi tane farklı aromalarda soğuk kahve. Bir tanesini poşetten çıkarıp açtı ve kocaman bir yudum aldı. Kahveyi yerine koydu ve poşetleri boşaltmaya başladı. İçecekleri Arina halledecekti, zaten Elpis pek anlamazdı. Elpis atıştırmalıkları koymak için üst dolaptan bir kaç kase aldı ve tezgaha koydu. Kaseleri tezgaha koyarken kırılmaması için yavaş hareket etmişti. Bir kaç kere bu şekilde tabak, bardak vs. kırdığı için temkinliydi. Üst kattan inen arkadaşının ayak seslerini duyunca gülümseyerek ona döndü. Arina koştura koştura Elpis'in yanına geldi ve tabaklarda göz gezdirmeye başladı. "Sakın mezeleri berbat etme bak." dedi gülerek. Elpis güldü ve cevapladı: "Merak etme annenden aldım tüm tarifleri, misafirler deliye dönecek." Arina gururlu surat ifadesini takındı. "O konuda şüphem yok." dedi ve duraksayarak ekledi: "Sahi kaç kişi gelir?"

Elpis kısa bir süre düşündü. "Liseden ve bölümden kesin gelecek bir kaç kişi var. Onun dışında astığımız afişlerden görüp dalga geçmeye gelen enayilerde olacak." dedi. Arina sırtını tezgaha yasladı ve kollarını önünde birleştirdi. "Haklısın... Ama bu partinin bomba gibi olmasını istiyorum." dedi Elpis bir kaşını havaya kaldırdı ve sordu: "Nasıl yani?" Arina cevapladı. "Rusyadan arkadaşlarımı davet ettim." dedi. Elpis'in gözleri büyüdü. Arina Rusya'da ki arkadaşlarından fazla bahsetmezdi. Elpis onlarla ne kadar tanışmak istese de Arina izin vermemişti. Böyle bir şekilde onlarla tanışacağı için sevinmişti. Arina bu partiyi fazla önemsiyordu. "Bu partiyi biraz fazla mı taktın?" diye sordu Elpis. Arina'nın duruşu değişti ve ciddi bir tavır takındı. "Herhalde! Sonuçta bu senin için çok önemli." dedi sesini kalınlaştırarak. Elpis içten bir şekilde gülümsedi. "Fazla konuşma da bana yardım et." dedi.

Sonunda tüm hazırlıkları bitirdiklerinde hava kararmaya başlamıştı. Geriye sadece giyinmeleri kalmıştı. Elpis koltukta oturan Arinaya baktı. "Giyinmek için yukarı çıkıyorum sende gel makyajını yaparsın." dedi ve merdivenlere yöneldi. Arina içeceğine fondip atıp Elpis'i takip etti. Elpis merdivenin son basamağını da çıkıp odaya yöneldi. Ahşap kapıyı açtı ve içeri girdi. Yatağın üzerinde duran kostüme baktı. Siyah deriden kostüm, yanında duran kırbaç ve başlık. Sinsi bir şekilde gülümsedi ve soyunmaya başladı. "Hayatımda harcadığım en iyi 50 dolar." dedi kendi kendine. Kostümü giyerken bir yandan da aynaya bakıyordu. Kostüm tam oturmuştu ve üzerinde çok iyi görünüyordu. Elpis kafasına başlığı geçirdi ve son duruş için eline kırbacı aldı. Kendi bile düşmüştü kostüme, bir de erkekleri düşünemiyordu. Bu gece saplığına bir son verebilirdi. Bu cesareti de ancak alkolde bulurdu zaten. Elpis kostümün güzelliğini düşünürken kapı tıklandı. "Gel!" diye cevapladı. Arina kapıyı açtı ve içeri girdi. "Oha." dedi gülerek. Elpis Arinaya döndü ve iki kolunu açtı. "Nasıl buldun?" diye sordu. Arina, Elpis'e yaklaştı ve elbiseyi incelemeye başladı. "Kızım felaket olmuşsun. Tanrı erkeklere merhamet etsin." dedi ve ikisi de gülüşmeye başladı. "Hadi sende giyin de asıl felaketi görelim." dedi Elpis. Tam o sırada kapı çaldı. Elpis ile Arina birbirlerine baktı. "Bu kadar erken kim gelmiş olabilir daha bir buçuk saat var başlamasına." dedi Elpis. Arina göz devirdi: "Muhtemelen benimkiler, uzun yoldan geldikleri için erken burada olmuşlardır." dedi. Elpis elini salladı. "Sen giyin ben karşılarım." dedi ve odadan çıktı.

Aşağıya inerken ısrarla zilen basan elemanları susturmak için "Geldim!" diye bağırdı. Dış kapıyı açtığında karşısında dalyan gibi 4 kişi gördüğünde başını yukarı kaldırmak zorunda kaldı. Surat ifadelerini taktıkları kask yüzünden göremiyordu. Elpis şaşkınlığını gizlemek için gülümsedi ve "Hoşgeldiniz" dedi. Ardından geriye doğru çekildi ve eliyle içeriyi işaret ederken konuştu. "Buyurun gelin" Hepsi birbirine baktı ve içeri girdiler. Elpis girenlerin kostümlerine göz gezdirdi. Power Rangers gibi giyinmişlerdi: Mavi, siyah, kırmızı ve sarı. Elpis kostümlerini gayet orjinal bulmuştu. Dördü de kasklarını çıkardı ve masaya koydu. Kaskın altında gülümseyen suratlar gördüğünde Elpis'in içi rahatlamıştı. Tahmin ettiği gibi sarı ranger olan kadındı, diğerleri ise erkek. Sarı ranger konuşmaya başladı. "Ben Yulia, kırmızı Vladimir, mavi Boris, siyah konstantin. " dedi. Hepsi ismi geçtiğinde başıyla onayladı. Yulia'nın onları tanıtma şekli çok hoşuna gitmişti. Elpis diğerlerini incelemeye başlamıştı. Vladimir diğerlerine nazaran daha sıcak kanlı gözüküyordu sarışın iri yarı biriydi. suratından dehşet akan Boris'in sıfıra vurulmuş saçları ve sert bir mizacı var gibi duruyordu. Yulia da Arina gibi dövüşçüye benziyordu kolları iriydi. En can alıcı nokta siyah ranger gibi giyinmiş Konstantin idi. Farklı olarak o kumraldı ve çekiciydi. Elpis gergin ortamı dağıtmak için konuşmaya başladı. "Peki ne yapıyorsunuz?" diye sordu. Konstantin cevapladı: "Seni izliyoruz." Elpis bunun bir espri mi yoksa gerçek mi olduğunu sorgularken Vladimir araya girdi. "Soğuk yerden geldik, o yüzden arkadaşın espri anlayışı da soğuk. Kusura bakma." dedi. Elpis güldü ve Vladimir'i cevapladı. "Bence bu daha soğuktu ama kusura bakmadım." Hepsi gülüşmeye başladı, Konstantin hariç. O sadece kıkırdamıştı. "Hey, Arkadaşlarımı benden çalamazsın!" diye bir ses yükseldi. Hemen peşinden aşağı doğru gelen ayak sesleri, bu Arina idi. Elpis genç kadına baktı. Tam bir harley olmuştu. Sarı saçlarına sürdüğü boya sonunda bir yerde işe yaramıştı. "Nasılım?" diye sordu heyecanlı bir şekilde. Hepsi başını arkaya çevirdi ama Konstantin hala Elpis'e bakıyordu. Diğerleri övgü yağdırırken Konstantin hiç bir şey söylememişti. Elpis onun kaba biri olduğunu düşünmeye başladı. Nasıl böyle insanlarla arkadaş olabiliyorlardı aklı ermiyordu. "Hey sana diyorum ucube! " diye bağırdı Arina Konstantin'in dikkatini çekmeye çalışarak. Konstantin, Elpis'in gözlerinin içine bakarken cevapladı. "Çok seksi olmuş" Elpis'in suratında ki gülümseme yerini utanca bırakmıştı. "Bana mı yürüyorsun?" diye kızdı Arina. Konstantin Elpis'e sinsi bir gülümseme attı, ardından arkasına döndü ve Arina'ya bakarak konuştu. "He sen mi? Boris'in kalçası senden daha güzel." dedi. Elpis'in suratı ısınarak kızardı. Ne yapacağını bilemeyerek ayağa kalktı. "Ben içecek bir şeyler getireyim." dedi. Mutfak tezgahına gittiğinde Arina yanına geldi. Elpis içecek doldururken endişeli bir şekilde sordu: "İyi misin?" Elpis başını onaylarcasına salladı. Konuşursa kekeleyeceğini iyi biliyordu. "Kızarmışsın, kesinlikle iyi değilsin." dedi. Elpis rahatlamaya çalışırcasına derin bir nefes aldı ve bardağı yerine koydu. Konstantinin bakışları sürekli Elpis'in üzerindeydi. Elpis bakışlarını Arinaya çevirdi. "Bilmiyorum." dedi. Eğer durumu Arina'ya anlatırsa kavga çıkabilirdi. Elpis dış görünüşü ile ilgili çok sık iltifat alan birisi değildi. Bu durumda ne yapacağını bilmiyor, eli ayağına dolaşıyordu. Arina, Elpis'i mutfaktan uzaklaştırdı. "Bence biraz otur, birazdan burası kalabalık olmaya başlar." dedi. Elpis içeride Konstantin ile beraber oturmak istemiyordu, fazlasıyla utanıyordu. Yulia kızların yanına geldi ve telaşlı bir şekilde konuşmaya başladı: "Konstantini ilk defa böyle görüyorum." İki kız da neden bahsettiğini bilmiyordu. Yulia Elpis'e döndü. "Seni böyle görmeyi beklemiyorduk, Arina fazla bahsetmediği için çirkinsindir diye düşündük." dedi. Elpis'in utangaçlığı yerini sinire bıraktı. "Hadi ama, güzel olduğunu söylesem Boris'in elinden kurtaramazdım." dedi ve tezgahta duran içeceklerin birinden bir yudum aldı. Yulia dalga geçercesine güldü. "Keşke Boris olsaydı, Konstantin çok tuhaf davranıyor." dedi Yulia. Bakışları Elpis'e döndü ve ekledi. "Elpis'i gördüğünden beri sert gözükmeye çalışıyor." Arina ağzında ki içeceği püskürttü. "Onun gay olduğunu sanıyordum." dedi şaşkın bir şekilde. "Komik değil, ayrıca sadece kızlarla konuşmuyor diye bir insanı gay ilan edemezsin" dedi Yulia. Elpis şimdi daha fazla utanıyordu. Konstantin oldukça yakışıklıydı fakat Elpis... Elpis nedense çekiniyordu ondan. Yulia ile Arina Elpis'e döndü. "Elpis biz seninle..." Elpis Yulia'nın sözünü kesti. "Sorun değil ama bir teklifte bulunursa reddeceğim." dedi. Yulia başını onaylarcasına salladı. Elpis bu söylediği laftan sonra özgüveni yükselmişti. Eline içecek tepsisini aldı ve içeri hızlı adımlarla yürüdü. İçeri girdiğinde hepsi ona meraklı gözlerle bakıyordu. Elpis tepsiyi masaya bıraktı ve yerine oturdu. Vladimir çekinerek kızla konuşmaya çalıştı: "Elpis resim çiziyormuşsun." Elpis ondan böyle bir soru bekliyordu. Aralarında tek cana yakın o gibiydi. "Evet henüz çaylağım." dedi hafifçe gülümseyerek. Vladimir tek elini göğsüne götürdü. "Ben de heykeltraşım" dedi. Elpis aralarında bir sanatçı beklemiyordu. "Vay canına, ilgi alanın ne?" diye sordu. Vladimir çok düşünmeden cevapladı: "Çoğunlukla var olmayan şeyler yoğururum. Anlarsın ya fantastik." Elpis onu onayladı. "Bende aynı şekilde, insan çizmeyi pek sevmem..." dedi ve duraksayıp Konstantin'e bakarak ekledi. "İnsan sevmem genel olarak." Kons geriye doğru yaslandı ve o sinsi gülüşünü tekrar attı.

Kapının çalınmasıyla sohbet yarıda kaldı. Elpis özür dileyerek kapıyı açmaya gitti. Karşısında şehir de sürekli parti yapan insanları gördüğünde şaşırmamıştı. Rezil bir parti olacağını düşünüyor olmalıydılar, aksi takdirde gelmezlerdi. Elpis geri çekildi ve içeri girmelerine izin verdi. İçeri girenler sıradan kostümler giymişti; çığlık, peri, prenses, cin vb. Elpis Arina'ya işaret çekerek şarkıyı açmasını istedi. Arina okey vererek müziği açtı ve sesi yükseltti. İçeri giren kalabalık ekip çoktan ortamı hazırlamıştı bile. Bazıları geniş koltuğa oturmuş, bazıları içecek standına yönelmişti. Yulia büyük bahçenin kapısını açtı ve yüksek sesle bağırdı. Kalabalık onunla beraber sevinç çığlığı atarak bahçeye çıktı. Elpis bu partinin iyi olmasını istiyordu, bu yüzden moralini bir şeyin bozmasına izin vermeyecekti. İti an çomağı hazırla, Kons ayağa kalktı ve Elpis'e doğru yürüdü. "Bana lavabonun yerini gösterebilir misin?" diye sordu. Elpis cevap vermek üzereyken Arina araya girdi "Benimle gel." dedi. Kons kafasını salladı ve Arinayı takip etti. Parti başladığı için diğerleri kasklarını takmıştı. Boris kaskını takarken yürüdü ve Elpis'in yanına geldi. "Kons'un kusuruna bakma geri döndüğümüzde onu ringe çıkaracağım." dedi ve Elpis'in cevabını beklemeden partiye gelen kızların peşinden gitti. Elpis derin bir nefes aldı. Endişelenecek bir şey yok diye düşündü. "Merhaba!" ses dışardan gelmişti. Elpis dışarı doğru baktığında açık kapının dışında duran arkadaşlarını ve bölümden bir kaç kişiyi gördü. İşte işler şimdi güzelleşmeye başlıyordu. Elpis gülerek kapıya yöneldi. "Hoşgeldiniz." dedi ve düşünüyormuş gibi yaparak kostümleri inceledi. "Kaptan amerika, Wonder women ile sevgili." dedi çift arkadaşlarını göstererek. Ardından ekledi: "Sap Spidermanimiz var, Dalton kardeşler ve Nightwing. Bu arada baya yakışmış kostümler." diyerek ekledi. "Teşekkürler" dedi Nightwing kostümü giyen Thomas. Elpis içeri girmeleri içim bir kaç adım geri çekildi. Hepsi sırayla içeri girerken bölümden arkadaşlarını durdurdu ve kostümlerini incelemeye başladı. Sadece 4 kişiydiler: Kane köpekbalığı, Joseph Superman, Rex Einstein ve Sophia Batgirl kostümü giymişti. Elpis aralarında fazla samimiyet olmadığı için ne diyeceğini bilmiyordu. "Kostümlerinize bayıldım." diyerek geçiştirdi onları da. Hepsi başlarıyla onayladı. Teker teker içeri geçerken Joseph durdu. "Okul bir kaç gün ara verebilirmiş." dedi. Elpis burada da okul konuşmak istemiyordu. Başını iki yana salladı. "İnan hiç umurumda değil şuan, sadece eğlenmeye baksak?" diye sordu. Joseph masum bir gülüş sergiledi. "Sen nasıl istersen şampiyon!" dedi. Elpis başını Joseph'in peşinden hareket ettirdi. Genç adam kalabalığa doğru yürürken Arina Elpis'e seslendi: "Hey kedi kadın!" Elpis sesin geldiği yöne doğru başını çevirdi. Arina standdan ona el sallıyordu. Yavaş adımlarla ona doğru yürürken insanlara da çarpmamaya çalışıyordu.

"Bu kadar büyük bir parti verdiğin için kendinle gurur duymalısın." dedi Arina. Elpis bunun bir başarı olduğunu düşünmüyordu. "Ne gururu be? Altı üstü bir kaç ergen." diye küçümsedi. Arina açtığı şarkıyı değiştirmek için pc den bir kaç tuşa bastı. "Haklı olabilirsin ama ortam yanıyor." dedi. Elpis hangi şarkıyı seçeceğine merakla baktı. Arina'nın açtığı şarkıyı görünce tek kaşını havaya kaldırdı. 'Dancin?' diye sordu kendi kendine. Arina başını ritme uygun bir şekilde sallamaya başladı. "Hadi ama bu çok eski!" dedi. Arina onu reddetti: "Bu güzel olduğu gerçeğini değiştirmiyor." Elpis gülümsedi ve hafifçe sallanmaya başladı. İkisi beraber şarkıya eşlik ettiler. Salon coşmuştu, insanlar gülüyor eğleniyor birbirleriyle şakalaşıyorlardı. Elpis tezgahta duran içkiyi eline aldı ve dudaklarına götürürken konuştu. "Sence daha birileri gelir mi?" diye sordu. Arina kaşlarıyla kapıyı işaret etti ve iki kolunu birden havaya kaldırdı. "Parti daha başlamadı bile!" dedi bağırarak. Elpis içkiden bir yudum alırken kapıya baktı. İçeri üç kişi girdi; samuray, gladyatör ve assasin. Kostümleri garip şekilde çok iyiydi. Dünya kadar para dökmüş olmalıydılar. Elpis şaşırmıştı, bu kadar küçük bir partide bu kadar iyi kostümler? Ya bir terslik vardı ya da bu insanlar yanlış partideydiler. Elpis'in ona baktığını fark eden assasin bir elini önce göğsüne sonra başına ardından havaya götürdü. Elpis şaşkınca Arina'ya sordu: "Bu da ne demek?" Arina Elpis'in kulağına eğildi. "Sana selam veriyor." diye fısıldadı. Elpis bunu duyunca el sallayarak yanlarına gitti. Gülümsedi ve elini uzattı. "Hoşgeldiniz." dedi. Assasin görünümlü adam Elpis'in elini sıktı. "Merhaba, seninle tanışmak büyük bir onur." dedi. Onur? Elpis'in büyük bir başarısı yoktu. Genç kadın şaşırarak başını eğdi. Adam lafını toparlamaya çalışırcasına "Siz tanıştığınızda böyle söylüyorsunuz değil mi?" diye ekledi. Elpis başıyla onayladı. Bu adamlar yabancı olmalıydı. Elpis yüzlerini incelemeye başladı. Elini sıktığı adamın yüzünün yarısını kapatan bir kapüşonu vardı, suratını görmek çok zordu. Gladyatör olanın suratı apaçık ortadaydı. Samuray ise suratını kapatan bir maske takıyordu. Bu kostümleri nereden bulmuşlardı? Hepsi gerçek gibiydi, Elpis'in içi ürperdi. Yine de insanları şaşkın bakışlarıyla boğmak istemiyordu. Yalandan gülümsedi ve içeri girmeleri için geriye çekildi. "Yanlış anlamazsanız eğer bir soru sormak istiyorum." dedi gergin bir ses tonuyla. Gladyatör gibi giyinmiş adam samimi bir şekilde güldü. "Tabii ki ne olursa." dedi. Sesi oldukça kalın ve gürdü. Bu lafının ardından assasin görünümlü adam ona başını çevirdi ve kısa bir süre bakıştılar. Ardından adam gözlerini devirdi. Elpis neler olup bittiğini anlamakta güçlük çekiyordu. "Ben markus" dedi ve samuray kostümlü adamı işaret ederek ekledi. "Bunlar da senpai ve Ali." dedi. Aniden iki adamda ona döndü. Elpis bu tuhaf isimler karşısında gülmemek için kendini zor tutuyordu. "Senpai?" diye sordu Elpis. Markus mahçup bir şekilde başıyla onayladı. "Yaa işte arkadaş arasında lakabıyla çağırıyoruz." Senpai Markus'u sertçe dürttü ve Elpis'e selam bile vermeden içeri yürüdü. "İçecek tezgahı nerede?" diye sordu Markus. Elpis arkasında Arina'nın olduğu yeri işaret etti. Markus gülümsedi ve tezgaha doğru yürüdü. Elpis ona neden böyle davrandıklarını anlamamıştı. İçinden bir ses garip olaylar döndüğünü söylüyordu. Kafasını Ali'ye çevirdi ve konuşmaya başladı." Her zaman böyle mi bunlar?" diye sordu. Ali iki kolunu önünde birleştirdi ve başıyla onayladı. Elpis derin bir nefes aldı ve gülümsedi "İçeri gelmez misin?" diye sordu bu sefer. Ali onu reddetti. " Biraz dışarda konuşma imkanımız var mı?" diye sordu. Elpis'in içinde ki şüphe iyice artmıştı. Elpis ile konuşacak neyi olabilirdi? Kesinlikle Ali'yi tanımıyordu, tanıdığı kimse bu kostümleri alacak kadar zengin değildi. Elpis'in içinde ki şüphe suratına yansıdı ve kaşları çatıldı. "Ne konuşacağız?" diye sordu. Ali Elpis'e kilitlendi ve cevapladı. "Kurcaladığın bir arı kovanı hakkında."

Elpis bu cümleyi duyar duymaz tüm kanı çekilmiş gibi hissetti. Elleri soğumuş ve uyuşmuştu. Kaşları iyice çatıldı ve konuştu." Arı kovanı mı? Ben sıradan hayatını yaşayan bir kızım beni-" dedi ve Ali lafını kesti. "Lütfen, önemli." dedi. Elpis daha önce birden fazla duyguyu aynı anda hiç yaşamamıştı. İçinde ki korku Ali her ağzını açışında büyüyordu. Aynı zamanda heyecandan titriyor, endişe içini yavaşça kaplıyordu. Evden bir kaç adım dışarı çıktı ve arkasını dönüp Ali'ye baktı. "Kısa bir cadde turu fena olmaz, temiz hava alırım." dedi kendini rahatlatmaya çalışarak. Ali Elpis'i takip etti ve dışarı çıkınca kapşonunu hafifçe yukarı kaldırdı. Sokak lambasının ışığı çenesine vurdu. Kirli sakalı vardı Elpis'in tahminince gençti. Ardından eli cebine gitti ve bir sigara çıkarıp yaktı. Paketi Elpis'e uzattı "İçer misin?" diye sordu. Elpis bu marka sigara içmiyordu. Bu onun için baya pahalıydı. Gülümsedi ve bir dal sigara aldı. Ali çakmağını ona uzattı ve yürümeye başladı. Elpis ağzında ki sigarayı yakarken yürüdü. Ali sigaradan bir yudum aldıktan sonra geriye doğru üfledi. Evden yavaş yavaş uzaklaşmaya başladıklarında Ali konuşmaya başladı. "Akrabaların hakkında ne biliyorsun?" diye sordu. Bu kadar önemli olan şey bu muydu? "Pek bir şey değil. Çoğunu görmedim..." dedi ve alaycı bir gülüş atarak ekledi. "Doğrusu hiçbirini görmedim, tek babam." Bu trajikomikti, çoğu genç yeni dünya düzenin de akrabalarından habersiz yaşardı. "Bu kadar önemli olan şey bu muydu?" diye sordu. Ali köşeyi dönerken konuşmaya başladı. "Bazen akrabalarını araştırman gerekir. Durumları nasıl, iyiler mi, bir şeye ihtiyaçları var mı?" diye sordu. Elpis bu saçma soru karşısında sesli bir şekilde güldü. "Beni düşünmeyenleri ben neden düşüneyim?" diye sorguladı. Ali durdu ve Elpis'e başını çevirdi. "Ya onlar da senin için aynı şeyi düşünüyorsa?" diye sordu. Elpis bu açıdan hiç düşünmemişti. Kendine yakın gördüğü tek teyzesi vardı, onunla da senede bir kez anca telefon görüşmesi yapardı. " Haklısın." dedi Elpis sakin bir sesle. Fakat hala Ali'nin ona söyleyeceği şeyi merak ediyordu. "Afedersin, önemli olan kısmı kaçırdım sanırım." dedi tekrar alaycı tavır takınarak.

Ali sigarasından son bir yudum aldı ve eliyle söndürüp cebine koydu. Elpis şaşkınlıkla yaptığı hareketi sorguluyordu. "Hayatı bir boşluktan ibaret sanıyorsun, sorguluyorsun fakat cevapları hep farklı yerlerde aradın. Eşsizsin Elpis ama hala farketmedin." dedi ve geri dönüp eve doğru yürümeye başladı. Elpis şaşkınlıkla arkasından baktı. Onun hakkında bu kadar şeyi nasıl bilebilirdi? Hayatı ergen bir genç kız gibi yaşamaya sorgulamamaya çalışıyordu. Bu adam bunu nasıl bilebilirdi? Kafası karışmış halde peşinden yürüdü. "Sen bunları nereden-" dedi ve Ali sözünü kesti. "Analiz ettim." dedi net bir şekilde. Elpis bunu kurcalayacaktı, fakat şuan için bu egositle uğraşmak istemiyordu. Eve doğru ağır adımlarla yürürken Ali tekrar konuştu: "Resim çiziyorsun, değil mi?" diye sordu. Elpis gelen soru karşısında afalladı. Resim çizdiğini herkes bilmezdi. Çizip sattığı çoğu resme imza atmazdı. Bu kadarı da fazlaydı ama. "Evet, birisi falan mı önerdi?" diye sordu gerçekçi yaklaşmaya çalışarak, öbür türlü vardığı sonuç onun zihin okuyor olmasıydı. Ali başını onaylarcasına salladı. "Benim içinde bir şey tasarlayabilir misin?" diye sordu tekrar. Elpis'in içi rahatlamaya başlamıştı. "Tabii ne istersin?" diye sordu. İkisi de evin önüne gelmişti. Ali konuşmak için ağzını açtığında müzik sesi onu susturdu. Son ses bassla onlara doğru yaklaşan arabayı farketti. Farları Elpis'in gözünü alıyordu, Elpis bir elini ışığı engellemek için havaya kaldırdı. Araba yaklaştıkça modeli belli olmaya başladı. Benzinli bir Bmw... Elpis bu arabaların yok edildiğini sanıyordu ama araba yeni fabrikadan çıkmış gibi tertemizdi. Şaşkınlığını gizlemeye çalışırken müzik sesi kısıldı. Araba yavaşça evin önüne park etti. Elpis arabayı incelerken içerisinden asker kostümlü bir adam indi. Kostümü oldukça moderndi, son savaşta kullanılan üniformalardandı... Farklı olarak kafasında ekrandan oluşan kulaklı bir kask vardı. Arabadan indi ve üstünü düzeltip Elpis'e baktı. Ali kafasını Elpis'e çevirdi ve konuşmasına devam etti. "Yok oluşu, Elpis. Çünkü çok yaklaştı." dedi ve eve doğru yürüdü. Elpis gözlerini adamdan ayıramıyordu. Fazlasıyla distopikti, sanki yürüyen bir savaştı. Adam arabayı anahtarla kilitledi ve Elpis'e doğru yürümeye başladı. Bir saniye, yoksa parti için mi gelmişti. Bu partinin kalitesi fazla yükselmeye başladı. Sadece üniversiteli ergenler içindi bu parti, moda şovu değildi. Adam Elpis'in yanına geldiğinde yarım ağızla gülümsedi. Kafasında ki kask yüzünün belli bir kısmını kaplıyordu. Adamın hiç sakalı yoktu, dudakları büyük, boyu Elpis'in tahminince 190 civarıydı, çenesi ise hatlıydı. "Güzelim buralarda bir parti var dediler, dudaklarıma bakmayı kesince tarif eder misin?" dedi alaycı bir şekilde. Elpis hemen irkildi ve cevabı yapıştırdı. "Motoru kapattığına göre çoktan gelmişsin." dedi. Ardından eve doğru yöneldi. Adam Elpis'i kolundan hafifçe tuttu. "Adın ne?" diye sordu. Elpis kolunu adamdan kurtardı ve asker selamı vererek cevapladı. "Elpis Price, San Francisco emret komutanım." Adam bunu duyunca surat ifadesi değişti. "Bana bu kadar güzel olduğundan bahsetmediler." dedi şaşkın bir şekilde. Elpis adam ona yavşıyor mu yoksa ciddi mi emin olamıyordu. "Partiye arkadaşım davet etti de seni bulmamı söylediler." dedi ve asker selamı vererek ekledi. "Christopher Kosova tavrım için affet beni." dedi. Elpis gözlerini devirdi ve gülümsedi. "Önemli değil." dedi ve beraber içeri doğru yürüdüler. İçeri girdiklerinde Elpis yüksek sesten rahatsız olarak ellerini kulaklarına götürdü.

Bakışları Arina'yı ararken koltukta oturan ekibi fark etti. Markus, Boris ile kahkaha atıyordu, Senpai, Vlad ile derin bir sohbetin içerisindeydi. Bunlar nasıl hemen kaynaşmıştı? Elpis koltukta oturmuş Yulia ile konuşan Ali'yi görünce gülümsedi. Ali başını aniden Elpis'e çevirdi ve oturuşunu düzeltip diğerlerini dürttü. Herkes'in bakışları şimdi ikilinin üstündeydi. İkili girişte öylece durmuş ekibi izliyordu. Elpis kendinden fazlaca uzun olan adama baktı. "Tanışıyor musunuz?" diye sordu bağırarak, son ses açık olan müzikten anca bu şekilde duyabilirdi. Christopher başını olumsuz anlamda salladı. Yulia sağ kolunu havaya kaldırdı ve gülerek onları yanlarına çağırdı. Elpis arkadaşının mutlu olduğunu görünce gülümsedi. Son zamanlarda bu kadar gülememişlerdi. Onun yerine hep hüzün ve göz yaşı vardı. Elpis yavaş adımlarla onlara doğru yürürken içini kötü bir his kaplamıştı. Ali ve diğerleri oldukça gergin gözüküyordu. Elpis koltuğa yerleşti, Christopher peşi sıra Elpis'in yanına oturdu ve koltuğa genişçe yayıldı. Christopher bu kadar rahatken diğerleri fazlasıyla gerginlerdi. Sanki önemli bir devlet meselesi konuşmak için toplanmış gibiydiler. Özellikle de Senpai, tek dizi hızlıca titriyor, maskenin altından bile belli olan ölümcül bakışlar atıyordu. Yulia durumu fark edince ortamdan uzaklaşmak için ayağa kalktı. "Ben içkileri tazeleyeyim." Chris , Yulia'yı kolundan sıkıca tuttu ve kulağına yaklaşarak konuştu: "Bana ağır bir şey getir, çocuk gibi votka içmeyeceğim." dedi. Elpis bu tavrından rahatsız olmuştu.

Yulia garip bakışlar atarak olduğu yerden uzaklaştı, onun da içini korku kaplamıştı. Chris'in mizacı çok sertti, umuyordu ki partide biraz rahatlasın. Elpis'in bakışları Markus da idi, kaşları çatılmış sert bir şekilde Chris'i süzüyordu. Chris sesli bir şekilde güldü ve konuştu: "Hadi ama millet! Kostümüm için çok para verdim, o kadar kötü olamaz!" Elpis göz ucuyla adama baktı, sinsi bir gülümseme takmıştı suratına. "Kötü değil zaten, fiziğine çok uymuş." dedi Vladimir, ardından eliyle kaskını işaret ederek ekledi: "Kask olmamış gibi." Chris kıkırdadı ve adamı cevapladı: "Kendimden bir parça taşımak istedim." Kadının bakışları öfkeyle nefes alıp veren samuraya kaydı, saldırmamak için zor duruyor gibiydi. "Oros*u çocuğu kişiliğin yeterdi, kask fazla olmuş." dedi Senpai sessizce. Chris'in bakışları Senpai'ye kaydı ve sordu: "Efendim?" Duymazlıktan gelmişti. Bunlar kesinlikle tanıyordu birbirlerini, Elpis gerilmişti. Kadının kalbi deli gibi çarpıyordu, kavga çıksın istemezdi hele böyle bir günde. "Bir şey demedim." dedi Senpai, kendini sakinleştirmeye çalışıyordu. Chris yarım ağızla gülümsedi ve konuştu: "Bende öyle düşünmüştüm." Ortamda ki gerginlik gittikçe artıyordu, kadın korkmaya başlamıştı. Patlamak için adeta bir kıvılcım bekliyorlardı. O sırada Konstantin konuştu: "Sorun çıkarmaya mı çalışıyorsun?" diye sordu. İşte beklenen kıvılcım da gelmişti, Elpis hiç şaşırmamıştı. Chris sesli bir şekilde güldü tekrar, ardından kadının elini tuttu. Elpis hızlıca bakışlarını önce eline, sonra adama çevirdi. Chris kadına samimi bir şekilde gülümseyip konuştu: "Bu güzel kadının partisini mahvetmek istemem doğrusu." Elpis utanmıştı, elini adamdan kurtarmaya çalıştı, fakat Chris kızın elini sıkıca tutuyordu. "Çek elini ondan!" diye bağırdı Konstantin ayağa kalkarken. Kons ile beraber ayağa Ali kalktı ve adamı tutup koltuğa geri itti. Konstantin yerine geri otururken Ali konuştu: "Aklını başına topla!" Konstantin'in kaşları çatıldı, bakışları Ali'deydi. "Tutma, bırak gelsin." dedi Chris ve tekrar güldü. Elpis korkuyla elini çekti adamdan, onun için kavga etmelerini istemiyordu. Konstantin dişlerini sıkıyordu, Ali bir süre adamın suratına baktı. Konstantin yavaş yavaş sakinleşmeye başladı. Bunu nasıl yapmıştı? "Sende abartma, kavganın yeri burası değil biliyorsun." dedi Ali Chris'e dönerken. Chris ellerini önünde birleştirdi ve gülümseyerek başıyla onayladı. Yulia elinde tepsiyle içeri girdi, masayı tepsiye bırakırken göz ucuyla Chris'e bakıyordu. Senpai koltuktan kalktı, daha fazla o ortama dayanamamıştı. Markus adamın peşinden bakarken konuştu: "Gelmeden önce biraz tartıştık, affedersiniz." Elpis onu bakışlarıyla onayladı, ardından Yulia'nın masaya bıraktığı içkilerden birine uzandı. Bu ortamdan bununla kurtulabilirdi.

Bir saat boyunca neredeyse hiç konuşmamışlardı, sadece Vlad ile Yulia konuşmuştu. Elpis sadece içmiş, kimseyle diyaloga girmemişti. Üçüncü bardaktan sonra umurunda da olmamıştı kimsenin konuşması. Elpis gülerek ayağa kalktı, içkisini aldı ve oturan arkadaşlarına dönüp konuştu: "Ben biraz dans edeceğim, izninizle." ardından dış bahçeye doğru yöneldi. İçinde tuttuğu öfke kapının girişinde cereyan etti, kadın tekrar onlara döndü ve ekledi: "Siz de boş boş oturun burada, andavallar!" diye bağırdı ve cevaplarını beklemeden dışarı çıktı. Joseph'i görünce gülümsedi ve adama doğru ilerlerdi. Bir elinde içki olduğu yerde salınıyordu, kadını fark edince bardağını havaya kaldırdı. Elpis ona yaklaştı ve konuştu: "Eğleniyor musun?" Joseph kadını başıyla onayladı ve bardağını uzattı. Elpis elinde ki bardağı adamın bardağına tokuşturdu. "Şerefe!" dedi ve bardağı başına dikti. Su gibi boğazından akan votka içini yakarken gözlerini kapattı. Bu hisse bayılıyordu genç kadın, o sıcaklığı seviyordu. "Kostümünü sevdim, çok yakışmış." dedi Joseph bardağını masaya koyarken. Elpis yavaşça sallanmaya başladı, çalan şarkıyı seviyordu. "Böyle düşünmene sevindim." dedi kadın. Joseph bakışlarıyla içeriyi işaret etti ve sordu: "O adamlar kim? Baya iyiler kostümleri, fizikleri falan..." Elpis onları kadına hatırlattığı için kaşlarını çatarak baktı adama. "Bir kaçı arkadaşımız, diğerlerini tanımıyorum" dedi Elpis, ardından gözlerini devirip ekledi: "Ayrıca sadece dışarıdan iyiler, içlerinde hepsi berbat bence." Elpis sesli bir şekilde gülmeye başladı, çevresindekiler kadına bakıyordu. Fazla dikkat çekmişti, işte şimdi Nigthwing yanına geliyordu. "Burası yıkılıyor!" dedi adam ellerini havaya kaldırırken. Elpis onu başıyla onayladı, gözleri Senpai'yi aradı. Dışarı çıkmıştı en son, buralarda olmalıydı. Kadının kaşları hafifçe çatıldı ve yanlarına gelen adama sordu: "Samuray kostümlü bir adam gördün mü?" Adam kadını başıyla onayladı ve kalabalığı işaret etti. Elpis içkisini eline aldı ve işaret ettiği yere yürümeye başladı. Kalabalık heyecanla birinin etrafında toplanmış, video çekiyorlardı. Elpis merakla kalabalığın arasına girdi ve Senpai'yi gördü. Adam tam ortalarında durmuş dans ediyordu. Havada bir kaç takla attı ve kendi etrafında dönerken yere yattı. Elpis'in ağzı kocaman açıldı, çok atletikti. Ardından Senpai amuda kalktı, yavaşça vücudunu yere indirdi ve başının üzerinde durdu. Ardından kollarıyla destek alarak kendini çevirdi, başının üzerinde dönüyordu. Elpis bu hareketi internetten izlemişti, canlı izlemek daha çok hoşuna gitmişti. Kadın şaşkın kahkahalar atarak adama baktı. Senpai kadını fark ettiğinde bir hamleyle havaya sıçradı ve iki ayağının üzerinde yere indi. Kadına doğru yürüdü, elinde ki içkiyi aldı ve yavaşça maskesini kaldırdı. Bardağı dudaklarına götürürken kadın adamı inceleme fırsatı buldu. Pürüzsüz bebeksi bir cildi ve köşeli çenesi... Bardağı yere attı ve kadının elinden tutup kalabalığın ortasına çekti. "Dans edebilir misin?" diye fısıldadı kadının kulağına. Elpis gülerek cevapladı: "Ah hayır! Hayır edemem!" Senpai kıkırdadı ve kadının elini yukarı kaldırıp kendi etrafında döndürdü. "Bana uyum sağla sadece!" diye bağırdı Senpai. Elpis şaşkın bakışlarla adamı izliyordu. Adam ardından iki eliyle kadını belinden tuttu ve havaya kaldırdı. Elpis'in yüksekil korkusu vardı, bedeni havaya yükselirken bağırdı. Senpai durumdan gayet memnun gibiydi, kadını yavaşça yere indirdi. "Peki." dedi Senpai, kadını bırakmıştı. Elpis derin nefesler alarak uzaklaştı. Kendine gelmesi gerekiyordu, hızlı adımlarla içeri girdi. Koltuktakilere bakmadan mutfağa yöneldi, musluğun yanına ulaştığında suyu açtı. Akan suyun altına elini tuttu ve eline suyun dolmasını bekledi. Su eline dolduğunda hızlı bir şekilde suratına çarptı. Öndeki saçları ıslanırken umursamadı, aynı hareketi bir daha yaptı. Kadının suratı çok ısınmıştı, içki kapasitesi dolmuş gibiydi. "Ben yardım edeyim!" dedi erkek sesi kadının saçlarını tutarken. Elpis adama bakmadı, suyu suratına çarpmaya devam etti. Bir süre sonra suyu kapattı ve suratından akan suyu sildi eliyle. Bakışları saçlarını tutan adama kaydı, Chris ayakta durmuş gülümseyerek kadına bakıyordu. İnci gibi parıldayan dişleri, gerilmiş dudakları dikkatini çekti kadının. "Daha iyi misin? Yoksa senin için dünyayı mı yakayım?" diye sordu Chris gülerek. Elpis sorunun saçmalığını düşünmeden gülümsedi ve adamı cevapladı: "Zaten dünyayı yakan tipler gibi giyinmişsin." dedi ve adama yaklaştı. Elpis suratını adamın suratına yaklaştırıp, bakışlarını dudaklarına kilitleyip ekledi: "Senden daha azı beklenmezdi." Chris'in kadına böyle asılması nedense hoşuna gitmişti, daha önce hiç bir erkek kadına böyle davranmamıştı.

Chris bir elini kadının beline sardı ve ani bir hamleyle kendine çekti. Artık aralarında hiç mesafe kalmamıştı, kadının vücudu adamın sıcak bedeniyle buluştu. "Böyle bir kadın için kendimi bile yakarım." dedi sessizce. Müzik sesi adeta kısılmıştı, ikili etrafında ki kimseyi duymuyordu. "Neden benimle böyle konuşuyorsun?" diye sordu Elpis adamın kaskına bakarak, gözlerini göremiyordu. "Seni arkadaşımın telefonunda gördüğümden beri seni düşünüyorum." dedi ve suratını kadının suratına yaklaştırdı. Elpis bu arkadaşın kim olduğunu düşünüyordu. "Senin hakkında çok şey araştırdım, diğer kadınlar gibi değilsin." dedi ve dudaklarını kadının dudaklarına yaklaştırıp ekledi: "Bu da beni baştan çıkarmaya yetiyor." Elpis bayılacak gibiydi, adamın konuşma şekli, robotsu erkek sesi ve o öpülesi dudakları... "Saçma bir şey yapmak üzereyim, durdur beni." dedi adamın dudaklarına bakarak. Chris sessizce güldü ve cevapladı kadını: "Durduranı hastanelik ederim." Elpis gözlerini kapattı ve adamın altı dudağını dudaklarının arasına aldı. Chris anında ona karşılık verdi ve üst dudağını çekti içine. Elpis kendini ona teslim etmişti, biri onları izliyorsa da umurunda değildi. Dudakları birbiriyle dans ediyordu, Chirs sıcak nefesini kadının suratına verdiğinde Elpis kendinden geçti. İkili şehvetli bir şekilde öpüşürken Elpis'in arkasından bir ses yükseldi: "Ellie?" Elpis adamı itti ve dudaklarını silerek arkasına döndü. Markus ile göz göze geldiler, adamın suratında ki hayal kırıklığını okuyabiliyordu. Ama bundan ona neydi? Elpis istediği erkekle öpüşebilirdi. Markus kaşlarını çattı ve hızlı adımlarla içeri yürüdü, Elpis adamın peşinden içeri girdi. "Kalk." dedi Markus ciddi bir sesle. Ali başını adama çevirdi, ardından ayağa kalkıp ilerledi. Senpai de sanki onları görmüş gibi bahçeden peşlerine takıldı. Üçlü dışarı çıkarken Elpis olayları anlamaya çalışıyordu, ne olmuştu şimdi? "Hey nere-" Markus işaret parmağını kadına kaldırdı ve lafını kesti: "SAKIN KONUŞMA!" çenesi titriyordu, gözleri dolu dolu arkasına döndü. Elpis kapının girişinde onların gidişini izledi. Az önce yaşadığı olaydan daha duyguluydu bu, neden böyle yaptıklarını çözmeye çalıştı bir süre. Kadının içinde bir şey kopmuştu, tam tarif edemediği bir şey. Elpis arkasını döndü ve somurtarak içeri geri girdi. Arina kadının üzüldüğünü görünce suratını düşürdü ve sordu: "Bir sorun yok değil mi?" Elpis'in gözleri doldu, içkiden ötürü mü olmuştu bu duygusallığı. "Bir sorun yok, Chris nerede?" diye sordu Arina'ya. Arina tek kaşını havaya kaldırdı ve kadının sorusuna soruyla karşılık verdi: "Chris kim?" Elpis kadını geçip mutfağa doğru yürüdü, mutfakta kimse yoktu. Bakışları odanın içinde adamı aradı, fakat ortalıkta yoktu. Arina'nın meraklı bakışlarını fark ettiğinde kadına cevap verdi: "Şu asker kıyafetli.." dedi ve bir hızla bahçeye koştu, orada olmalıydı adam. Elpis bahçeye çıktığında bakışları insanlarda gezdi, orada da yoktu... Elpis'i terk etmişti, bir şey demeden. "Gitmiş..." dedi kendi kendine, ardından parmaklarını dudaklarına götürdü ve dokundu. Bir anlığına adamın dudaklarını kendi dudaklarında hissetti, salak gibi gülümsedi. Neden birden adamı öpmek istemişti, aşk böyle bir şey miydi? İçinde adama karşı en ufak bir hoşlantı yokken neden yapmıştı bunu? "Sana ne oluyor?" diye sordu Arina. Elpis bakışlarını kadına çevirdi, cevapladı kısık sesle: "Ben hiç bir şey hissetmediğim bir adamı öptüm." Arina'nın gözleri kocaman açıldı, kadının yanına gülümseyerek ilerledi. "O asker çocuk mu? Çok havalıydı, ne yaptınız? Nerede öptün?" Arina peşi peşine soru sorarken Elpis'in içini vicdan azabı kaplamaya başladı. Markus'un suratı aklına geldi, gözleri dolu dolu kadına dediği şey... Elpis'in suratı düştü, ne yaptığının farkına yeni varıyordu. "Ben, başım ağrıyor... Duş alacağım." dedi ve kadının cevabını beklemeden merdivenlere doğru yürüdü.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.