Hafif rüzgarda savrulan platin saçları, burnunun üzerindeki iri güneş gözlüğü, kırmızı topuklu ayakkabıları ve yapmak için bir saat ayırdığı makyajıyla fakültenin girişine doğru yürüyordu. Topuğunun, her yere değdiğinde çıkarttığı tok sesi seviyordu. Sağ elini suratına götürdü ve gözlüğünü çıkardı, etrafa hızlı bir bakış attı. Fakültenin önündeki gençler kadına bakıyor, aralarında gülüşüyorlardı. Elpis kararlıydı, bu sene uzun bir ilişkiye başlayacaktı. Yirmi bir sene boyunca hiç bir erkekle arkadaşlık dışında iletişimde bulunmamıştı. Kısa ömrünü sanata, felsefeye, tarihe ve kurgu kitaplarına ayırmıştı. Ne olurdu birazda o diğer insanlar gibi yaşasaydı? Fakülteden içeri girdi, burası çok eski bir yerdi. Üçüncü dünya savaşında ayakta kalan sayılı okullardan birisiydi ve bu okul onun tek başarısıydı. Nükleer bombalar her yere yağmur gibi yağarken burayı es geçmesi büyük bir şanstı. Duvarlarından tarih akan okul eski modernlikle dizayn edilmişti. O zamanlar bu insanlar nasıl bunları hoş buluyordu? Mavi, beyaz ve sert köşeli detaylar, üzerlerinde tek bir işleme bile yoktu. Elpis'in sadelikten midesi bulanırken sınıfı aramaya başladı; bulması çok zor olacak gibi değildi. Geniş büyük işlemeli kapısı olan sınıf, okulda ki tek victorian tarzında dekore edilmiş odaydı. Elpis bu bölümü tercih ettiği için kendini tebrik etti. İçi dışı sadelik olmuştu, özellikle yeni dünya düzeninde. Elpis kapıdan içeri girdi ve etrafı incelemeye başladı; ahşap masalar ve sandalyeler, heykeller, tablolar ve dahası. Sonunda içi huzurla dolmuştu. Köşede oturan Arina'yı görünce yanının boş olduğunu fark etti ve oraya doğru ilerlemeye başladı. Arina ile aynı okula gelmeleri büyük bir tesadüftü ve Elpis'in işine gelmişti. İnsanlarla rahat tanışamazdı. "Selam Arina." dedi rahat bir sesle. Arina bir elinde ayna, diğer elinde kırmızı bir ruj tutuyordu. Dudağında gezdirdiği ruju uzaklaştırdı ve kıza döndü. "Selam tatlım!" dedi erotik bir sesle. Elpis Arina'nın onunla böyle konuşmasını anlamsız buluyordu. Fakat Arina genel olarak herkesle böyle konuşurdu, feminenlikle masküllenlik arası git gel yaşayan bir kadındı. Elpis'in tersine çok fazla ilişkisi olmuştu; bazen barda ki bir adam, bazen bir polis memuru ve Elpis'in bilmediği çok fazla adam. Elpis kadını seyretmeye devam etti. Dirseklerini masaya dayadı ve suratını avuçlarının içine aldı. Platin sarısı saçları ve beyaz teni büyüleyiciydi, dudağında ki kan kırmızısı renk onu feminen yaparken, açıkta kalan kaslı kolları maskülenliğe itiyordu genç kadını. Zor bir hayatı olduğu omzunda ki jilet kesiklerinden belliydi, zaten Elpis'in eski zorbasıydı. Senelerce kızı ezmiş, en sonunda tekrar yanında duran da o olmuştu. "Selam sınıf'" diye bir ses yükseldi kapıdan. Elpis düşüncelerinden uyandı ve kapıya çevirdi bakışlarını. Orta yaşlı, kumral, uzun boylu adam gülümseyerek içeri girdi. Kolunun altına sıkıştırdığı bir kaç kitabı masasına bıraktı ve sınıfın ortasına doğru yürüdü. Gür sesiyle konuşmaya başladı: "Adım Kyle, tarih öğretmeniyim, otuz yedi yaşındayım ve ikizler burcuyum, sorusu olan var mı?" Elpis tek kaşını havaya kaldırdı, bu nasıl kendini tanıtmaktı böyle? Arkadan soru sormak için bir el havaya uzandı. Adam gülümseyerek ekledi: "Hayır yükselenim boğa değil." Öğrenci ısrarla sorusunu sormak için diretti. "Deli Kyle siz misiniz?" diye sordu. Sınıf büyük bir gürültüyle gülerken adam gözlerini devirdi. "Evet sana bunu kim söylediyse doğru demiş." dedi ve cebinden bir kalem çıkarıp tahtaya döndü. Elpis merakla tahtaya yöneldi. Kyle tahtaya büyük harflerle: 3. DÜNYA SAVAŞI diye bir başlık attı. Arkadan olumsuz söylenmeler yükselirken Kyle konuşmaya başladı: "Bir fikri olan?" Elpis heyecanla elini kaldırdı, ilgi alanıydı sonuçta. Kyle eliyle işaret ederek konuşması için izin verdi. "Çin'den Rusya'ya nakliye edilen nükleer bombaların Amerikan ajanları tarafından tespit edilmesi. Çin'in bu konu hakkında bir açıklama yapmadan Rusya'nın Amerika'yı vurması yüzünden, efendim." tek nefeste çok hızlı bir şekilde söylemişti. Kyle'ın suratında gurur dolu bir şaşırma ifadesi oluştu. "Öncelikle sakin ol." dedi ve iki kolunu açıp ekledi "Bunu kimseyle konuşamıyor musun?" Sınıf yüksek sesle alaycı bir şekilde gülmeye başladı. Elpis önce susmalarını bekledi, ardından kendinden emin bir şekilde cevapladı: "Gördüğünüz üzere bu konu onlara sıkıcı geliyor ve ilgilenenlerle de alay ediyorlar. Ama bilmedikleri bir şey var, bu savaşlar onların bu tavrı yüzünden tekrarlanıyor." Kyle iki kolunu önünde birleştirdi ve bakışlarını sınıfa çevirdi. "Sessiz mi kalacaksınız?" diye sordu.
"Peki sen bunları bilip ne yapıyorsun? Bir hayatın olmadıktan sonra bunların ne önemi var?" diye bir ses yükseldi arkadan. Elpis bakışlarını Kyle'dan ayırmadan cevapladı: "Ne yapsaydım, sizin gibi günü birlik, dünyadan bir haber mi yaşasaydım?" Ardından suratına sinsi bir gülümseme yerleştirdi ve arkasına döndü. "Ayrıca bu okula torpille mi girdin çok merak ediyorum, ben buraya serseri almıyorlar sanıyordum." ve önüne döndü. "İşte bu yüzden kadınlar okumama-" dedi genç adam ve sözünü Arina kesti. "Oraya gelirsem kim okumamalı görürsün sersem herif!" dedi sinirle. Kyle güldü, öğrencilerin birbirlerine girmesi diğer akademisyenlerin aksine onu hoşuna gidiyordu. Gençliğini hatırlatıyor, onu eskilere götürüyordu. "Aşk görüyorum." dedi gülerek Kyle. Elpis omuzlarını silkti, böyle bir serseriyle beraber olmazdı. "Güzel ve zeki kadınlardan hoşlanmıyorum, kalsın." dedi aynı çocuk. Elpis bu bir övgü müydü anlamamıştı belki de bu yüzden hiç sevgilisi olmamıştı. Elpis arkasını döndü ve çocuğa bakıp gülümsedi: "Bende zeki tercih ediyorum zaten." dedi ve göz kırptı. Genç adam Elpis'e gıcık bir gülümseme attı ve başıyla onayladı kadını. Elpis geri önüne döndü ve Arina'ya bakıp güldü. Arina ona onaylayıcı bir gülümseme gönderirken Kyle bu durumdan keyif alıyordu. "Birbirinizi yemeniz çok sevimli fakat derse geçelim!" dedi ve iki elini birbirine vurdu. Masasına döndü ve bir kaç kağıdı karıştırırken konuşmaya başladı: "Savaştan bahsedip sizi yormayacağım, onun yerine beyin fırtınası yapacağız." Ardından kağıtları yerine bıraktı ve ortaya doğru yürüyüp ellerini arkada birleştirdi. "Nükleer bombalar sadece şiddetiyle hasar bırakmaz, yaydığı radyasyon daha öldürücüdür. Savaş bittikten sonra insanların çoğu radyasyon yüzünden hayatını kaybetmiştir." dedi ve ciddi bir ifade takındı, ardından ekledi: "Hayvanlar öldü, bitkiler öldü, insanlar öldü... Sırf bir kaç zengin insan güç savaşı yapacak diye." Elpis bu konuda çok kötü oluyordu, vicdanı olan herkes kötü olurdu. İnsanlara üzülmüyordu, Elpis hayvanlara üzülüyordu... Bazı türlerin nesli tükendi, bazıları yok olma eşiğine geldi ve doğan hayvanlar radyasyona bağlı olarak mutasyona uğradı. Bu yüzdendi artık sokaklarda kediler, köpekler ve kuşlar yoktu. Onları bırakın fare bulması bile çok zordu. İnsanlar, bir zamanlar zehirleyerek öldürdükleri canlara muhtaç kalmışlardı. Bu da doğa annenin onlara en büyük işkencesiydi. Kuşlar sadece göç zamanı görünüyor, sonra ortadan kayboluyorlardı, bu insanların derdi neydi? Neden doğayla savaşa girdiler?
Elpis'in düşüncelerini Kyle böldü: "Adın nedir?" diye sordu genç kadına bakarken. Elpis irkilerek uyandı düşüncelerinden. "Elpis Pandora Price, efendim." Kyle'ın suratında garip bir gülümseme oluştu. "İsimlerinin anlamlarını biliyor musun?" diye sordu tekrardan. Elpis başını onaylarcasına salladı ve cevapladı: "Pandora tüm kötülükleri içinde barındıran efsanevi bir kutu, Elpis içinde ki tek umut parçası." Kyle başını gururla kaldırdı. "Hangisi tercihin?" diye sordu Kyle. Elpis ilk defa bu soruyu almıştı. Bu konuda bilgili birini bulması çok zordu. Elpis bunun cevabını hiç düşünmemişti, dünyaya kötülüğü salan Pandora mı? Yoksa insanlara umut veren Elpis miydi? "Elpis." dedi net bir şekilde. Kyle'ın suratında bu sefer garip bir ifade oluştu, Elpis bunu anlamlandıramamıştı. "Demek insanlıktan umutlusun Elpis." dedi ve iki kolunu önünde birleştirip ekledi: "Söyle o zaman; neden savaşlarda birbirimizi öldürüyoruz?" Elpis bu soruyu sürekli kendine sorardı, cevabı kesindi. "Büyük biraderlerin güç kavgası, zamanla savaşa dönüşür. Kimse aslında halkını önemsemez." dedi ve Kyle lafını kesti: "Öyle deme halkını önemseyen liderler de vardır." Elpis tek kaşını havaya kaldırdı ve sordu:" Kim mesela?" Kyle, kadının bu egosundan hoşlanmamıştı. "4. Baldwin, Hammurabi, Atatürk ve daha bir çoğu-" dedi ve lafını bu sefer Elpis kesti: " Affedersiniz lafınızı böldüm, ben büyük biraderlerden bahsetmiştim, liderlerden değil." dedi ve yarım ağızla gülümsedi. Kyle'ın nutku tutulmuştu, kadının bu denli bilgili olması onu şok etmişti. Sınıftan tezahürat yağarken adam şaşkın bakışlarla kadına bakıyordu. Elpis kendiyle gurur duymuştu, ilk defa bilgili olduğu için taktir edilmişti. Şaşkın bir bakış atarak ekledi: "Arkadaşlar bunları hepimiz bilmiyor muyuz zaten?" Kyle ağzı açık bir şekilde genç kadını izliyordu. "Hayır Elpis çoğu kesinlikle bunu bilmiyor." dedi gülerek. Şaşkınlığını gizlemeye çalışıyordu, yaşadıkları devirde tarihle ilgilenen az kişi vardı. Elpis'in yaşında tarihle ilgilenenler ise çok az bir kısımdı. Kyle gülerek başını yere eğdi ve ekledi: "Bir daha Elpis'e söz vermeyeceğim sanırım, başka fikri olan?"
Kyle dersi bitirdiğinde hava serinlemeye başlamıştı, Elpis eve gitmek için sabırsızlanıyordu. Hızlıca toparlanırken Kyle'ın bakışları Elpis'teydi. Elpis balını kaldırıp adama gülümserken, ders başında tartıştığı çocuk yanına geldi. Elpis bakışlarını genç adama çevirdi, yakından inceleme fırsatı bulmuştu. İlk gözüne çarpan şey; kalıplı olmasıydı, devamını beyaz teni, mavi gözleri ve sakalsız suratı çekiyordu. Çocuk genişçe gülümsedi ve konuştu: "Özür dilerim, öyle konuşmamam gerekirdi." dedi. Elpis başıyla onayladı onu ve toparlanmaya devam etti. "Bu arada ben Joseph." diye ekledi çocuk. Elpis bakışlarını tekrar çocuğa çevirdi, tanışmak konusunda ısrar ediyordu. "Memnun oldum." dedi ve ayağa kalktı. Arina peşinden ayağa kalkarken Joseph'i ittirdi. "Hey Elpis!" diye bağırdı Joseph. Elpis tek kaşını havaya kaldırdı ve merakla döndü arkasına. "Özür olarak sana bir kahve ısmarlamak isterim." diye ekledi Joseph. Elpis ile Arina birbirlerine baktı. İkisi de normal şartlarda bu çocukla kahve içmeyi bırak, yanından geçmezlerdi. Ama söz konusu hatasını anlamış olmasıydı, Elpis bir şans daha verirdi. Elpis başıyla onayladı ve yürümeye devam etti. Kyle'ın yanından geçerken adam ona gülümseyerek konuştu: "Aman birbirinizi yemeyin." Elpis güldü ve duraksayıp cevapladı eğitmeni: "Yemeyiz, merak etmeyin." Daha sonra Joseph'e bakıp ekledi: "Yersek mutlaka sizi çağırırız." Kyle gülerken Elpis yürümeye devam etti.
Kafeterya da otururken Elpis, Joseph'i süzüyordu. Sporcu olduğu her halinden belliydi, yüksek ihtimalle böyle girebilmişti okula. "Kötü bir başlangıç yaptık, bunu unutalım." dedi Joseph mahçup bir sesle. Arina kaşlarını çatmış, kollarını önünde birleştirmiş, bacak bacak üzerine atmış oturuyordu. Adama attığı bakışlar korkunçtu, tek kelimesinde okulda olmasına bakmaz döverdi. Çünkü kafadan çatlak bir kızdı, söz ustasıydı sadece laflarıyla bile işini bitirebilirdi. "Joseph normal de senin gibi insanlara ikinci şansı hastane odasında tanıyoruz." dedi tehditkar bir sesle Arina. Haklıydı, Arina'nın düşmanlarının son durağı hastane odası olurdu. "Ama Joseph hatasının farkında, bu yüzden buradayız." diye girdi lafa Elpis, en yakın arkadaşıyla okulun ilk günü atılmak istemiyordu. Arina başıyla onayladı Elpis'i. Joseph ürkmüştü, özellikle Arina'nın bakışlarından. "Siz ne kadardır arkadaşsınız?" diye sordu Joseph. Elpis hafifçe kıkırdadı ve cevapladı adamı: "Ortaokuldan beri." Joseph anladığını göstermek için kaşlarınıı havaya kaldırdı. Genç adam Arina'ya bakıp gülümsedi, Arina ona karşılık vermedi. "Yemeyeceksin değil mi beni?" diye sordu ortamı yumuşatmaya çalışıyordu. "Bilmem, tadın güzel mi?" diye sordu Arina istifini bozmadan. Bu yüzden ikilinin başka hiç arkadaşı yoktu, Arina hepsini ürkütüyordu. "Sen sporcu musun?" diye sordu Elpis, konuyu dağıtmaya çalışıyordu. Joseph Elpis'e baktı, soruyu algılayınca başıyla onayladı ve cevap verdi: "Bir süre basketboll oynadım, ondan sonra bırakıp boksör oldum." Elpis yarım ağızla gülümsedi ve göz ucuyla Arina'ya baktı. "Bir ara ringde görmek isterim, ne marifetin varmış bakalım." dedi Arina ve gülümsedi. Kadın'ın bu laftan sonra yumuşayacağını biliyordu Elpis. "Arina neredeyse her dövüş sporunu yapmıştır, kung-fu, muay-thai, boks, yakın dövüş, silah..." Elpis bunları sayarken lafını Arina kesti: "Onu korkutmayalım kuzum." ve güldü. Elpis çenesini kapattı ve sahte bir şekilde gülümsedi, silahı ağzından kaçırmıştı. Silah artık normal insanlara verilmiyordu. "Haberleri gördün mü?" diye yaklaştı genç bir çocuk Joseph'E. Elpis merakla çocuğa baktı; kalıplı, uzun boylu, gözlüklü esmer biriydi. Joseph kaşlarını çattı ve cevapladı: "Yine şu uzak diyar saçmalığı mı?" diye sordu. Uzak diyar mı? Elpis bunu herkesin ağzından duyuyordu son zamanlarda. "Buraya oturabilir miyim?" diye sordu çocuk iki kadına boştaki sandalyeyi gösterirken. Arina başıyla izin verdi çocuğa. Çocuk telefonunu heyecanla çıkardı ve videoyu açıp Joseph'e izletmeye başladı. Joseph videoyu izlerken başta şaşırdı, videodan bağrışmalar ve uçak sesi geliyordu. Elpis meraklanmıştı, Arina'ya baktı, Arina da onun gibi merakla ekrana bakıyordu. "Bende izleyeceğim!" dedi meraklı bir sesle Arina. Joseph afallamış gibiydi, bakışları masaya kaydı. Çocuk videoyu baştan açtı ve ekranı iki kadına çevirdi.
Görüntü karanlıktı, muhtemelen gece yaşanan bir olayı çekiyordu. Restoranda oturan insanlar çekiyordu videoyu, hepsi telaşlıydı. Kadrajda siyah süit kıyafeti olan bir adam vardı, suratında sadece gözlerini kapatan bir maske, saçları kısa ve siyahtı. Adam iki elinde de Japon yıldızı tutuyordu. Bir süre sonra kadraja düşmek üzere olan bir uçak girdi, insanlar telaşla bağırmaya başladı. Telefon ekranı sallanırken düştü ve sadece adamı çekmeye başladı. Öylece durmuş düşen uçağa bakıyordu. Bir kaç saniye sonra adam iki elini havaya kaldırdı ve... Uçakla beraber yok oldu. Kocaman uçak ortadan kaybolmuştu, arkasında sadece mor bir duman bırakmıştı. "Montaj olabi-" dedi Joseph ve arkadaşı lafını kesti: "Montaj olma ihtimali yok, pilotlar adamı görmüş ve aynı uçak o saatlerde düşmek üzere olduğuyla alakalı sinyal yollamış. Kara kutu bir anda Kanada'dan Amerika'ya uçağın tam ineceği yere gitmiş." Joseph aklını kaybetmiş gibiydi, sadece o da değil iki kadın da şok olmuştu. O adam kimdi ve neden insanları kurtarmıştı? Yoksa süpre güçlü insanlar bir efsaneden öte miydi? "Sen videoyu nereden buldun?" diye sordu Arina. Çocuk telefonu kapatırken konuştu: "O bölgede yaşayan arkadaşım gönderdi." Elpis hayretle içerisinde kalmıştı, bu devletin onlar üzerinde deney yaptığını açıklar mıydı? Bu yüzden mi insanlara bu süper güçlüleri açıklamıyordu? "Uzak diyar ne?" diye sordu Elpis. Çocuk şaşırarak baktı kıza, ardından cevapladı: "Sen dalga mı geçiyorsun, bilmiyor olamazsın. Uzak diyarda süper güçlü insanlar yaşıyor ve bizden saklanıyorlar." Elpis neden saklandıklarını az çok tahmin edebiliyordu. Bunun gibi insanlara malzeme çıkmasın diye. "Aman canım, bize ne?" dedi Arina ve geri arkasına yaslandı. Elpis kadına katılıyordu, saklanmak istiyorlarsa saklanabilirlerdi, Elpis de onlara bayılmıyordu. "Arina kalkalım, çok yorgunum." dedi Elpis. Arina kadına baktı, Elpis yorgun falan değildi, sadece evde kadınla dedikodu yapmak istiyordu. Arina Elpis'in bakışından anlamıştı bunu, başıyla onayladı ve ayağa kalktı.
Elpis genç kadının arabasındayken ona baktı. Eski model elektrikli, mavi bir sedan. "Ne diyorsun?" diye sordu kadına. "Joseph için mi? Onunla sevgili olamazsın izin vermiyorum." diye cevapladı Arina. Elpis başını olumsuz anlamda salladı ve tekrar sordu: "Hayır canım uzaklarda ki diyar hakkında." Arina sesli bir şekilde güldü ve tek eliyle direksiyona hafifçe vurdu. "Bildiğimiz Ellie, yine araştıracak bir konu çıktı sana hadi iyisin." dedi ve kadına hızlı bir bakış atıp ekledi: "Azacık erkeklerden bahsetsen şaşırırdım zaten! Eğer süper güçlü insanlar varsa, onlardan biriyle flört edeceğim." Elpis gülerek yola çevirdi bakışlarını ve sürdürdü konuşmayı: "Bildiğimiz Arina, normal insanlar bitti süper güçlü olanlar kaldı." Arina tek eliyle direksiyonu tuttu ve şarkının sesini kısıp konuştu kadınla: "Şaka bir yana, doğruysa yer yerinden oynayacak." Elpis bunu biliyordu, ortaya çıkarlarsa insanlığın sonu gelebilirdi. Umdu ki devlet onları durdursun, saklanmaya devam etsinler.
Eve vardıklarında Elpis arabadan indi ve kapıya doğru yürümeye başladı. Bu sırada Arina arabayı park ediyordu. Elpis anahtarı kapıya taktı ve açıp içeriye girdi. Babası içeride bavuluna eşyalarını tıkıyordu. Oldukça endişeli ve stresli görünüyordu, boncuk boncuk terlemişti. Elpis tek kaşını havaya kaldırdı, iş seyahati için asla bu kadar gerilmezdi. "Baba?" diye seslendi. Adam hızla başını sesin geldiği yöne doğru çevirdi. Kızı görünce gözleri doldu, tekrar başını bavula çevirdi. "Çok acil bir toplantıya yetişmem gerek, seni ararım." dedi bavulun fermuarını kapatırken. Elpis acelesinin sebebinin toplantı olmadığını düşündü, kesinlikle başka bir şey vardı. Adam hızlı adımlarla dışarı çıktı, eve doğru gelen Arina ile karşılaştı. "Hey nasıl-" dedi Arina gülümseyerek ve sözünü adam kesti. "İyi, sen?" fazla telaşlıydı, Arina şaşırdı ve adamı işaret etti Elpis'e. Elpis Arina'ya omuz silkti, sebebini bilmiyordu. Adam alelacele arabaya bindi, hızlıca çalıştırdı ve gaza yüklendi. Son hızla kalkarken Elpis'e bakmamıştı bile. Arina Elpis'e yaklaşırken sordu: "Derdi ne bunun?" Elpis adamın peşinden bakarken cevapladı: "Toplantısı varmış, arayacağım dedi." Arina omuzlarını silkti ve eve girerken konuştu: "O zaman çok yormalayalım." Elpis kadına hak veriyordu, ama babasını hiç bu kadar telaşlı görmemişti. İçinde bir şüphe vardı, daha sonra bunu kurcalayacaktı. "Yağmur yağacak, terasta kahve içelim!" dedi Arina heyecanla. Elpis içeri girdi ve mutfağa yönelirken konuştu: "Brandaları ben kapatırım, ne içeceğiz?" diye sordu. Arina dolabı açtı ve sütü çıkardı. Tezgaha elinde ki sütü koyarken kahve makinesi için çekmeceden kapsül çıkardı. "Ben sıcak bir latte içeceğim, sen?" dedi Arina. Elpis kadını başıyla onayladı ve cevapladı: "Bana karamelli bir mocha yap, sıcak olsun." Arina kadını başıyla onaylarken Elpis üst kata yöneldi.
Elpis terasın kapısında ki tuşa bastı, brandalar cızırtılı bir şekilde açılmaya başladı. Elpis bu sesten nefret ediyordu, bir ara bunun için tamirci çağırmalıydılar. Babası yüksek ihtimalle toplantıdan sonra arardı onu, o sırada bunu söylerdi. Elpis hala babasının neden o kadar telaşlı olduğunu düşünüyordu. Terasa çıktı ve dağınık koltuğu toparladı, ardından masanın üzerinde ki boş bardakları alıp terastan çıktı. Antrede ki kirli kutusuna koydu bardakları ve tekrar terasa dönüp koltuğa oturdu. Telefonu eline aldı ve bildirimlerini kontrol etti. Bir kaç kişi sosyal medya hesabına istek atmıştı, Elpis hızlıca kontrol edip kafası esenleri onayladı. Ardından mesajlarına girdi, tanımadığı bir numara mesaj atmıştı. "Selam! Joseph ben, numaranı okuldan buldum." Elpis gözlerini devirdi ve derin bir nefes aldı, kaydetmek için numaraya girdi. Yürüyen testesteron diye kaydetti numarayı. Selam yazmak için klavyeyi açtı: "Selam yakışıklı!" yazdı ve gönderdi, kadının suratında piç bir gülümseme oluştu. Onu kesinlikle yakışıklı bulmuyordu, umarım dalga geçtiğini anlardı. "Yakışıklı değil." dedi Arina elinde ki tepsiyle içeri girerken. Elpis ekranı kapattı ve telefonu uzağa attı. "Biliyorum, ironi." dedi cevap olarak. Arina kadına güldü ve tepsiyi masaya bıraktı. Elpis tepside duran fincanlara baktı, Arina yine döktürmüştü. Kahveyi sıcak sevmiyordu, ondan önce sigara içecekti, Elpis bitirene kadar kahve ılıklaşırdı. Masada duran paketi aldı, içinden bir dal çıkardı. Dalı dudaklarının arasına koydu ve çakmağı aradı masada. "Çakmak nerde sürtük?" diye sordu Elpis. Arina cebine uzandı ve çakmağı çıkarıp güldü: "Sana çakmak mı lazım?" Elpis dudaklarını Arina'ya uzattı ve cevapladı: "Bana bir çak, kendime geleyim." Arina gülerek çakmağı çaktı ve kızın sigarasını yaktı. Elpis dumanı içine çekti, geriye yaslandı. Dumanı geri verirken konuştu: "Oh iyi geldi." ikili birbirlerine bakıp gülüştüler. Elpis bakışlarını pencereden dışarı çevirdi, yağmur yağmaya başlamıştı. Arina yine haklı çıktı diye düşündü, genç kadın doğa olaylarını önceden tahmin edebiliyordu. Elpis göz ucuyla kadına baktı, Rus olduğundan mı kaynaklıydı yağmuru sevmesi? Yoksa kasvetli havalar kadının içinde ki yaratığı mı uyandırıyordu? Arina ağzında ki sigarayı yaktı ve dumanı ciğerlerine çekerken konuştu: "Carlos ile ayrılacağım galiba." Elpis bakışlarını önüne çevirdi, yine mi erkek konuşacaklardı? Arina beş dakika boş durmuyordu, herkesle ve her şeyle flört edebilirdi. "Carlos iyi birisine benziyordu, neden ayrılıyorsun?" diye sordu Elpis. Arina sağ elini havaya kaldırdı ve işaret parmağını uzatıp cevapladı: "Sorunun içinde cevap var şekerim." Elpis garip bir şekilde gülümsedi, iyi erkeklerle ilişki yürütmüyor anında ayrılıyordu. "O amigo çok romantik, bana çiçek göndermiş." diye ekledi Arina. Elpis şaşırmıştı, genç kadına parktan koparılmış bir papatya bile gelmemişti. "Ve bundan şikayet mi ediyorsun?!" diye yükseldi Arina'ya. Arina sesli bir şekilde güldü ve kadını cevapladı: "Enayiye bak! Sen alamıyorsun diye kıskandın mı kitap kurdu?" Elpis yarım ağızla gülümsedi, kadın doğru bir konuya parmak basmıştı. "Belki de tanıştığın tüm erkeklere arkadaşım demezsen, sende alırsın bir buket." diye ekledi Arina. Genç kadın yine haklıydı, Arina'nın haklı çıkması onu sinirlendiriyordu. Genç kadın kollarını önünde birleştirdi ve ayaklarını masaya uzattı. "Belki de eşcinselimdir." dedi Elpis, Arina'ya bakarken. Arina gülümsedi ve anında kadını cevapladı: "Kadınlara da aynı şeyi yapıyorsun sersem." Elpis sesli bir şekilde güldü, kadının tek sevgilisi tarihti. Başını geriye yasladı ve bir süre yağmuru dinledi, huzurla doldu kadın. Gözlerini kapattı ve Arina'ya anlatmaya başladı: "Bazen tozlu raflarda romantik kitaplar buluyorum, merak edip okuyorum." Arina tek kaşını havaya kaldırdı ve başını kadına çevirdi. "Eeee?" diye sordu Arina. "Orda ki erkekler kadınların peşinden koşuyor, onlara prenses gibi davranıyorlar." diye cevapladı Elpis ve yerinde doğruldu. Sol dirseğini koltuğa dayadı, kadına dönüp ekledi: "Ben de prenses gibi hissetmek istiyorum!" diye sitem etti Elpis. Arina başını sağa sola salladı ve kadını cevapladı: "Güzelim öyle erkekler sadece kitaplarda olur." dedi ve kadının ellerini gösterip ekledi: "Ayrıca çok sağlam yumruk atıyorsun, senden prenses değil dul kraliçe olur." Elpis'in bakışları ellerine kaydı, yara dolu ellerine... Elpis ellerini kalçasının altına sakladı, onlardan utanmıştı. "Bu utanılacak bir şey değil, kendimizi korumak zorundaydık." diye ekledi Arina. Elpis suratına samimi bir gülümseme yerleştirdi ve arkasına yaslandı tekrar. Evet erkeklerle tek yakınlaşması kavgaydı; yumruklar, tekmeler, bağrışmalar... "Hey, ara sokakta sana tecavüz etmeye çalışan çocukları hatırlıyor musun?" diye sordu Arina. İkilinin bakışları yavaşça birbirlerine kaydı, göz göze geldiklerinde ikisi de kahkaha patlattı. Bunun travmatik bir olay olması gerekiyordu, Elpis ikisini de dövmese travmatik olacaktı da. "Biri estetik olmak zorunda kalmıştı!" diye ekledi Arina gülerken, ardından kadının gülmekten nefesi kesildi. Elpis bunu duyunca son nefesini vermişti, karnına ağrı girerken bir eliyle karnını tuttu. "Diğeri babasını çağırmıştı-" dedi Elpis, Arina gülerken yere düştü. Elpis gülmekten doğru düzgün konuşamıyordu bile. "A*ına koyduğumun ezikleri!" diye haykırdı Arina ve gülerken ekledi: "Babana şikayet etmek ne lan?!" Elpis gülerken bir eliyle dizini dövmeye başladı. "Ne diyeceksin; baba tecavüz etmeye kalktığım kız beni dövdü mü?" dedi Arina ve kadın kükremeye başladı. Elpis deliye dönmüştü, artık kahkahası acı veriyordu, zar zor konuşmaya çalıştı: "Yalvarırım-" hala konuşamıyordu "Yalvarırım sus." Arina başıyla onaylayarak ayağa kalktı. İkili nefes nefese kalmıştı, gülmemeye çalışıyorlardı. "Artık büyüdük, adam dövmek yok!" dedi Arina net bir sesle. Elpis başını ona çevirdi ve dalga geçti: "Aynen; kaçırılalım, dövülelim, öldürülelim. İyi fikir aşkım." Arina sesli bir şekilde kıkırdadı ve kahvesine uzandı. "Yok canım bize karışanı döveriz yine." diye cevapladı kadını. Elpis güldü ve kadının sırtına bir tane vurdu. "Zaten öyle yapıyoruz." dedi Elpis. Arina kadının cevabına gülmüştü, nadirde olsa Elpis bazı konularda haklı çıkıyordu.
Elpis kadına kapıya kadar eşlik etti, gittiği için üzülüyordu. Arina ile her ayrılışında üzülüyordu, kadın kız kardeşi gibi olmuştu. "Babanı çok takma, bir şey olursa da yaz bana." dedi Arina, Elpis kadını başıyla onayladı. Arina kadının suratının düştüğü fark etti, kadına doğru eğildi. "Baban meşgul bir adam, onu anlayışla karşıla." diye ekledi Arina. "Artık neyine anlayış göstereceğimi bilmiyorum." diye cevapladı Elpis. Sarışın kadın derin iç çekti ve duruşunu düzeltti. "Böyle yapıyorsun gidesim gelmiyor." dedi Arina. Elpis suratına sahte bir gülümseme yerleştirdi, kadının onun yüzünden üzülmesini istemiyordu. "İyi olacağım, yarın görüşürüz." diye cevapladı Elpis. Arina genişçe gülümsedi ve kadına el sallayarak çıktı evden. Elpis kadının arkasından onu izledi, iyi olmasını umuyordu. Kadın arabasına doğru ilerledi, anahtarıyla kapıyı açtı ve içeri girdi. Elpis peşinden kapıyı kapattı, derin bir nefes alıp yavaşça geri verdi. Başını kapıya yasladı, düşünmeye başladı: Arina ile ilk tanıştıkları anı, ilk kavgalarını, ona dövüşmeyi öğretişini... Bir yabancı bir zorbayken, kadının ailesi olmuştu. Elpis acıklı bir şekilde gülümsedi, bir daha olsa bir daha tanışırdı kadınla. Ardından kapıdan çekti başını ve üst kata yöneldi. Kendini tekrar kitaplara, bilgisayarına ve araştırmalarına gömecekti, onun da rahatlık alanı oydu. Ayrıca araştırmak için yeni konular bulmuştu, bu onu heyecanlandırıyordu.
Elpis bilgisayarının başına geçti ve buzlu içeceğini kenara bıraktı. Bu sırada dışarıda ki yağmur kuvvetlenip sağanağa dönüşmüştü, şimşekler çakıyor, gök gürlüyordu. Elpis çakmağına uzandı, mum yakması gerekiyordu, kendini öyle daha iyi hissediyordu. Çakmağı ve mumu eline aldı, bir eliyle mumu eğdi ve çakmakla fitili tutuşturdu. Mumu masaya bırakıp ellerini gerdirdi. "Bakalım benden ne saklıyorsun baba." dedi kendine kendine ve babasının hesaplarına girmeye başladı. Elpis bir şekilde tüm şifrelerini çözmüştü, babasının bundan haberi yoktu. Elpis teker teker tüm hesapları kontrol etmeye başladı, çoğu işle alakalıydı; mailler, mesajlar, kadınların asılmaları ve alışveriş siteleri... Elpis kayda değer bir şey bulamanın hüznüyle ofladı, o sırada gözüne bir mesaj takıldı. Elpis ekrana doğru yaklaştı, bu mesaj atılalı iki gün olmuştu; gönderen adı gizliydi, bilgiler gizliydi. Elpis hafifçe kaşlarını çattı ve mesaja girdi, gözleri kocaman açıldı.
Üç milyon şimdi gönderiyorum, iki günün var!
Elpis iyice işkillenmişti, tarihler tutuyordu. Babasını biri tehdit mi ediyordu? Neyle tehdit etmiş olabilirlerdi ki, babası kendi halinde bir adamdı. Elpis'in aklına tek bir ihtimal gelmişti, mafya. Elpis hızlıca gönderen bilgilerine ulaşmaya çalıştı, çok iyi gizlenmişti. Koordinatlar yoktu, adres yoktu, isim yoktu... Sanki hiç kimseden, hiçbir yerden gönderilmişti, sanki tanrı atmıştı mesajı. Başka açıklaması olamazdı, bu kadar iyi gizleyebilen tek devlet vardı. Devletin babasıyla ne işi olabilirdi ki? Elpis daha da merakla aynı kişiden başka mesaj var mı diye kontrol etti. Hiçbir mesaj yoktu... Elpis korkuyla geriye çekildi ve düşünmeye başladı. Arşivlerde bir şey bulabilir miydi? O sırada kafasına dank etti, babasının banka hesabı! Elpis babasının sahip olduğu tüm banka hesaplarını açtı, rakamı girdi ve transferlere baktı. Bir hesap hariç diğerlerinde bir havale yoktu, özel banka hesabı... "Neler çeviriyorsun?" diye sordu Elpis kendi kendine. Kadın gönderen kişinin baş harflerine erişebilmişti sadece. Bu bilgi yeterli değildi, sinirle nefes verdi. Bir çıkış yolu olmalıydı, bu para kimden gelmişti? Tam bu sırada aklında parlak bir fikir belirdi: babası eğer borç ödemek için aldıysa bir yere harcamış olmalıydı. Paranın nereye gittiğini bulabilirse, neler çevirdiğini öğrenebilirdi. Elpis harcamaları kontrol etti, fakat son iki gün içinde bilet dışında harcama yapmamıştı. Elpis sinirle elini masaya vurdu "S!keyim!" diye tısladı. Elleriyle başını tuttu ve düşünmeye başladı. Bir şekilde açık vermiş olmalılardı, bir ipucu bırakmış olmalılardı. O sırada babasının mailine yeni bir bildirim düştü, Elpis heyecanla bildirimi açtı. Kadının eli ayağı titremeye başlamıştı, mesajı gördüğünde ise durdu. Kanı çekilmişti, isimsiz birinden gelmişti. Elpis heyecan ve korkuyla imleci mesajın üzerine götürdü. Derin bir nefes aldı ve mesajı açtı.
Kiminle dans ettiğinin farkında mısın ufaklık?
Elpis olduğu yerde dona kalmıştı, onları araştırdığını nasıl fark etmişlerdi? Elpis geri mesaj yazmak için klavyesine uzandı.
Kiminle dans ettiğimi öğrenmeye çalışıyorum.
Yazdı ve gönderdi, çok sürmeden geri cevap gelmişti.
Ben bir kaç adım yakınındayım, kilometrelerce uzaktayım. Bulması çok zor olmasa gerek, zeki bir kızsın, iyi şanslar :)
Ardından hesap Elpis'i attı. Elpis telaşla başını arkaya çevirdi, kimse yoktu. Zaten kimse olamazdı da, sadece emin olmak istemişti. Elpis geri ekrana döndü ve hesaba girmeye çalıştı, hesap silinmişti. Kadın deliye dönmüştü, bir kaç adım yakınındayım derken neyi kast etmişti? Elpis ayağa kalktı ve oda da volta atmaya başladı. "Bir kaç adım yakınındayım, kilometrelerce uzak-" diye düşündü kendi kendine ve şiddetli bir rüzgar esti. Çatı şiddetle sallanırken kitaplıktan bir kutu aşağı düştü. Elpis olduğu yerde durdu ve kutuya baktı, bu kutuda ayakkabı olması lazımdı. Elpis fazla önemsemedi, volta atmaya devam etti. "Bir kaç adım uzağındayım..." dedi kendi kendine ve aydınlandı. "Bir kaç adım uzağındayım!" dedi kutuya bakarken. Elpis heyecanla kutuya koştu ve eğilip yerden aldı. İçinde ayakkabı olan bir kutuya göre hafifti. Elpis heyacanla kutuyu açtı ve bir sürü zarfla karşılaştı. Bunları daha önce görmemişti, kutuyu masanın üzerinde ters çevirdi. Zarflar aşağı dökülürken sandalyesine geri oturdu. Kutunun içindeki zarflara baktı, hepsinin üzerine not düşülmüştü; faturalar, yazlık, araba, motosiklet... Bunlar onların sahip olduğu şeylerdi, Elpis'in dikkatini çekmeyen şeyler. Elpis'ten böyle saklamış olmalıydı, genç kız bulsa da açıp okumazdı. Üzerinde Motosiklet yazan zarfı açtı ve içinde ki ufak kağıdı çıkardı.
Bu sana son çağrı, ona gerçeği anlat! Yoksa yemin ederim oraya gelip kelleni uçuracağım!
'Neden bunu mektupla göndermişlerdi? Mesajla yazmak çok daha kolay olurdu' diye düşündü genç kız. "Ama mesajı bir şekilde okurdum." dedi kendi kendine. Ardından kağıdı kenara koyup Araba yazan zarfı açtı. Bunun içinden daha büyük bir kağıt çıkmıştı;
Sinirlenmeye başlıyorlar, onları daha fazla oyalayamazsın. Kaderinden kaçıramazsın onu, kendi bir seçim yapmalı! Sırf sen mutlu olacaksın diye hayatıyla oynuyorsun, salak herif! Kızı bize geri ver, ona her şeyi anlat... Çok acı çekiyoruz, çok özledik, sana yalvarıyorum.
Elpis'in eli ayağı birbirine dolanmıştı, babasının değil onun peşindeydiler. Kızın içinde ki merak çığ gibi büyüyordu. Hızla 'Faturalar' yazan zarfı açtı; bunun içinden bir kaç tane ufak fiş ve bir not çıkmıştı. Elpis fişlerde gözünü gezdirdi; kadının motosikleti, arabası ve yaptığı en büyük alışverişin fişiydi. Elpis tek kaşını havaya kaldırdı ve nota baktı:
Umarım mutlu olmuştur, bizim yerimize de öp onu.
Biri bu harcamaları ödemişti, zaten o zaman babasının bunları nasıl alabildiğine şaşırmıştı. Fazla durumları yoktu, en azından bir anda araba, motosiklet alacak kadar yoktu. "Siz kimsiniz?" diye sordu gözlerini kısarken. Elpis son zarfı aldı eline, üzerinde ki yazıya baktı: 'Yazlık' Zarfı açtı ve içinde ki kağıdı çıkardı.
Elpis ile konuştuğundan bunu ona ver.
Elpis kağıdın arkasını çevirdi ve okumaya başladı:
Eğer bunu okuyorsan, suratında şaşkın bir ifade vardır. Kim olduğumuzu sorguluyorsundur. Senin için canımızı feda edebilecek insanlarız, bizden korkma. Buraya geldiğinde seni sıcak bir yuva, sıcak bir aile karşılayacak. Seni bekliyoruz sevgili arkadaşım.
Elpis gerildi, babası bunu neden ondan saklamıştı? Genç kadının kaşları çatıldı, hala kim olduklarını çözememişti, bir adres yoktu, bir isim yoktu. Derin bir of çekti ve kağıdı kenara bıraktı. Neler döndüğü hakkında hiç bir bilgisi yoktu, erişemiyordu. Senelerce onun istediği şeylerin parasını ödemişlerdi, babasına yüklü bir miktar para göndermiş tehdit etmişlerdi, kızı istiyorlardı. Peki neden? Elpis bir elini çenesine koydu ve düşünmeye başladı, aklına hiç bir ihtimal gelmiyordu. Genç kızın telefonu titredi, bakışları masanın üzerinde duran telefona kaydı. Elpis korkuyla telefona uzandı, elleri titriyordu. Ekranı açtı ve mesaja baktı.
Bizden korkma.
Şifreli numaradan gelmişti mesaj. Elpis kafayı yemek üzereydi, aklıyla oynuyorlardı. Öfkeyle bağırdı ve geri mesaj atmak için klavyeyi açtı:
Mektupları buldum, kimsiniz benden ne istiyorsunuz?
Elpis mesajı gönderdi ve cevap beklemeye başladı. Bu sırada söylendi: "Hay ananı be, mailden yazsana niye şov yapıyorsun?"
Yarın ki partiyi iptal etmemeni, cevapları alacaksın.
Ardından Elpis'i engelledi, Elpis öfkeyle güldü. Lanet olası insanlar niye uzatıyorlardı konuyu? Direkt koordinatları neden atmıyorlardı? Elpis bu gece uyuyamayacaktı, bunları düşünmekten hali kalmayacaktı. Yarın bir parti vereceğini nerden biliyorlardı? Gerçi kadının bu güne kadar hep yanındaydılar, bu garip değildi. Elpis bu mesajı almasaydı, iptal edecekti partiyi. Fakat içinde ki merak onu yiyip bitiriyordu. Derin bir nefes aldı ve bunu düşünmemeye çalıştı. Uzak diyarı araştıracaktı, kafası ancak böyle dağılabilirdi. Elpis gizli bir sekme açtı, ardından klana girdi. Kendilerine ait, anonim insanlardan oluşan bir klanı vardı. İsimlerini, yaşlarını, cinsiyetlerini bilmiyordu, tek bildiği onun gibi meraklı olduklarıydı. Klana mesaj yazdı:
Uzak diyar?
Çok geçmeden birinden cevap geldi:
Devletin sakladığı deneyler, kaçırdığı çocuklar ve öteki insanlardan mı bahsediyorsun?
Elpis arkadaşına cevap yazdı:
Tam üstüne bastın, videoyu gördünüz mü?
Arkadaşının üzerinde yazıyor işareti çıktı, bir süre sonra mesaj geldi. Gayet açıklayıcıydı.
Evet, videoda oynama yok test ettik. Suratını tespit edemedik, bir iz yok. Uçaktakiler olayı doğruluyor. Devletin bir kaç sene öncesine kadar öteki insan sanıp kaçırdığı bir çocukla konuşma fırsatım oldu. Korkunç deneyler yapılmış, tek değilmiş onun gibi bir çoğu varmış. Ötekiler gizleniyor, bizden korkmuyorlar bizi öldürmekten korkuyorlar. Tekrar savaş başlatmak istemiyorlar.
Elpis için bu kadarı yeterliydi, fakat arkadaşı bir şey daha eklemek istedi:
Bir kızı arıyorlarmış, devlet en güçlü adamlarını göndermiş. Onların geleceği bu kıza bağlı, onun için her şeyi yaparlar, kız aramızda.
Elpis ekran başında dona kalmıştı, aradıkları kız o muydu? Genç kadının göğsü daraldı, derin nefesle alıp vermeye başladı. Öteki insanlar onun ailesi miydi, gelecekleri Elpis'in mi elindeydi? Aklına mektuplar geldi: "Senin için canımızı veririz." Elpis bunun bir tesadüf olduğuna inanmak istiyordu. Bu gerçek olamazdı, Elpis bu kadar aksiyona katlanamazdı. Genç kadının sinirleri gerilmişti, sigara paketini eline aldı, içinden bir dal çıkardı ve dudaklarına koydu. Gözleri çakmağını aradı bir süre, sonra mumla yakmaya karar verdi. Sigaranın ucunu mum ateşine yaklaştırdı, cızırtılı bir sesle alev aldı sigaranın ucu. Elpis dumanı ciğerlerine çekerken geriye çekildi, gözlerini kapattı. Dumanı geri verirken düşündü: tüm hayatı bir yalandan ibaret miydi, Elpis Truman mıydı? Kadın gözlerini açtı ve ekrana çevirdi bakışlarını.
Bir sorun?
Arkadaşı merak edip mesaj atmıştı, şifreli konuşmak zorundaydılar. Elpis klavyeye uzandı, mesaj yazmaya başladı.
Büyük şehir, az insan, hızlı yayılan dedikodu.
Elpis mesajı gönderdi, daha fazla araştırma yapmak istiyordu. Tıkanmıştı, önünde bir sürü engel vardı. İlk defa bir bilgiye erişemiyordu, genç kadın öfkeyle nefes verdi. Dışarıda fırtına kopmaya devam ederken Elpis pencereden dışarı baktı. Hava kararmıştı, kadının gözleri saatine kaydı: gece yarısına iki saat vardı. Genişçe esnedi ve muma üfleyip söndürdü, yavaşça ayağa kalktı. Yorgun ve bitkindi, bilgisayarını kapattı. Odadan çıkarken ışığı da söndürdü ve kapıyı kapattı. Elpis odasına girdi ve kendini yatağa attı. Genç kadın çok yorgundu, yorganın altına girdi ve telefonunu eline aldı. Uyumadan önce son kez bildirimlerini kontrol edecekti. Joseph ile Arina mesaj atmıştı, Elpis tabii ki önce Arina'ya cevap yazacaktı.
Nasılsın?
Elpis bir süre düşündü, bu durumdan kadına bahsedecek miydi? Belki her şeyi çözdükten sonra bahsetmeliydi.
Felsefe araştırdım, harikayım!
diye yanıtladı, yalan söylemekten nefret ediyordu, zorundaydı.
Klasik Elpis.
Elpis kadının mesajına kıkırdarken konuşmadan çıktı, Joseph'in mesajına girdi.
Seni merak ettim, geç yazıyorsun.
Elpis mesaja boş boş bakıyordu, bir de bununla mı uğraşacaktı?
Evet, çizim tarih falan çalıştım işte.
diye cevapladı adamı. Kısa bir süre sonra geri mesaj gelmişti.
Hey, yarın tekrar kafeteryaya gidelim mi? Bu sefer baş başa?
Elpis'in suratı kızardı, ne kadar kıroca da olsa çıkma teklifi almıştı. Parmakları klavyenin üzerinde dans etmeye başladı, ne yazacağını bilmiyordu. Bir şey yazmadan Arina ile olan sohbete girdi.
Joseph yarın buluşalım diyor, baş başa.
Arina anında cevap yazmaya başladı:
Lanet olası çocuk, hayatta en olmayacak kişiyle mi flört edeceksin?
Elpis her ne kadar kadının görmeyeceğini bilse de göz devirdi ve cevap yazdı:
Bir denerim, hemen sevgili olmam.
Arina mesajı gördü, kısa bir süre cevap vermedi.
Tamam, sadece bir kereliğine. Sen ondan daha iyilerine layıksın, etrafta o ucubeyle çok görünme.
Elpis kızdan onayı almıştı, hızlıca geri konuşmaya döndü:
Uygun, dersten sonra gidebiliriz.
Joseph mesajı görmesiyle cevaplaması bir oldu, Elpis'in şansı dönüyor muydu?
Tamamdır.
Elpis'in yorgun gözleri kapanırken kadın iyi geceler yazdı her ikisine de, ardından konuşmadan çıktı ve telefonu yüz üstü yastığının yanına koydu. Kadın gözlerini kapattı, kendini uykunun tatlı kollarına bıraktı.
*******
Evett ilk bölüm hakkında ne düşündüğünüzü merak ediyorum. Yaklaşık 4 senedir üzerinde çalıştığım bir kurgu, kendimde bir türlü yayınlama cesareti bulamamıştım. Yorumlarınızı bekliyorum. Kapağı sonradan halledeceğim. Keyifli okumalar dilerim!❣