Bölüm 9: Belki de
Burnumdan düşmek üzere olan atkıyı düzelttim ve burnumun üzerine çektim. Fırtına bitmiş karlar da yerlerini yağmurdan sonra oluşan küçük su çukurlarına bırakmıştı. Soğuk rüzgarların düşürdüğü atkımı düzeltmekten bıktığım uzun bir yolculuk sonucu nihayet evimize varmıştım. Dün resmi olarak bir dönemi bitirmiştik hepimiz. Ülkemizdeki eğitim sistemini etkileyen hava şartları nedeniyle de diğer ülkelerde iki ay süren tatil bizim için üç aydı. Apartmana girer girmez tek açık yerim olan gözlerime vuran sıcaklıkla atkımın altından gülümsedim. Soğuk hava güzeldir ama donmak hiç bana göre değil.
Soğuktan uyuşan bacaklarımı ağır çekimle hareket ettirirken bitmeyen basamakları çıkmaya başladım. Bizim kata vardığımda eldivenlerimi çıkarmıştım ki kırmızdan mora dönen parmaklarımda göz gezdirdim bir süre. Yanlış anlaşılmasın benim ellerim ve burnum en ufak soğukta bu hale geliyordu küçükken babam bu halimi görünce korkmuş annemle beraber beni battaniyeye sarıp hastaneye yetiştirmişlerdi donduğumu düşündükleri için. Şimdi düşündüğümde komik geliyordu ama o zamanlar böyle bir yapım olduğunu hiçbirimiz bilmiyorduk.
“Hah gelmişsin!” Ezgi bizim kapıdan çıkmış bana doğru fısıldarken neden fısıldadığını anlamayarak beni kolumdan çekmesine izin verdim.
“Bizimkilerin aileleri gelmiş. Yurttan taşındığımızı öğrenmişler ve gerçekten sinirliler beni de yan tarafa gönderdiler.” Dediğinde şaşırmadım desem yalan olurdu.
“Nasıl öğrenmişler? Yurt mu aramış? Bu kadar zaman sonra? İki aydan fazla oldu üçüncü aya giriyoruz resmen.” Başını sallayarak beni onayladığında kapıyı da arkasından kapatmıştı.
“Ne yapacağız yan tarafta? Odamıza geçer sessizce otururuz.”
“İçeri girip deneyimle istersen Selin. Gül teyze sinirden beni bile tanımadı Naim amca bile ilk defa bu kadar hararetli konuşuyor.” Leylanın anne ve babası.
“Selma teyze ve Cemil amca gelmiş mi?” Oyanın ailesi.
“Zaten onlar yurda bizzat ziyarete gittiklerinde öğrenip aramışlar herkesi.” Ezginin yaptığı bilgi yüklemesiyle beraber bende onun peşinden yan dairenin kapısına geçtim. Buraya daha önce Berkle yemeğe malzeme almak için bir de Girayla ders çalışmak için iki kere gelmiştim. Genelde bizde takılıyorduk onların salonu eşyalarla dolu olduğundan.
“Ezgi? Sen babanla konuştun mu?” annesini kaybetmiş olsa da babası yani Timur amca ve erkek kardeşi Mert ile mutluydu.
“Şantiyede olduğu için kimse ulaşamamış.” Şehir dışında işinde iyi bir mühendisti babası.
“Yani haberi yok.”
“En azından şimdilik.” Omuz silkip kapıyı çaldığında ellerim kol çantamın askısını buldu.
“Hoş geldiniz!” Berkin enerjik bir şekilde açtığı kapıdan giren Ezginin arkasından bende girmiş ayakkabılarımı çıkarmıştım.
“Doktor Hanım nerden böyle? Terlikleriniz olmadan gelmişsiniz.” Elindeki yeşil elmayı kemirirken dolaptan lacivert bir çift terlik vermişti. Kimse itiraz etmesin, uzun süre botların sıktığı ayaklarımı yumuşak terliklerle ısıtmak güzel bir histi.
“Gideceğim ülkenin dilini bildiğime dair birkaç sınav ve imza işi vardı.”
“Sahiden gidiyorsun.” Sanki yeni öğrenmiş gibi bakmasına gülerek beremi ve paltomu çıkarmaya başladım eş zamanlı olarak salona ilerlerken.
“Gidiyorum Berk ama bu gidişin dönüşü de var.”
“Gitmezsen dönmene de gerek kalmaz. Ben çok sıkılırım burada tek başıma.” Herkes kendi şehrine döndüğünde yalnız kalmak istemiyordu haklı olarak.
“Kahve içelim mi?” Ezginin karşısındaki ikili koltuğa otururken paltomu çıkardığıma pişman olmuştum çünkü burası da soğuktu.
“Kahve bitmişti ama Giray getirmeye gitti zaten.” Elini mendille silip Ezginin yanına geçtiğinde gözleri moraran ellerime takılmıştı.
“Ne yaptın sen Selin? Bahçeye çıktığımız gün bile bu kadar morarmamıştı.”
“Durakta biraz beklemem gerekti ondan. Geçer birazdan.” Ben cümlemi bitirirken kapıdan gelen anahtar sesiyle hepimiz başımızı o yöne çevirmiştik.
“Berk! Terliğimi almışsın.”
“Arkadaşlarımız burada Giray. Ayrıca bağırma bana!” Berk ayaklanmış kapıdan sesi gelen ama görünmeyen Giraya doğru ilerliyordu. Aynı zamanda bize doğru fısıldayarak söyleniyordu.
“Şu çocuğun temizlik sevgisiyle düzen takıntısını asla anlamlandıramayacağım sanırım.” Girayın duymaması için fısıldayarak konuşması komik gelirken salondan ayrılmıştı. Sessizlik oluştuğunda Ezgi kanepedeki gazeteyi eline almış okurken bende ellerimi ısıtma çabasındaydım.
“Hoş geldiniz.” Giray elindeki poşetleri bizimki gibi olan bar tezgahına bırakırken bize döndüğünde Ezgi ikimiz adına cevap verdiğinden sadece gülümsedim.
“Hoş bulduk, nasıl gidiyor?”
“Aynı. Seninki?” poşettekileri boşaltırken Ezgiye cevap verdiğinde Berk de gelen yeni kahveyi yapmaya koyulmuştu.
“Bildiğin gibi, biz de misafirlikten kaçtık işte.” Ezgi konuşurken Girayda işini bitirmiş salona geçmişti.
“Üşüdün değil mi?” aniden bana dönmüş sorduğunda şaşırmıştım. Yüzümdeki kızarıklıkların gitmiş olması gerekirdi üstelik ellerimi de kapatmıştım görünmemesi için. Bir bakışta nasıl fark edebilirdi?
“Dışardan geldiğim için ama birazdan geçer.”
“Berk evde ısıtıcı da var şömine de. Neden açmıyorsun?” Giray yüzünü mutfağa döndüğünde Berk göz devirdi ancak tabii ki de cevabını esirgememişti.
“Her şeyi de benden beklemeyin abi.” İsyan ederek dolaptan kupaları çıkardığında onun cevabını dinlemeyen Girayın odasına geçişini izlemiştim.
“Ne yaptım abi ben şimdi?”
“Kahve yapmadın?” güldüğümde göz devirip elindeki kahve demliğini havya kaldırdı.
“Yanılıyorsunuz doktor hanım çünkü kahveler hazır.”
“Bekleyin benim de hırkamın cebinde çikolata var.” Ezgi heyecanla cebinden çikolataları çıkarıp sehpaya bıraktığında ezilmiş olan çikolatalara gülerek bir tanesini aldım.
“En sevdiğim.”
“Bizim evden kaçırdım baktım kavga sürüyor cepleyip getirdim.”
“Ne kavgası?” Berk bardakları önümüze bırakırken iki elimle sarıldım kahveye. Uyuşan parmaklarım sıcaklığı hissederken derin bir nefes verdim. Sonunda ısınıyordum.
Ezginin yanına merakla yerleşen Berk sorularını sıralarken Ezgi de tek tek cevaplıyordu hepsini. Kahve bardağımı yüzüme yaklaştırıp sıcaklığın yüzüme çarpmasına izin vermiş yeni çekilmiş kahve kokusunu içime çekmiştim. Arkadaşlarımın sesi uğultuya dönüşürken sıcaklığın verdiği uyuşuklukla direnen göz kapaklarımı daha fazla zorlamadan kapattım. Üzerimdeki tatlı yorgunluk beni bütün gün uyutabilirdi.
“Ellerin ne hale gelmiş.” Yakından gelen ses ve sırtımı örten yumuşak bir battaniye.
“Giray?” aralanan gözlerimle ona baktığımda beni duymuyor üzerime örttüğü battaniyeyi beni tamamen sarması adına düzeltiyordu ama bunu yaparken ne kadar yakın durduğunun farkında değildi.
“Şimdi ısıtıcıyı açacağım oda ısınana kadar battaniye kalsın üstünde.” Beni dinlemeden önümden çekildiğinde etki alanından çıkmıştım ama az önce ki yakınlığın etkisi.. Ne saçmalıyordum ben?
“Siz?” Berk ağzı açık bana bakarken parmağımla sus işareti yapıyordum. Giray ısıtıcıyı getirmek için odalardan birine girmişti ama duyma ihtimali dahi olsun istemiyordum.
“Kahve güzelmiş Berk.”
“Konuyu değiştirme doktor cümlemi bile tamamlayamadım zaten.” Berk konuşurken bu sefer Ezgi gülümseyerek bana döndü.
“O bakışlar neydi?” ne bakışı! Resmen küçük çocuklar gibi uğraşıyorlardı benimle.
“Yok bakış makış falan Ezgi.” Cümlemi bitirmiştim ki Giray elindeki ısıtıcıyı fişe takıp yönünü ayarlamıştı.
“İyi mi derecesi?”
“İyi ama gerek yoktu. Teşekkür ederim.”
“Rica ederim.” Kahvesini alıp oturduğum koltuğun diğer köşesine geçmişti. Herkes kahvesini yudumlarken garip bir sessizlik oluştuğunda gerilmiştim.
“Kahveyi nerden aldın Giray? Tadı bizimkinden farklı.” Ezgi konu açarken ben Berkin bakışları altında kahvemi içiyordum.
“Biraz uzak ama taze çekildiği için aldığım bir yer var..” Giray kahveyi aldığı yeri tarif ederken sesindeki tını mayıştırmıştı. İkisinin sohbeti artık uğultu olarak kulaklarıma ulaşırken tek isteğim yumuşak battaniyenin altında uyumaktı ama yapamazdım. Eve gidene kadar dayanmam gerekiyordu.
Ağırlaşan göz kapaklarımı açmaya çalışırken çektiğim çileyi bitirmesi adına elimdeki kupadan büyük bir yudum almıştım ki artık kahvenin de uykumu açamayacağı evreye geçmiş olduğumu fark ettim.
‘Bu böyle olmaz Selin, evine git’
Kendime yaptığım telkinler sonucu elimdeki kupayı ortadaki sehpaya bırakıp ayaklandım.
“Ben artık eve geçmeliyim.” Üzerimdeki battaniyeyi istemeye istemeye üzerimdeki bakışlar eşliğinde çıkarırken Ezgi kaşlarını çattı.
“Sesleri duymuyor musun? Kavga ediyorlar hala.” Hayır duymuyordum çünkü artık her ses uğultu gibiydi. Ezgiyi bile zor duyuyordum.
“Uykum var. Gider sessizce odama geçerim. Kahve için teşekkür ederim.” Berk ve Giraya döndüğümde onlar da ayaklanmıştı.
“Gitme. Yani istersen burada dinlen Ezgi de gitmeden seni uyandırır.” Girayın yeşil bakışlarına yorgunca bakarken Berk konuşmuştu bu sefer.
“Ne inatsın ya? Burada oda çok üstelik kanepeyi saymıyorum bile.” Diyerek kahverengi kanepeyi işaret ettiğinde gerçekten kararsız kalmıştım.
“Ben seni uyandırırım gideceğimiz zaman. Zaten Berkin film sözü var, kaset kiralamış.” Yalan söylemeye gerek yok benim de bu sıcak salondan çıkıp ısıtıcıyı açmadığımız odama gitme isteğim yoktu.
“O zaman ben bu kanepede biraz dinlensem?”
“Dinlen doktor. Gözlerin bile yarı açık zaten.” Berk umursamazca konuşurken kupaları da topluyordu. Bende boş kanepeye geçip küçük kırlenti başımın altına sıkıştırdım.
“Berk! Mısır patlatalım.” Ezgi Berkin arkasından mutfağa giderken Giray da ortadan kaybolmuştu. Dizlerimi karnıma çekip iyice küçülürken gözlerimi daha fazla zorlayamamıştım ki yüzüme düşen gölge yüzünden uykuyla uyanıklık arasında araladım gözlerimi.
“Kılıfını değiştirdim eğer izin verirsen?” yeşil gözleri elindeki yastığı göstererek izin isterken yorgunlukla başımı kaldırdım istediği izni vererek. Eğilip yastıkları değiştirmiş ve yumuşatıcı kokan bir yastığı bırakmıştı başımın altına.
“Teşekkür ederim.”
“Dinlen.” üzerime örtülen battaniye.. Karanlığa gömülen düşüncelerim.. Ve uykuya dalış...
_________________________
“Yeni uyudular. Bir ara çığlık atacaktım kurtarın beni diye.”
“Yarın geleyim mi size? Sizinkilerle tanışırım.”
“Oldu babamda daha evi sindiremezken seninle karşılaşıp kalpten gitsin.” Leylanın sitemli sesi…
Kapı açılıp kapanırken Leylanın ve Talhanın sesi ulaşmıştı kulağıma.
“Sessiz olun.” Girayın sesi.
Sesleri daha net duymaya başlamışken uykumu almış bir şekilde uyandım. Üzerimdeki battaniyeyi kaldırıp salona baktığımda içeride kimse yoktu üstelik hava kararmıştı. Ezgi? Ezgi beni uyandırmayacak mıydı? Resmen akşama kadar uyumuştum. Aniden yaşadığım farkındalıkla ayağa kalkıp battaniyeyi hızlıca katladıktan sonra koltuğun önünde düzeltilmiş olan lacivert terlikleri giydim. Koridora geçtiğimde mutfakta oturan arkadaşlarımın eğlenen sesiyle mutfağa girmiştim.
“Biz mi uyandırdık?” Leyla başını Talhanın omzundan kaldırıp bana döndüğünde gülümsedim.
“Hayır, fazlasıyla uyumuş olduğum için uyandım.” Leylaya cevap verirken karşısındaki sandalyeye geçtim. Talha, Leyla ve Giray dışında kimse yoktu mutfakta.
Ben Ezginin nerde olduğunu merak ederken Girayın önüme su dolu bardağı bırakıp yanımdaki sandalyeye geçmesiyle boğazımın kuruduğunu onun sayesinde fark etmiştim. Teşekkür etmek için ona döndüğümde çoktan sandalyesine yerleşmiş ve arkasına yaslanmış bir şekilde karşısındaki Talhayla konuşuyordu. Onları bölmeden önümdeki suyu içtim. Nasıl bu kadar uzun uyuduğumu aklım almıyordu gerçekten. Boğazımdaki rahatsız his kaybolduğunda karşımda gülümseyerek bana bakan arkadaşıma neye gülümsediğini anlamamışçasına sordum.
“Ezgi nerede? Beraber dönecektik eve.”
“Evde eşyalarını topluyor. İki gün sonrasına bilet aldı.” Ne çabuk!
“Neden?”
“Bilmem. Babasını görmeye gideceğini söyledi. Ev içindir muhtemelen.”
“Evdekiler nasıl? Herkes sakinleşti mi?”
“Yeni uyudular. O kadar kızmışlardı ki Selinim. Babamın yüzü kıpkırmızı oldu annem de bağıra bağıra herkesi topladı eve.” Cümlesine gülerek devam etti.
“Sen nasıl o sese uyanmadın ben onu merak ediyorum.” En yakın arkadaş işte budur her zaman size sataşacak bir durum yakalar itinayla laf cambazlığı yapar.
“Yorgundum Leyla.” Parmaklarımı hafif bir ritimle cam bardağa vururken cevaplamıştım arkadaşımı.
“Kalkalım mı?” sorumla beraber aralarında sohbet eden Talha ve Giray bize dönmüştü.
“Çocuklar pizza getiriyor beraber yiyeceğiz.” Talha Leylanın tatlı bakışları altında konuşurken itiraz etmeye hazırlanmıştım ki Giray kolunu sandalyemin arkasına yaslayıp yan dönmüş söyleyeceklerimin önünü kesmişti.
“Bütün gün bir şey yemedin. Birlikte yiyelim.”
“Tamam. Yiyelim.” Onu onaylamamla birlikte çatılan kaşları düzelirken ufak bir gülümsemeyle önüne dönmüştü. Hayır diyememiştim çünkü…. Sebebi yok işte.
Kendi içimdeki karmaşayla savaş verirken Leylanın gülen suratı ve mana arayan bakışları yüzümde gezinince bakışlarımı kaçırmak zorunda kalmıştım ki imdadıma yetişen anahtar sesiyle açılan kapı olmuştu.
“Sıcacık pizzalarınız efendim.” Alaz gülümseyerek kutuları masaya bırakırken Berk de içecek dolu poşeti kutuların yanına bırakıp derin bir nefes verdi.
“Sıcak falan değiller abi gelene kadar üç kere donarak ölme tehlikesi geçirdim.” Berk söylenerek ceketini çıkarırken Oya da mutfağa girmişti.
“Berkin ölüm tehlikesi dediği şey beresini takmayı unutmasıydı. Sonra cebinden çıkarıp taktı. Kafası üşümüş paşanın.” Oya alayla konuşarak atkısını çıkarırken Berk Oyanın atkısını elinden alıp havada salladı.
“Senin tuzun kuruydu Oya.”
“Arkadaşlar tatlı kavganızı bölüyorum ama ben acıktım.” Leyla isyan edercesine kutulardan birini alıp ayağa kalkarken Talha da peşinden kalkmıştı.
“Benim sevgilim acıkmış mı? Gel biz yemeğimizi yiyelim sevgilim.” Berbat. Sesini inceleterek konuşan bir Talha asla alışamayacağım bir şey gibi. Bakmayın böyle olduklarına çift olmadan önce Leyla ince sesle yapılan bebek taklitlerini mıç mıç bulurdu ancak şimdi görüyorum ki bundan keyif alıyordu.
“Gülümsüyorsun.” Giray bana dönmüş gülümserken şaşırmış gibiydi.
“Gülümsüyor muyum?” farkında değildim. Leylanın mutlu olduğunu ve değişimini düşünmek gülümsetmişti sanırım.
“Ne düşünüyordun?” sorduğu soruyla beraber sandalyede yan dönüp ilgiyle gözlerime bakıyordu.
“Hiç. Hiçbir şey.”
“Seni içtenlikle gülümseten hiçlik..” Garipti Giraya dair birçok şey.. Bakışları, gülüşü genellikle sessizliği..
“Gelmiyor musunuz?” Berk elindeki pizza dilimiyle bize bakarken daldığımı yeni fark etmiştim.
“Geliyoruz.” Berk cevabımı duyup omuz silkerek salona dönerken bende Giraya döndüm.
“E hadi.” Ayaklanıp masada kalan kutuyu elime aldığımda hala hareket etmiyordu.
“Böyle iyiydik.” Arkamdan konuştuğunda cevap vermeden mutfaktan çıktım. Ne diyebilirdim ki zaten?
Herkes koltuklara yayılmış yemeğini yerken bende Berkin yanındaki boş kısma geçtim. Oya ve Alaz tekli koltuklarda oturmuş pizzalarını yerken Leyla ve Talha da ikili koltuğa geçmiş yemek yerken sohbet ediyorlardı.
“Bugün çok dalgınsın doktor?”
“Hm?”
“Dalgınsın diyorum hayırdır?”
“Dalgın mıyım?” dalgın mıydım?
“Ohoo iki saattir ne anlatıyorum doktor?”
“Üstümde garip bir yorgunluk var Berk sabah bir sürü evrakla uğraştım ondan herhalde.”
“Söylüyorum işte gitme kal hem yorulmazsın diye ama dinleyen kim?”
“O değil de sen ne yapacaksın burada?”
“Bir arkadaşımın yeğenine ders vereceğim. Şu büyük kayak merkezinde çalışacağım.”
“Duymuştum orayı hatta Can-” cümlem Girayın içeri girip yanıma oturmasıyla kesilirken Berk gülümseyerek önüne döndü. Cümlem yarım kaldı ama yanlış anlamayın şeyden oldu o yani şeyden.. Canın ismi gerginlik yarattığından.
“Bir şey diyordun sanki doktor? Yarım kaldı.” Berk konuşurken diğer yanımdaki Girayın da bakışları bize dönmüştü.
“Dedim ya. Duymuştum orayı.”
“Bir şey daha söylüyordun sanki?”
“Berk pizzan bitmiş istersen benimkini de yiyebilirsin.” Ben kalan dilimleri kutusuyla beraber onun kucağına bırakırken sinsice gülümsemesi sinirimi bozmuştu.
“Bir şey yemedin?” Giray bana döndüğünde Berk benden önce cevaplamıştı.
“Strestendir abicim.”
“Saçmalama Berk. Çok acıkmamıştım zaten yedim biraz yetti bana da.”
“Oya, Selma teyze ve Cemil amca ne dediler? Onlar öğrenmiş ilk sanırım.”
“Evet yurt müdüründen öğrenmişler. İkisi de sinirden köpürdüler tüm gün sakinleştirmeye çalıştım.” Oya sustuğunda yan tarafındaki Alaz da girmişti sohbete.
“Niye bu kadar sinirlenmişler ki?”
“Kimsenin haberi yoktu ev tuttuğumuzdan bizimkiler de madem ev tutacaktınız niye tanımadığınız birinden tuttunuz? Yok işte neden teyzemlerde kalmamışım gibi kızdılar işte.” Derin bir nefes verdiğinde Leyla da sıkıntıyla katıldı konuşmaya.
“Aslında haklılar ama yine de beklediğimizden fazla tepki verdiler. Bu arada Selin benimkiler bizim odada kalıyor.” Çekingen konuşan arkadaşıma gülümsedim.
“İyi yapmışsınız. Kalkalım mı artık?” saat geç oluyordu.
“İyi hadi.” Oya da kalkarken Leyla iyice koltuğa sinerek Talhaya sarıldı.
“Aceleniz ne arkadaşlar?” Talha da Leylaya sarılırken kendimi yere atacaktım artık. Evime gitmek istiyorum! Bakın tüm gün iş güç beraber oturmaca derken hiç yalnız kalıp kitap okuma zamanım olmamıştı. Benim her gün kendime vakit ayırma zamanım olurdu hiç konuşmadan düşünmeden kitap okuduğum en az yarım saatlik bir dinlenme olurdu yoksa ruhum nasıl dinlenebilirdi ki? Alışkanlıktı artık bu. Ancak bugün yalnız kalmayı geçtim düşüncelerimi toparlayıp bavul hazırlayacak zamanım bile olmamıştı.
“Ben yorgunum ya hem annemler uyanıp beni görmezse sıkıntı çıkar.” Oya haklı bir sebeple konuşurken bakışlar bana dönmüştü.
“Çok haklı sebeplerim var bakmayın bana öyle.”
“Neymiş haklı sebebin?” Berk gülerek konuştuğunda kıvırcık saçlarından sinirimi çıkarmak istiyordum.
“Anahtarım yok. Sabah kızlar evde olacaklarını söylediğinden almadım yanımda. Eğer Ezgi uyursa dışarıda kalırız.” Dediğimde Berk kaşlarını çattı.
“Belki Leyla ve Oya almıştır anahtarını.” Dediğinde sinirim uçup gitmişti hatta gülmüştüm. Bugün ruh halim gerçekten garipti.
“Sor bakalım almışlar mıdır?” Berk onlara dönerken ayakta durmaktan vazgeçip Tekrar koltuğa oturdum.
“Bana hiç bakmayın evden gizlice çıktım nasıl anahtarımı alabilirdim?” Leyla savunmasını yaparken Oya da omuz silkti.
“Bende Selin ve Ezgi anahtarsız çıkmaz diye almamıştım.” Gülümsedim ama sinirden falan değil arkadaşlarımı tanıma konusunda iyi olduğum için.
“Almışlar mı Berk?”
“Yüzümü kara çıkardınız doktora karşı!” Berk kızlara doğru çemkirirken komik görünüyorlardı.
“Kal burada” Girayın sesiyle birlikte ona dönerken ciddiyetle bana bakıyordu.
“Kalamam.”
“Neden?”
“Bavulumu hazırlamam gerek.”
“Yarın hazırlarsın.”
“Çalışmam lazım biraz.”
“Burada çalışırsın.” Kısa ve net çözümler üretiyordu ve arkadaşlarım kendi aralarında Berkle kavga ederken ben köşeye sıkışmıştım.
“Neden kalmam gerek?”
“Vakit geçiririz. Uzun süre görüşemeyeceğiz.” Onun gibi yan dönüp dirseğimi koltuğa yaslayıp başımı elime yasladım.
“Nasıl vakit geçireceğiz. Ortak zevklerimiz olduğunu sanmıyorum.” Küçük bir an gülümsedi.
“Kitap okuruz.” Bu dediğiyle ben gülümsemiştim.
“Sanırım özel güçlerin var.”
“Belki de.” Yeşil bakışları kendinden emin bakarken onu tekrar ettim.
“Belki de.”