İçeriğe geç

Gençliğin Güvencesi

Bölüm 8 · 10 dk okuma

Gençliğin Güvencesi

Bölüm 8

Kardan oyun

Bölüm 8: Kardan Oyun

“Günaydın?” yeni uyanmış olduğundan şişkin gözleriyle bize bakan arkadaşıma dönüp gülümsedim.

“Günaydın Leylam.” Üzerindeki pijamalarla bakışlarını ben ve Oya üzerinde gezdiriyordu. Açıkçası evet uykuyu seven iki kişi olarak ben ve Oyanın şu anda herkesten önce uyanmış kahvaltı hazırlamış olması garipti..

“Ben bir toparlanıp geliyorum.” Leylanın adımları lavaboya yönelmişti.

“Tamamdır!” Oya da arkasından gülümsediğinde çayımı doldurmuştu.

Özet geçmem gerekirse dün Leylayla yaptığımız konuşma bana garip hissettirmişti bende düşünmemek için kendimi derslere vermeye çalışmış sabah doğru salona geçmiştim ders çalışmak adına. Kısa bir süre sonra da uyuyamayan Oya gelmişti yanıma.

“Güneş doğmamış kargalar doymamış. Sen niye uyanıksın?” diyerek güzel bir başlangıç yapmış ve koltuğa uzanmıştı.

“Uyku tutmadı bende ders çalışmak istedim. Sen?”

“Uyumadan önce Okanla çıkacağımız yemeği düşündüm sonra Berki düşündüm en sonunda da derslerimi ve geçimimi sağlayabilmek için girmek zorunda olduğum işleri düşündüm.” Benden daha bitik durumdaydı.

“O zaman benim taktiğe geçiyoruz.” Diyerek boş bir kâğıt çıkarıp sehpada duran kitaplarımın arasında yer açtım.

“Senin taktik bende işe yarar mı ki?” dediğinde gülmüştüm.

“Emin ol herkeste işe yarar.”

“Pekâlâ yapalım bakalım.”

“Şimdi önce zamana göre sıralıyoruz.”

“Haftaya buluşacağız Okanla.”

“Harika. O zaman buluşmayı bu bir hafta içinde Berk için bir şey hissedersen iptal edeceksin. İlk madden bu.” Kâğıda daha üstü kapalı bir şekilde yazıp diğer maddeye geçtim.

“Peki iş?”

“İkinci madden, tatil biter bitmez tüm fakülteye ve arkadaşlarına iş aradığını belirtiyorsun Okan da dahil olmak üzere.” Tabi ki bizde kızlarla beraber soruştururduk en sonunda bulunurdu bir iş.

“Üçüncü madde gazetelerde verilen ilanlara da bakacaksın ki daha iyi bir fırsat olursa kaçıramamak adına.” Diyerek yazmayı bitirip kâğıdı koltukta uzanan arkadaşıma uzattım.

“Sen kendine de kâğıt yaptın mı?” dediğinde başımı olumlu anlamda salladım.

“Gecenin başında hazırladım. Çok açık ve basit tuttum maddeleri.” Diyerek kâğıdı ona uzattım. Oya da uzandığı yerden seslice okumaya başladığı kendim için yaptığım küçük çözümleri.

“1- Yeni bir banka hesabı edin. 2- Eski hesaptaki parayı sahibine ulaştırıp kapatın. 3-Yeni yıl gelmeden otobüs veya tren bileti ayırtın. 4-Jüesse gidene kadar gelir sağlayacak yarı zamanlı bir iş edinin. 5-Jüess de araştırma ekibinin verdiği tek günlük tatile uygun iş bulmaya çalış gerekirse gece vardiyaları.” Kaşlarını çatarak basitçe yazdığım maddeleri okuduktan sonra uzandığı yerde doğruldu ve bana döndü.

“Ne bu? Makine misin kızım sen sürekli para kazanasın?”

“Öyle deme Oya. Çok harcama yaptım bir öğrenciye göre üstelik o kadına da parasını iade etmem gerekiyor. Yurttan kovulunca işimden de oldum sizin gibi. Yani anlayacağın bu maddeler uygulanmak zorunluluğu ile yazıldı.” Diyerek omuz silktiğimde kâğıdı sehpaya bırakıp ayağa kalktı ve beni de kolumdan çekti.

“Madem senin taktiğini uyguladık sıra benimkinde…” demiş ve beni mutfağa sürüklemişti. Sonrasında Güneş doğana hatta kızlar uyanana kadar bana zeytinli açma yapmayı öğretmişti şimdi ise evin her yeri mis gibi çay ile zeytinli açma karışımı kokuyordu.

Leyla uyanık olmamıza bu kadar şaşırdığına göre hiç uyumayıp açma hamurundan sinirimizi çıkardığımızı bilse yüzü ne hal alırdı merak ediyordum. Kahvaltılıkların tam ortasındaki beyaz tabakta dumanı üstünde duran zeytinli açmaların sıcağı yüzümü ısıtırken gülümsedim. Ev ince duvarlı olduğundan her zamanki gibi soğuktu ama elime aldığım çay bardağı avucum içini ısıtmaya başlamıştı bile.

“Çok acıktım.” Oya iştahla karşımdaki sandalyeye geçmiş ve kahvaltıya başlamıştı.

“Ezgi uyanmadı mı?” sorarken eş zamanlı olarak odasının kapısına bakıyordum.

“Uyandım!” gözlüklerini takarken ağır adımlarla odasından çıkıyordu.

“Hadi toparlan da kahvaltı edelim.” Ezginin kabaran saçlarını toplama çabasını izlerken seslendiğimde salondan çıkıp lavaboya doğru ilerliyordu.

“Geliyorum hemen! Ev mis gibi açma kokuyor zaten.” Ezginin cevabıyla birlikte önüme dönüp çayımdan bir yudum aldım.

“Kahveyi seviyorum ama soğuk bir sabahta demlenmiş bir çay ayrı bir şey ya.”

“Evdeki ince belli bardak sevdası da senden zaten. Bu bardaklar yurttayken kullandığımız bardaklar.”

“Bu bardakları hediye etmişlerdi, ikiliydi. Hediye edildiği zamanlarda parklarda yatıyordum. Şimdiyse sizinle bir ev tuttum bazen inanamıyorum.” Dediğimde gülümsedi Oya.

“O günleri atlattın. Üzülme artık.” Dediğinde omuz silktim. Üzülmek değildi bu burukluktu..

Üniversiteye geldiğimde ilk senemde iş ararken uzun bir süre parklarda, kütüphanelerde ve hastanelerde sırtımda kamp çantasıyla kalmıştım. Hastane odalarının banyosunda duş aldığım zamanlar bile vardı. Sonrasında bir kafede iş bulmuş arka tarafında patronumun verdiği koltukta kalmaya başlamıştım. En azından burs kazanana kadar hayatım böyle sürmüştü. Annemin veya babamın parasını kullanamazdım bu yüzden hep yaptığım gibi kendi başımın çaresine bakmıştım.

“Daldın gittin Selinim.” Ne zaman yanıma oturduğunu fark etmediğim Leylam elini önümde salladığında bakışlarımı ona çevirdim.

“Hım?”

“Daldın gittin diyorum. Hayırdır?”

“Öyle dalmışım önemli bir şey değil.” Geçiştirdiğimde sorgulamadan yemeğine döndü. Biz kahvaltımıza devam ederken çalan kapıyla bakışlarım arkadaşlarıma döndü.

“Birini mi bekliyoruz?” sabahın erken saatlerindeyken üstelik.

“Yoo ben birini beklemiyorum.”

“Bende.” Oya da Leylayı onayladığında ayaklanacaktım ki lavabodan dönmüş olan Ezgi açmıştı kapıyı.

“Selam! Müsait miydiniz?”

“Öyleyiz herhalde.”

“Ooo kahvaltıya yetişmişim! Kokunun buradan geldiğini biliyordum!” Berk hızlı adımlarıyla içeri girmiş ve masadan bir açma alıp tadına bakmıştı. Sabah sabah üzerindeki enerjiye hayrandım doğrusu. Ezgi de içeriye giren Berkin arkasından kapıyı kapatıp yerine geçmişti.

“Sana da Günaydın Berk.” Çayımı bırakırken başımı kaldırdım yanımda duran Berkin gözlerini görebilmek adına.

“Günaydın doktor. Hadi kahvaltınızı edin de aşağı inelim.” Bana taktığı önceki takma isimlerden çok bunu beğenirken gülümsedim.

“Bak bunu beğendim böyle devam edelim biz.” Dediğimde güldü hoşnut olan halime. Leyla ise kaşlarını çattı.

“Nereye aşağı? Fırtına dinse de tehlike devam ediyor.”

“Bak sarışın, ben evcil bir insan değilim. Biraz daha evde kalır ve oturursam fabrika ayarlarım bozulur. Hem baksana dışarda kar yağışı durmuş biraz bahçede takılır temiz hava alırız.”

“Bana uyar.” Sonuçta benim de temiz havaya almaya ihtiyacım vardı. Elimdeki yarım kalan açmayı tabağıma bıraktım.

“O zaman bana da uyar.” Leyla gülümseyerek bana baktığımda göz kırptım arkadaşıma. Bu sarışın olmadan hayat geçmezdi arkadaşlar.

“İnelim bakalım.” Oya ve Ezgide onayladığında ben ayağa kalkıp yerime Berki oturttum.

“Ben Oyayla yaparken yedim açmalardan sende otur kahvaltı et.”

“Sen var ya en kral kankamsın.” Berk gülerken onun yemek heyecanına bende gülümsedim.

“Doktor demeye devam et Berk.”

“Ederiz kardeşim ederiz.” Ağzına tıkıştırdığı börekle komik bir surata büründüğünde onları mutfakta bırakıp odama girdim. Ahşap dolabı kulpundan açıp kıyafetlerimde göz gezdirdim. Benim çok kıyafetim yoktu zaten üç kot dışında gerisi resmi kıyafetlerdi ben severdim resmi imajı. Kızlarda bana inat hediye olarak almışlardı bu üç kotu. Beni kumaş pantolon ve gömlekle görmek yaşlı hissettiriyormuş da kendilerine.

Eşofmanım dün kirlendiği için Oyanın daha önce hediye ettiği lacivert yüksek bel kotumu geçirdim üzerime. Uzun süre pijamayla kaldıktan sonra hazırlanmak inansın enerjisini değiştiriyordu gerçekten. Üzerime de boğazlı krem rengi kazağımı geçirip kazağın içinde kalan saçlarımı dışarı çıkardım çıkardım ve kazağın uzun kısmını pantolonumun içine sıkıştırdım. Kahverengi kemerimi de takmıştım bir çırpıda. Taramaya zaman ayırmak istemediğimden tüm saçımı balıksırtı örmeye başladım. Uzun saçı olanlar için birebir çözümdü saçı beline kadar örmek. Yatağıma oturmuş saçımı örmeye devam ederken içeri dalan canım sarışınım hızla dolaba yöneldi.

“Hayırdır ne bu telaş?”

“Ya Talha da gelecekmiş. Ben sadece Berk olur sanmıştım.” Leylanın telaşlı bir şekilde kıyafetlerini dağıtışını izliyordum.

“Leyla ne giydiğinin önemi var mı? Paltonun kuşağını bağlayınca dizimize kadar zaten.”

“Olsun iyi görünmem gerek. Bugün konuşacağım Talhayla.”

“Ciddi misin?” bende heyecanlanmıştım.

“Ciddiyim tabii Selinim. O itirafını yaptı ama cevap alamadı. Dün seninle konuşunca benim için doğru kişi olduğundan emin oldum.”

“Ya Leylam bende heyecanlandım şimdi.” Söylediğime güldüğünde saçımı bağlamıştım nihayet.

“Benim yapabileceğim bir şey var mı?”

“Evet, Berk aşağıya indiğimizde çok yakın olmasın bize. Sonra utançtan yerin dibine girerim.”

“Kulaklarıma inanamıyorum Leylam! Sen ve ilişki konusunda heyecan yapmak.”

“Of Selinim söyledim ya bu farklı işte.”

“Hatırlat da bir ara Talha’yı tebrik edeyim.”

“Bak bu nasıl?” gösterdiği mavi ince kazağı kaşlarımı çatarak reddettim.

“Bunu giyersen daha konuşamadan zatürre olursun Leylam.”

“Doğru çok ince. Bak, peki bu?” bu sefer gösterdiği borda v yaka kazağını beğenmiştim.

“Tam puan.”

“Harika, o zaman altına da kot bir giydim mi tamamdır.”

“Aynen. Giydiklerinin önemi yok ama sen bilirsin.”

“Senin siyah paltonu giyiyorum.” Dediğinde onayladım.

“Bana uyar. Bende seninkini giyerim.” Dediğimde beni onaylayıp giyinmeye başlamıştı.

“Senin palton nerde?”

“İçeride koltuktaydı sanırım en son.” Aldığım cevapla beraber kapıyı arkamdan kapatarak salona geçtim.

“Gerçekten buradaymış.” Kendi kendime konuşarak koltuktaki paltoyu üzerime geçirip belindeki kuşağını sıkıca bağladım.

“Doktor! Hazırsın zaten gel de yardım et ya.” Berkin mutfaktan gelen isyan dolu sesiyle beraber elimdeki kuşağı bırakıp mutfağa doğru ilerledim.

“Geldim yardıma!”

“Sonunda! Herkes hazırlanmaya gitti kahvaltıyı toplamak da bana kaldı.”

“Saçmalama Berk toplamışsın işte her şeyi. Bana bir şey kalmamış.” Dediğimde bana dönerek güldü.

“Ne sandınız doktor hanım? Berk Gök her şeyde mükemmeldir bunu unutma.” Diyerek burnumu sıktığında yüzümü buruşturdum.

“Hayır yani ne gerek var burnumu sıkmana?” acıtmıştı pislik resmen güç uygulamıştı.

“Nazlanma sende kardeşim ya. Neyse ben gidip bizimkilere de haber vereyim koridorda buluşuruz.” Dediğinde avuç içimle omzuna vurdum. O da burnumu sıkmıştı sonuçta. Sırtı dönük olan arkadaşım yüzünü beni görmek adına yüzünü yan çevirdi.

“Bazen çocuk olduğunu düşünüyorum Selin.” Ciddiyetle konuştuğunda şaşırmıştım.

“İntikam duygusu en çok yetişkinlerde olur Berk.” Dediğimde güldü.

“Ben omzuma vurmandan değil olmayan gücünden bahsediyordum." Gülerek kapıya koştuğunda şaşkınca arkasından baktım.

“Pislik! Resmen güçsüz dedi bana ya! Bana!” kaçarken arkasından kapattığı kapıya bakarak sinirimi dökerken gerçekten şaşırmıştım.

“Kime bağırıyorsun boş mutfakta?” Ezgi kaşlarını kaldırmış bana bakarken bende elinde tuttuğu beyaz atkım ve paltoya aynı renk olan bereme baktım.

“Bunlar sende miydi?”

“Evet, okuldan dönerken benim çantama atmıştın ya bende kalmış.”

“Bende bir şey eksik diyordum ya. Teşekkür ederim.” Elinden alıp atkımı boynuma dolamış sonrasında da beremi takmıştım.

“Kahve içer misin?” dediğinde güldüm.

“Çıkıyoruz?”

“Aşağı indiririz ne olacak zaten apartmanın bahçesi zaten uzak yer değil.”

“O zaman sert olsun benimki.”

“Tabi efendim hemen geliyor.” Ezgi son söylediğiyle birlikte kahve makinesine doğru ilerlerken ki ikinci el olsa da iş gören bir makineydi. Bende odaların hazır bir şekilde çıkan Leyla ve Oyaya döndüm. İkisi de mutfağa girmişti.

“Kahve zamanı mı şimdi?” Leyla heyecanını saklamakta kesinlikle zorlanıyordu. Oya ise onun bu haline anlam vermeyerek şüpheyle ona döndü.

“Niye ne zamanı ki?”

“Of yok tutamam ben içimde. Ben Talhaya çıkma teklif edeceğim!” heyecanla el çırptığında Oya göz devirdi.

“Niye biz liseyi bitirmedik mi?”

“Sen geç dalganı Oya. Talha farklı bu yüzden her şeyi açık açık yapmam gerek. Üstü kapalı flörtlere son veriyorum ve çıkma teklifini halka yeniden kazandıracağım.”

“Sen boş ver Oyayı açık olmak iyidir.” Ezgi Leylaya destek atarken kimsesinin şaşırmamış olmasına güldüm.

“Yalnız siz duruma imkân vermeseniz de Leyla için gerçekten farklı bu sefer. Diğerleri gibi değilmiş.” Diyerek omuz silktiğimde Leyla hemen kafasını olumlu anlamada sallamış ve Oyanın şaşırmasına sebep olmuştu.

“Nasıl yani? Öyle düzenli bir ilişki falan mı istiyorsun? Sen mi?”

“Yuh Oya! Talha duysa ne kadar yanlış anlayacak? Siz de beni iyice çapkın yaptınız.” Leylanın cümlesine gülen Ezgi elime kahve kupasını tutuştururken aynı zamanda cevap yetiştiriyordu.

“Ne yani değil misin?”

“Değilim Ezgi. Ben Talhayı seven Leylayım artık.”

“Ne çabuk. Şaşırdım doğrusu.” Ezgi kaşlarını kaldırmış kendini ifade ederken elimdeki kupadan büyük bir yudum alma gibi bir hataya düşmüştüm. Aniden yanan damağımla yüzümü buruşturdum.

“Yandın dimi?” Oya da acımı hissetmiş gibi yüzünü buruşturmuştu.

“Hem de nasıl!” yanan damağımdaki acı yüzünden kupadaki kahveyi içemeyecektim ancak bu da Leylanın işine gelmiş olmalı ki kupayı elimden alarak üflemiş öyle içmişti kahveyi. Hepimiz mutfakta dikilmişken hemen yan taraftaki kapı çalınmıştı.

“Geldiler, hadi.” Oya önden biz arkasından kapıya ilerlediğimizde botlarımı geçirdim ayağıma. Siyah botlarım bileğimin bir karış üstüne kadar uzanıyordu üstelik her seferinde bağlamam gereken kırmızı kalın bağcıkları vardı. Ben eğilmiş bağcıklarımı sabır dileyerek bağlarken Oya aceleyle kapıyı açmış ve selamlaşmıştı herkesle.

“E hadi hazır değil misin daha doktor?”

“Bitti sayılır, siz inin.” Bir daha fazla bağcığı olan bir ayakkabı almayacaktım! Hepsi çoktan uğultu yaratacak bir konuşmaya girmiş ve çıkmıştı. Ve evet Berk bile beklememişti.

“Yardım lazım mı?” duyduğum sesle irkilirken çömeldiğim yerde bakışları yukarı kaldırdım. Giray inmemiş miydi?

“Sen inmemiş miydin?”

“Ceketimi unutmuşum.” Yarım gülüşüyle ceketini giydiğinde bu şaşkın bakışına gülümsedim.

“Anladım.” Son düğümü atacağım sırada aynı benim gibi çömeldi. Karşımda bana bakarak çömelmiş olan adama ne yapmaya çalıştığını anlayamayarak sadece baktım.

“İzninle, bu delik kaçmış.” Ben şaşkınlığımı gizleyemeden onun ne yaptığına bakarken rahat tavrıyla bağcığımın bir kısmını çözüp benim kaçırdığım delikten geçirip hızlı hareketlerle bağlamaya başlamıştı.

“Ben yapardım.” İçime kaçan sesimi bulup konuştuğumda kurdele şeklinde bağladığı bağcıkları sıkıp bana döndü.

“Biliyorum.” İkimiz çömelmiş yüzlerimiz bu kadar yakınken konuştuğumuzda iki arkadaş olarak fazla yakın durmuştuk bunu bozmam gerekiyordu.

“Teşekkür ederim.” Aniden kalkıp sahte bir gülümsemeyle karşılık verdiğimde o da ayağa kalktı. Benim aksime acele etmemişti. O elleri cebinde beni beklerken elimdeki anahtarla ona sırtımı dönüp kapıyı kilitlemeye koyuldum.

“Selin?” ne söyleyecek?

“Efendim?”

“Dün için.”

“Dün bir şey olmadı Giray.” Görmeyeceğini bildiğimden yeni edindiğim alışkanlığımı yapıp göz devirdim. Bir şey konuşmak istemiyordum dolasıyla oyalanmadan kapıyı kilitleyip anahtarı cebime attım ve merdivenlere yöneldim. Onun adımları arkamdan beni takip ederken tabii ki konuşmaya devam etmişti.

“Moralini bozan bir konuşmaya dahil olduğum için üzgünüm, üzülmeni istemezdim.” Pekala ne demem gerekiyor? Düşün Selin..

“Moralim bozulmamıştı Giray, sadece..” bu merdivenler daha önce kısa sürede bitiyordu şimdi in in bitmiyor!

“Sadece ne?”

“Yersiz bir konuşmaydı önemli bir şey değildi.” Dar merdivenden ben önde o arkamda indiğimizde nihayet çıkış kapısına ulaşmıştık ki kapıyı açarken durmamı sağlayan son söyledikleri olmuştu.

“Seninle ilgiliyse önemli.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.