İçeriğe geç

Gençliğin Güvencesi

Bölüm 7 · 24 dk okuma

Gençliğin Güvencesi

Bölüm 7

Bölüm 7: Ne Hoşlantı-Ne Aşk

Bölüm 7: Ne Hoşlantı-Ne Aşk

“Hislerimden eminim, büyüklüğünden korkuyorum.”

“Ya hadi ben senin simli suratından korkup çığlık atıyorum sen neden benimle beraber çığlık atıyorsun?” Berk az önce Oya tarafından suratına zorla yerleştirilen simli maskesiyle beraber konuşurken hepimiz gülmekle yetinmiştik. Biz kapıya gittiğimizde ikisi çığlık atıyorken arkalarında kalmış olan Alaz elleriyle kulaklarını kapatmıştı sonra da Oya uzun uzun maskeyi övmüş resmen zorlayarak Berke de yapmıştı. Leyla da Alazı dışlamak olmaz diyerek rastgele bir tane seçip yüzüne yapıştırmıştı. Şimdiyse az önce olanlara gülerek koltuklarda yerimizi almıştık.

“Ben artık çıkarıyorum benimkinin zamanı bitti.” Diyerek kâğıt maskeyi yüzümden çıkardığımda yanımda oturan Leyla hemen bana döndü.

“Yüzünde kalan jeli iyice yedir cildine boşa gitmesin yazık.”

“Yedir?”

“Evet hadi kuruyacak kalıplaşacak sonra.” Söylediği gibi yapıp jeli sürerken Alaz Leylaya döndü.

“Sizden kavga sesleri gelince merak ettik şimdi halimize bakın.” Diyerek yüzünü işaret ettiğinde güldük.

“Ne kavgası? Biz sohbet ediyorduk hatta Ezginin maketinden tam not almasını kutluyorduk.” Gözlerini kaçırarak açıklama yaparken yüzündeki maskeyi de çıkarmıştı.

“Öyle mi? Tebrik ederim.”

“Teşekkür ederim sayende temeli sağlam attım.” Ezgi teşekkür ederken bir yandan ayaklanmış maskeyi çıkarmak için lavaboya gitmişti malum maske siyah noktalar için olduğundan çıkarması sancılı bir süreçti.

“E nasılısınız görüşmeyeli? Maskelerin süresi dolana kadar konuşalım.” Berk omuz silktiğinde bende omuz silktim.

“İyiyiz öyle güncelleme yapıyorduk. Sen?” Leyla arkasına yaslanıp cevaplamıştı bizim yerimize.

“İyiyim de güncelleme?”

“Aynı evin içinde görüşemiyorduk öyle geçen haftalarda ne yaptık falan onu konuşuyorduk.”

“Öyle mi? Fırtına herkese yaramış demek ki.”

“Madem geldiniz sizde güncellemeye katılıyorsunuz. Evet buyurun Berk Bey siz başlayın?” Leyla bir sunucu edasıyla konuşurken Ezgi de maskeden sonra kızaran yüzü ile gelip yanımıza oturmuştu.

“Ne olsun işte? Diş kalıbı aramakla geçirdim haftaları. Son güne iş bırakmamayı öğrenmem gerekiyor sanırım.” Dediğinde hepimiz onayladık.

“O zaman sıra bende. Bende çok güzel bir araştırma ödevi aldım. Birkaç yıl öncesine ait ama sonuçlanmamış bir haber bulup araştıracağım ve olası ihtimallerle beraber haberi birleştirip mükemmel bir sunum yapacağım.” Leyla cümlenin sonunda saçını savururken hayranlıkla izledim.

“Sanırım artık gazeteci olmak istiyorum.” Dediğimde güldü.

“Artık tıp yoluna girdin, dönemezsin hayatım. Sahi sen güncelleme yapmadın?” tek kaşını kaldırdığında gözlerimi kaçırdım.

“Öyle sıradan geldi geçti haftalar işte.” Elimi sehpadaki kupaya uzatırken Leyla koluma vurunca bırakmak zorunda kaldım.

“Acıttı yalnız. Bugün ne bu şiddet yanlısı davranışlar?” kolumu sıvazlarken Leyla kaşlarını çattı.

“Ya siz sır saklamayı alışkanlık ettiniz de ondan şiddete başvuruyorum.”

“Yok sır falan ya. Sadece kesinleşmeden söylemek istemedim.”

“Yalnız bende çok merak ettim şu an.” Berk gülerek bize döndüğünde yanaklarımı şişirdim.

“Söyleyeceğim ama kesin bir şey değil tekrar hatırlatma yapıyorum.”

“Çatlatırsın insanı ya!” Oya isyan edip diğer yanıma oturunca meraklı bakışlar karşısında anlatmaya başladım.

“Benim gen mutasyonları hakkında dönem başında yaptığım araştırmayı hatırlıyor musunuz?”

“Ay evet robot gibi davrandığın dönem.” Ezgi hatırlamış olmalı ki yüzü buruşmuştu.

“Robot?” Alaz merakla Ezgiye dönmüştü haklı olarak.

“Ya kıza yemeğini elimizle veriyorduk çiğnemesi gerektiğini bile hatırlatıyorduk düşün. Kısa devre yapıyordu sürekli. Boş bakışlarla tüm gün ya kütüphanede ya da labavotuarda olurdu.” Diye kısaca açıkladığında Oya ve Leyla da yüzünü buruşturmuştu. Abartıyorlardı aslında ama itiraz edersem üç kişiyle birden savaşmam gerekirdi bu yüzden susmayı tercih ettim.

“Neyse devam et ne oldu o araştırmaya?”

“Prof. Dr. Sedef, Uzm. Dr. Umay ve Araştırma görevlisi Jin ekip oluşturuyorlar. Bu konuda araştırma yapabilmek için tüm imkânları sağlayan bir vakıf bulmuşlar. Ekip, her sınıftan bir öğrenci seçilerek kurulacak ama iki ay sürecek olan bu çalışma yurtdışında. Kerstan ülkesinde Jüess şehrinde iki ay kalacaklar ve karşılığında vakıf ekibin her üyesine yaptığı çalışmaya göre yüklü bir ödeme yapacak.” Diyerek konuşmayı bitirdiğimde Leyla tepkisizce bana bakmaya başlamıştı ama tepkisiz kalması daha da korkutucuydu.

“Biz kalkalım siz konuşun yine geliriz.” Berk ve Alaz hızlı hareketlerle kalkıp evden çıktığında bile kimse hareket etmemişti.

“Bir şey söyler misiniz?” Tedirgin olmaya başlamıştım.

“Ne diyeceğimi bilemedim.”

“Bende sindiremedim herhalde.”

“Leyla, sen de bir şey söyle lütfen.” Ellerini tuttuğumda nihayet kendine gelmişti.

“Sadece şaşırdım. Ne zaman peki?”

“Sömestr da başlayacak her şey planladığı gibi giderse iki ay içinde biter ve geri dönerim.”

“Çok sevindim senin adına!” birden boynuma doladığı kolları ile bende onun gibi güldüm.

“Ya tepki vermediğiniz için çok korktum bir an!”

“Kızım arkadaşımızı her gün Jüess’e yollamıyoruz herhalde!” Ezgi bilmiş tarzıyla konuştuğunda tek kaşımı kaldırdım.

“Ne demekmiş o?”

“Modanın kalbi?” tabii ki Oya söylemişti.

“Eski mimarilerin ihtişamı!”

“Hayır ya asıl eğlence hayatı! Orda insanlar kazandıkları her kuruşu eğlenmeye harcıyormuş bizim tersimiz! Bende gelmek istiyorum Selin!”

“Peki masrafları karşılıyorlar mı?”

“Ekipteki üyelerin yurt ve uçak masrafı vakıftan karşılanıyor.” Dediğimde hepsi benden daha heyecanlı gibiydi.

“Tatilde bizimkilerden para dilenip yanına geleceğim!” Leyla heyecanla konuştuğunda Oya da güldü.

“Gidince mutlaka tüm mağazaları gez! Kullandığım markaların kurulduğu sokaklar orda resmen!”

“Şu an tıp okumayı istedim.” Ezgiden beklenmedik bir cevap geldiğinde gülüşüm daha da büyüdü.

“Unutmayın daha kesin değil.”

“Neden?”

“Vize sorun çıkarırsa diye.”

“Daha var sömestrın başlamasına bence o zamana kadar çıkar senin vizen.”

“Umarım..”

“Ya çocuklara da ayıp oldu. Yüzlerinde maskeyle korkup kaçtılar.” Leyla alayla konuştuğunda Oya karnını tutarak gülmüştü.

“Berkin şaşkın haliyle maskeyi düzeltmeye çalışmasını hiç unutmayacağım!”

“Oya kalk bize güzel yemekler ve sözünü verdiğin pastayı yap. Davet edelim hepsini. Hem kutlayacak haberlerimiz de var!” Leyla heyecanla ayaklandığında bende ayağa kalktım.

“Ben odaya gidip biraz uyusam olur mu?”

“Tabii doktor hanım size iyi bakmamız gerek bize oradan çanta alabilmeniz için.” Oya beni onayladığında küçük adımlarla odaya girip kapıyı kapattım.

“Fırtına dinmiş gibi..” Kapşonlumu başıma takıp kulaklarımı örttükten sonra cam kapıyı açtım.

“İliklerime kadar donmuş olabilirim.” Suratımı uyuşturan soğuk hava yüzüme çarptığında kapıyı kapatmaya yeltenmiştim ki gelen sesle duraksadım.

“Sanmam.” Dışardan gelen sesle küçük ve kar dolu balkona terliklerimle toplanan karı iteleye iteleye giriş yaptım.

“Ne sanmazsın?”

“İliklerine kadar donduğunu?” Girayın hafif alaylı sırıtışı beni de gülümsetirken kollarımı birbirine bağladım.

“Üşüteceksin girsene içeri.”

“Ben kolay kolay hasta olmam.”

“Neden? Sen insan değil misin?” alaylı sesi ciddiyete bürünen ifadesine uymazken bende alayla konuştum.

“Yani genelde melek gibi olduğumu söylerler.” Sırıtarak şapkamın altından zar zor ona bakarken bu onu da güldürmüştü.

“Her kimse doğru söylemiş.” nE?

“Bekle bir dakika.” Diyerek kendimi odaya atmıştım resmen. Bize ödünç verdikleri ısıtıcıyı ertesi gün Ezgi geri verdiği için bilekliği bende kalmıştı. Okulda karşılaşsak da bilekliği yanımda taşımıyordum doğal olarak da verememiştim. Bilekliği komidinin üzerinden alıp tekrar balkona çıktım.

“Isıtıcıyı verdiğiniz gün yere düşmüştü. Bir türlü veremedim.” Diyerek zaten yakın olan balkonlarımız sayesinde köşeye gidip bilekliği uzattım. Bilekliği elimden alıp sweatshirtimin kolunu sıyırdığında soğuktan ürperirken benim ellerimin aksine sıcak elleri bileğimi hafifçe tutmuş ve siyah bilekliği bileğime geçirmişti.

“Bileklik sende kalsın.” Diyerek hafifçe düğüm attığında şaşırmıştım.

“Neden, bu senin?”

“Artık senin. Bileğine benimkinden daha çok yakıştı.” Ne söyleyeceğimi bilemeden sadece bilekliğe baktığım kısa bir aradan sonra gülümseyerek gözlerine baktım.

“Bence de bana daha çok yakıştı. Teşekkür ederim.” Diyerek bileğimi elinden çekip havada salladım görebilmesi için. Buna karşılık içtenlikle gülmesini ve gülüşünü duymayı beklemiyordum. O kadar da komik değildi ama içtenlikle güldüğünü görmek farklıydı.

“Ellerin kızarmış, hastalanmadan içeri gir.” Az önceki gülüşünün izleri hala yüzündeyken konuştuğunda el sallayıp içeri girdim hemen. Cam kapıları kapatıp tül perdeyi çektim hızlı hareketlerle.

Sonrasında farkı anlayamadım. Garip bir his vardı içime sığmayan belki de mutluluktur.. Sonuçta güzel bir gelir elde edeceğim bir işim olacaktı sanırım bu yüzden mutluydum ve göğsüme sığmayan his buydu.

Daha fazla düşünmeyi istemediğimden sıcak yatağıma girip yorganın altında rahatlığa kavuştum..

“Selin! Uyan artık kaç saat oldu.” Omzumu dürten Oya uykumun katili olmaya kararlıyken kaşlarımı çattım.

“Bir saat daha.”

“Ne bir saati? Herkes içeride yemeğe başlayacağız.”

“Bir saat?” sırtımı ona doğru çevirirken üstümden yorganın çekilmesi ile ayaklarımı yatağa vurdum. Soğuk bir kış akşamı üstelik tatil iken neden sıcak yatağımdan kaldırılıyordum.

“Kalk artık ya! Çok uyudun”

“Git başımdan Oya.” İtirazlarım arasından örtümü geri alma çabalarıma da devam ediyordum.

“Üzerine su dökerim Selin ve bu konuda ciddiyim.” Aniden yorganı bırakmasıyla yorgun gözlerimi açtım. Üzerime su dökmüştü! Üzerime yapışan eşofman üstümü tutup tenimden ayırdım.

“Acımasız!”

“Hemen normal insana dönüp yemeğe geliyorsun!” dediğinde yavaşça doğruldum ve yatağın üstünde ayağa kalktım.

“Uyku sersemi halimden yararlanıp bana emir mi veriyorsun sen? Üstelik üstüme su dökmüşken!” gerçekten uykumu kaçırmayı başarmıştı.

“Sakin ol, şaka yaptım!” gülerek odanın kapsını açtığında hızla yastığı üstüne fırlattım ama o tam zamanında kapıyı kapatmıştı.

Şu an herkesle kavga edebilecek asabiyete sahiptim. Uykumu kaçırmıştı resmen! Üstelik uzun zaman sonra sıcacık ve yumuşak olan yatağımda uzun uzun yatacaktım.

“Bitireceğim seni Oya! OFFFF!” isyanlarımı duyabilmesi için bağırırken yataktan inip sabah balkona çıktığım için ıslanmış olan terliklerime göz ucuyla baktım. Çorapsız olan ayaklarıma uzun kalın ve lacivert çoraplarımı geçirdim. Üzerime de bol siyah boğazlı kazağımı ve bol olan siyah, belden bağlamlı eşofmanımı giydim. Uçları ıslanan saçlarımı sinirle tarayıp sırtıma attım ve Leylanın taçlarından siyah olanıyla yüzüme düşmesini engelledim. İşte şimdi bir kavgaya hazırdım.

“Ya hangi vicdansız arkadaşının üstüne su döker!”

Kapıyı açıp salona geçerken söylenemeye başlamıştım ki salondaki kalabalıkla bir an duraksadım.

“Hoş geldiniz?” Hepsi ki buna kızlar da dahil olmak üzere sinir bozucu bir şekilde gülümserken gözlerim Berkin yanında oturan Oya’da takıldı.

“Sanki sen hoş bulmamışsın ne bu surat? Sirke satmaktan beter.” Berke doğru giderken omuz silktim.

“Yanındaki hain beni sattı da ondan.” Dediğimde hızlıca Oyanın iki kolundan tuttu.

“Paket hazır kaptan. Uyuyana yılan bile dokunmaz sonuçta.” Dediğinde Talha yüzünü buruşturarak Berkin ensesine vurdu.

“Su içene lan o!”

“Sana ne kardeşim ben esinlendim belki?” ikisinin saçma konuşması boş verip sehpadan aldığım su dolu bardağı tam kaldırırken Girayın kolumu tutmasıyla beraber elim havada kaldı.

“Ne yapıyorsun?” sinirleniyordum.

“Uyku sersemiyken yaptığın intikam alma çalışmalarını engelliyorum.”

“Emin ol buz gibi bir su sayesinde gayet uyanığım.” Dediğimde Leyla bakışlarını bizden çekip gülerek Oyaya döndü.

“Hayır uyku düşkünlüğünü biliyorsun yani nasıl gaza geldin anlamıyorum?” Leyla alay ederken kaşlarımı çatmıştım ki Giray elimdeki bardağı alıp hepsini içti.

“Siz başlayın yemeğe geliyorum hemen.” Diyerek adımlarımı lavaboya çevirdim. Az önce gelişen hızlı ve anlamsız olayları takip edemediğimi fark etmiştim.

Lavaboya varıp yüzümü yıkarken düşündüğüm şey ise uyku düşkünü olmadığımdı. Severdim uyumayı ama Leylanın dediği gibi düşkünü değildim bence. Elimi yüzümü kurulayıp diğerlerinin yanına salona geçtiğimde Oya gülümseyerek tabak uzattığında cevap vermeden aldım. Yanlış anlaşılmasın trip atmıyordum kızgınlığım da geçmişti sadece şu an yeni uyandığımdan beynim yükleme yapıyordu.

“Bak sana kabak cipsi yaptım!” Leyla tabağıma kabak cipsi eklerken Ezginin yanına oturmuştum tabii o sırada ayakta olan Leyla tabağımı dilediği gibi doldurmakla meşguldü. Bense yavaş yavaş yüklenen zihnim ile kendime gelmeyi bekliyordum.

“Bitir bu tabağı, hemen kendine gelirsin.” Dediğinde gülümsemekle yetinip tabağıma döndüm. Kabak cipsi dışında bezelyeli pilav ve havuçlu kremalı tavuk vardı. Tabaktaki kombinasyonun garipliğini bir kenara bırakmaya çalışarak gözlerimle içecekleri aradım. Herkes kendi arasında sohbet ettiğinden dolayı salonda garip bir uğultu vardı.

“Berk şu bardağı uzatır mısın?”

“Buyurun” diyerek uzattığı asitli içeceği almak için kolumu uzattığımda kaşlarını çattı ve hafifçe bileğimden tuttu.

“Daha önce takmış mıydın bunu?” o kaşlarını çatarken bardağı alıp elimi çektim.

“Hayır?”

“Tanıdık geldi belki başkasında görmüşümdür.” Cevap vermedim ne desem istediği gibi anlamaya müsait olan arkadaşıma gülümsemekle yetindim ve arkama yaslanıp yemeğimi yemeye döndüm. Yakınımda oturan Berk ve Ezgiyi dinlemek uğultudaki sesleri seçmekten daha basit olduğu için onları dinlemeye koyuldum.

“Tatil olmasaydı yapacaktık aslında.”

“İptal mi oldu yani? Yazık olmuş bilet alanlara.”

“Kimseyi mağdur etmeyeceğiz. Tatil bittiğinde ve yollar düzeldiğinde kapalı saha da yapacağız.” Berk Ezgiye bir şeyi açıklarken merakıma yenik düştüm.

“Ne yapacaksınız?”

“Basketbol maçı. Şu fakülteler arası düzenlenen yarışmayı duydun mu?” dediğinde gülümseyerek eğildim. Yanımda Ezgi ve onun yanında da Berk olduğundan onlara doğru eğilmiştim.

“Hani şu rekabet olduğu için insanların derslerini ekip izlemeye geldiği yarışma mı?”

“Alay etme kankam bende o takımdayım.” Bilmiş bilmiş konuşma şekline gülerken devam ettim.

“Son üç maçtır rekabet adı altında kavga ediyormuşsunuz takımca? Bu nerenin sportmenliği?”

“Takımca değil aslında. Ben ve Giray asla böyle şeyler yapmayız.” Açıklama yaptığında şaşırırken Ezgi benim de merak ettiğim soruyu sormuştu.

“Giray da mı takımda?” Ezgi konuştuğunda Berk sanki komik bir şey sorulmuş gibi gülmüştü.

“Evet, takım kaptanımız olarak. Adamın fiziğinden de mi fark etmediniz?” dediğinde Girayı hiç dikkatli incelemediğimi yeni fark etmiştim.

“Nasıl zaman buluyor?” çünkü ben zaman yönetimi konusunda fazlaca kötüydüm.

“Bu sorunun cevabını inan ki bende merak ediyorum. Mükemmeliyetçi olduğu için olabilir sanırım.” Dediğinde daha da şaşırmıştım.

“Ben dersleri zar zor geçiyorum.” Diyerek doyduğumu hissederken tabağımı alıp ayaklandım.

“İçeriden bir şey isteyen var mı?” Berk ve Ezgi kendi aralarında konuşmaya dönerken ortaya sorduğum soruya cevap olarak aldığım birkaç teşekkürden sonra boşları üst üste dizip mutfağa doğru ilerledim.

Oyaya ne kadar sinirli olsam da yemeklerin lezzetti sinirimi yumuşatmıştı ve bulaşıkları yapmak bana düşüyordu.

Düşmemesi için çabaladığım tabakları çöpün üstündeki tezgâha bırakıp içlerindeki artıkları dökmeye başladım. Eğer dışarı çıkabilseydik kedilere verirdik ama dışardaki fırtına dinse de rüzgârlı hava kendisini uğultulu sesiyle belli ediyordu.

“Bardakları-” aniden arkamdan gelen sesle irkilirken elimden kayan tabağı korkarak tutmaya çalıştım.

“Tuttum. Sakin.” Girayın sesi kulağıma yetiştiğinde şaşkınlıkla arkama dönüp gerçekten de tutmuş olduğu tabağa baktım.

“Korkuttum mu?”

“Dalgındım sadece boşluğuma geldi.” Açıklama yapıp elinden tabağı alırken o da diğer elindeki iki bardağı tezgâha bıraktı.

“Su içmek ister misin?”

“İyiyim gerek yok. Sen ne için gelmiştin?” onunla konuşurken kalan artıkları da çöpe dökmeye devam ettim.

“Yardıma?” diyerek az önce boşalttığım tabakaları köpüklemeye başladığında kaşlarımı çattım.

“Gerek yok ben yaparım.”

“Su çok soğuk ellerin kızarmasın ben yaparım.” Bugün iki oluyordu bu.

“O kadar da hassas biri değilim aslında.” Diyerek yanına geçtiğimde gülümsediğini görmüştüm.

“O zaman tabakları sen kurularsın?” köpüklediği tabakları lavaboya bırakışını izlerken kaşlarımı çattım.

“Sen çocuk mu kandırıyorsun?”

“Belki?” benimle alay ediyor uzun boyuyla uymadığı küçük mutfağımızda tabakları köpüklüyordu ve bu işi hızlı yapıyor olması şaşırtmıştı.

“Yirmi üç yaşında çocuk mu olur?” sinirleniyordum artık. İnatla suyu açıp köpüklü tabağı durulamaya başlamıştım ki ellerimi tek tek tabağın üstünden çekti. Elindeki köpükler elime bulaşırken şaşkınlıkla başımı kaldırıp ona baktım.

“Tamam çocuk değilsin. Gördüğüm en yetişkin insansın. Şimdi ellerini temizleyip tabakları kurulamaya geçer misin?”

“Hmhm.” Neyi onayladığımı bilmiyordum ama sesi o kadar ılımlıydı ki onaylamıştım. Benim halime bakıp yüzünü arkaya çevirdiğinde yanağındaki gerginlikten güldüğünü anlıyordum.

“Ne gülüyorsun?” ellerimi ellerinin arasından çekip hızlıca suyla yıkadım.

“Gülmüyorum.”

“Resmen güldün! Gördüm Giray.”

“Yanlış görmüşsün Selin.” Hala alay etmeye devam ediyordu resmen! Sinirle gözüme giren perçemlerimi üfleyerek uzaklaştırdım ve kurulama bezini alıp onun durulamaya başladığı tabakları kurulamaya koyuldum.

“Ben kör müyüm Giray?” işimize devam etsek de bu konuyu kapatacağımı düşünüyorsa yanılıyordu.

“Tamam kabul, güldüm.” Kabul ettiğine şaşırsam da tabakları kurulmaya devam ederken sormaya da devam ettim.

“Neye peki?” sonuçta alay edilecek bir şey yapmamıştım.

“Tatlılığına.” O normal bir şekilde açıklayıp tabağı durulamaya devam ederken gerildiğimi hissediyordum. Durduğumu fark edince hemen devam ettim kurulmaya. İkinci bir arkadaş kaybı istemiyordum ama Girayın da nasıl biri olduğunu çözemediğim için ayak uydurmaya çalışarak konuşuyordum.

“Tatlı mıyım?” dediğimde sırıtarak elindeki tabağı bana verip musluğu kapattı ve bedenini yan çevirip tamamıyla bana döndü. Ne oluyoruz?

“Ne duymak istiyorsun Selin?” bilmiyorum. ‘Beynimin içini mahvettin düşünmeden konuşuyorum aptal!’ Demek istiyordum.

“Nasıl cevap vermemi bekliyorsun Giray?” onun bakışları gözlerimde gezinirken önümdeki tabağa bakmayı yeğledim.

“Bilmem. Nasıl cevap verirsen ver seveceğim.” Böyle konuşmasını sevmiyordum. Gerginleşiyordum çünkü Giray arkadaşım olsa da bazen bakışları ne düşündüğümü görebiliyormuş gibi bakıyordu ve bu gerginliğin oluşması için yeterliydi.

“Bugün öğrendim.” Konuyu değiştir aynen.

“Neyi?” merakla bana baktığında elimdekileri yerine bırakıp bende onun gibi tezgâha yaslanarak yan döndüm ve bir elimi tezgâha yasladım.

“Can hakkında anlattıklarının doğruluğunu. Neler olduğunu.” Her kelimemle kaşları çatılırken doğruldu.

“Anlıyorum. İçeri girelim mi?” gitmek için arkasını döndüğünde kolunu tuttum.

“Üzgünüm böyle açıkladığım için ama o kadar kısa zamanda sana güvenip yargılayamazdım kimseyi.” Dediğimde bana döndü.

“Canı.”

“Kim olursa olsun aynı olurdu Giray. Ben sadece üzgünüm demek istedim. Sen niye gerildin bu kadar?”

“Ondan bahsetmek içimde sadece olumsuz şeyleri çağrıştırıyor.”

“O zaman başka şeylerden bahsedelim.” Dediğimde kolundaki elimi diğer eliyle çekti.

“Nasıl olacak o? Sen sürekli konu değiştirip kaçamaya çalışırken mi?”

“Ben kaçmam.”

“Öyle mi?”

“Öyle, hatta bekle.” Diyerek dolaptan küçük acı biberleri çıkardım.

“Ne yapıyorsun?”

“Madem kaçtığımı ve çocuk olduğumu söylüyorsun. Bir oyun oynayalım.” Açıklama yaparak küçük biberleri boş bir bardağa doldurdum ve bar taburesini çekip elimdeki bardakla beraber oturdum.

“Biberle mi?” ne yapsaydım daha seni iyi tanımıyorken içki mi koysaydım? Demedim tabii ki.

“Korktun mu?” dediğimde sırıtarak yanımdaki bar taburesine oturdu ve bana döndü. Birbirimize dönmüş otururken biber dolu bardağı bar tezgahında ortamızda kalacak şekilde koydum.

“Şimdi. Birbirimize merak ettiğimiz soruları soracağız eğer cevap veremeyeceksek biberden yiyeceğiz ama önden uyarayım biberi Oyanın ailesi göndermiş çok acı.” Dediğimde omuz silkti.

“Önce sen başla.” Dediğinde bir süre düşündüm.

“Son basket maçlarınızdaki kavgalara karıştın mı hiç?” dediğimde rahatça kolunu tezgâha yaslayıp elini yumruk yaptı ve başını yumruğuna yaslayarak gülümsedi.

“Oradan bakılınca sportmen değilim gibi görünüyor herhalde?”

“Cevap?”

“Hayır hiçbirinde yoktum. Zaten o kavgalar da ego yarışları için.”

“Peki. Sıra sende.”

“Can hakkında bugün öğrendiklerini öğrenmemiş olsaydın eğer hangimize güvenirdin?” Bu Canı ne zaman unutacaktık?

“Canla uzun süredir arkadaştık ama dersten derse görüşürdük. Seninle de buraya taşındığımız zaman tanıştık ki itiraf et hoş bir tanışma değildi. Yani ikinize de güvenmezdim ama gerçeği de araştırmazdım sanırım.”

“Neden?”

“Konu bir yerde Berki de ilgileniliyor eninde sonunda o isterse anlatırdı. Bugün tesadüfen öğrendim zaten.” Diyerek omuz silktiğimde derin bir nefes verdi.

“Peki neden tıp okuyorsun?” sorduğum soruyla beraber gözlerinin parıldayışını titremesini izledim.

“Babaannem çok istemişti. Şimdi yanına her gidişimde insanlara gururla anlatıyor.” Yüzünde oluşan sevgi dolu ifadeyi gören herkes anlardı babaannesini ne kadar sevdiğini.

“Çok seviyorsun sanırım.”

“Her şeyden çok.” Gözlerindeki kararlılık ve düşünmeden verdiği cevap daha çok soru sorma isteği uyandırıyordu.

“Sıra sende.”

“Bugün her içimden geldiği gibi konuştuğumda konu değiştirmeye çalıştın. Neden?” gerçekten merak ediyordu..

Cevap vermeden bardaktan bir biberi alıp ağzıma attım. Acı tat dilimi yakarken yavaş yavaş çiğnemeye devam ettim. Kahretsin çok acıydı!

“Rahatsız olmuştun yani?” yüzünün düşüşünü yakından izlerken itiraz ettim.

“Hayır. Hem sıra bende ben soracağım.” Biberin acılığı yüzünden elimle kendime hava yaparken hızlı hızlı konuşmuştum.

“Babaannenden bahsederken çok farklı bakıyordun. Onu bu kadar fazla sevmenin nedeni var mı?” sorduğum soruyla beraber bardaktan iki biber alıp ağzına atmıştı.

“Çok acı onlar! Niye iki tane alıyorsun ya!” su doldurmak için kalkarken kolumdan tutmuş gülerek tekrar oturmamı sağlamıştı.

“O kadar acı değil, panik yapma.” Kaşlarımı çattım.

“Nasıl değil? Sadece bir tane yedim ama kulaklarıma kadar yanıyorum.”

“Dur.” Ayağa kalkıp su dolduruşunu ve bana uzatışını şaşkınlıkla izlerken elinden almadan önce bakışlarımı ona çevirdim.

“İçersem oyun bitmiş demektir.”

“Boş ver oyunu, iç suyunu.” Bardağı elinden alıp içerken endişeli bakışları komik gelmişti. Sadece biberdi evet çok acıydı dilimi hissetmiyordum ama yine de endişelenmesi hoşuma gitmişti.

“Daha ister misin?”

“Geçti geçti.” Hayır dilim uyuştuğu için zor konuşuyordum resmen!

“Siz de bir gittiniz geri gelemediniz.” Ezgi içeri girdiğinde bakışları biberli bardağa dönerken güldü. Kahve makinesini çalıştırmış yorum yapmayı da ihmal etmemişti.

“Biberle mi oynadınız? Sen birayla oynamıyor muydun?” Ezginin bakışları bana dönerken alaylı ifadesine kaşlarımı çattım. Bugün Oya ve Ezgiden çektiğim neydi böyle?

“Canım biber yemek istedi Ezgi.” Onu susturmak isterken benim aksime Giray sırtını duvara yaslayıp güldü.

“Az önce biber yemekten kulakların yanıyordu.”

“Biberi seven acısına katlanır.” Ezgi yüzünü buruşturdu.

“Berkle fazla vakit geçiriyorsun.” Hayır fazla vakit geçirmiyordum.

“Biliyor musun? Bu oyunu her çeşit içkiyi dizer öyle oynarız. Oynama sebebimiz de sırlardan kurtulmak. Oyun sonunda rahatlamak için içtiğimizde hepimizin kafası bulanırken bu kız da tek bir içmişliğe dair iz olmuyor.” Açılan konudan rahatsız olurken Ezgiye baksam da o Giraya dönmüş olduğu için beni görmüyordu. Bakın Ezgi asla gereksiz bilgi yüklemesi yapan biri değildi ama şu an zamansız olarak böyle davranacağı tutması da hiç hoş değildi.

“Kahve oldu mu?” olmamıştı buradan görebiliyordum.

“Neden çok mu içer?” Giray Ezgiye döndüğünde başımı duvara vurmak istiyordum.

“Yok ya yılda bir ya da iki kere ama hiç sarhoş olduğunu görmedim lisede bile evde toplanıp ilk içişimizde yüzünde mimik oynamamıştı.” Bunaldım.

“Yok bir de alkolik de Ezgi.” Salona dönmek için ayaklandığımda Ezgi kaşlarını çatsa da bir şey demeden salona geçip Alazla sohbet eden Leylamın yanına oturup koluna girdim.

“Alazın elinde futbol maçı için fazladan bilet varmış. Şu yarışmanın son maçı için. Gider miyiz?” bana döndüğünde başımla onaylayıp gülümsemeye çalıştım. Alaz da ona seslenen Talha’ya döndüğünde başımı Leylanın omzuna bıraktım.

“Ne oldu bebeğim?”

“Bebeğim mi? Beğendim.” Gülümsediğimde o da güldü.

“Şu aralar bebek gibi davrandığından.”

“Bir şey olmadı.”

“Ve bende buna inanacak kadar az tanıyorum seni öyle mi?”

“Annen mi? Baban mı?” beni gerçekten tanıyordu.

“İyi ki varsın Leylam.”

“Sende Selinim ama bu soru sormamı engellemez.”

“Ezgi içeride içkiye ne kadar dayanıklı olduğumu anlatıyordu öyle aklıma geldi. Zaten otobüs biletini de almam gerekiyor. Her şey birden beynime yüklendi yani bir şey yok.” Açıkladığımda saçımı öptü.

“Sen anlatmadıkça bilemezler değil mi?” ikimizde fısıltıyla konuşurken başımı omzundan kaldırdım.

“Olsun bilmeseler hayatlarında bir şey eksilmez.” Kimseyi saçma bir hüzün girdabına sokmaya gerek yoktu.

“Elimde kalacaksın ha. Ben seni görmeseydim bana da söylemeyecektin değil mi?” çatılan kaşlarına bakarken omzumu silktim.

“Of bunaldım bu konudan önemli bir şey değil zaten kapatalım.”

“Bende geleceğim seninle bu sene ziyarete.”

“Hayır Leyla.”

“Evet Selin. Daha önce gelmiştim zaten bir kere daha gelsem ne olacak?”

“Tek gidiyorum, konu kapanmıştır.” Diyerek gülümsediğimde mutfakta bıraktığım arkadaşlarım da ellerinde kahveler ve pastalarla dönmüştü. Oya gerçekten de kremalı çikolatalı pasta yapmıştı!

“Üstüne su dökmemi affedecek misin?” Gülerek bana pastayı uzatan Oyanın tatlı ifadesine gülerken onu onaylayarak uzattığı tabağı aldım.

“Bu pastayı ilk defa denediğim bir tarifle yaptım arkadaşlar. Bu yüzden herkesten geri bildirim istiyorum.” Dediğinde merakla çatalımı pastanın kekine batırdım ve kremasını da sıyırdım. Çataldaki büyük parçayı ağzıma attığımda hafif olan kremanın çikolata tadı gözlerimi kapattırmıştı. Oya gerçekten bu meslek için doğmuştu. Gözlerim kapalı gülümseyerek yumuşak keki de yedikten sonra Oyaya döndüm.

“Sen bu meslekte ilk sırada olacaksın farkındasın değil mi?” Diğerleri pastayı yemeye devam ederken Oya söylediğime içtenlikle gülümsedi.

“İlk defa bu kadar beğeniyorsun gerçekten güzel herhalde.” Diyerek kendi de tattı.

“Yanlış anlama yaptığın her şey güzel ama bu efsane.” Diyerek kendimi açıklamış ve arakama yaslanıp pastamı yemeye devam etmiştim ki Berk elinde tabağı ile bana kaş göz yapıyordu. Ne demek istediğini anlamayarak tek kaşımı kaldırırken bitirmiş olduğu tabağı gösterdi gözleriyle ve ayağa fırladı. Ne demek istediğini köşeli jetonum sayesinde daha yeni anlarken bende kahvemi ve tabağımı alıp peşinden gidecektim ki Oya tek kaşını kaldırdı.

“Nereye?”

“Mutfağa ya hemen dönerim.” Dediğimde omuz silkip Leylayla konuşmasına geri döndü. Bende herkesin kendi sohbetiyle meşguliyetini fırsat bilerek mutfağa gittim.

“Sonunda geldin kanka. Sen önceden daha zekiydin ne oldu sana?”

“Niye öyle diyorsun ya?” diyerek elimdekileri lavabonun yanına bıraktım.

“İki saattir işaret yapıyorum bir türlü anlamadın.” Ellerini beline yerleştirmişti.

“Kendin gelip koysaydın.”

“Olmaz âdettendir ev sahibi koyar.” Kendini açıkladığında gülerek pastadan iki dilim kesip birini kendi tabağıma birininkini de ona koydum.

“Mutfak salondan görünüyor arkanı dön ye.” Diyerek ciddiyetle salona sırtını dönüp pastasını yemeye başlamıştı.

“Saçmalama Berk. Herkes sohbet etmekle meşgul mutfağa mı bakacaklar?”

“Bakarlar, ben sohbet arasında gördüm sizi mesela.”

“Kimi?” şimdi bende onun gibi dönüp pasta yiyordum. Annesinden gizli mutfakta pasta yiyen çocuklar gibi davranma nedenimizi anlamazken ona ayak uydurdum.

“Sen ve Girayı sonra Ezgiyi. Sesiniz gelmiyor olabilir ama görünmez değilsiniz.”

“Görsen ne olacak?” dediğimde güldü.

“Haklısın, köpüklü ellerle el ele tutuşmak, gitmesin diye kolundan tutmak falan hepsi normal şeyler.” Şokla ona döndüğümde gülerek tabağımı aldı.

“Susma payı olarak senin dilimini de yiyorum.”

“Saçma imalarda bulunma Berk.”

“O kadar da kötü bir şey söylememiştim aslında. Yani bir şey varsa yakışırsınız.”

“Ama bir şey yok. Ya bugün de herkeste bir alay etme, ima yapma merakı var.” Üst üste gelen şeylerin saçmalığı ile sinirlenirken kahvemi içtim.

“Sakin ol şampiyon. Kim alay etti seninle söyle de kafalarını kırayım.”

“Giray.”

“Kafasını kırmasam olur mu? Onun yerine sözlü tehdit falan yaparım.” Diyerek tabağı sıyırdığında göz devirdim.

“Ne bu U dönüşü Berk?”

“Salak mısın kızım? U dönüşü değil sadece kafa mı bedenime bağlıyken seviyorum. Şimdi ben hareket yapmaya kalkarım adam benim üzerimden geçer gerek yok.”

“Abartma Berk.”

“Hafife alan sensin Selin.”

“Berk sen kimin tarafındasın?”

“Senin tabii ki sinirli kankam.” Kolunu omzuma attığında ona döndüm.

“Ben sinirli miyim Berk?”

“Yok canım sabahtan beri nemrut suratla kükreyen benim. Sen papatya çayı içmiş gibisin.”

“Aferin.”

“Neyse içeri dönelim de ne yaptığımız anlaşılmasın.” Omzumdaki koluyla beni salona doğru yönlendirdiğinde güldüm.

“Biz niye gizlice yedik ki?”

“Şimdi Oya bayıla bayıla yediğimi görmesin sonra başarı basamaklarını çıkarken fazla özgüven olur sonra-”

“Gerçeği söylesen daha kısa sürerdi Berk.”

“Biliyorum, pişmanım.” Dediğinde salona geçmiştik ki herkes ayaklanmıştı.

“Her şey için teşekkür ederiz.” Talha gülümseyerek ayaklandığında herkes zengin kalkışı misali ayaklanmış vedalaşma faslına geçmişti. Saat çok geç değildi ama herkesin kendi başına vakit geçirebilmesi gerekiyordu.

“Herkes kapının önüne doluşurken ben hala Berkin yanında duruyor konuşmalara katılmadan birbirlerine veda eden arkadaşlarımı izliyordum.

“Yarın hava bozuk atmazsa apartmanın bahçesine çıkalım mı?” Berkin kulağıma fısıldayarak yaptığı teklif komik gelirken güldüm.

“Bozuk atmazsa çıkarız. Zaten şu durumda tek güvenli yer apartmanın bahçesi.” Dediğime o da gülmüştü. Herkes dağılırken Berk de kolunu çekip vedalaşmış arkadaşlarının arkasından çıkmıştı. Leyla da kapıyı kapatıp kilitlemişti ki yanımda kalan Oyanın omzuna kolumu attım.

“Sen gerçekten Berkten hoşlanıyor musun?”

“Bilmem, tatlı buluyorum diyelim mi?” güldüğünde omuz silktim.

“Ne istersen onu diyelim.”

“Selin.” Ezgi salona geçerken arkamdan gelip diğer koluma girdiğinde devam etmesi için bekledim.

“Mutfakta iken yersiz oldu biraz eğer onun için kızdıysan?”

“Sadece gereksiz bilgi yüklemesi yapmayalım diğerlerine olur mu?” aramızdaki bozuk havayı yumuşatmak için gülümsediğimde o da gülümsedi.

“Normalde yapmam biliyorsun ama sizin yakın olduğunuzu sandım belki konuşmuşsunuzdur diye.”

“Boş ver. Uykum geldi benim ya siz nasıl yorulmadınız?” dediğimde Oya esnedi.

“Bende biraz uzanıp hayaller alemine geçiş yapmak istiyorum.”

“Benim sabah yarım bıraktığım birkaç işim var sonra geçeceğim uyumaya.” Ezgi salona geçerken Oya da odasına doğru geçti.

“Bana kaldınız Selin Hanım.” Leyla sarı saçlarını omzunun üstünden savurduğunda güldüm.

“Siz ancak kendi tercihim olursunuz, Leyla Hanım.” Gülümseyerek beline sarıldığımda güldü.

Odaya geçmiş kapıyı kapatmıştık ki Leyla kolumdan çekip yatağa oturmuş beni de karşısına oturtmuştu.

“Şimdi ifade veriyorsunuz hanımefendi, hangi sorudan başlamak istersiniz?”

“Dişlerimi fırçalayıp uyumak isterim?”

“O en son zaten.”

“O zaman gönder gelsin.”

“Giray? Arkadaşın mı?”

“Olmasını isterim?” dediğimde ayaklarını altında toplayıp göz devirdi.

“Sen bütün şehirle arkadaş olup ne yapacaksın? Hoşlandığını düşünüyordum.” Dediğinde yatağımda geriye kayıp sırtımı soğuk duvara yasladım. O da karşımda aynı pozisyona geldiğinde konuştum.

“Neden hoşlandığımı düşündün?”

“Bilekliğinden? Mutfakta elini tuttuğunda gözlerinin sonuna kadar açılmasından. Ya da biberle oyun oynayıp kendini kanıtlamaya çalışmandan?”

“Saçmalıyorsun Leyla.”

“Sen de görmezden geliyorsun Selin.”

“Bilekliği kendi taktı bende beğendim öyle kaldı işte.”

“Sen kolye takarsın, yüzük kullanırsın ama bileğinde tokaya bile tahammül edemezsin.”

“Artık takıyorum belki?”

“Çıkar o zaman uyuyacağız zaten.” Sinsice güldüğünde derin bir nefes verdim.

“Of tamam. Bileklik hoşuma gitti o taktığı için ama gerçekten hoşlanmıyorum ondan.”

“Biber oyununda ne sordu sana?” bir süre düşünmem için zaman tanıdı.

“Can’a mı yoksa ona mı güveneceğimi sordu.”

“Ne alaka? Berk olayı için mi? Ona bildiğini mi söyledin?!” heyecanı sesine yansırken onayladım.

“Geçen gün kozalı sözü verdiğim

“Geçen gün kozalı sözü verdiğim için anlatamadığım bir şey vardı ya onunla ilgili.”

“Biliyordun!”

“Bağırma Leyla yan odadalar.”

“nE!”

“Talha ve Giray bizim odanın yan tarafında kalıyorlar.”

“Bu duvarın arkasında yani?” duvarı fısıldayarak işaret etmesine gülerken o da gülümsedi.

“Kader işte.”

“Ya bir dakika asıl benim seni sorgulamam lazım.” Dediğimde utanmıştı. İşte konu ben olunca kaplan kesilen arkadaşım kendisi konuşulunca kediye dönerdi. Onun tatlı haline gülerek onun yatağına oturdum. O da uzattığım dizlerime başını koyup şapşal bir gülümsemeyle tavanı izlemeye başladığında bu haline alayla güldüm.

“Hayırdır? Ben seni böyle gülümsetecek bir şey olduğunu düşünmemiştim.”

“Ya Selin, bu öncekiler gibi değil.” Yan odada onların olduğunu öğrendiğinden beri fısıldıyordu ve bu komikti.

“Nasıl peki Leylam?” sarı saçlarıyla oynarken konuştuğumda gülümseyerek anlatmaya başladı.

“Heyecanlandırıyor beni, umut veriyor. Hani kahvesine iddiaya girmiştik ya?” bakışları bana dönerken onayladım.

“Evet hatırlıyorum.”

“İşte bana o günden sonra defalarca kahve ısmarladı. Hepsinde bu soğuk havada benim dersimin bitmesini beklemiş hiç şikâyet etmemişti. Biliyorsun derslerden sonra ruh halim hep umutsuz vaka olmuştur ama oturup o kadar güzel konuşuyor ki bende sadece susmak konuşmasını izlemek isterken buluyorum kendimi. Dünyadaki en önemli insanmışım gibi ufaj tefek dertlerimi bile önemseyip çözüm üretiyor bana.”

“Hoşlandığından bu şekilde mi emin oldun?” dediğimde dizlerimdeki kafasını yan çevirdi ve gözlerime baktı iyi dinlememi istercesine.

“Hoşlantı değil daha fazlası ama aşık da değilim sadece ortasında farklı bir his gibi.. Gülümseyişini kaçırmak istemiyorum mesela ya da başkasıyla konuşurken değişen mimiklerini, çatılan kaşlarını, bana bakarken ki kibar ama ilgili gözlerini.. Oturup saatlerce konuşsa dinlerim yüzünü incelerim anlındaki çizgileri takip eder uzaktan kirpiklerini saymaya çalışırım. Elinde bir kahveyle bana geldiğinde kalbimin üstünde bir kaşıntı oluyor ama böyle rahatsız edici bir şekilde değil güldüren içimi gıdıklayan bir şey. Kar yağan havada içim ısınıyor sıcacak oluyoprum sanki huzurum hiç bozulmayacakmış gibi geliyor.” Hayran hayran anlattığı şeyleri dinlerken bende hayran olmuştum bu hislere. Hiç hisstememiştim ama anlatışı beni de o duyguya itmişti.

“Peki o?” güldü.

“Yanımda kendinin en iyi halini gördüğünü söylüyor. Huzuruymuşum onun.” Şaşırmıştım.

“En büyük haberler sende hiç anlatmıyorsun?”

“Hızlı olduğumuzu düşünmenizi istemedim.” Yani daha tanışalı bir ay olmuştu.

“Peki? Sevgili misiniz yani?”

“Daha değil. Aslında az önce bile konuyu oraya getirdi ama ben ilk defa böyle hissediyorum korkuyorum biraz.” Dediğinde onu tamamladım.

“Yabancı hislerini kaldıramamaktan?” dediğim hızla doğruldu.

“Nerden bildin?”

“Bilmem. Yani hislerinden eminsin ama büyüklüğünden korkuyorsun değil mi?”

“Evet. Öncekiler küçük hoşlantı hatta bazıları hayranlıktı ama Talha farklı ve ben özel olmasını istiyorum.”

“Eminsen korkma. İlk defa tanıştığın bu hisleri doya doya deneyimle.”

“Gerçekten mi? Böyle mi düşünüyorsun?”

“Evet biliyorum sana hep mantığınla hareket et diye kızıyordum ama bu anlattıkların ilk defa hissettiğin şeyler ve ben bu hisleri öğrenmeni hatta keyfini çıkarmanı istiyorum.”

“Haklısın, kaybedecek bir şeyim yok.” Gülümseyerek sarıldığında bende sarıldım kalp atışını buradan bile duyabildiğim arkadaşıma.

“İyi ki varsın, arkadaşım olduğun için teşekkür ederim.” Dediğinde gülümseyerek ayrıldım.

“Bende teşekkür ederim herkese lazımken benim arkadaşım olduğun için.” Güldüğümde ciddi hava dağılırken o da gülmüştü.

“O zaman yarın sabah kızlara anlatıp öğlen harekete geçiyorum.” Onun heyecanlı haline gülerken ayaklandım.

“Ne harekete geçmesi Leyla ya? Göreve mi gidiyorsun?”

“Hayır, mutluğuma gidiyorum.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.