Bölüm 6: Senin Bilekliğin
“Zayıflıkları dikkat için kullananlardır yalnız kalanlar.”
“Uyanın! Hemen!” Leyla koşarak kızların odasına geçerken bende makinedeki kahveyi kupama doldurdum.
Evimize taşınalı neredeyse üç hafta olmuştu ve iş arayıp derslere çalışmaktan evde pek vakit geçirememiş birbirimizi sadece geceleri görür olmuştuk. Dün fakülteden dönerken de kar fırtınası çıkmıştı haberlerdeki son duruma göre üç gün boyunca şehrin genelinde resmî tatildi. Bu sürede zarar gören yerler ve kapanan yollar halledilecekti. Fırtına derken gerçekten de fırtınadan bahsediyordum. Geçen hafta iki odaya da tekerlekli ısıtıcı almış nereye gitsek peşimizden sürükleyip fişe takarak çalıştırıyorduk bu yüzden soğuktan kurtulabiliyorduk.
Ezgi dağınık saçlarını eliyle toparlarken uyku ile uyanıklık arasında lavaboya doğru gidiyordu.
“Elimi yüzümü yıkayıp geliyorum. Bende kahve istiyorum.” Diyerek lavaboya girdiğinde bilerek fazlaca demlediğim kahveyi diğer üç kupaya da doldurdum. Oyanın önceden bahsettiği yere Girayla beraber gitmiş gerçekten de fazlasıyla çeşitli olan renkli kupalardan almıştım.
“Niye resmî tatilde akşama kadar uyuma hakkımız yok?” Ezgi işini bitirip bar sandalyesine geçerken Oya da lavaboya girmişti.
“Çünkü nihayet beraber yeni evimizde yemek ve uyku dışında bir şeyler yapabileceğiz.” Leyla karşıma geçerken kahveleri önlerine bıraktım.
“Yine de biraz daha uyuyabilirdik bu son haftalar bedenimde dövülmüş hissi bıraktı.” Dediğimde Leyla kahvedeki bakışlarını bana çevirdi.
“Hiç de itiraz edemezsiniz. Önce karnımızı doyurup kalan işlerimizi halledeceğiz. Sonra sıcak çikolata, yeni aldığım maskeler ve geçen haftalarımızın özeti yapılacak plan çoktan hazır. Aynı evde birbirimizden habersiz yaşıyoruz resmen.”
“Haklısın.” Ezgi hak verirken bende yanımıza gelen Oyaya kupasını verdim.
“Durun dün gece uyuyamadım iki tepsi kurabiye yaptım kahvenin yanında mükemmel olur.” Oya mutfağa sinmiş olan güzel kokunun sebebini açıklarken büyük beyaz bir tabağa tüm kurabiyeleri dizip yanımıza oturdu.
“Hayırdır, neden uyuyamadın?” damla çikolatalı kurabiyelerden bir tane alıp kahveye batırırken sormuştum.
“Yeni bir tarif bulmamızı istediler bir tatlı tarifi.”Dediğinde Ezgi kaşlarını çattı.
“E ne var bunda yaparsın sen.”
“Şartlar var. Herhangi bir hayvansal ürün içermeyecek, hazır bir ürün de içermeyecek çikolata ya da badem sütünü falan benim yapmam gerekecek. Son olarak da-“
“Dahası da mı var ne bu ya?” Leyla söylenerek turuncu küçük kurabiyeyi ağzına attı.
“Ana ürün var herkese farklı bir şey verildi ve benimki dere otu. Dere otu baskın olacak bir tatlı yapmam gerekiyor tabi daha önce yapılmamış olmalı.”
“Yıl olmuş 1996 siz badem sütünü neden evde yapmak zorundasınız?” diyen Ezgi ile Oya gülümsedi.
“O en basit kısmı sorun daha önce yapılmamış bir şey yapmam gerekiyor ve hikayesiyle ismini de düşünmem gerek.” Sıkıntıyla nefesini verip saçlarını karıştırdı.
“Kurabiyeler peki? Üstelik çeşit çeşit hepsi?” dediğimde bana döndü.
“Evde su gibi kahve tüketiliyor bende yanında yersiniz diye hepinizin sevdiği çeşitlerden yaptım aynı hamur gerçi. İşte damla çikolatalı, portakallı ve fıstıklı.” Dediğinde gülümsedim.
“Yediğim en lezzetli kurabiye.”
“Pastanedekilerden güzel.”
Hepimiz gerçekten de güzel olan kurabiyeleri överken Oyanın morali az da olsa yerine gelmişti.
“E hadi herkes derse koyulsun sonra maske yapacağız.” Diyerek Leyla bu maske işinde heyecanlı görünüyordu.
“Tamam siz geçin ben size sandviç hazırlarım.” Oya ayaklanırken itiraz ettim.
“Beni sayma kurabiye ve kahve ikilisi yeterli.” Diyerek ayaklandığımda Leyla ve Ezgi de bana katıldığından herkes eşyalarını hazırlamak için dağılmıştı. Ezgi salondaki sehpada çalışırken Leyla bizim odadaydı ve Oya da kitaplarını karıştırıp ilham aramak için odasına kapatmıştı kendini. Ben de boş kalan bar tezgahına kitaplarımı dizip son dersten kalan hastalık notlarını açmış oradan başlamıştım çalışmaya. Ezberden çok görsel hafızam işime yaradığı için her leyi organların üzerinde çizerek öğrenebiliyordum ki fazlasıyla zamanımı alıyordu ama aklımdan kolay kolay da çıkmıyordu.
Yaklaşık dört saat çalıştığım için ağrıyan bileğimi ovuşturup arkama yaslandım. Metabolizma hastalıkları geniş bir ders olduğundan parça parça çalışıyordum ve şimdi bitik durumdaydım. Açıkçası hiçbir şeyi toplayacak halim olmadığından uyuşan ayaklarımı canlandırmak için ayaklandım benim kalktığımı gören Ezgi de gözlüklerinin altından bana döndü sadece çalışırken takardı.
“Bitirdin mi?”
“Bitmedi ama beni bitirdi.”
“Ben de sınırımdayım şu son kısım kaldı üzerinden geçeceğim.” Diyerek dosyalı kâğıdı işaret ettiğinde omuz silktim.
“Ben diğerlerine bakayım sana da iyi şanslar.”
“İhtiyacım olacak.” Verdiği cevaba gülümserken ayaklarımı sürüyerek oda kapısını açtım.
“Naber?”
“İlhamsız, fikirsiz ve tükenmiş. Sen?”
“Son söylediğinle aynı.” Diyerek kendimi yatağa attığımda Oya da elindeki kağıtla kalemi bıraktı.
“Karaladım birkaç tarif artık deneyeceğim siz de tadar yorumlarsınız.” Dediğinde güldüm.
“Önceden çalıştığın yerlerde yapıp getirirdin denememiz için şimdiyse kendi evimizde yapıyorsun.” Tavanı izlerken gülümseyerek konuştuğumda o da yanıma uzanıp yatağa bıraktı kendini.
“Değil mi? Dün kurabiyeleri yaparken bunu düşünüyordum. Sanırım başımızın çaresine bakmayı öğrendik.” Dediğinde güldüm.
“Öğrendik sanırım. Neyse gidip Leylaya bakacağım geliyor musun?”
“Odayı toplayacağım Ezgi görmeden önce.” Hızlıca kalktığında bende kalkıp odadan çıkarken kapıyı kapatmıştım. Leylanın yanına giderken gördüğüm kadarıyla da Ezgi çalıştığı dosyaları toparlıyordu.
“Hiç şaşırtmıyorsun Leylam.” Elinde tükenmez kalemle yatağına uzanmış ve kitaplarının üstünde yatmıştı.
“Hmhm..”
“Kalk yerine yat evladım.” Gülerek dağıttığı kitapları yırtılmaması için toparlarken seslendiğimde kedi gibi mırıldanmıştı. Kitapları üst üste dizerek komidinin üstüne bıraktım.
“Kalemi ver de rahat uyu.” Elindeki kalemi tuttuğumda gözleri açıldı.
“Ne uyuması ya? Gözlerimi dinlendiriyordum.” Uyuşuk hareketleri ile doğrulduğunda kaşlarımı çattım.
“Uyu işte uykun gelmiş Leyla.”
“Uykum gelmedi kâğıda sığsın diye küçük fontla yazılan yazıları okumaya çalışırken gözlerim yoruldu ben de dinlendirdim.” Her zamanki bahanesini sunduğunda omuz silktim.
“Sen bilirsin birazdan koltukta uyukladığında göreceğim seni.” Onu toparlanma çabası ile baş başa bırakırken salona geçip kendimi koltuğa bıraktım. Isıtıcın verdiği sıcak hava ayaklarımı ısıtırken yanıma uzanan Ezgiyle beraber pencereye vuran kar tanelerini izliyordum.
“Oya! Bu kar yağışı bitmeden fazlaca sıcak çikolata yapman gerek.” Leyla elindeki küçük ahşap sepeti sehpaya bırakırken maskelerin fazlalığı şaşırtmıştı.
“Hemen geliyor sıcak çikolatalar.” Oya üzerine uzun yünlü pembe hırkasını giymiş mutfağa koştururken bu haline gülmüştük.
“Leyla ne zamandır maske biriktiriyorsun?” Ezgi de benim gibi merak etmişti.
“Ya yok benim param ay sonuna bile yetmiyor ayakkabı almaktan. Bu maskeler hem Oyanın hem de benimkilerin birleşimi sepet güzel diye beraber koyalım demiştik. Güzel durmamış mı?” Güzeldi dikdörtgen hasır görünümlü bir sebep kâğıt maskeler ve jel maske kutularıyla doluydu.
“Ben eşofmanlarımı giyeceğim bu pijamalar uykumu getirmeye başladı.” Açıklama yaparak ayaklanıp terliklerimi ayaklarıma geçirmiştim. Gerçekten de uykum gelmişti pijama rahatlığı yüzünden. Odaya girip ahşap dolaptan uzun ve kapüşonlu olan gri sweatshirt ve gri eşofmanımı giyip toplanmış olan yatağıma göz ucuyla baktım. Uyusam fark ederler miydi ya? Şimdi sıcacık yorganımın altında uzanıp camlı balkon kapısına düşen kar tanelerini izleyebilirdim.
“Selinim!” yok artık! Hissediyordu bu kız ya başka bir açıklaması olamaz.
“Geldim Leylam.” Terliklerimi zeminin üzerinde sürüye sürüye yeniden koltuğa geçip bacaklarımı sehpaya uzattım.
“Bak saçların açık bulaşmasın diye bunu takacağım sana.” Normal kahverengi kalın bir tacı saçlarıma taktığında bende saçlarımı düzelttim.
“Evet hangi maskeden istersiniz?” Leyla bize dönerken Oya da sıcak çikolataları getirmişti.
“Şunu ben alayım. Siyah nokta derdi geri döndü bana.” Ezgi eline siyah bir kâğıt maske aldığında Oya da ten rengini daha ne kadar beyazlaştırmak istiyorsa artık onun için bir maske seçmişti.
“Nem için bir şey var mı?” sorumla eş zamanlı olarak Leyla gülümsemiş ve normal bir beyaz maskeyi açıp yüzüme yerleştirmemde yardımcı olmuştu. Hepimiz komik halimizle birlikte birbirimize maskeleri takarken yardımcı olmuş ayaklarımızı sehpaya uzatarak uzanmıştık.
“En son yurttayken yapmıştık maskelerimizi.”
“Herkes yoğundu birkaç haftadır ama şimdi beraberiz işte.”
“Evet şimdi herkesten güncelleme istiyorum.” Leyla kupasını eline koyup simli maskesinin altından korkunç bir şekilde gülümsediğinde yüzümden düşmemesi adına maskemi tutarak gülmüştüm.
“Ya of gülme seni görünce benim de gülesim geliyor.” Ezgi de aynı durumdan şikayetçi bir şekilde burnundan kalkan maskeyi düzelttiğinde Oya koltuğun üzerinde ayağa kalktı.
“Benim bir güncellemem var aslında!”
“Hemen anlatıyorsun!” Leyla heyecanla öne eğilince Oya koltuğun üzerine hırkasını savuşturarak adımlar atıyordu.
“Bir kötü bir de nötr bir haberim var hangisinden başlamalıyım?”
“Nötr olan bir haber? Ondan başla merak ettim.”
“Geçen sene aynı dersi aldığım biri vardı Okan, birden ilgili olmaya başladı geçen hafta da yemeğe çıkmak istedi.”
“O kimdi ya?” ben Ezgiye sorarken Leyla beni eliyle susturup cevapladı.
“Kasları bol beyni az olan.”
“Nasıl beyni az?” Ezgi gülerek sormuştu.
“Ya bu adam geçen sene Oya anlatmıştı ya mutfağı alev içinde bırakan adam diye.”
“Ha o muydu?” kim olduğunu hatırlarken Oyaya döndüm.
“Kabul ettin mi?”
“Yok canım ne edeceğim?” gözlerini kaçırdığında Leyla şaşkınlıkla yağa fırladı.
“Kabul etmişsin! Kaçırma gözlerini boşuna. Ya Oya dış görünüşten daha fazla kriterin olmalı öğretemedim mi ben sana ya?” Leyla gerçek bir sinirle Oyanın kafasına isabet eden bir yastık fırlattığında Oya dengesini koruyup saçındaki tacı düzeltti ve itiraza girişti.
“Çok değişmiş Leyla ya! Geçen hafta yaptığı yemek tüm hocalardan aferin adlı üstelik bir otelin mutfağında çalışmaya başlamış. Kim aptal birini işe alır ki? Valla sadece görünüşüne bakmadım bu sefer!” yaptığı savunmaya Ezgiyle beraber koltuklara vurarak gülmüştük.
“Bekle sen arayacağım anneni senin kızının kafasını kırabilir iyim diye izin alıp geliyorum ben.” Leyla sinirle bir tane daha yastık fırlatırken Ezgiyle gülmekten kendimizi tutamamış koltuktan yere doğru kaymıştık.
“Gülmeyin lan harbiden sinirliyim.” Leyla bu sefer de yerdeki yastığı alıp bizim üstemize atmıştı.
“Of sadece bir yemek zaten biraz konuşur ayrılırız.”
“Hani Berkten hoşlanmıştın?”
“Hoşlandım dedim nikahıma alacağım mı dedim?” Oya alayla gülerken Leyla bir anda üstüne atlamıştı.
“Ezgi durum ciddileşiyor kaldır beni el atalım.” Gülmekten dengede duramadığım için zar zor konuşabilmiştim. Ezgi nefessiz kaldığı için kendimi toparlamaya çalışıp sehpadan destek alarak ayağa kalktım.
“Dur Leylam!” diyerek belinden tuttum çekebilmek için ama Leyla Oyanın kollarına yapıştığı için çekmek çok zordu.
“Ya bırak ya kaç yaşına geldi boş inşalara boş vakit harcıyor. Kendine getireceğim ben onu.”
“Dur! Kötü haberi söylemedim!” Oya çığlık çığlığa konuşurken Leyla duraksadı.
“Bundan kötü mü?”
“Yani evet, sanırım.” Leyla aniden Oyanın üstünden kalkınca bende ayakta durmamak için Oyanın yanına oturdum.
“Kafeteryada konuşanlar vardı bende yanlarına gidip sordum öyle öğrendim.”
“Neyi? Anlatsana.” Leyla maskesini düzeltirken konuştuğunda bu hallerine anlam veremiyordum.
“Talha ve Giray daha önce Canla kavga etmişler.”
“Nasıl? Talha da barbar biri değil?”
“Öyle değil Leyla ya konu daha derin. Otur önce.”
“Berkin babasıyla sorunları varmış. Adam sinirli biriymiş çocukken de annesine şi-”
“Dur!” kötü hissederken aniden durdurmamla hepsinin bana dönüşünü izledim.
“Ya Berk bilmemizi istemiyorsa? Ya ben kendimi çok kötü hissettim.” Gerçekten kötü hissediyordum. Oyanın cümlesinin devamı ağır bir durumdu ve Berk söylemeden öğrenmemiz... Leyla yanıma geçip sırtımı sıvazlayarak gülümsedi.
“Herkes biliyor ve ortalıkta konuşuyor Selinim. Bilirsek en azından Berkin önünde kırıcı bir konuya değinmemiş oluruz.”
“Biliyorum ama-”
“Bildiğimizi belli etmeyiz zaten öğrendik.” Dediğinde sustum ve arkama yaslandım derin bir nefesi dışarı verirken..
“Devam edeyim mi?”
“Et.” Leyla elimi tutarak Oyaya döndüğünde bir şey demedim. Aile konusu benim için garipti ve konuşmak ya da dinlemek o an için rahatsızlık veriyordu bana.
“Babası doktormuş aslında ama eskiden kadına çok çektirmiş. Berk yetişkin olduğunda kendi tutmuş boşanma avukatını birkaç işte çalışarak annesini ve kız kardeşini akrabalarının yanına yurt dışına göndermiş babasıyla da o günden beri görüşmüyorlarmış. Tahmin edin berkin özel hayatını herkese ifşa eden isim kim? Can Seçkin. Nasıl öğrendiyse artık önüne gelene sohbet niyetine anlatmış pislik. Giray ve Talha da oh elleri dert görmesin bir güzel benzetmişler Canla arkadaşlarını.”
“Aile konusunda yorum yapabileceğini sanan biriyle mi arkadaş olmuşum?” Pişmanlıkla konuşurken Ezgi de katıldı.
“İlk okulda mıyız biz ya? Nerden geliyor bu aşağılama merakı?”
“Bu hareketlerde bulanabilecek birinin zekâsı erişkin değildir zaten.”
“‘Babası böyle olan bir adam kim bilir nasıl olacak?’ Demiş Can.”
“İğrenç! Arkadaş gibi davrandığın birinin arkasından böyle konuşması mide bulandırıcı.”
“Berk biliyor mu?” Leyla merakla Oyaya dönerken Oya omuz silkti.
“Nerdeyse tüm kafeterya bu konuyla çalkalanırken öğrenmemiş olmaması neredeyse imkânsız ama bilmiyoruz işte.”
“Bilmiyormuş gibi davranıyoruz tamam mı?” Leylanın dediğini hepimiz sadece başımızla onayladık.
“Daha fazla konuşmayalım bu konu hakkında.” Dediğimde Ezgi omuz silkti.
“O zaman yeni haber bende. Maketim tam puan aldı.” Gülümsediğinde bu güzel haberle hepimizin modu değişmişti.
“Kaç gece sabahladın karşılığını almışsın.”
“İlk gün Alaz yardım etmeseydi daha çok sabahlardım. Neyse ki tam puanı kaptım ve bu projeden de yırttım.”
“Tebrikler. Akşam menüsünde kutlamak için istediğiniz bir şey var mı efendim?” Oya kupasını tekrar eline alırken Ezgi düşündü biraz.
“Sanırım çikolatalı ve fındıklı pasta muhteşem olurdu.” Dediğinde Leyla kaşlarını çattı.
“O kadar malzememiz var mı? Öğrenci evinde?”
“Geleceğin ünlü bir şefiyle ev arkadaşın Leyla kendine gel. Annem kolilerce yemek göndermişken bütçemizin bir kısmını pasta malzemesine harcadım, üstelik ödevlerim için adlığım fazladan kremaları biriktiren bir arkadaşla yaşıyorsun.” Dediğinde kaşlarımı çattım.
“Nasıl gönderdi? Yurtta olmadığımızı biliyor mu?”
“Hayır yurda göndermiş. Bende otobüsle buraya getirdim. Kaç gündür dolaptalar ama benim dışımda yemek yapan olmadığı için fark eden yok tabi.” Saçını savurduğumda güldüm. Ezgi ise heyecanla Oyaya döndü.
“Ne göndermiş?”
“Bizim oranın turşusundan ve reçelinden. Tabii dondurulmuş sarmalarla börekleri saymazsak.” Gülerek ayaklandığında acıkmıştım resmen. Sohbeti bölen zil sesi evde yankılandığında Oya ayakta olduğu için bir şey söylemeden kapıya varmıştı.
“Kapıyı öyle mi açacak?” Ezginin sorduğu soruya Leyla hız kaybetmeden kızmıştı.
“Bu maskeler ne kadar biliyor musun? Çıkarsın da boşuna mı gitsin?” Leyla bugünkü kızmalarını bitiremezken kapıdan gelen çığlık sesiyle fark etmeden ayaklanmış Oyanın yanına koşmuştuk..