Bölüm 5: Görünmez Gerçekler
“Gerçekler her zaman ortaya çıkar, görmezden gelmek yok etmez.”
“Gerçekten mi? Hiç denk gelmedik.” Salonda oturmuş elimizde bitmiş kahve bardaklarıyla sohbet ediyorduk. Az önceki konuşmamızdan sonra Giraya karşı ılımlı davranmaya karar vermiştim ama güvenme konusunda emin olduğum söylenemezdi. Şimdi ise Alaz ve Ezgi makete başlamışken bizde karşılarındaki koltukta oturmuş ortak sohbet ediyorduk. Şaşırmamın sebebi ise Girayın tıp okuyor olması ve beşinci sınıfta olmasıydı.
“Nasıl ya hiç mi görmediniz birbirinizi? Aynı fakültedeyken.” Alaz elindeki küçük tahta parçasıyla sormuştu bunu. Ezgi ise benim yerime cevaplamıştı gülerek.
“Aynı fakültede olsak bende Selini görmezdim sanırım.”
“Neden?” diyerek elimdeki boş kupayı sehpaya bıraktım.
“Kafanı kaldırıp etrafa baktığın mı var? İş ve ders derken koşuşturuyordun hep.” Küçük bir gülümseme ile konuştuğunda itiraz edemedim ama bu durum sadece benim için geçerli değildi hepimiz iş ve ders arasında koşturuyorduk.
“Aslında karşılaşmıştık.” Girayın sesiyle ona döndüm. Yanımda oturduğundan zor olmamıştı.
“Nasıl karşılaştık?” şaşırmıştım ama daha çok kötü hissetmiştim hatırlamadığım için.
Tam konuşacağı sırada çalan kapı ile merakımı bir kenara bırakıp gürültüyle çalan kapıya koştum.
“Nerde kaldın?” kapıyı açtığım an Leyla elindeki poşetlerle söylenerek içeri girdiğinde diğerleri arkasından girmişti.
“Koşarak açtım Leyla.” Kapıyı arkalarından kapatıp onlar gibi bende mutfağa girdim.
“Bu kadar poşetle yürüyüp bir de merdiven çıkmak ne kadar zordu biliyor musun?” Oya da ceketini çıkarırken söylendiğine göre rahatça nefes alabilirdim.
“Ben yoruldum içeri geçiyorum.” Leyla önden çıktığında Talha da bana kibarca gülümseyip onun peşinden gitmişti. Oya ise poşetlerden bir cips alıp içeri geçmişti.
“Aldın mı güzellik uykunu?” Berk alayla bar sandalyesine geçince poşetleri açmaya başladım.
“Almaz olur muyum? Mışıl mışıl uyudum.”
“Senin adına sevindim zira benim her yerim ağrıyor.” Derin bir nefes vererek söylediğinde gülümsedim.
“Kıyamam çok mu yordular seni?”
“Sen geç dalganı. Markete gitmeden önce dün indirim yapan kızla yemeğe çıktım.”
“Pardon yaptığınız iyiliği unutmuştum.” Gülerek alınmış çikolatalardan birini çıkarıp Berke uzattım.
“Bu çok çalışmanızın karşılığı.”
“İyi bari en azından ödülüm var.” Gülümseyerek paketini açıp yediğinde bende buzdolabına eşyaları yerleştiriyordum.
“Ee ne rüya gördün dün?”
“Bilmem hatırlamıyorum.”
“Nasıl hatırlamıyorsun? O kadar da uyardım unutmayın diye.”
“Çemkirme Berk. Henüz bilinçaltımı kontrol edebilme yeteneğim yok üzgünüm.”
“Demek ki herkes benim gibi yetenekli değilmiş.” Gülerek konuşmasına karşılık bende gülmüştüm. Oyanın aldığını tahmin ettiğim pırasaları da dolaba yerleştirirken bu sefer ben sordum.
“Nasıl geçti randevun?”
“Geçti işte bir şekilde.”
“Bugün de herkes bir açıklayıcı bir açıklayıcı anlatamam.” Söylendiğimde güldü.
“Hayırdır kimeydi bu gönderme?”
“Sana canım. Doğru düzgün anlatsana şunu.”
“Güzel kız, tatlı da biri gibi ama ısınamadım.” Düşünürcesine konuştuğunda güldüm.
“Neyine ısınamadınız prensim? Güzel, tatlı dediniz.”
“Sen her yakışıklıya ısınıyor musun?”
“Aynı şey mi?”
“Evet?”
“Dur şimdi konu ben değiliz. Kıza niye ısınamadın?”
“Çok konuştuk ama böyle bazen birine o gözle bakamazsın ya öyle oldu işte.”
“Biz bu gidişle tüm ülkeyle arkadaş olacağız hayırlısı.” Gülerek Leylanın konuşacağı türden konuştuğumda o da güldü.
“Olur mu prenses senin durumun farklı. Can var Giray var.” Dediğinde şaşırırken elimdeki domatesleri düşürmüştüm.
“Ne Girayı? Saçmalama Berk.” Dediğimde seslice güldü.
“Domateslerin ne suçu vardı?” dediğinde cevap vermeden düşen domatesleri tekrar poşetlerine koydum. Benim susmamdan yararlanan arkadaşım konuştu yine.
“Boş atıp dolu tuttum sanırım. Nefretten aşk mı? Film mi çekiyoruz kızım. Ayrıca Canı inkâr etmedin hayırdır?”
“Ya sen yorulmuş halinle bu kadar konuşabilme yeteneğini nasıl edindin?”
“Sorulardan kaçmak üzerine kitap yazmış biri olarak konuyu değiştirme diyorum.”
“Soruyu tekrar alabilir miyim?” dediğimde tek kaşını kaldırdı. Yanaklarımı şişirip cevap verdim.
“Öncellikle ortada nefret değil olumsuz düşünceler vardı ve şimdi arkadaş olabilmek adına daha ılımlıyım diyebiliriz. Can hakkında da konuşmak istemiyorum gereksiz uzadı bu muhabbet.” Diyerek buzdolabının kapağını kapattım ve paketli atıştırmalıkları çekmeceye yerleştirmeye başladım.
“Seni ılımlı olmaya iten şey nedir?”
“Biliyor musun? Alazla Ezgi içeride maket yapıyor.”
“Bu ne saçma bir kaçma girişimi? Anlaşılan sana öğretmem gereken şeyler var.” Dediğinde yerleştirme işini bitirip ona döndüm.
“Hadi içeri girelim.” Diyerek mutfaktan çıkarken kolunu omzuma atıp kaşlarını çattı.
“Sen böyle kaçtıkça merakım arttı.” Kulağıma fısıldayınca ne diyeceğimi bilemeyerek Leylanın yanına oturdum. Herkes sohbet ederken Berk de bir şeyler döndüğünü anlamışken Talha’nın yanına oturdu. Leyla başını omzuma yatırırken konuştu.
“Siz yemek yediniz mi?”
“Hayır belki Oya hazırlamak ister.” Dediğimde Ezgi de duyup bakışlarını Oyaya çevirdi.
“Oya, Selin sana bir şey söyleyecekmiş.” Diyerek sinsice sırıttığında buradan rahatça oturduğu belli olan arkadaşımın bakışları beni buldu.
“Kalkmamı gerektirecek bir şey mi?”
“Şimdi şöyle, senin yeteneğin ve bilginden dolayı yemeği sen mi yapsan?” dediğimde kaşlarını kaldırdı.
“Yorgunum ben ya.” Diyerek başını geriyi atınca son kozumuzu oynamak kalmıştı.
“Basit şeyler yaparsın güzelim. Hem Berk seve seve yardım eder baya enerjisi var onun.” Dediğimde başını kaldırdı.
“Yapalım bakalım.” Diyerek ayaklandığında Berk çatık kaşlarıyla ayağa kalkıp hepimize yönelik fısıldadı Oya mutfağa gitmişken.
“Şu güzelim lafı yüzünden mi her şey?” sorduğu soruya Leyla ve Ezgi gülerken sırıttım.
“Senin söylemen işe yaramaz boşuna deneme. Oya erkeklerden çok kadınların güzellik algısına inanır.” Dediğimde yenilgiye mutfağa gitmişti biz arkasından gülerken.
Talha ise Girayın yanında oturmuş kollarını bağlayıp bana dönmüştü.
“Kadınların güzellik algısına inanır derken?” sorduğu soruya benim yerime Leyla doğrulup hevesle cevap vermişti.
“Güzel görünmeyi herkes gibi Oya da sever ama biraz daha fazla. Erkeklerin de moda ve güzellik anlayışından yoksun olduğunu düşündüğü için kadınların bu konudaki görüşlerine daha çok önem verir diyebiliriz.” Dediğinde Talha kaşlarını havaya kaldırdı.
“Nerden biliyormuş moda anlayışımızın olmadığını?”
“Moda ve makyaj hakkında bilgin var yani?” meydan okuyan Leyla ile Talha girdiği yolun farkında olmadan oturduğu yerde dikleşerek başıyla onayladı. Talha’nın kararsız bakışlarla dik durmaya çalışması komik gelirken Leyla sinsice gülümsedi.
“O zaman bunu sen istedin bekle burada.” Diyerek ayaklandı ve bugün yerleştirmeye devam ettiği odamıza girdi.
“Beni gerçekten test etmeyecek değil mi?” oturduğu koltuktan rahatsızca ben ve Ezgiye baktığında güldüm.
“Leyladan bahsediyoruz.” Gülerek konuştuğumda Ezgi de gülmüş ve devam ettirmişti.
“Yapar.” Ezgi de onay verdiğinde Leyla elinde makyaj çantasıyla beraber salona dönmüştü.
“Giray yer değiştirebilir miyiz?”
“Memnuniyetle.” Giray Talha’nın bakışlarını görse de bu durumdan eğlendiğini belli ederek yerini Leylaya vermiş yanıma geçmişti.
“Leyla bunu yapmak zorunda mıyız gerçekten?” Talha önüne dizilen makyaj malzemelerinde göz gezdirirken sormuştu bunu.
“Benim önümde boş iddialarda bulunmayacaksın yiğidim.”
“Ya bilirsem?”
“Bilirsen yarın ders çıkışında sana kahve ısmarlarım.”
“Ya bilemezsem?”
“Sen bana kahve ısmarlarsın.” Leylanın yüzüne oturuş olan flörtöz gülümseyişi Talhayı da memnun ederken endişesinin yok olduğunu görebiliyorduk.
“Her iki şekilde de ben kazanıyorum yani?” Leylaya tek kaşını kaldırarak sorduğunda arkadaşım boşalttığı makyaj çantasını kenara bırakarak Talhaya döndü.
“Orası hiç belli olmaz.” Dediğinde anlamasak da eline bir ruj alıp uzattı.
“Üç hakkın var kolaydan başlayalım.” Diyerek ruju uzattığında Talha gülerek elinden aldı.
“Gerçekten kolaydan başlıyoruz demek ki. Ruj bu.”
“Üçte bir. Peki bu?” bu sefer toz bronzer vardı elinde.
“Beni hafife almışsın Leyla. Bronzer.”
“Öyle mi? Kız arkadaşından öğrendin herhalde?” bakışları ellerine dönerken Leylanın tuzağını fark eden ve şaşkınlığı belli olan Talha’nın ifadesinin komikliği ile kendimi tutamayarak yüzünü koltuğun yastığına bastırdım. Allah aşkına arkadaşınız size flörtlerini anlatırdı canlı canlı izlemezdiniz! Gülüşümü yastığa hapsetmeye çalışırken onları göremesem de seslerini duyabiliyordum.
“Konu buraya nerden geldi? Üstelik bir kız arkadaşım yok.”
“Eskiden vardı yani? Hayır olabilir tabii de ne kadar yakınsanız artık bunları da öğrenmişsin.” Kulaklarım bunları duymak zorunda mıydı gerçekten!
“Benim üç hakkım vardı hani? Diğerine geçelim.” Talha’nın fısıldar gibi çıkan sesi ile artık gülüşümü tutmakta zorlanıyordum yastığı çekip kırmızıya döndüğüme emin olduğum suratımla ayaklandım. Ancak kendini tutan tek kişi olmadığımı fark ederek gülmemek adına dudaklarımı birbirine bastırdım.
“Berk seslendi sanırım gidip yardım edelim.” Giray ayaklanarak mutfağa doğru ilerlediğinde bende hızlı adımlarla ona yetiştim.
Mutfağa yetiştiğimde Girayın kızaran kulaklarını yeni fark ediyordum.
“Kulakların kızarmış?” durumun garipliği ile elim kulağına gitmişti.
“Senin yüzün?” gülerek elinin tersini hafifçe yanağıma değdirdi.
“Siz hayırdır?” Berk elindeki bıçakla bize döndüğünde kendime gelip bakışlarımı salondaki Leyla ve Talha ikilisine çevirdim.
“İkiliden kaçtım.” Diyerek odağı oraya yönelttiğimde Oya gülerek cevapladı.
“İçerideki ergen flörtlerden kaçarken kendi durumunuza baktınız mı?”
“Saçmalama Oya. Ne pişiriyorsun?” diyerek Berkin elindeki bıçağı aldım.
“Sen de domatesli bıçağı bize doğrulturken ne düşünüyordun Berk.” Elinden aldığım bıçakla tezgâhta doğramayı yarım bıraktığı domatese döndüm.
“Hadi Giray ne zaman gülse kulakları kızarır. Senin yüzün niye domatesti Selin?” Berk eğlenen sesiyle Giraya marulları verirken konuşmuştu.
“Aynı sebepten olma ihtimali aklına gelmedi mi Berk?”
“Geldi de uğraşmak daha cazip geldi.”
“Ben yaparım.” Domatesleri doğrarken Girayın fısıldaması ve bıçağı elimden almasıyla irkilerek cevap vermeden Berkin oturduğu bar sandalyesinin yanındakine geçtim.
“Makarna, çorba ve salata. Bugün yorulduk benim de yemek yapacak enerjim kalmadı ama söz yarın hepinize teşekkür yemeği vereceğim.” Oya çorbayı karıştırırken kendini açıklıyordu.
“Hem git şef olmayı düşün hem de makarna yap ne desem bilemedim.” Berk formunda olduğunu belli ederken Oya derin bir nefes vererek elindeki tahta kaşıkla tehdit etti.
“Seni bir kaşık makarna suyuyla boğarım Berk! Bir meslek iki güzellik kırmızı çizgim.” Dediğinde Berk iki elini kaldırıp gülerek bana döndü.
“Salatayı sen yapmıyor muydun? Giray kıyamadı mı sana?” artık sinirleniyordum.
“Sana kıyarım Berk. Tabak çıkar.” Giray bize dönemse de salataya devam ederken ciddiyetle uyarmıştı. Berk de cevap vermeden kalkıp tabakları aramaya başlayınca gerilen ortam yüzünden bende tepsi çıkarıp Oyanın çorba doldurduğu kaseleri dizmiş yanına kaşıkları da almıştım.
“Çorbalar geldi. Maketi taşıma zamanı.” Elimdeki tepsiyi orta sehpaya bırakırken Ezgi ve Alaz dikkatle maketi taşımış kitaplığın önüne zemine bırakmışlardı.
“Soğuk havada giden en iyi çorba mercimek.” Talha iştahla çorbayı eline alarak koltuğa geçtiğinde Leyla da konuşmasına ortak olmuştu.
“Tarhana buna üzüldü.”
“Klima için ne yapacağız?” Ezgi kitaplığın üstündeki eski ve çalışmayan klimadan bahsederken boş tepsiyi alıp mutfağa geri döndüm. Berk elinde sürahi ve bardaklarla salona geçerken Giray da onun arkasından elinde salata tabağıyla ilerlemişti.
“Arkadaşın, Berkin alaylı konuşmalarını susturma gücüne sahip?” Oya peynirli makarna dolu tabağı uzatırken göz devirdim.
“Onların anlaşma şekli budur belki Oya?” diyerek son tabağın yanına çatalları da eklemiştim.
“Tepsi doldu ben diğer tabakları alırım ama bu konu burada kapanmadı.”
“Kaç gündür tanıyoruz da hakkında konuşacak bir şeyimiz var Oya? Sevmedim bu imalarını.”
“Aman sende hep arkadaş kontenjanını doldur gerisi boş ima kalsın.” Trip atarcasına tabakları alıp önümden yürüdüğünde bende elimdeki tepsi ile arkasından ilerledim.
“E siz nasıl ısınıyorsunuz?” Leyla çorbasını içerken konuştuğunda bende makarnalardan birini alıp yanına salata ekledikten sonra koltuğa geçtim yanımda oturan Leyla gibi bacaklarımı altımda toplayıp yemeye başladım. Gerçekten acıkmıştım.
“Bina eski olduğu için yeni klimaları taktıramıyoruz elektrik sorunu oluyor. Şu eski tip elektrikli sobalar var ya onu kullanıyoruz. Arada salondaki küçük şömine bile yetiyor.”
“Şömineniz mi var?”
“Bazı dairelerde var. Aile apartmanı olarak girmişler apartman işine yani sonradan eklenme gibi.”
“O zaman bizim de elektrikli ısıtıcı almamız gerekecek gece soğuk oluyor.”
“Biz de iki tane var. Birini size verelim?” Giray Leylaya döndüğünde Leyladan önce Ezgi cevapladı.
“Teşekkür ederiz ama biz idare edebiliriz.”
“En azından bu gece için kullanırdınız?” Alaz da konuya girdiğinde ağzımdaki lokmayı yutup ben cevapladım.
“Leyla alışveriş yaparken yünlü olan her şeyi toplamış sıcak tutarlar yine de teşekkür ederiz.” Diyerek konunun kapanmasını diledim ve yemeğime döndüm.
“Ya ben uyumaya gitsem yanlış anlamazsınız değil mi?” Oya elindeki boş tabağı bırakırken yorgun bir ifadeyle konuştuğunda bu tatlı haline gülümsedim. Talha da elindeki boş tabakla ayaklandı.
“Bulaşıklara yardım edelim bizde kalkarız zaten. Rahatına bak sen.” Dediğinde Oya esneyerek başıyla onaylayıp odasına girmişti. Saat daha yeni on oluyordu çok geç bir saat değildi.
“E hadi ben kaçar bende yoruldum bugün.” Diyerek ayaklanan Berkin arkasından kalktım.
“Herkese iyi geceler.” Giray da ayaklandığında ikisini geçirmek için kapıya yönelmiştim ki Leyla ve Talha da tabakları toplamaya başlamıştı. Ezgi ise Alazın yardımı ile maketi tekrar taşıyordu.
Berk kısaca veda edip açtığım kapıdan çıkıp yan daireye girince Girayın kolundan tutarak durmasını istedim.
“Neden ona da söylemedin?” merakıma yenik düşmüştüm. Kolunu bırakmadığımı fark ederek elimi çektim ve yorgun bakışlarıyla kapı pervazına yaslanıp kollarını göğsünde birleştirmesini izledim.
“Konuşmayacak mısın?” karşımda duran yorgun bakışlar kısıldı kısa sürse de gülümsedi.
“Bana inandın yani?” gözlerimi kaçırmadım ama bakışlarındaki garip histen dolayı sadece gamzesine baktım.
“Bilmiyorum. Sadece neden bana anlattığın gibi Berke de anlatmadığını merak ediyorum.”
“Berk aptal bir adam değil Selin.” Anlına düşen saçları gözlerine girmişti konuşurken kaşlarını kaldırdığı için.
“Bildiğini mi söylüyorsun?” sorduğum soruya cevap vermeden önce düşen saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdı.
“Genelde insanların görmezden geldiği şeyleri yüzlerine vurmam diyelim. İyi geceler.” Bir anda doğrulup gülümseyerek veda ettiğinde ne diyeceğimi bilemedim. Berk bildiği halde görmezden mi geliyordu yani? Neden? Canın söylediği şeyler gerçekten görmezden gelmeyi yeğleyecek kadar kötü bir şey miydi?
“Dalmışsın.” Omzuma dokunan parmaklarla irkilirken Leyla tek kaşını kaldırarak bana bakıyordu.
“Kapı da açık kalmış ev soğudu.” Derin bir nefes vererek konuyu değiştirdiğimde Leylanın meraklı bakışları altında salona dönmüştüm.
Bedenimi çuval bırakır gibi koltuğa bıraktığımda Alaz da Talha’yla beraber veda ederek çıkmıştı.
“Hayırdır kamyon çarpmış gibi tavanı izliyorsun?” Ezgi içeri dönmüş maketine devam ederken gerçekten de tavanı izliyordum. Eskimiş ahşapların desenine bakarken derin bir nefes verip koltuk kenarından sarkıttığım ayaklarımı sallandırdım.
“Ezgi?”
“Sor bakalım hazırım.”
“Canını acıtmaması için görmezden geldiğin gerçekler oldu mu hiç?”
“Neden soruyorsun bunu? Sen görmezden gelmezsin ya yüzleşir ya kaçarsın.” Anneme atıf yaptığında yanımdaki yastığı kucağıma alıp sarıldım üşümeye başlamıştım.
“Konu ben değilim zaten sensin.”
“Benim çok oldu.” Elinde tepsiyle mutfaktan gelen Leyla tepsiyi masaya bırakırken elinde bir kupa alıp baş ucuma oturdu.
“Yağmur yağmaya başlayınca canım sıcak çikolata çekti size de yaptım için ısınırsınız.”
“Yağmur mu yağıyor?” şaşkınlıkla doğrulduğumda Ezgi tepsiden bir kupa alıp cevapladı.
“Yaklaşık Alaz ve Talha gittiğinden beri yağıyor ama sen tavanı incelemekle meşguldün.” Dediğinde dudaklarımı birbirine bastırarak masada kalan kupayı aldım elime.
“Of yağmur sesinden uyuyamadım.” Oya elinde battaniyeler ve üzerinde pijamasıyla isyan ederek salona giriş yaptığında dağınık haline gülümsedim.
“O kadar da ses yok aslında.”
“Salonda yok ama bizim oda konser gibi.” Dediğinde ayaklandım.
“Tek ben pijamasız kaldım.” Onlar konuşurken odaya geçip Leylanın yerleştirdiği dolaptan katlanmış yünlü takımı geçirdim üzerime. Saçlarımı da açıp taradığımda mayışmıştım ama huzurlu bir ruh haline bürünmüştüm. Yataklara serili olan battaniyeleri kucağımda toplayıp sessiz olmaya çalışarak salona döndüm.
“Oda kutuplara dönmüş.” Diyerek Leylanın eline bıraktım battaniyesini. Şimdi hepimiz salondaydık. Oya mavi koltuğa yastık ve battaniyesini sermiş muhtemelen ben odadayken doldurduğu sıcak çikolatasını içerken Ezgi de kendi battaniyesine sarılmış halının üzerinde oturuyor sehpadaki maketini yapmaya devam ediyordu.
Bende koltuğun L kısmına uzanmış battaniyeye sarılarak sıcak çikolatasını içen Leylanın yanında ayaklarımı ona doğru uzatmış sırtımı da koltuk kenarına yaslamıştım. Fazla güçlü olmayan ışığın altından pencereye düşen damlaları izleyebiliyordum böylece.
“Romantik bir ortam oldu.” Oya uykulu gülümsemesiyle konuştuğunda hepimiz ona katıldık.
“Leyla? Bende çok oldu diyordun?” dediğimde Oya kaşlarını çattı.
“Ne çok oldu?” haklı olarak sorduğunda Leyla cevapladı onu.
“Üzülmemek için görmezden geldiğim gerçekler.”
“Şu anda bunu söyleyebiliyor olman görmezden gelmediğin anlamına gelmez mi?”
“Belki de kabullendiğim için söyleyebiliyorumdur. Bence birçok insanın depresif bir hale bürünmemek adına ağzına almadığı gerçekler vardır.”
“Benim yok.” Ezgi umursamazca itiraz ederken Leyla sırıttı.
“İnsanın dedim zaten canım.”
“Konudan sapmayalım.” Diyerek aralarına girdiğimde Oya şüpheyle bana döndü.
“Bize anlatmadığın ama ağzımızı yoklayarak fikir aldığın şey ne?”
“Sahiden Girayla Berki ağırladıktan sonra dalgınlaştın?” Leyla da Oyayı desteklerken Ezgi güldü.
“Ne konuştuklarını duymadım ama nasıl baktıklarını ve saç düzeltmelerini gördüm.” Evet dış kapının salondan görüyor olması koridor olmadığı içindi ve bunun kötü bir şey olduğunu şimdi anlıyordum.
“Ne saç düzeltmesi? Ne bakışı?” Leyla ona doğru uzattığım ayaklarıma battaniyenin üstünden vurarak söylemişti bunları.
“Bir şey yok ya. Yorgun bakıyordu ve topuzdan düşen saçımı düzeltti bir şey değil.” Bıkkınca açıkladığımda Oya kaşlarını çattı.
“Eğer bu bir şey değilse asıl şey ne? Anlat artık aramızda sır olmayacaktı.”
“Öncelikle benim sırrım değil ve kozalı sözü verdim.” Omzumu indirip kaldırdığımda üstelemediler.
“O zaman az önceki soruna yönelik tavsiye vereyim.”
“Dinliyorum Leylam.”
“Gerçeklerin saklı kalamama gibi bir huyu olduğunu biliyoruz. Bu yüzden görmezden gelmek isteyen birinin üstüne gitmemelisin. Ben kararlara saygı duyulmasını gerektiğini düşünüyorum.” Açıklamasını yapıp bardağındaki sıcak çikolatayı içmeye devam etmişti ki Oya konuştu.
“Ben söylerdim. Bir şeyi bildiğim halde olmamış gibi davranamam yüzüne vurur en hızlı şekilde yüzleşmesini isterdim.” Dediğinde kafamı geriye attım.
“Kafam karışıktı şimdi tam olarak çorbaya döndü.” İsyan ettiğimde Ezgi güldü.
“E ne yapacaksın şimdi?” sorusunu cevaplamak için tekrar doğruldum ve ona döndüm.
“Bir şey yapmayacağım. Tavsiye almamın nedeni o kişi anlamak içindi bir harekette bulunmak için değil.” Diyerek omuz silktiğimde kaşlarını çattı.
“Yani bu anlatamadığın şey bir harekette bulunamayacağın kadar uzak olduğun biri. Ya Berk ya Girayla ilgili.” Dediğinde Leyla kendinden emin bir şekilde Ezgiyi destekledi.
“Doğru ama Girayla ilgili olduğunu sanmıyorum.”
“Neden?” Oya benden önce davranmıştı.
“Adam zaten çok konuşkan bir tip değil bile isteye birkaç gündür tanıdığı birine kendisini anlatmaz.” Diğerleri de ona hak verdiğinde biten bardağımı sehpaya bıraktım.
“Bu konuyu kapatalım artık.” Dediğimde beklediğimin aksine itiraz etmeden kapattılar.
“Yarın Talha kahve ısmarlayacak.”
“Sahi siz ergen gibi flört edince Girayla Selin mutfakta gülmemeye çalışırken domatese dönmüştü.” Oya abartarak anlatınca bıkkınlık gelmişti artık.
“Of ne Giraymış be bir bitmedi konusu.” Bıkkınlıkla ayaklanırken Oya gülerek o anları anlatırken sessizce kapı tıklatılmıştı.
“Belki bir şey unutmuşlardır. Ben bakarım.” Diyerek hazır ayaktayken kapıya yöneldim.
Delikten kimse görünmediği için kapının kilidini açtım ama kapıyı açtığımda koridorda kimse yoktu onun yerine üzerine kâğıt yapıştırılmış bir hava ısıtıcısı vardı.
‘İdare edebileceğinizin farkındayız ama yağmur duracak gibi görünmüyor.’
Yapışkan notu gülümseyerek pijamamın cebine atarken ısıtıcının altına düşmüş olan bilekliğe kaydı gözüm. Eğilip elime aldığımda fark etmiştim siyah bilekliğin kopmuş olduğunu bu bilekliği Can hakkında konuşurken görmüştüm Girayın bileğindeydi..