Bölüm4: Güven Beklemedim
“Birini izin verdiği kadar tanıyabiliriz.”
Sabah erkenden çalan kapı ile kalkmış dün aldığımız L koltuk ve sehpayı salona yerleştirmelerine yardımcı olmuştuk. Mağazanın çalışanları gittiğinde ise iş bölümü yapmıştık. Oya iki odanın nevresimleri ve perdeleriyle ilgilenirken Leyla ile ben dün alınan mutfak eşyalarını yerleştirebilmek adına yıkamaya başlamıştık. Ezgi ise dün dolapları sipariş verdiği yerden aldığı kitaplığı salonda kurmaya çalışıyordu.
“Market alışverişine de çıkmamız gerekecek yiyecek bir şey yok evde.” Leyla ıslak tabakları elindeki temiz bezle kurulurken onu onayladım.
“Derslere girmediğimiz üçüncü gün oluyor bugün.” derin bir nefes verip köpüklü tabağı durulamaya devam ettiğimde salondan Ezgi seslendi.
“Bugün kimsenin dersi yok zaten hem toparlarız bence.” Dediğinde omuz silktim. Toparlardık ama bu devamsızlık gerçeğini değiştirmiyordu.
“Dün ev telefonumuzdan ilk aramayı aldık!” diyen heyecanlı Leyla ile ona döndüm.
“Ne zaman?” şaşırmıştım.
“Dün Berkler giderken çaldı.” Dediğinde geçmemiş olan heyecanın sebebini anlayamamıştım.
“Kimdi?”
“Dün Yaseminle karşılaştık nevresimleri seçerken. Aslında size kutlama yemeği yapıp söylemek istiyordum ama daha fazla tutamayacağım içimde!” elindeki bezi iki yana sallayarak konuştuğunda Oya da bu heyecana kayıtsız kalamayıp salona geçmişti.
“Yasemine ev numarasını mı verdin?” Oya merakla sorduğunda Leylanın yüzü düştü.
“İyi bir şey için. Yasemin haftanın üç günü bir radyoda çalışıyordu ya hani?” diyerek kalçasını tezgâha yaslayıp yüzünü salona çevirdi Oya ile göz teması kurabilmek adına.
“Ve?” dedim devam etmesi adına.
“İşten ayrılmış! Dün karşılaşınca da eğer istersem beni onlara önerebileceğini söylemişti bende kabul ettim numarayı verdim. Dün aradığında haber verdi beni haftaya görüşmek adına çağırmışlar!” yerinde zıpladığında hepimiz gülerek onu tebrik etmiştik.
“Çok heyecanlıyım! Dün size söylememek için kendimi zor tuttum!” elindeki bardağı kurulurken söylediğine şaşırmamıştık. Leyla için bizden bir şey gizlemek büyük bir şeydi çünkü hareketleri onu açık ederdi hep. Dün anlamamış olmamız ise tamamen şaşırtıcı bir ilkti.
“Oya ne çok şey almışsın!” dediğimde Ezgiyle beraber kitaplığı kuruyordu.
“Ucuzdu, güzeldi derken tutamadım kendimi.”
“Faturaları atmadınız değil mi? Şu hesabı yapalım akşam.” Ezgi seslendiğinde hepimiz onaylamıştık. Bu ev ve eşyaları konusunda sadece bütçeleri kısıtlamıştık. Bu yüzden herkes kendinden harcamıştı akşamda hesabını yapıp aramızda bölüşecektik. Para konusunda hepimizin fikri aynıydı. Ortak olan her şey ortak ödenmeliydi.
“Su bardaklarını bu kısma dizelim.” Diyerek ellerimi kurulayıp cam bardakları mutfak dolabına dizmeye başladığımda Leyla da servis tabaklarını başka bir dolaba yerleştiriyordu.
Uzun bir süre herkes kendi işiyle ilgilendiğinde ortamda oluşan sessizlikle beraber tüm işi bitirmiştik. Şimdi ise öğle saatlerinde kendimizi koltuklara atmıştık.
Başımı Leylanın dizlerine bırakmış L koltukta uzandığımda Oya da bacaklarını sehpaya uzatarak uzanmıştı. Ezgi ise diğer koltukta uykuyla uyanıklık arasında gibi görünüyordu.
“Geriye dolaplar ve eşyaları getirmek kaldı.” Dediğimde Leyla saçlarımla oynamaya devam ederken ekleme yaptı.
“Market işi de var daha.” Oya başını arkaya attı.
“Ne zormuş şu taşınma işleri ya!” dediğinde Ezgi kapanmak üzere olan gözleri ile konuştu.
“İsyan etmeye hakkımız yok Oya. Bu bütçeyle iyi bir ev bulmuş ve yeni eşyalar alabilmişken üstelik.” Dediğinde dudaklarımı birbirine bastırdım.
“Ezgi haklı. Şans veya tesadüf orasını bilmiyorum ama şu an sahip olduklarımızın değerini bilelim.” Dediğimde Oya doğruldu.
“Haklısınız ama bedenimin pili bitti.” Dedi yorgunlukla. Dün yerde uyuduğumuzdan zaten ağrılar içinde olan bedenimizle erken uyanmış bir sürü işe koşturmuştuk ki yemek dahi yememiştik.
“Hadi kalkın hazırlanın size yemek ısmarlayacağım. Oradan da yurda geçer eşyaları getiririz.” Diyerek ayaklandığımda kalkmak istemeyen Ezgiyi kollarından çekerek kaldırdım.
“Eşyaları nasıl getireceğiz?” Oyanın haklı sorusuyla beraber omzumu silktim.
“Taksiyle mecbur.” Dediğimde onayladı. Sığar mıydık bilmiyorum ama tek şansımız buydu.
Hazırlanmak adına dün herkes çantasına attığı yedek kıyafetleri giymişti. Üzerime bordo boğazlı ve siyah kot giyip tarak olmadığı için karışık olan saçlarımı tepemde sıkıca topuz yaptım. Üzerime paltomu geçirip çantamı adlığımda ise herkes hazırdı.
“Sahi burada çamaşırhane nerde?” diyerek evden çıkmış ve botlarımızı giyerken Oya cevapladı beni.
“Dün Giray gösterdi buraya yakın bir tane.” Dediğinde onu onaylayıp merdivenlere yöneldik. Ezgi yorgunluğu sebebiyle koluma girip yükünü bana bırakırken binadan çıkmış dördümüz yan yana yürürken ne yiyeceğimizi düşünüyorduk.
“Salata?” Oya öneri yaptığında Ezgi istememişti.
“Makarna?” Leylanın önerisi de güzeldi ama bu sefer Oya reddetti.
“Bu gidişle aç kalacağız.” Dediğimde Ezgi anlık bir heyecanla döndü.
“Yurt yolundaki kafenin sandviçlerini hepimiz seviyoruz yanına da kahve aldık mı yeter bence.” Dediğinde onayladım. Şu an mideme ne geçeceğinden çok taksiye nasıl sığacağımızı düşünüyordum çünkü iki taksi gereksiz harcama demekti bu yüzden tek taksiye sığmamız gerekiyordu. Ben düşüncelere dalmışken herkes Ezginin önerisini onaylamıştı.
“Ne düşünüyorsun yine?” Ezgi siyah saçlarını sıkıca toplamışken çıkan tutamları kulağının arkasına sıkıştırıp bana dönmüştü.
“Taksiye nasıl sığacağımızı.” Dediğimde o da düşünmeye başladı.
“Sizin şu dolapları sipariş ettiğiniz yer nerede?” dediğimde gözlerini kıstı.
“Buraya uzak.” Dedi omuz silkerek.
“Ne zaman getireceklermiş peki? En azından zamanında dönmüş olalım.”
“Akşama doğru yetiştirmeye çalışacaklarmış ama çok siparişleri olduğundan ayrın sabah da gelebilir.” Dediğinde yanaklarımı şişirdim. Her şeyin bugün bitmesini istiyordum.
“Eşyaları taksiye bırakıp yürüyerek mi dönsek?” Ezgi düşünceyle konuştuğunda nefesimin soğuk havada buhar oluşunu izledim.
“Bende aynısını düşündüm. Aklıma başka bir şey gelmiyor.”
“Tamam ya böyle yapalım. İkimiz yürüyerek döneriz hem dönüşte dolaplar için uğrarız. Kızlar da taksiyle bizden önce dönüp yerleştirmeye başlar eşyaları.” Dediğinde Leyla duymuştu bizi.
“Sen bu yorgunlukla tüm bu uzun yolu yürüyecek misin yani?” diyen Leyla ile güldük.
“İlk bulduğumuz duraktan minibüse binebiliriz.” Dediğimde Ezgi gülümsedi.
“Tabi bu daha iyi bir fikirmiş.”
“O zaman anlaştık. Eşyaların hepsini taksiye yerleştireceğiz. Siz eve dönüp yerleştirmeye başlarsınız bizde dolaplara bakar minibüsle döneriz.” Dediğimde herkes onayladı.
Yürürken iş bulma konusu gündeme gelince zaman hızlı geçmişti. Şimdi bir elimizde kahve diğerinde sandviçle yurt bahçesindeydik.
“Burayı özlemeyeceğim.” Kaşlarını çatarak eski binaya bakan arkadaşıma döndüm.
“Burada iyi kötü bir sürü anımız oldu Leyla.” Dediğimde omuz silkti.
İçeri girdiğimizde karşılaştığımız bazı arkadaşlarımızla kısa kısa konuşup nihayet odaya vardığımıza Ezgi müdire Senem hanımın yanına gitmişti çıkış evrakları için. Bizim odanın başı o göründüğünden o halledecekti. Oya da danışmadaki telefondan taksi çağırmış sonrasında yanımıza gelmişti.
“Ben bu iki valizi alıyorum.” Diyen Leyla ile bende diğer iki valizi aldım. Oyada oda anahtarlarını teslim ettiğimiz için mecburen odada kaldı.
Çıkış kapısına indirdiğimiz valizlerin başında durup taksiyi beklemek adına aşağıda kalan Leylayı bırakıp odaya döndüm. Kalan valizleri ve kutuları da indirmiştik beraber. Düşündüğümüz gibi olmuş ve taksi tamamıyla eşyalarla dolmuştu. Onlar taksiyle uzaklaşırken Ezgiyle kol kola girmiş dolaplara bakmak adına yürüyorduk.
“Bir ay kaldı gidişine.” Dediğinde başımla onayladım.
“Belki erken giderim bu sefer.”
“Neden?”
“Onun izin günlerine denk gelmek istemiyorum.” Dediğimde bana döndü.
“Keşke izin versen de seninle gelsem.” Gülümsedim.
“İlerde sizi de götürürüm ama şimdi değil.” Dediğimde derin bir nefes verdi. Yılın son ayında doğduğum şehre döner babamı ziyaret ederdim.
“Anneni görmemekte ısrarcı olman seni pişman etmiyor mu?” benim için endişeleniyordu çünkü küçük yaşta annesini kaybetmişti Ezgi. Bana da hep değerini bilmemi söylüyordu ama annemin en son ne zaman annelik yaptığını hatırlayamazken sahte bir gülümseme ile onunla görüşmek istemiyordum. Leyla her şeyi bilse de diğerleri sadece konuşmadığımı biliyordu nedenini değil.
“Ezgi, ondan kaçıp buraya gelebilmişken pişmanlık söz konusu bile değil.”
“Hiç mi özlemiyorsun?” düşünmeden cevapladım.
“Hiç.” Konuyu kapatması adına bakışlarımı önünden geçtiğimiz mağazalarda gezdirdiğimde beni anlayarak konuyu değiştirdi.
“Şu yapılacaklar bitince benim makete devam etmem lazım.”
“Yardım edebileceğim bir şey var mı?”
“Bol kahve takviyesi?” sırıtarak konuştuğunda güldüm.
“Tabi, kahveniz benden.”
“Bu sözünü unutturmayacağım çünkü sabahlamam gerekecek. Maketin tasarımı ve sunumu hazır ama ortada maket yok.” Diyerek dudağını büktüğünde koluma dolamış olduğu kolunu sıvazladım.
“Sanırım tek sabahlamayacaksın. Benim de katılamadığım dersin konularına kitaplardan çalışmam gerekiyor.” Diyerek omuz silktim.
“O zaman bize iyi şanslar. Bak burası.” Diyerek beni yönlendirdiği mağazadan çok atölye gibi görünen yere girdik. Bizimkiler hazır dolaplardı tasarım değil ancak siparişlerin çokluğundan koltuk kadar hızlı gelmemişti.
“Kolay gelsin!” Ezgi yaşlı adamla konuşurken üzerine adresimizin asılı olduğu ahşap dolaba baktım. İki dolap aldığını söylemişti Ezgi. Ortak kullanacaktık çünkü diğer türlüsü hem bütçeye hem de küçük olan odalarımıza zarar verirdi.
Ahşap açık renkte normal bir dolaptı iki kapaklı ve bol çekmeceliydi. Sadece Oyanın kıyafetleri bu iki dolabın hepsine ancak sığardı ama idare etmesi gerekecekti en azından yatağın altında bazası vardı.
“Teşekkür ederiz, bekliyoruz. Selin!” Ezgi bana seslenirken dolabın kapağını kapatıp yanına ilerledim. Yaşlı adamla vedalaşıp soğuk havayla karşılaşırken bu sefer durağa doğru yürüyorduk.
“Hızlı bir konuşma oldu.”
“Verimli de oldu. Durumumuzu anlattım kısaca adam da anlayış gösterdi en fazla bir buçuk saate gelirmiş dolaplar.” Dediğinde abartılı bir şekilde sırtına vurdum gülerek.
“Tebrikler Ezgi Hanım, kısa zamanda iyi iş çıkarmışsınız.” Dediğimde sahte bir kızgınlıkla kaşlarını çattı.
“Tebrik mi? Ben öldürmeye çalıştığını düşünmüştüm!”
“Kötüye bir şey olmaz.” Dedim gülerek elimi boş ver dercesine havada sallarken.
“Belli canım sağlıklı görünüyorsun.” Gülerek söylediği ile topu kendi kaleme attığımı anlamıştım.
“Senin şansın ne biliyor musun?” dediğimde tek kaşını kaldırdı bende karşılık olarak kolumu omzuna attım.
“Benimle arkadaş olmak.” Alay edercesine konuştuğumda göz devirdi.
“Bayat bayat konuşmak Leyladan mı geçti?”
“Senden geçti hayatım, sağlıklı görünüyorsun dediğin an.” Söylediğimle beraber güldü. Biz konuşurken yanımızdan geçen minibüsün karşımızdaki durağa doğru ilerlediğini geç fark etmiş ve yetişmek için konuşmadan koşmaya başlamıştık. Neyse ki yetişmiş olsak da nefes nefese ve ayakta kaldığımız bir yolculuk geçirmiştik.
Apartmana girmiş merdivenleri yorgunlukla çıkıyorduk. Bu gece nasıl uyanık kalacaktım?
“Anahtarı sen çıkar ya.” Ezgi söylendiğinde kapıyı çaldım bu yorgunlukla bir tek kendimin eksik kaldığı çantamda anahtar arayamazdım.
“Yanlış yere mi geldik?” kapıyı açmış olan Berke kaşlarım havada bakarken gülümsedi.
“Doğru adres hanımefendi, buyurun.” Eliyle içeriyi gösterdiğinde Ezgi ile eş zamanlı ayakkabılarımızı çıkarmış içeri girmiştik.
“Hoş geldiniz!” Leyla elinde görmekten bıkmış olduğum bir bez ile salona girdiğinde çantamı orta sehpaya bıraktım.
“Ben biraz uyuyacağım bir şey gerekirse uyandırırsınız.” Dediğimde Ezgi eliyle beni işaret etti.
“Aynısından.” Diyerek odasına yöneldiğinde Leyla önüne geçti.
“Dolaplar geldi, siparişlerin bazıları iptal edilince erken getirdiler. Şimdi eşyaları yerleştiriyoruz her yer toz oldu siz salonda kıvrılın bir yere.” Dediğinde hayretle elimi omzuna koydum.
“Kedi miyiz biz Leyla? Hem rahatsız olmayız tozdan.” Dediğimde göz devirdi neydi bu herkesteki alışkanlık?
“Toza alerjin var, ne rahatsız olmama ayağı çekiyorsun? Hem salonda kimse olmayacak ben size yastıkla battaniye vereyim.” Dediğinde derin bir nefes verip kendimi gri koltuğa attım. Ezgi de komut beklemişçesine lacivert koltuğa uzanmıştı hemen.
“Kahve yapayım mı size?” Berk bu halimize anlık şaşırsa da kibarca sormuştu.
“Kahvelik bir durum değil bu.” Ezgi gözleri kapalı mırıldandığında bende gözlerimi kapatıp başımla onayladım. Hiç başınızın ağırlaştığı olmuş muydu? Çünkü şu anda ağırlaşan başım dik duramıyordu.
“Uyumayın! Yastıklar önce.” Leylanın sesiyle gözlerimi zorlukla açtığımda Berk de Oyanın yanına gitmişti.
Leylanın koltuğa bıraktığı yastığa başımı gömdüğümde sol yanağımda hissettiğim soğukluk gülümsetirken paltomu çıkarmayı es geçip dizlerimi kendime çekerek iyice küçüldüm koltukta ve Leylanın gülerek üzerimi örtmesine izin verdim.
____________________
“Malzemelerin odada olması gerek.” Kulağıma gelen fısıldama Ezgiye aitti.
Uykumdan ayrılmak istemediğimden yumuşacık yorganıma sarıldım gülümseyerek. Yabancı bir gülüş kulaklarıma dolarken uyku ile uyanıklık arasındaydım. Sonra burnuma o güzel koku geldi, acı kahve kokusu..
“Ezgi ya uyuyan insana bu yapılır mı?” Ezginin kahvesine konmak için esneyerek doğrulduğumda uyumaktan şişen gözlerimi acıyla açmaya çalıştım. Mutfaktan salona yansıyan loş ışıkla gözlerimi açtığımda sehpadaki bardağı alıp kendime gelebilmem için birkaç yudum aldım.
“O kahve benim.” Giray? Şaşkınlığımı gizlemeye çalışarak yavaşça sesin geldiği yöne döndüm. Ezginin olması gereken koltukta tek başına oturmuş elinde benim kitabım vardı.
“O kitapta benim, ben bir şey diyor muyum?” ne diyorum ben ya daha uyanamamış mıydım?
“Peki, ödeştik diyelim o zaman.” Diyerek gülümsediğinde hatırladım. Tabii ya Giray! Atarlı Giray!
“Sen?” neden burada olduğunu anlamaya çalışırken elimdeki bardağı aldığım yere bıraktım.
“Alazla beraber geldim. Sizinkiler Berk ve Talhayla markete gitti.”
“Ezgi de mi?” şaşırırken başını olumsuz anlamda salladı.
“Ezgiyle Alaz içeride maket malzemelerini getiriyorlar odadan.” Açıklama yaptığında başımla onaylayıp ayağa kalktım. Ayağımın ucundaki mavi terlikleri giydim. Leyla ve renklerimize göre eşya alma takıntısı..
Girayı salonda bırakıp kendimi lavaboya attığımda üzerimdeki paltonun yokluğunu yeni anlamıştım. Muhtemelen terlikler gibi bu da Leylanın işiydi. Sarışınların en tatlısı arkadaşım benim!
Aynaya yansıyan bitkin yüzümü yıkamış sonrasında dağılan topuzumu tekrar yapmıştım. Bedenimde yeni uyanmış olduğumdan bir tembellik vardı. Ayaklarımı sürüye sürüye salona geçerken sehpanın üzerine bir yığın malzeme dizmiş olan Talhaya selam verdim.
“Hoş geldin.”
“Hoş buldum. Biz mi uyandırdık?” dediğinde telaşına gülümseyip olumsuz anlamda başımı salladım. Ezgi de elindeki eşyalarla salona geçtiğinde gülümsedi.
“Alaz yardım etmeyi teklif edince hemen atladım. O yüzden kahve sözüne onu da ekle.” Arkadaşım benim aksime çoktan uyandığını üzerindeki pijama takımı ile belli ederken onu başımla onayladım.
Üzerimdeki pantolonun paçaları yerleri silerken mutfağa geçip yerini hatırlamakta geciktiğim kupaları çıkardım.
“Konuşabilir miyiz?” içeri giren atarlı Giraya dönmeden bu sefer kahveyi aramaya koyuldum.
“Kahve yapıyorum.”
“Ben yaparım.” Dediğinde ona döndüm.
“Pekâlâ.” Onu onaylayıp bar sandalyesine oturdum.
“Geçen gün için üzgünüm.” Yüzü görünmediğinden sırtıyla konuştum.
“Ne oldu geçen gün?” ters şekilde oturduğum sandalyenin sırt kısmının üstünde kollarımı birleştirdim.
“Kabalık yaptım. Düşünerek söylediğim bir şey değildi, gerçekten üzgünüm.” Dediğinde görmeyeceğini bildiğimden taklidini yaptım sessizce ‘kabalık ettum.’
“Arkamı göremeyebilirim ama kulaklarım hala duyabiliyor Selin.” Bilmiş bilmiş konuştuğunda dilimi çıkardım arkasından. Hadi bunu da duy bakalım!
“Bir şey söylemeyecek misin?” aniden konuşmasıyla hemen ağzımı kapadım görmemişti değil mi? Nasıl görecek ki arkasındayım.
‘Konuşmak için ağzını açman gerek Selin’ doğru..
“Söyleyeceğim tabii, sen çok bilmiş ve kabasın.” Dediğimde kafasını iki yana salladı bana dönmeden ama gülümsediğini görmüştüm.
“Tek söyleyeceğin bu mu?”
“Hayır tabii ki. Onu içimden söyleyecektim hatlar karıştı. Sen neden Can hakkında böylesin?” dediğimde gülüşü kesildi.
“Nasılım?” elindeki kupa dolu tepsiyle bana döndüğünde sustum. O da yanıma gelip oturdu elindeki tepsiyi de bar tezgâha bırakıp benim gibi yan oturdu.
“Nasılım?”
“Kaba? Düşüncesiz? Agresif?” dur bunlar gerçek düşüncelerimdi niye dışımdan söylüyorum?
“Çünkü benim için geçerli bir sebebi var.”
“Neymiş o sebep?”
“Söylemek istemiyorsam?” sorarcasına tek kaşını kaldırdığında onun gibi davrandım.
“Burada kalmak istemiyorsam?” ayaklandığımda kolumdan tutup attığım adımı durdurdu.
“Tamam anlatacağım.” Teslim olurken bir yandan da Ezgi ve Alazı izliyordu duymadıklarından emin olmak adına. Galibiyetle yerime oturup yaptığı kahvelerden birini elime aldım. Bu sebep her ne ise uykumu yok ederken dinlemem gerekiyordu.
“Kimseye anlatmayacağına dair söz verebilir misin?”
“Kızlara bile mi?” dedim ama şansımı deniyordum.
“Evet ve bunda ciddiyim.” Yüz ifadesi ciddi olduğunu kanıtlarken cevap bekliyordu.
“Kozalı sözü.” Diyerek elimi uzattığımda bir an gülümser gibi oldu ve elimi sıktı.
“Kozalı sözü?”
“Soyadım. Babamın öğrettiği bir söz, tutmam gereken sözler.” Açıkladığımda bir şey demek ister gibi baktı yüzüme.
“Elim lazım. Hadi anlat.” Diyerek elimi geri alabildiğimde başladı konuşmaya.
“Berk babasını pek sevmez. Can da nasıl olduysa öğrenmiş neden sevmediğini, arkadaşlarıyla otururken ileri geri konuşunca da oldu işte bir şeyler.” Diyerek gözlerini kaçırdığında arkadaşlarımın neden yaptığını şimdi anlayabildiğim o hareketi yaptım. Gözlerimi devirdim.
“Tebrik ederim, ben çok şey söyleyip bir şey anlatamayanı duymuştum ama buna ilk defa şahit oluyorum. Hem az şey söyledin hem de bir şey anlatmadın.”
“Sen anlamadın.” Omuz silkip kahvesini içtiğinde kahvesini elinden alıp yerine bıraktım.
“Hadi şimdi de bizim dilimizde anlat.” Dediğimde ağzının içinde söylendi ama duyamadım.
“Berkin özel hayatı hakkında kendi arkadaşlarıyla beraber ileri geri konuştular bende o şer-“ devam etmemesi için elimle ağzını kapadım.
“Küfür hoş değil.” Dediğimde kaşlarını kaldırdı ve elimi tutup çekti.
“Sizin önünüzde küfretmem, şerbet suyu diyecektim. Artık sen ne düşünüyorsan?” Dediğinde güldüm.
“Eminim öyledir. Yani Berkin yüzüne gülüp arkasından konuştu Can? Öyle mi?” dediğimde onayladı.
“Üzgünüm ama ne diyeceğimi bilemedim.” Sonuçta Giray hayatımda yeniydi. Can da öyle arada konuştuğum arkadaşımdı. Kime güvenmem gerekiyordu? Hala elimi tutmuş olduğunu fark edip bıraktığında tepsiyi eline alıp ayaklandı.
“Bana güveneceğini düşünerek anlatmadım, sen sorduğun için anlattım.” Arkasında ne düşünmesi gerektiğini bilmeyen beni bırakıp içeri döndüğünde elimden gelen tek şey beyaz kupanın üstündeki şekilleri izlemekti...