İçeriğe geç

Gemici Düğümü

Bölüm 4 · 9 dk okuma

Gemici Düğümü

Bölüm 4

3. BÖLÜM

Bilmezler ki halimi

Göremezler gözlerimi

Benim bakışlarımdan baksalardı dünyaya

Anlarlardı dünyamın

Senden ibaret olduğunu.

O vakit işte

Yadırgamazlardı hiç kalbimi

Tolga'nın yüzü gerildi.

"Telefonumu mu karıştırdın abi? "

"Evet karıştırdım, karıştırdım lan." diye patladı Cem, telefonu masaya bırakırken.

"Neler oluyor Cem"

Cem bana döndü.

"Hemen anlatayım. Eymen nişandan çıktıktan sonra eve değil, bir gece kulübüne gitmiş. Sonra da Tolga'ya mesaj atıp İstanbul'a yanına geleceğini söylemiş. Sonrasını biliyorsun. Yoldayken kaza yapmış."

"Bir saniye, bir saniye." dedim kaşlarımı çatarak.

"Sen Eymen'in alkollü olduğu halde araç kullandığını biliyordun ve bizden birine haber vermedin mi? "

"Hayır tabiki," dedi Tolga hemen.

"Ben alkol aldığını bilmiyordum. Sadece yanına geliyorum diye mesaj attı o kadar. Gelmeyince merak ettim. Telefonu da kapalıydı. O yüzden Cem abiyi aradım. Kazayı da o şekilde öğrendim."

Biz hastanede kanında çıkan alkol oranından öğrenmiştik epey sarhoş bir halde kaza yaptığını. Ama Cem, gece kulübüne gittiğini nereden biliyordu bilmiyordum. Bir an Tolga'nın önceden bilip de bize söylemediğini sanmış, sinirlenmiştim. Bu korkunç kazayı engelleme ihtimalini kaçırmış olma düşüncesi beni deli etmişti.

" Eymen benim kaç senelik arkadaşım, sen biliyor musun Lal, ben onu hiç düşünmez miyim, engelleyebilecek olsaydım engellemez miydim, bunca yıllık dostumu senden daha çok düşünüyorum merak etme."

Tam ağzımı açıp cevap verecektim ki

"Ama abisine yalan söylüyorsun." dedi Cem.

"Geldiğinden beri defalarca kez sordum, bildiğin bir şey var mı diye, her seferinde hayır dedin bana."

"Arkadaşımla benim aramda kalamaz mı bazı şeyler, bilmeni isteseydi sana da söylerdi."

Cem öfkesini bastırmak için derin bir nefes aldı.

"Ulan," dedi sesini güçlükle bastırıyordu.

"Senin aranızda kalmasını istediğin şey az daha benim kardeşimin canına mal oluyordu. Senin o aramızda kalsın dediğin şey yüzünden Eymen yoğun bakımda yatıyor. Eğer gerçekten dostunsa neler olup bittiğini anlatırsın bana."

Tolga gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.

" Bak, oğlum. Eymen uyanacak, kardeşim iyileşecek ama benim neyin onu bu hale getirdiğini bilmem gerekiyor. Bileyim ki çözeyim. Her neyse onu bu hale getiren, bileyim ki bir daha onu bu hale getirmesine izin vermeyeyim."

Tolga birkaç saniye gözlerini boşluğa daldırdı. Ardından hızlıca yerinden kalkıp telefonunu cebine attı.

" Ben biraz hava alacağım. " dedi.

Cem arkasından " Tolga, " diye seslense de seri adımlarla yanımızdan uzaklaştı.

" Belli ki anlatmaya niyeti yok, " dedim.

"Çıldıracağım ya. " dedi önündeki sandalyeyi çekip otururken.

"Neler oluyor, ne gördün o telefonda Cem? "

Hala ne olup bittiğini anlayamıyordum.

Ellerini sinirle saçlarının arasından geçirdi.

"Baştan alalım," dedim.

"Eymen nişanın başında morali çok bozuk görünüyordu, hatta iyi misin diye sormuştum hatırlıyor musun"

Cem başını olumlu anlamda salladı.

"O andan sonra hep keyfi yerindeydi bana göre. Yüzü gülüyordu. Defalarca kez dans etti. Espriler yaptı. Gitmesine bile şaşırmıştım ben. Sana ne dedi de gitti Cem? "

Cem bakışlarını yüzüme çevirdi. Yorgun sesiyle konuşmaya başladı.

"Eymen böyledir, Lal. Hayat doludur. Sevmediği bir ortamda bile olsa andan keyif almasını bilir. Oldum olası pek hoşlanmaz o nişan, düğün işlerinden. Hep gelmekten kaçmaya çalışır böyle organizasyonlara. Ancak çok yakınlarımızsa mecburen gider. Pasta kesilirken yanıma geldi. "Çok sıkıldım abi, zaten nişanın önemli kısmı da bitti. Yüzükler takıldı, fotoğraflar çekildi, pasta kesildi. Ben kaçabilir miyim artık" dedi.

Bende tamam dedim. Allah beni kahretsin ki tamam dedim. "

" Cem, seninle bir ilgisi yok tüm bu olanların." dedim yatıştırıcı bir tonla.

Bir şey söylemedi.

" Nişandan çıkıp gece kulübüne mi gitmiş? " diye sordum tekrar konuya dönerek.

"Evet," dedi sıkıntıyla.

"Nereden öğrendin peki sen bunu? "

"Çünkü telefonunu kulüpte unutmuş, ödeme yaptığı sırada. Çalışan arkasından bağırmış ama Eymen duymamış. Telefon kapalı olduğu için de kimseyi arayamamışlar. Sonra telefon kabının içinde Eymen'in kredi kartlarından birini görmüşler. Üzerinde yazan isimden soyismimizi tanımışlar. Çalışanlardan birinin bir tanıdığı bizim fabrikada çalışıyormuş. Ona sormuş. O amirine haber vermiş, amiri de sekreterime. Sekreterim de bu sabah arayıp bana haber verdi. Muhtemelen Tolga'yla mesajlaştı sonra da telefonunu kapatıp, ödemeyi yaptı ve kulüpten çıktı. "

" Ne yazmış peki Tolga'ya."

Gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı.

" Hiç kurmayacağı cümleler yazmış."

Bir şeyler daha söyleyecek gibi oldu ama söyleyemedi. Sonra dişlerini sıkarak

" Yok olmak istiyorum, demiş Lal. " dedi.

Kanım çekildi. Elimi, hayretle açılan ağzıma kapattım.

" Cem" dedim titreyen bir sesle.

"Eymen..."

"Hayır," dedi sert bir sesle hemen.

"Benim kardeşim öyle bir şey yapacak biri değil."

Sesi kararlı değil de inat ediyor gibi çıkıyordu. İnanmak istediğini olabileceklerle inat ettiriyordu.

Gözlerim sulanmaya başladı.

"Başka ne yazmış peki? " dedim.

"Bütün gece gülüp eğlendim. Ama belli bir yere kadar dayanabiliyormuşum. Bu yükle ve nefretle boğuluyorum. Yok olmak istiyorum, yazmış.

İki dakika sonra bir mesaj daha yollamış.

Sana geliyorum, Tolga. Abime de mezuniyetle ilgili bir iş için İstanbul'a yanına geleceğimi yazdım. Kimse aramasın diye kapatıyorum telefonu. Merak etme, demiş. Gerçekten de bana İstanbul'a gittiğini yazmış ama ben hastanedeyken gördüm mesajı."

Eymen mutsuzdu, bir derdi vardı ve fark edememiştik. Neye dayanamıyordu, bahsettiği yük neydi, bilmiyordum. Ama kendimi inanılmaz suçlu hissediyordum. Tükendiğini görememiştim, görememiştik. Cem'in de böyle hissettiğine emindim.

" Nasıl anlayamadım bir derdi olduğunu" dedi acı bir sesle.

"Ben de anlayamadım, sırf sen değil."

"Ama sen onu bir buçuk aydır tanıyorsun Lal, bense onun kaç senelik abisiyim."

"Anlamalıydım bende." dedim gözümden bir damla yaş akarken.

"İki ay, iki sene ya da yirmi yıl fark etmez ki. Bana bir keresinde bir insanı tanımak için onu görmek gerekir, ne kadar sürede tanıdığın ne kadar sürede gördüğüne bağlıdır, demişti. Beni tanıyordu Eymen, bir derdim olduğunda fark ediyordu. Söyleyemediklerimi biliyordu. Ne hissettiğimi anlıyordu. Beni görebiliyordu. Bense ona sadece bakıyormuşum. Sıkıntılarının üstünü örtmesine, sahici olmayan mutluluğuna, bir şeylerin onu yiyip bitirmesine ama hiçbir şey belli etmemesine aval aval bakıyormuşum."

Gün içinde Tolga'yla olan bütün konuşma çabalarımız, sonuçsuz kaldı. Her neyse Eymen'i bu hale getiren Tolga asla ama asla bununla ilgili bir şey söylemiyordu bize. Çok uzun zamana dayanan dostlukları ortaokul yıllarında başlamış ve o zamandan beri hiç ayrılmamışlar, aynı liseye aynı üniversiteye gitmişlerdi. Eymen iyileşene kadar da Bolu'da ailesinin yanında kalacağını söylemişti bize Tolga.

"Yalnız bırakmayacağım arkadaşımı." demişti.

Hava kararmaya başlarken Cem ile beraber bahçede oturuyorduk. Tolga biraz önce gitmişti. Hazan Teyzeyle Fatih amca kafeteryadalardı. Altan dedeyi de zor da olsa eve göndermeyi başarmıştık. Yıllardır yanlarında çalışan, ailenin bir parçası haline gelmiş Behiç amca ve eşi Emine teyze, Altan dedeyi eve götürmüşlerdi. Dün, kızları Ecmel'in uzun zamandır bekledikleri bale gösterisi olduğu için nişana katılamayıp İstanbul'a gitmişler, bugün haberi alınca da apar topar gelmişlerdi.

"Bütün yerel gazeteler kazanın haberini yapmış." dedi Cem.

Elindeki telefonu bana çevirerek haber sitelerinin yaptığı manşetleri gösterdi.

Telefonu elinden alıp bir haber sitesinde durdum ve haberi okumaya başladım.

" 'Koraltanların mutlu günü kabusa dönüştü: Feci Kaza

Bolu' nun en önemli fabrikalarının başında gelen KOR-DER suni deri fabrikasının sahibi Altan Koraltan'ın büyük torunu Cem Koraltan dün akşam Bolu'nun en lüks otellerinden biri olan Grand Bolu'da gerçekleşen görkemli törenle nişanlandı. Ancak çiftin mutluluğu kısa sürdü. Cem Koraltan'ın kardeşi Eymen Koraltan'ın, saat 23.30 sularında İstanbul yolu istikametinde şoför koltuğunda oturduğu araç aşırı hızdan dolayı kontrolden çıktı ve elektrik direğine çarptı. Çarpmanın verdiği etkiyle takla atan araç paramparça oldu. Olay yerine kısa sürede sevk edilen sağlık ekipleri tarafından ilk müdahale yapıldıktan sonra Eymen Koraltan, Bolu Eğitim ve Araştırma hastanesine kaldırıldı. İç kanama geçirdiği ve durumunun ciddiyetini koruduğu biliniyor. "

Yüreğim zar zor dayanırken okuduğum haberden sonra sayfanın alt kısmında karşıma çıkan kaza fotoğrafı beni tamamıyla mahvetti. Paramparça olmuş araba gözlerimin önündeyken kalbim bir kez daha acıyla yandı. Siteyi kapatıp telefonu hızlıca Cem'in eline tutuştururken kendimi ağlamamak için zor tuttum.

"Araba paramparça olmuş." dedi Cem.

"Fotoğrafı ilk gördüğümde kalbim durdu sandım ama sonra kendime ne dedim biliyor musun? Eğer Eymen mucizevi bir şekilde o paramparça arabadan sağ olarak çıktıysa bunun bir sebebi var : O iyileşecek. Her şey yoluna girecek. O arabadan çıktıysa bu hastaneden de çıkacak. "

" Çıkacak. " dedim. Sözlerine tüm kalbimle inanıyordum.

" Sapasağlam çıkacak. "

Bana yorgun bir gülümseme gönderdi ardından

"Eve bırakayım artık, seni ." dedi

"gitmek istemiyorum." diye itiraz ettim.

"Daha ne kadar bekleyeceksin Lal, dünden beri perişan oldun zaten."

"Hiç gitmek istemiyorum." dedim tekrar ısrar eden çocuklar gibi.

"Elimden gelen bir şey yok, bir faydam yok biliyorum ama gitmek istemiyorum işte. Eymen bu haldeyken evde oturamam ki."

Hafifçe tebessüm etti.

"Eymen nişanda kulağıma ne söylemişti, biliyor musun?"

"Ne söylemişti?"

"Hayatın boyunca kendinden önce onu düşün. Çünkü o, etrafındakiler için bunu yapıyor, birisinin de bunu onun için yapması gerekiyor ve bu şanslı kişi de sensin. İyilik perine iyi bak, demişti."

Yüzüme tatlı bir tebessüm yayıldı.

"Yani şimdi seni dinlenmen için evine götürmem gerekiyor. Eymen bana öyle tembihledi çünkü. Eğer uyandığında senin bu şişmiş gözlerini, yorgun yüzünü görürse ne biçim tuttun bana verdiğin sözü der."

Ayağa kalktı.

"Hadi bakalım küçük hanım," dedi.

"Senin yüzünden kardeşimle aramı bozamam."

"Peki." dedim pes ederek. Beraberce otoparka gittik.

Yaklaşık bir saat sonra eve gelmiştim. Dayım, yengem ve Mercan'ın Eymen'in durumuyla ilgili sorduğu sorulara cevap verip odama geçtim. Üzerimi değiştirip kendimi yatağıma attım. Mercan bile düşüncelilik yapıp saat erken olmasına rağmen ışığı kapatıp girdi odaya ki çok nadiren anlayışlı davranırdı. Ama tüm sessizliğe, ışıksızlığa rağmen algılarımı kapatıp da uyuyamıyordum. Gözlerimi yumduğumda dün geceden beri olanlar film şeridi gibi geçiyordu zihnimden. Tüm bunlar kötü bir kabus olsaydı keşke. Hiç yaşanmamış olsaydı. Kalbim sıkışıyordu. Tükendiğimi hissediyordum. Gözlerimden yaşlar patır patır dökülürken sessiz sessiz ağladım. Saatler sonra ağlaya ağlaya uykuya daldım.

Hastaneyle ev arasında mekik dokuduğum dördüncü gündü. Cem'le kafeteryada oturuyorduk.

Tolga, her gün hastaneye gelip gitmesine rağmen bize o mesajların ne anlama geldiğiyle ilgili tek kelime etmedi. Eymen'in kulüpte unuttuğu telefonunu şirket şoförlerinden biri alıp getirmişti Cem'e. Ama telefonda şifre olduğu için Cem açamamıştı ve oradan da bir şeyler öğrenememişti. Ailesine de daha fazla üzülmemeleri için öğrendiği hiçbir şeyi anlatmamıştı. Eymen'in ona mesajda söylediği yalanı o da ailesine söylemişti: Eymen'in mezuniyet işleri için İstanbula giderken kaza geçirdiğini.

İkimiz de düşüncelere dalmış, sessiz sessiz otururken Cem'in telefonu çalmaya başladı. Cebinden çıkardığı telefonun ekranına kısa bir an göz attı.

"Annem," deyip aramayı yanıtladı.

"Efendim anne,"

Birkaç saniye sonra yüzüne bir şok, sevinç, heyecan dalgası yayıldı.

"Gerçekten mi" dedi inanamıyormuş gibi.

Sonra bir kahkaha attı. Yüzündeki sevinç ve coşku daha önce hiç görmediğim cinstendi.

"Hemen geliyoruz," deyip telefonu kapattı.

"Cem," dedim heyecanla. Kalbim durmak üzereydi.

"Yoğun bakımdan çıkarıyorlarmış, Eymen'i, normal odaya alıyorlarmış Lal."

"Şükürler olsun," dedim sevinç gözyaşlarım gözlerimden akarken.

Kafeteryadan koşar adımlarla çıkıp, asansöre bindik. Kalbimin hızlı hızlı attığını hissediyordum.

Asansör ikinci katta durduğunda hızlıca yanlarına gittik. Hazan teyze ve Fatih amca doktorun kapısının önünde konuşmak için bekliyorlardı.

Yaklaşık beş dakika sonra doktorun odasındaki hasta çıktıktan sonra Hazan teyze, Fatih amca ve Cem'le içeri girdi.

Koridoru boydan boya arşınlayarak beklemeye başladım. Heyecandan yerimde duramıyordum. Ne zaman gözlerini açacaktı acaba?Bir an önce bu kabus bitsin istiyordum.

Geçen dakikalar sonsuzluk kadar uzun geliyordu.

Koridorun sonuna doğru yürürken odanın kapısının açıldığını gelen gıcırtı sesinden anladım ve koşar adımlarla odanın önüne geldim.

"Ne oldu?" dedim heyecanla.

"Ne dedi doktor? "

Kaşlarımı çattım.

Niye böyleydi suratları. Az önceki neşeleri silinmiş gibiydi. Yüzleri artık gülmüyordu.

"Ne oldu? " dedim sorumu yineleyerek ama bu kez titrek çıkan sesimle.

"Niye cevap vermiyorsunuz? "

Cem derin bir nefes alıp bir adım önüme geldi. Korku dolu gözlerime bakarak konuşmaya başladı.

"Eymen'i birazdan normal odaya alacaklar. En geç yarın gözlerini açacağını söylüyorlar ama her iki bacağında da çok fazla kırık ve çatlak varmış.Bu yüzden bir süre yürüyemeyecekmiş."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.