Çan sesleri konağın her köşesinde yankılanıyordu.
Beril'in içini büyük bir korku kapladı.
"Hayır..." diye fısıldadı yaşlı kadın. "Bu mümkün değil."
Selim sakin bir şekilde gülümsedi.
"Yıllardır beklediğim an sonunda geldi."
Kerem öne çıktı.
"Onu bu işe karıştıramazsın."
Selim ona baktı.
"Sen hâlâ geçmişte kalmışsın, Kerem."
"Elif'i de böyle kandırmıştın."
Bu söz odadaki havayı değiştirdi.
Beril hemen Kerem'e döndü.
"Ne demek istiyor?"
Kerem sustu.
Çünkü söylemek istemediği bir gerçek vardı.
Selim, eski bir kutuyu masanın üzerine bıraktı.
Kutunun içinden eski bir kolye çıktı.
Beril kolyeyi görür görmez dondu.
Çünkü bu kolye, günlüğün içinde gördüğü kolyenin aynısıydı.
"Bu kolye yıllardır gelinliği tamamlayan parçaydı." dedi Selim.
"Lale'nin gücü bu kolyeyle başladı."
Lale öfkeyle bağırdı:
"Yalan!"
Konağın duvarları sarsıldı.
"Lanet benim acımdan doğdu, ama onu büyüten sizdiniz."
Beril iki tarafa da baktı.
Herkes gerçeğin bir parçasını saklıyordu.
Ama kimse tamamını anlatmıyordu.
Tam o anda eski sandığın içinden bir kâğıt yere düştü.
Beril eğilip aldı.
Üzerinde tek bir cümle vardı:
"Gerçek düğün, gelin giydiğinde değil; seçim yapıldığında başlar."
Beril'in aklı karıştı.
"Yani... gelinliği giymezsem her şey bitecek mi?"
Lale yavaşça başını salladı.
"Hayır."
"Çünkü mesele artık gelinlik değil."
Beril sustu.
Lale devam etti:
"Sen seçildin."
"Ne için?"
Lale'nin gözleri doldu.
"Bu döngüyü bitirmek için."
Tam o anda konağın üst katından beyaz bir elbise yere doğru süzüldü.
Gelinlik...
Kendi kendine hareket ediyordu.
Yavaşça Beril'in önünde durdu.
Selim fısıldadı:
"Artık karar verme zamanı."
"Ya geçmişi tekrar edeceksin..."
"Ya da her şeyi sona erdireceksin."
Beril gelinliğe baktı.
Yıllardır saklanan sırlar, kaybolan insanlar ve anlatılan tüm hikâyeler...
Hepsi bu anın içindeydi.
Elini uzattı.
Ama gelinliğe değil.
Yanındaki eski günlüğe.
"Önce gerçeği öğreneceğim."
O anda günlüğün son sayfası açıldı.
Ve daha önce hiç olmayan bir yazı ortaya çıktı:
"Beril'in seçimi, herkesin kaderini değiştirecek."