İçeriğe geç

Geçmişte Ki Ben

Bölüm 5 · 8 dk okuma

Geçmişte Ki Ben

Bölüm 5

Kahin ➖ 6 ™️

1 hafta sonra

Bu sabah yine bir haftadır gördüğüm, okyanus mavisi gözlere sahip o adamın rüyasıyla uyandım.

Anlamadığım bir şekilde bu adamın yüzünü hiç görmüyorum ama sanki gözlerine yıllardır bakıyormuşum gibi bir his var içimde.

Yataktan yavaşça kalktım ve bugünkü adab-ı muaşeret dersi için kıyafet seçmeye başladım. Ne yalan söyleyeyim, bu bir haftadır birçok ders almıştım ama en sevmediğim ders buydu. Dersi veren kadın bir şeyi yanlış yaptığımda elime kalın bir sopayla vuruyordu; prenses miyim yoksa köle mi, belli değil.

Üstüme kırmızı, şık bir elbise giyip odamdan çıktım. Ders göreceğim odaya doğru yürümeye başladım. Birden koluma giren Melika'yı görünce tabii ki şaşırmadım. Bir haftada onun bu huyunu çözmüştüm; her seferinde böyle yaklaşırdı bana.

Odaya girdiğimizde adab-ı muaşeret öğretmeni Leydi Morgana, her zamanki gibi elinde kalın sopası ve çatık kaşlarıyla bizi bekliyordu.

İkimiz de yerimize geçtik. Leydi Morgana hemen derse başladı. Bu sefer nasıl yürünmesi gerektiğini göstermek için ikimizi de ayağa kaldırdı. Başımızın üstüne birkaç kitap koydu ve yürümemizi söyledi.

Kitapları yere düşürürsek elimize kalın sopayla vuracağını ve baştan başlayacağımızı ekledi.

Ve tabii ki... Ben daha birkaç adım atmıştım ki kitaplar kafamdan aşağı düştü. Leydi Morgana yavaş adımlarla yanıma geldi ve sopayı kaldırdı. Bunun ne demek olduğunu bildiğim için avucumu açtım.

Tam o sırada kurtarıcım Sofia yetişti; kapıyı açık bırakarak içeri daldı ve hızlı hızlı konuştu:

"Leydi Morgana, Kahin Vesmera'nın yanına gitmek için prensesleri almam lazım!"

Deyip dışarı çıktı. Lina da yerinden kalkıp Sofia'nın arkasından gidince ben de Leydi Morgana'ya gülümsedim ve onların peşinden çıktım.

Oh... Sopadan kurtuldum.

──────────────

Şu an arabanın camından yağan yağmuru izliyorum. Sofia bizi çağırınca hemen kıyafetlerimizi değiştirmek için odalarımıza gitmiştik. Sofia özellikle siyah bir kıyafet giymemiz için bizi uyarmıştı.

Ama düşünün, kim siyah giyinmemişti?

Tabii ki Nursêza hanımefendisi. Siyah giymek yerine, saçlarına tezat olarak koyu mavi giyinmişti.

Arabanın içinde her zamanki kadro vardı.

Tabii üç eksikle: Arel, Velkar ve Orion.

Bu üçlü gelmek istememişlerdi çünkü korkuyorlardı. Bu bilgiyi Lina'dan öğrenmiştim. Bu üçlü küçükken her bu kahine gittikten sonra, kadının söylediklerinden dolayı çok korkarlarmış. Hatta 5 yıldır hiçbir şekilde o kahine uğramamışlardı.

Kahinlere inanmazdım; sonuçta hiç kimse geleceği göremezdi. Ancak yanımda oturan aptal topluluğu bu kadına çok fazla saygı gösteriyorlardı. İşte bunu anlamıyorum... Hiçbir yeteneği olmayan, kendisi de bizim gibi normal biri olan bir kişiye neden bu kadar saygı gösterilirdi ki?

Yanımda oturan kişilere tek tek göz gezdirdim.

Lina, Kraliçe ile konuşurken Kral gözlerini kapatmıştı.

Melika ve Nivara da konuşuyorlardı.

Nursêza ise tırnaklarına bakım yapıyordu.

Evet... At arabasında salak saçma bir "kahin" denilen kadına doğru giderken Nursêza tırnaklarına bakım yapıyordu.

Küçük erkek kardeşim de aynı benim gibi camdan dışarıyı seyrediyordu.

Bazen bu çocuk için üzülmüyor değildim. Annesi ve babası ilgi göstermiyor;- bunu bir haftalık gözlemimle farkettim- yakın bir zamanda ya da belki de şu an bile başlamış olabileceği veliahtlık dersleri alacaktı. Ülkeyi yönetmek için bir sürü sorunla karşı karşıya kalacaktı, belki de hiç sevmediği biriyle evlenecekti.

'Sen ilk önce kendini düşün. O kral olduğu zaman ister evlenir ister evlenmez ama sen prenses olduğun için evlenmek zorundasın.'

Evet, bu konuda haklısın ama diğer söylediklerim de gerçekti. Hele ki alacağı dersler: Devlet Yöneticiliği, Uluslararası İlişkiler, Dil Eğitimi, Tarih ve Coğrafya ve daha fazlası...

Peki ya biz prensesler?

Sadece adabı muaşeret, müzik, resim, hitabet gibi dersler alalım...

Sahi, bu bir haftadır gördüğüm derslerin hiçbirinde kılıç eğitimi yoktu. Hadi kılıç eğitimini geçtim, bir savunma sanatı dersi bile yoktu. Herhalde biz düşmana adabı muaşeret dersinde gördüğümüz yürüyüşü yaparak karşılık verecektik.

Yeniden camdan dışarıyı seyretmeye başladım. Uzakta bir şato gözüküyordu. Herhalde o çok değerli "kahin" hanımın yaşadığı yer olmalıydı.

O anda araba şiddetle sallanmaya başladı. Kral panikle bağırdı:

"Ne oluyor böyle?!"

Hayır... Yine mi kaza geçireceğim?

Geçen sefer başıma gelenleri hepimiz gayet iyi hatırlıyoruz.

Ama bu kez şans benden yanaydı; kapı tam yanımdaydı ve açabilecek durumdaydım.

Hızla kolu çekip kapıyı açtım, kendimi dışarı attım. Araba birkaç metre daha sürüklendikten sonra büyük bir gürültüyle devrildi.

İçeriden yükselen çığlıkları duyunca, ben de bir anlık refleksle çığlık attım ve elimle ağzımı kapattım.

Yavaş adımlarla devrilen araca yaklaşmaya başladım. Tam biraz daha ilerleyecekken biri kolumdan tutup sertçe geri çekti. Arkama döndüğümde, karşıma çıkan o okyanus mavisi, keskin ve delici bakışları kesinlikle beklemiyordum.

Ben hâlâ şokun etkisiyle konuşamazken, o keskin bakışlı adam -ne zamandır orada olduklarını fark etmediğim- muhafız kıyafetli adamlara yüksek bir sesle bağırdı:

"Çabuk arabayı kaldırın ve içindekilere bakın!"

Sonra beni kolumdan sıkıca tutup, üzerinde gümüş bir hilal ve üç uçlu altın bir mızrak sembolü bulunan bir arabanın içine bindirdi. Kapıyı da yüzüme doğru sertçe kapattı.

...............

Ne kadar süre geçtiğini bilmiyorum ama dışarıdan Nursêza'nın seslerini duyduğumda, hemen arabadan fırladım.

Karşılaştığım manzara ise şaşırtıcıydı: Nursêza, Okyanus Mavisi adama -evet, ona böyle bir lakap taktım çünkü adını hâlâ bilmiyorum- hayran hayran bakıyordu. Ama adam, Nursêza'ya yandan bile bakmıyordu.

Onlara doğru yaklaşırken, Melika beni fark etti ve koşarak sarıldı.

Ben de kollarımı ona doladım; gözümden düşen birkaç damla gözyaşını engelleyemedim.

[Sen bu kişilere çok mu bağlandın, yoksa bana mı öyle geliyor?]

Hayır... Tabii ki de, iç sesim sadece. Hiç kimsenin canının yanmasını istemediğim için bu kadar endişelendim.

Nursêza, artık adama hayran hayran bakmayı bırakıp bana döndü.

"Kendisini kurtarıp ailesini de ölüme terk eden kişi burada, ne o? Öldük mü diye bakmaya mı geldin?"

Onun bu sözüne karşılık veremedim, çünkü haklıydı.

Tam o sırada Nivara beni savundu:

"Ne yapmasını bekliyorsun Nursêza? Kapı tam yanındaydı, tabii ki çıkacaktı! Hem haline bak, korktuğu çok belli."

Gerçekten korkmuştum. Düşünsenize: bir kaza geçiriyorsunuz, son anda kurtuluyorsunuz ama yanınızdaki insanlara bir şey oluyor... Çok kötü, tarif edilemez bir his.

"Prenses... burada neler oluyor?"

Arkamı döndüğümde Sofia'nın endişeli yüzüyle karşılaştım. Ah, doğru... Hizmetkârlar başka bir arabada geliyordu. Onları nasıl bu kadar unutmuş olabilirim? Sofia birkaç adımda yanıma ulaştı, ellerimi tuttu ve beni hafifçe kendi etrafımda döndürdü. Belli ki bir yerimde yara bere var mı diye kontrol ediyordu.

"Ne olacak hanımefendi? Kendisi kurtuldu, bizi de ölüme terk etti."

Bunu söyleyen Nursêza'ya dönüp hiç de hoş olmayan bir bakış attım.

"Sana her şeyi anlatırım Sofia."

Deyip Sofia'nın koluna giren Melika'ya gülümsedim.Biraz ileride, Okyanus Mavisi adamla Kral kendi aralarında konuşuyorlardı. Bir süre sonra Kral bize doğru geldi.

"Tek bir at arabamız var ve ona sadece hizmetkârlar sığabilir. Bu yüzden Tridakar İmparatorluğu'nun arabalarına bineceğiz. Sofia ve Seralya, siz Prensin şahsi arabasında gideceksiniz. Biz diğer araçlara."

Kral konuşurken gözlerim istemsizce Okyanus Mavisi adama kaydı. Bir an göz göze geldik... sonra ikimiz de kaçırdık.

Nursêza'nın yüzündeki memnuniyetsiz ifade ise gözümden kaçmadı.

"Ama Kralım," dedi dayanamayarak, "neden o mükemmel araca binerken biz muhafızların olduğu diğerlerine gidiyoruz?"

Krala "baba" dememesi ilginçti.

[Sanki sen bu bir haftadır Krala baba diyorsun.]

Ama ben kralla özel bir konuşma yapmadığım için böyle bir hitap derdine düşmeme gerek yoktu.

Kral ile Okyanus Mavisi adam kısa bir bakış alışverişi yaptıktan sonra Kral, Nursêza'ya dönüp sert bir sesle konuştu:

"Her şeye burnunu sokmayı bırak, Nursêza. Bu huyun seni bir gün mahveder."

Nivara, Nursêza'nın kolundan yakalayıp onu araçlardan birine doğru yönlendirdi; ardından diğerleri de bindi. Sofia nazikçe koluma dokunup Prensin arabasını işaret etti. İkimiz yerimize geçtikten hemen sonra Okyanus Mavisi adam da içeri girdi.

[Bu adama hâlâ neden Okyanus Mavisi adam diyorsun? Prens desene...]

Bu dünyada bir sürü prens var

Ben "Okyanus Mavisi adam" dediğimde kimin kastedildiği gayet net, bence böyle daha iyi.

______________________

Yola çıkalı uzun bir süre olmamıştı. Araba kaza yapmadan önce yağan yağmur yerini güneşin sıcacık ışıklarına bırakmıştı. Havada yağmurdan sonra çıkan o güzel toprak kokusu vardı.

Gözlerim bir anlığına Okyanus Mavisi adama kaydı. Gözlerini kapatmış, kafasını at arabasının duvarına yaslamıştı. Yolculuk biraz sarsıntılı geçtiği için şu an pek rahat olduğunu sanmıyorum.

Sofia ise uyumuştu. Zaten gecenin üçünden beri ayakta olan bir insanın bu saate kadar dayanabilmesi bile şaşırtıcıydı. Evet, Sofia gecenin üçünden beri ayaktaydı. Bunu, gece uyuyamadığımda - ya da Nursêza'nın "fare gördüm" diye attığı çığlıktan sonra uyandım mı demeliyim - bahçede yürüyüşe çıktığımda görmüştüm.

Bakışlarım yine Okyanus Mavisi adama kaydı. Yeni çıkmış sakallarıyla karizmatik göründüğünü söylemem lazım.

[Ne o, sanki etkilendin?]

Tabii ki hayır. Sadece yalan söylemeyi sevmediğimi biliyorsun. Ne yani, adama çirkin mi diyeyim?

[Umarım öyledir.]

Onu bir süre izlerken duyduğum sesle yüreğim ağzıma geldi.

"Bana öyle bakmayı kesecek misiniz?"

Bu sert ses tonu, karşımda duran Okyanus Mavisi adama aitti.

"Kusuruma bakmayın... sadece sarsıntıdan dolayı belki rahatsızsınızdır diye düşünüyordum."

[Yani yeni çıkan sakalları sayesinde karizmatik göründüğünü düşünmüyordun...]

Sus iç ses, sus! Zaten şu an rezilliğin dibini yaşıyorum.

Okyanus Mavisi adam artık gözlerini açmış, beni baştan aşağı süzüyordu. Herhalde beni öldürecekti ki böyle bakıyordu diye düşünürken hiç beklemediğim cümleler ağzından döküldü:

"Gözlerin kristale benziyor. Hem güzel, hem de gizemli."

O bunları söylerken bile soğuk bir ifade takınmıştı. Benimse yanaklarımın alev alev yandığına yemin edebilirim.

[Sen bence etkilendin, kabul et...]

Etkilenmedim! Ben herkesten gelen iltifatlara karşı böyleyim. İç sesim "aynen aynen" diye mırıldanırken, ben onun dediklerini hâlâ sindirmeye çalışıyordum.

Sofia'nın gözlerini açmasıyla başımı hızla cama çevirdim.

"Aaaa, gelmişiz! Hadi inelim!"

Sofia'nın sesi sayesinde vardığımızı fark ettim. Hemen onun arkasından indim. Okyanus Mavisi adam ve Kral yine kendi aralarında konuşmaya başlamışlardı. Kral kısa süre sonra yanımıza geldi.

"Prens büyük bir incelik yaparak önce bizim girmemizi istedi. Bizden sonra da onlar girecekler."

Bu sözlerden sonra, Nursêza'nın Okyanus Mavisi adama olan hayranlığının daha da arttığını gözlerinden anlayabiliyordum. Herkes yavaş yavaş şatoya giriş yaptı, ben de arkalarından içeri girdim.

💌💌💌💌💌💌💌💌💌💌💌💌💌💌💌💌

Selamün aleyküm arkadaşlar bu bölümde erkek karakterimizi artık gördük. Bu iç ses ile Seralya'nın sahnelerini yazarken çok gülüyorum umarım sizde beğenirsiniz. Kasımın son bölümünü attığım için mutluyum

Ve yeni bir kurgu yayınlıyorum belki okumak istersiniz diye konusunu buraya yazıyorum

Konusu

Masalın Öteki Yüzü Serisi 1 } Sindirella

Masalları unutun, gerçek karanlık başlıyor!

Saf, iyi ve masum kızlar masallarda yerini bulur. Peki ya kötü, kurnaz ve şeytanın üstadı bir kız olsaydı? Şeytanella, ailesini parmağında oynatan,, korkusuz ve acımasız bir kadının hikâyesi.

Bu kez baloya gidişin amacı aşk değil; güç ve intikam. Ama işler planlandığı gibi gitmez: Dans teklifini eden kişi, komşu ülkenin acımasız, karizmatik ve bir o kadar da tehlikeli prensiyle karşılaşır. İkisi bir araya geldiğinde, masum bir aşk mı yoksa daha da psikopatlaşacak bir çift mi ortaya çıkacak?

Gizem, entrika ve ölümcül oyunlarla dolu bu karanlık m

asalın kapılarını aralamaya hazır olun.

Umarım beğenirsiniz ve bir sürü kişi okumasına rağmen hiç oy vermiyorsunuz. Diğer bölüm 210 görüntülenme olunca hepiniz en sevgiliye emanetsiniz 👋 👋 👋

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.