İçeriğe geç

GEÇMİŞİN İZLERİ

Bölüm 4 · 3 dk okuma

GEÇMİŞİN İZLERİ

Bölüm 4

ZAMANIN SINIRINDA

Zaman, insan acı çekerken ne kadar hantal ve ağırsa, mutlu anların üzerinde de o kadar acımasız ve hızlı akıyordu. Kampüsün o gürültülü, karmaşık koridorlarında geçen aylar, Alina ve Kuzey’i tanıyan herkes için adeta şaşkınlık verici bir dönüşümün miladı olmuştu. Bir zamanlar karşılaştıkları her köşede birbirlerini laflarıyla hırpalayan, çevrelerindeki herkese karşı aşılmaz ve zorba duvarlar ören o iki hırçın ruh, artık bambaşka birer insana dönüşmüştü.

Bu değişim, arkadaş grubunun da gözünden kaçmıyordu. Artık kafede oturduklarında Alina’nın sesindeki o iğneleyici, insanı küçümseyen tını yoktu; onun yerine masadaki arkadaşlarına karşı daha anlayışlı, daha empatik yaklaşan bir Alina vardı. Kuzey ise artık o karanlık, sessiz köşesine çekilip insanları birer düşman gibi izlemiyordu. Çizimlerindeki o yalnız, tek başına duran silüetlerin yerini, el ele tutuşan ya da bir fırtınanın ortasında birbirine sığınan figürler almaya başlamıştı. Birbirlerinin en derin, en saklı yaralarına dokunmuşlar ve o yaraları sarmak için birbirlerinin şifası olmuşlardı.

Nefretle, zırhların savaşıyla başlayan bu tehlikeli hikaye, kampüsün arkasındaki o eski, terk edilmiş beton pistte el ele yürüdükleri, birbirlerinin gözlerinin içine bakarken dünyayı unuttukları derin bir aşka evrilmişti. O eski pist, artık Alina’nın düştüğü ya da Kuzey’in korkuyla donakaldığı bir yer değildi; orası onların sığınağı, dünyadaki tek güvenli limanı olmuştu.

Ancak hayat, yaralarını yeni sarmış bu iki aşık için kendi acımasız gerçeklerini hazırlamakta gecikmedi. Yazın son demleri yaklaşırken, üniversite tercihleri, ailelerin gelecek üzerindeki ağır ve baskıcı gölgeleri, ekonomik zorunluluklar birer birer kapılarını çalmaya başladı. İkisinin de üzerinde asılı duran o gelecek kaygısı, her geçen gün aralarındaki o tatlı sessizliği bozuyordu.

Kuzey, çocukluğundan beri hayalini kurduğu, içindeki o karanlığı sanata dökebileceği başka bir şehirdeki prestijli güzel sanatlar akademisinden kabul almıştı. Gitmek, onun için bir kurtuluş, kendini bulma yoluydu. Alina ise ailesinin onun için yıllar öncesinden çizdiği, hata kabul etmeyen, tamamen akademik başarıya ve finansal güce dayalı o bambaşka kariyer yoluna doğru sürükleniyordu. Kendi hayallerini, patenlerini ve en önemlisi Kuzey’i bu şehirde bırakıp, ailesinin istediği o soğuk ve mesafeli geleceğe doğru adım atmak zorundaydı. Yolları, daha yeni birleştikleri bu kavşakta tekrar ayrılmak üzereydi.

Eylül ayının ilk soğuk rüzgarlarının beton pistteki kurumuş yaprakları savurduğu bir akşam, yine her zamanki sığınaklarında buluşmuşlardı. Pistin ortasındaki yaşlı çınar ağacının yaprakları hışırdıyor, gökyüzündeki dolunayın soluk ışığı ikisinin üzerine vuruyordu. Alina, patenlerini pistin kenarına bırakmış, spor ayakkabılarıyla betonun üzerinde yavaş adımlarla yürüyordu. Kuzey ise bankta oturmuş, gitgide yaklaşan o vedanın ağırlığıyla ezilen omuzlarını dik tutmaya çalışıyordu.

Kuzey yavaşça ayağa kalktı, Alina’nın yanına adımladı ve onun rüzgardan hafifçe titreyen ellerini tuttu. Alina’nın elleri her zamankinden daha soğuktu.

"Biliyorum," dedi Kuzey, sesindeki o her zaman kararlı ve sert ton bu kez yerini çaresiz bir titremeye bırakırken. Alina’nın gözlerinin içine baktı; o gözlerde kendi geleceğinin kaybolduğunu görebiliyordu. "Farklı hayatlara gideceğiz. Bu gruptan, bu şehirden, birbirimizden ayrılacağız. Bunu her düşündüğümde, içimdeki o eski yalnızlığın beni yeniden yutacağını hissediyorum."

Alina, gözlerinde biriken ve dolunayın ışığında parıldayan yaşları gizlemek için başını hafifçe yana eğdi. Ama kaçamadı. Kuzey’in ellerini daha sıkı kavradı. Göğsündeki o keskin sızıya rağmen zoraki, buruk bir gülümseme yerleştirdi yüzüne.

"Belki de..." dedi Alina, sesi hıçkırıklarını gizlemek istercesine pürüzlü ve kısık çıkarak. "Belki de bizim sadece bu küçük süre boyunca, hayatımızın bu en fırtınalı döneminde aynı yerde olmamız gerekiyordu Kuzey. Birbirimizi tamamen yok etmeden önce, içimizdeki o yaralı çocukları iyileştirmek için kader bizi bu pistte karşılaştırdı. Sen bana sevilmek için mükemmel olmak zorunda olmadığımı öğrettin. Ben de sana güvenebileceğin birilerinin var olduğunu gösterdim."

Kuzey hiçbir şey söyleyemedi. İçindeki o büyük çaresizlik, kelimelerini tüketmişti. Alina’yı kendine doğru çekti ve kollarını onun bedenine sıkıca doladı. Başını Alina’nın saçlarının arasına gömdü, onun kokusunu zihninin en derin köşesine, yıllar sonra bile hatırlayacağı o gizli odaya hapsetmek ister gibi derin bir nefes çekti. Alina da kollarını onun boynuna doladı, gözyaşlarının Kuzey’in ceketinin omzuna süzülmesine izin verdi.

O gece o loş pistte birbirlerine sarılırken, ikisi de geleceğin onları tamamen koparacağını, bambaşka hayatların içinde birbirlerinden habersiz birer yabancıya dönüşeceklerini çok iyi biliyorlardı. Bu sarılış, kaçınılmaz bir sonun sessiz kabullenişiydi.

Ancak onlar acı tatlı bu vedanın hüznüyle sarsılırken, hemen arkalarındaki yaşlı çınar ağacının gölgesinde, zamanın ve mekânın çok ötesinden gelen bir çift gözün kendilerini izlediğinden tamamen habersizdiler. O karanlığın içinde, kıvırcık saçlı küçük bir kız çocuğu, gözlerinde tarifsiz bir hüzün ve sevgiyle bu sarılışı izliyor, kaderin o acımasız ve kusursuz ilmeğinin tamamlanmasını

bekliyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.