İçeriğe geç

GEÇMİŞİN İZLERİ

Bölüm 2 · 5 dk okuma

GEÇMİŞİN İZLERİ

Bölüm 2

EKSİK RAKAMLAR

Kafeteryanın tavanındaki eski vantilatör, sıcak temmuz havasını ağır ağır döndürürken çıkardığı ritmik gıcırtıyla masadaki sessizliği bölüyordu. Masanın üzeri boş kahve bardakları, yarım bırakılmış simitler ve Can’ın her ders döneminde yanından ayırmadığı kalın, yıpranmış mantık kitaplarıyla doluydu. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir arkadaş grubunun sınav dönemi öncesi rutin buluşması gibi duruyordu bu. Ancak masanın iki ucunda oturan Alina ve Kuzey için durum bundan çok daha fazlasıydı; sessiz bir güç savaşı, sınırları zorlama seansıydı.

"Eğer bu soruyu da çözemezsek, profesör hepimizi bu dersten bırakacak," diye söylendi Can, elindeki kurşun kalemin arkasıyla masaya vurarak. Gözleri, profesörün tahtaya yazıp fotoğrafını çekmelerini istediği o karmaşık sayı tablosundaydı. "Rakamlar arasında hiçbir bağ yok. Bir sonraki adımın ne olduğunu bulabilen var mı?"

Derin, esneyerek arkasına yaslandı ve telefon ekranına gömüldü. "Ben pes ettim. Mantık ve şifreleme benim işim değil. Hem baksanıza, grupta bu işlerden anladığını iddia eden birileri var ama çıtları çıkmıyor." Bakışlarını imalı bir şekilde Kuzey’e çevirmişti.

Kuzey, masanın en gölge köşesinde, kulaklıkları boynuna asılı bir halde oturuyordu. Bakışları ödev kağıdında ya da arkadaşlarında değil, doğrudan Alina’nın oturduğu taraftaydı. Daha doğrusu, Alina’nın masanın altından hafifçe titreyen ve dünkü düşüşün izlerini taşıyan dizindeydi. Yüzünde yine o insanı çileden çıkaran, duvar gibi soğuk ve alaycı ifade vardı. Önündeki boş eskiz defterinin kenarına kurşun kalemle rastgele, sert sayılar karaladı. Kalemi masaya fırlatır gibi bıraktığında çıkan ses, Can’ın şikayetlerini bıçak gibi kesti.

"Mantık her zaman vardır," dedi Kuzey, sesindeki o iğneleyici ve mesafeli tonu hiç bozmadan. "Sadece bazılarının onu görecek zihinsel kapasitesi yoktur. Boşuna kafanızı yormayın, bu tablo sizin sınırlarınızı aşar."

Alina, kahve bardağını tabağına bırakırken çıkan sert sesle masadaki dikkatleri üzerine çekti. Kot pantolonunun altındaki dizinin sızısını gizlemek için bacak bacak üstüne attı ve sandalyesini bilerek, Kuzey’in tam karşısına gelecek şekilde öne doğru çekti. Kuzey’in o her şeyi bildiğini sanan, insanları tepeden izleyen tavrı içindeki o hırçın savunma mekanizmasını anında tetiklemişti.

"Kapasiteden bahsedecek son insan sensin, Kuzey," dedi Alina, sesine en kibirli tonunu yerleştirerek. "Yazdığın o rastgele sayılara bakılırsa, ilkokul seviyesindeki bir toplama işlemini bile buradaki herkese bir dahi buluşu gibi satmaya çalışıyorsun. Kendini bu kadar yukarıda görmen komik."

Kuzey sandalyesinde hafifçe geriye yaslandı, kollarını göğsünde birleştirdi. Gözlerini Alina’nın gözlerine dikti. O bakışlarda, dün o pistte yaşanan düşüşün, o saniyelerce süren mutlak sessizliğin ve ağacın altında gördüğü o tekinsiz küçük kızın yarattığı gizli bir huzursuzluk vardı. Ama maskesini takmakta gecikmedi. "Yukarıda görmüyorum, zaten yukarıdayım," dedi sakin bir sesle. "Kibirin gözlerini kör etmediyse, önündeki kağıda biraz daha dikkatli bakmanı öneririm patenci kız. Belki o zaman neden bahsettiğimi anlarsın."

"Benim gözlerim senin göremeyeceğin kadar nettir," diyerek öne doğru eğildi Alina. Masanın üzerindeki defteri sertçe kendi önüne doğru çekti. Kuzey’in parmaklarının arasında tuttuğu kalemi de tek bir hareketle çekip aldı. Kağıdın üzerindeki karmaşık sayı dizisine baktı. Kuzey’in yazdığı rakamlar ilk bakışta anlamsız görünüyordu ama Alina’nın zihni şifreleri çözmek konusunda her zaman acımasız bir hıza sahipti. Dakikalarca kağıdı inceledi. Masadaki diğerleri sessizce onları izliyordu; aralarındaki bu bitmek bilmeyen laf sokmaları sadece bir uyumsuzluk, bir ego savaşı olarak görüyorlardı.

Alina’nın dudaklarının kenarında zafer kazanmış bir gülümseme belirdi. Kalemi sert çizgilerle kağıda bastırarak Kuzey’in yazdığı son iki rakamı karaladı ve yerlerine yenilerini yazdı. Defteri sertçe Kuzey’in önüne doğru itti.

"Fibonacci dizisinin tersten işlenmiş hali," dedi, sesindeki kibirli tatmin duygusunu gizlemeyerek. "Bunu göremeyecek kadar kör olduğunu bilmiyordum. Dizinin kuralını sondan başa doğru işletmişsin ama matematiksel bir hata yapmışsın. Gerçekten acınası bir deneme."

Kuzey bir anlığına donakaldı. Kağıda, Alina’nın düzelttiği sayılara baktı. Kızın bu keskin, dikkatli zekası içindeki o aşılmaz duvarı ilk defa sarsmıştı. Beklemediği bir darbe almıştı. Yavaşça öne doğru eğildi, masaya dayandı. Şimdi yüzleri birbirine çok yakındı ve aralarındaki o gerilimli elektrik dalgası odadaki havayı kurutuyordu. "Zekanı sadece kağıt üzerinde değil de paten kayarken de kullansaydın, dün o betona o kadar komik bir şekilde çakılmazdın Alina," diye fısıldadı. Sesi gruptaki diğerlerinin duyamayacağı kadar kısıktı ama bir o kadar da keskindi.

Alina’nın gözleri öfkeyle parladı, yumruğunu sıktı. "En azından ben düştüğümde birilerine tutunmaya çalışmıyorum, kendi acımla kendi başıma kalkabiliyorum Kuzey. Ya sen? Dün beni yakalamaya çalışırken yüzünde beliren o çaresizlik neydi? Neyi gördün sen orada?"

Kuzey’in yüzündeki tüm o alaycı, sert ifade bir anda silindi. Renkleri çekildi. Alina’nın kağıda yazdığı sayıların son hali, profesörün mantık sorusunun cevabı değildi artık. Alina sayıları yer değiştirerek ortaya bir coğrafi koordinat çıkarmıştı. Ve o koordinatın son rakamları, tam olarak kampüsün arkasındaki o eski, terk edilmiş beton pisti gösteriyordu.

Kuzey’in kalbi delicesine çarpmaya başladı. Kulaklarındaki uğultu geri dönmüştü. Bakışları yumuşadı, o her zamanki hırçın, laf sokan çocuk gitti; yerine tamamen savunmasız ve merak içinde bir adam geldi. Gözlerini Alina’nın gözlerine kilitledi. Sesi bu kez zorba değil, sadece içindeki o derin korkuyu paylaşmak isteyen bir fısıltıdan ibaretti.

"Sen..." dedi Kuzey, yutkunarak. "Hiç orada... o pistte tuhaf bir şey hissettin mi Alina?"

Alina duraksadı. Kalemi tutan parmakları gevşedi. Kuzey’in gözlerindeki o katı, soğuk duvarın yıkıldığını ve altından çıkan o korkmuş çocuğu ilk kez bu kadar net görüyordu. Kendi içindeki o savunma mekanizması, o zırhlar da bu beklenmedik soruyla derinden sarsıldı. İğneleyici bir laf söylemek istedi ama dudakları kımıldamadı. Kuzey’in gözlerindeki o derin boşluk, onu da o ana geri fırlatmıştı.

"Bazen," dedi Alina, sesi neredeyse duyulmayacak bir fısıltıya dönüştü. Gözlerini kaçırmadan Kuzey’e bakıyordu. "Sanki zaman orada daha farklı akıyor gibi. Ya da... orada olmaması gereken bir şeyler varmış gibi."

Bu kısa ve fısıltılı konuşma, iki zorba ruhun arasındaki o aşılmaz, görünmez duvarın ilk büyük çatlağıydı. Birbirlerinin zayıflıklarını vurmak için tetikte bekleyen bu iki insan, ilk kez aynı gizemin karşısında yan yana durduklarını hissetmişlerdi. Masanın diğer ucunda kendi aralarında gülüşen arkadaş grubunun ise düny

adan haberi yoktu.

Bölüm sonu

4 yorum