İçeriğe geç

GEÇMİŞİN İZLERİ

Bölüm 1 · 5 dk okuma

GEÇMİŞİN İZLERİ

Bölüm 1

İLK KIRILMA

Beton pistin köşesindeki paslı demir parmaklıklara yaslanmış olan Derin, elindeki kahve bardağını sallarken Can’a bir şeyler anlatıyordu. Sesi, kampüsün arkasından geçen yolun gürültüsüne karışıyordu ama Alina o seslerin hiçbirini duymuyordu. Kulaklarında sadece tekerleklerinin sert betona her sürrtünüşünde çıkardığı o ritmik, hırçın ses vardı. Rüzgar saçlarını geriye doğru savururken, gözlerini pistin sonundaki keskin viraja dikti. Hata yapma lüksü yoktu. Burada, herkesin izlediği bu alanda tek bir saniye bile dengesini kaybedemezdi. İnsanlar zayıflık arardı; Alina ise onlara istediklerini vermemek konusunda profesyoneldi.

Pistin hemen kenarındaki ahşap bankta oturan Kuzey, elindeki kömür kalemi defterin saman sarısı sayfasına sertçe sürttü. Çıkardığı ses en az Alina’nın patenleri kadar rahatsız ediciydi. Başını kaldırmadan, sadece göz ucuyla pistte hızlanan kıza baktı. Yüzünde, oraya ait değilmiş gibi duran, insanı çileden çıkaran o hafif, alaycı gülümseme belirdi. Kalemi defterin kenarına vurarak ritim tutmaya başladı.

Alina virajı alıp tam Kuzey’in oturduğu bankın önünden geçerken hızını bilerek kesmedi. Tekerleklerin çıkardığı rüzgar, Kuzey’in defterinin sayfalarını hafifçe uçuşturdu.

"Betonu delmeye mi çalışıyorsun, yoksa yeteneksizliğini gürültüyle kapatma çabası mı bu?" dedi Kuzey, sesindeki o iğneleyici, soğuk tonu hiç değiştirmeden. Gözlerini hala defterinden ayırmamıştı.

Alina ani bir frenle tekerleklerini kilitledi. Betondan keskin bir gıcırtı yükseldi. Tam Kuzey’in karşısında durdu, ellerini beline koydu. Yüzündeki kibirli ifade en ufak bir sarsıntı bile geçirmemişti. "Gürültü dediğin şey, senin o deftere karaladığın vizyonsuz çizgilerden daha ritmik en azından, Kuzey. Ayrıca, birinin yetenekten bahsetmesi için önce kendisinde ondan biraz bulunması gerekir, öyle değil mi?"

Kuzey yavaşça başını kaldırdı. Siyah saçları alnına dökülmüştü, gözlerinde insanı küçümseyen o tanıdık ışık vardı. Kalemi parmaklarının arasında çevirdi. "Vizyon mu? Bir pistin etrafında saatlerce aynı daireyi çizip duran birinden mimari veya sanatsal bir eleştiri alacağımı düşünmemiştim. Gerçi, senin dünyan bu pistin çapı kadar küçük olduğu için normal karşılıyorum."

"En azından benim bir dünyam var ve içinde hareket edebiliyorum," dedi Alina, ona doğru bir adım patenleriyle yaklaşarak. Eğildi, yüzünü Kuzey’in yüzüne yaklaştırdı. Aralarındaki o tekinsiz elektrik, gruptaki diğerlerinin sesini tamamen bastırmıştı. "Senin gibi bir banka çakılıp, insanların hayatlarını uzaktan izleyerek kendi acınası varlığını unutmaya çalışmıyorum."

Kuzey’in gözleri bir anlığına kısıldı. Alina onun sınırını tam nereden zorlayacağını çok iyi biliyordu. Kuzey defteri yavaşça kapattı, ayağa kalktı. Boy farkından dolayı Alina’ya yukarıdan bakarken o sinir bozucu sakinliğini korumaya çalıştı. "İzlemek, senin yaptığın o kontrolsüz şovlardan çok daha fazla zeka gerektirir Alina. Mesela şu an, bir sonraki hamkende dengeni kaybetmemek için ne kadar kastığını izleyebiliyorum. Sol bileğin titriyor."

Alina içindeki o anlık öfke patlamasını gizlemek için hafifçe güldü. "Öyle mi? O zaman iyi izle. Belki hayatında ilk defa kusursuz bir şey görmüş olursun."

Alina arkasını döndü, patenlerine tüm gücüyle yüklenerek pistin diğer ucuna doğru hızlandı. Kuzey’in o kendinden emin, her şeyi bildiğini sanan tavrı sinirlerini altüst etmişti. Hızını maksimuma çıkardı. Pistin ortasındaki çınar ağacının hizasına geldiğinde, kendi ekseninde sert ve hızlı bir dönüş yapıp Kuzey’in gözlerinin içine bakarak duracaktı. Amacı onu kendi silahıyla vurmaktır.

Tam dönüşe geçtiği sırada, tekerlek betondaki küçük, derin bir çatlağa saplandı.

O an, sanki tüm kampüsün enerjisi çekildi. Zaman amansız bir şekilde yavaşlamaya başladı. Alina, bedeninin yerçekimine yenik düştüğünü hissederken gözleri gayriihtiyari bankın oraya kaydı.

Kuzey’in yüzündeki o alaycı, kibirli maske saniyeler içinde paramparça olmuştu. O ana kadar kimseyi önemsemeyen, dünyadaki her şeye mesafeli duran çocuk, Alina’nın dengesini kaybettiğini gördüğü an hiç düşünmeden öne fırladı. Bacakları, zihninin komutunu beklemeden hareket etmişti. Aralarındaki mesafeyi kapatmak için büyük bir adım attı, elini ileri doğru uzattı. Parmak uçları Alina’nın ceketinin kumaşına sürtündü. Kumaşın sertliğini hissetti, sıkmaya çalıştı...

Ama yakalayamadı. Alina parmaklarının arasından kayıp gitti.

Alina sertçe beton zemine çakıldı. Avuç içleri ve dizleri betona sürtünürken keskin bir acı dalgası dalga dalga vücuduna yayıldı. Acıyla inleyerek başını kaldırdı, dökülen saçlarının arkasından karşısına baktı. Kuzey, onun hemen önünde dizlerinin üzerine çökmüş gibi kalmıştı. Nefes nefeseydi. Gözlerinde ilk defa "zorba" ya da "alaycı" değil; saf bir panik, korku ve onu yakalayamamış olmanın verdiği o tuhaf pişmanlık vardı.

İki düşman, hayatlarında ilk kez birbirlerine en savunmasız halleriyle bakıyorlardı. Fakat aralarındaki bu ağır sessizlik, Kuzey’in bakışlarının Alina’nın omzunun arkasına kaymasıyla bozuldu.

Kuzey’in göz bebekleri büyüdü. Nefesi boğazında tıkandı. Etraftaki yaprak hışırtıları, uzaktan gelen araba sesleri, Derin’in gülüşü... Her şey tamamen sustu. Mutlak bir sessizlik kapladı etrafı.

Alina’nın hemen arkasında, yaşlı çınar ağacının gölgesinde küçük bir kız çocuğu duruyordu.

Yaklaşık beş yaşlarında, üzerinde uçuk pembe, eski moda bir elbise olan, kıvırcık saçlı bir çocuk. Küçük kız, kampüsün ortasındaki bu kaosa tamamen tezat bir neşeyle gülümsüyordu. Doğrudan Kuzey’in gözlerinin içine bakıyordu. Bakışlarında öyle tanıdık, öyle iç burkan bir şefkat vardı ki, Kuzey göğsüne balyoz yemiş gibi hissetti. Kız yavaşça elini kaldırdı, Kuzey’e doğru el salladı.

Kuzey dehşet içinde gözlerini kırptı, başını hızla salladı. "Bu da ne..." diye fısıldayabildi sadece. Gözlerini tekrar açtığında, ağacın altında sadece rüzgarla savrulan kurumuş yapraklar vardı. Çocuk yoktu. Hiç olmamış gibiydi.

"Ne bakıyorsun öyle alık gibi?" Alina’nın titreyen ama yine de iğnelerini batırmaya çalışan sesi Kuzey’i gerçek dünyaya döndürdü. Alina yerdeki tozları silkeleyerek kalkmaya çalışıyordu, canının yandığı her halinden belliydi. "Yardım etmeyeceksen çekil önümden, şovum bitti."

Kuzey, az önce gördüğü şeyin yarattığı şoku gizlemek için hızla o buz gibi duvarlarını geri ördü. Hızla ayağa kalktı, üzerini düzeltti. Sesi normalden daha pürüzlü ve mesafeli çıktı: "Sadece düştüğün o acınası durumu izliyordum. Dengede bile duramıyorken burada bana meydan okumaya çalışman komik. Bir dahakine dikkat et, beton senin gururundan daha serttir."

Kuzey arkasını dönüp, sanki arkasından bir hayalet kovalıyormuş gibi hızlı adımlarla oradan uzaklaşırken, Alina yerdeki patenlerini çözmeye çalışıyordu. Ama gözleri Kuzey’in uzaklaşan sırtındaydı. O sert, acımasız çocuğun gözlerinde gördüğü o anlık boşluğu, o derin şoku ömrü boyunca unutamayacağını biliyordu. Orada, o pistte ikisinin de açıklayamadığı bir şeyler değişmişti.

Bölüm sonu

8 yorum