🌺🌺🌺
Okuduğum satırları anlamadığım için tekrar tekrar okuyordum ama bu sıktığı için kitabı kapatıp yatağın üstüne koydum. Kafam dolu olduğu için okuduğum kitaba odaklanamıyordum.
Yatan başlığına yaslanırken karşımda ki tabloda dolaştı gözlerim. Tabloda sadece iki renk kullanılmıştı siyah ve beyaz. İkiye ayrılmış gibiyidiler fakat siyah beyazın içinde sızdığı için beyazlığın içinde karanlık vardı. Karanlık ise sadece siyahla çizilmişti başka hiçbir renk yoktu. Sade bir tabloydu ama çok karışık olmadığı için odada göze batmıyordu.
Akşam olmuştu ve odalarımıza çekilmiştik. İlaçların içinde tedavi için onlara iyi gelmesi gerek ilaç yerine zehir vardı. Gerçektende yapmışlarmıydı bunu?
Şuan ne yapmam gerekiyordu bilmiyordum. Bu konuda Ayaz'ı uyarmalı mıydım? Hayır olmaz. Bunu söylediğimde ne tepki vericeğini kestiremiyordum. Peki Ayaz şuana kadar ilaçları almıyorsa belkide zehir olduğunu biliyordu. Bu da olmuyordu çünkü zehir olduğunu bilseydi onları kullanmaya başlamazdı.
Pekala Ayaz ilaçları kullanmıyordu çünkü tedavi görmek istemiyordu. En iyisi bu konuyu Barçın hocayla konuşmak. O burada kıdemli ve değer verilen bir psikiyatrist. Ona bahsedip bu konuda bir şeyler yapmasını sağlayabilirdim. Ayaz'ın o ilaçları almasına izin vermemeliydim.
Kapı çaldığında düşüncelerim beni terk etti. Kapıyı açtığımda karşımda pijamalarıyla duran kızlara baktım. Hepsi pijamalarıyla kapımdaydı, yüzlerinde ki ifadeden anlaşıldığı üzere bir sorun yoktu. Ada elinde ki pembe peluş ayıyı önünde billeştirdiği ellerinin arasına almış gözlerini kırpıştırarak bana bakıyordu.
"Çekilirsen giriceğiz" Ecrin'in sözleri beni kendime getirirken odaya geri dönüp yatağıma oturdum. Belimi yatak başlığına dayarken bağdaş kurarak oturdum. Afra masanın önündeki sandaleyeyi bize doğru çevirip sessizce oturdu. Ecrin camın önünde ki koltuğa otururken ojesini sürmeye başladı.
Asmin yatağımın üstüne otururken Ada elindeki oyuncağıyla siyah veronica puf koltuğa oturdu. O puf koltuk sinama odasındaydı ama çok hoşuma gittiği için kendi odama getirmiştim. Yaptığım şey biraz saçma olabilir ama ben sormuştum onlarda sorun olmicağını alabileceğimi söylemişlerdi.
Asmin telefonuyla uğraşırken Ada ayıcığın kollarını haraket ettirerek onunla oynuyordu. Ada gerçekten de çocuk ruhlu dediğimiz insanlardandı yada gerçekten çocuktu. Kırılgan ve naifti ama çokta sempatikti. Onunla geçirdiğin birkaç dakika içinde ona ısınabilirdin.
Afra tekerlikli sandalyeye yan bir şekilde oturduğu için sırtını masaya dayamıştı. Bir kolu sandalyenin sırt bölümüne dayalıyken öylece duruyordu.
"Buraya öylece oturmak için mi geldiniz?" dediğimde Ecrin ojesinden kafasını kaldırdı "Yok vakit geçirelim diye geldik" tekrar ojesine geri dönerken onlara boş bakışlar attım "Vakti tek başınıza geçirmek istiyorsanız odalarınıza gidersiniz. Madem geldiniz beraber vakit geçirelim" dediğimde Asmin telefonunu kapatıp elinde tuttu.
Ada ayıcağına sarılıyken Afra zaten hiçbir şeyle uğraşmıyordu. Ecrin ojesiyle ilgilenirken üzerindeki bakışlarımızı farkedip bakışlarını bize çevirdi "Hem oje sürüp hemde konuşabilirim. Hiç bakmayın bana öyle" küçük yastıklardan birini kucağıma aldım.
"Cumartesi, pazar ne yapmayı düşünüyorsunuz?" Ada'nın ortaya attığı soruyla konuşacak bir şeyler ortaya çıkmaya başlamıştı. Burada olduğumuz sürelerde cumartesi ve pazar günleri izinliydik. Hastaneden çıkıp vakit geçirecek güzel zamanlarımız vardı.
"Pazar günleri beni yok sayın. Bütün günü odamda uyuyarak geçiririm" dedim. Pazar günleri benim için daima uyku günüydü. Dinlenip kendimi daha iyi hissederdim. "Cumartesi bir bara mı gitsek?" Asmin beklentili bakışlarla bize döndü.
"İzmir'e gelip tabiki de bir bara gidiceğiz" Ecrin'den cevap hızlı gelmişti. "O zaman cumartesi akşamını boş bıraksın çünkü biraz eğlenceli geçicek" başımı onaylayarak salladım.
"Açi'nin ilgilendiği hasta akşam üzeri kriz geçirmiş zor zapdetmişler" Afra'nın sözleriyle ona bakışlarım hızla çevrildi "Ayaz'a mı? Neden? Ne oldu?" kaşlarım çatılmıştı istemsizce. Benim neden bundan haberim yoktu?
"Yoksunluk krizi" Afra'nın sözleriyle Asmin "Bu yinede iyi en azından tedavi için bir şeyler yapıyor. Baksanıza hepsi tedavi görmeye karşı. Hiçbiri ilaçlarını almıyor. Hepsi beraber mi karar verdiler anlamıyorum."
Ecrin elinde ki ojeyi kenara koydu "Sanmıyorum. Birbirlerinden pek haz almıyorlarmış. Kavga çıkardıkları bile olmuş. Grup halindeler bu da aralarında sıkıntı çıkmasına sebebiyet veriyor" Ecrin hep gözlemciydi. Güler, eğlenir ama birçok şeyide dikkatle inceledi. Ecrin detaycıydı her konuda. Güzellik, dış görünüş, sözler, davranışlar...
"Film izleyelim mi?" Ada yerinden kalktığında bakışlarımız ona çevrildi "Hem burada vakit geçirmek için bir oda vardı oraya gidelim büyük ekranda izleriz" hepimiz için kabul gören bir fikirdi.
İstediğimiz gibi odaya gelmiştik ama şimdide oturduğumuz koltuklardan karşımızda ki kızların film kavgasının son bulmasını bekliyorduk. Poyraz ve Ege'de film izlememize dahil olmuştu. Poyraz hemen sağımdayken ofladı, filme başlasaydık yarısı resmen bitmişti. Ada ve Ecrin'in karar vermesini bekliyorduk.
Ada romantik komedi izlemek isterken Ecrin gerilim açmak istiyordu. Seçtikleri filmlerin arasında kavga ederken bu sefer sesli bir şekilde nefes verdim. Ayağa kalkıp ellerinde ki kumandayı aldım. Yerime tekrar geçerken filmi de açmıştım.
"Titanik izliyeceğiz" ikiside koltuklara geçerken sonunda kavgalarından kurtulmuştuk. İkisininde istediğini izlemeyerek.
Filmi sessizce izlerken başımı Poyraz'ın omzuna koymuştum. Uykum geldiği için gözlerim ağırlık yapıyordu. Filmin yarılarına geldiğimizde Poyraz'a döndüm "Ben odama çıkıyorum uykum geldi" sessizce sözlerime mırıldandı ama filme odaklandığı için geçiştirdi. Ortam karanlık olduğu için tek aydınlık ekranın ışığıydı.
Sessizce odadan çıktığımda kendi odama yürüdüm. Asansörün önünde ki Barçın hocayla hızlı adımlarla ona yetiştim. İkimizde asansöre bindiğimizde saat geç olduğu için etrafta kimse yoktu.
"Bugün nasıl geçti Açelya?" ilgili sesiyle ona döndüm "Hastaneye alışıyorum" dedim tebessüm ederek "Ben aslında sizinle bir konu hakkında konuşmak istiyordum" tamamen ona döndüğümde ciddiyetimden dolayı bir kaşı havaya kalktı "Çok önemli mi çünkü bazı yapmam gereken işler var. Hastaneye geçmem gerekiyor" asansör açıldığında zemin kattaydık.
Bu saatte hastanede ne yapacağını anlamamıştım. Herkes uyumuştur çoktan. "Bende sizinle gelebilir miyim? Hem bu konu hakkında konuşuruz" asansörden çıkarken "Olur elbette" dediğinde hemen arkasından yetiştim.
Hastane binasına geldiğimizde 5. Kata çıktık, ayak üstü konuşmak istemediğim için Barçın hocayı takip ettim. Barçın hoca bütün odaları es geçerek koridorda ilerlerken ben onun birkaç adım arkasındaydım. Koridorun hiçbir yerinde kapı olmadığı gibi buraya giriş kısmında camdan demir bir kapı vardı. Kapı Barçın hocanın kartıyla açılabildiği için girebilmiştim.
Bizim kartlarımız burayı açmıyordu. Barçın hoca buraya girmemi sorun etmemişti ama burada ne olduğunu merak ediyordum. Koridorda döndüğümüzde kırmızı kapıların olduğu yere geçmiştik. Kapı üstlerinde sayılar varken Barçın hoca 2 yazan kapıyı anahtarla açıp içeri girdi.
Arkasından çekingen adımlarla girdiğimde ne beklediğimi bilmiyorum ama beklediğim şeyin dosyalar olduğu değildi. Odanın kitaplıklarında dosyalar varken Barçın hoca birkaç dosyayı alıp içine bakıyordu.
"Burası ne için kullanılıyor?" etrafta güvenlik görevlisi bile yokken ne için kullanıyorlardı ki? Önmeli bir yer olmalıydı ki sadece belli kişiler girebiliyordu.
"Burada hastalara ait özel dosyalar var. Buraya girmek sizlere yasak ama benimle beraber bir seferliğine girmeni sorun etmedim. Sen ne hakkında konuşmak istiyordun?" sakin ve samimi açıklamasına gülümsedim ama uzun durmadı gülüşüm dudaklarımda "Ben ilaçlar hakkında konuşmak istiyordum" elinde ki dosyayla ilgilenmeye devam ederken beni dinlediği için konuşmaya devam ettim.
"Ayaz Beyin ilaçlarını kontrol ettim ve o ilaçlar tedavi için kullanılan ilaçlar değil" Sözlerim bittiğinde elindeki dosyadan bakışlarını çekip bana döndü. Sorar gibi bakışları beni tedirgin ettiği için elimi cebime koydum rahat olmaya çalışarak.
"Onlar tedavi için kullanılmıyor" dedim sessizliğini korurken. Dosyayı kapatıp yerine koydu, birkaç adımla karşıma geçmişti "Sen emin misin? Buradaki bütün ilaçlar kontrol altında verilir" başımı emin olduğumu belli ederek salladım.
Duyduğum şeyleri söylemek yerine kontrol ettim demek daha doğruydu şimdilik. İlaçların kutusu tedaviye uygundu ama anlaşılan içindekiler değiştiriliyordu. "Pekala ben ilaçları kontrol edip gerekeni yapıcağım" güven verilcesine gülümsediğinde rahatlamıştım.
Ben önden çıkarken ardımdan çıkıp kapıyı kitledi "Burada neden hiç görevli yok?" her yer boş olduğu gibi sessizlik ürkütücü seviyedeydi. Koridorda yürüken etrafı incelemeye devam ediyordum "Burası özel bölüm. Güvenlik dahi olsa kimseyi almıyoruz" hastalar hakkında nasıl bilgiler vardı ki bu kadar güvenliğine dikkat ediliyordu.
Çıktığımızda kapı kapanmıştı Barçın hoca odasına birkaç iş yapmak için giderken bende asansöre bindim. Afra'nın söylediklerini hatırladığımda parmağım durakladı. Dörte bastığımda kartı okuttum. Ayaz'ın nasıl olduğunu merak ediyordum, kriz geçirdiğini söylemişlerdi.
Kata girdiğimde sadece güvenlik vardı. Ayaz'ın odasının önüne geldiğimde içimdeki tereddüte rağmen odaya girdim. Yaptığım pek hoş değildi ama son durumunu merak ediyordum.
Kapıyı ardından yavaşça örttüm. Yatakta yatan Ayaz'ı gördüğümde biraz da olsa rahatlamıştım. Sağ elini başını altına almışken yüz ifadesi çok sakindi. Üzerinde ki örtü beline kadar çekilmişti. Uyuduğundan emin olduğumda ellerimi göğsümde billeştirdim. Acaba uyuşturucuya devam ediyor muydu? Yoksunluk krizinden sonra geri uyuşturucu almamıştır umarım.
Ruhsal durumu iyi değilken kendisini öldürmek için sürekli bir çaba içindeydi. Kaşları hafif çatıldığında kendime gelmiş gibi bir adım geriye gittim. Daha fazla kalmama gerek olmadığı için kapıya ilerledim.
"Nereye?"
Duyduğum sesle yüzümü ona döndüm. Aynı halde yatarken gözleri açık kafasını biraz yan yatırmıştı. Gözlerinde uykudan uyanmış bir belirti yoktu "Uyuyordunuz?" dedim tereddütle.
"Uyumuyordum" dedi sakin bir sesle "Gözleriniz kapalıydı" bakışlarını tavana çekti "Bu uyuduğum anlamına gelmez" o görmesede başımı salladım hafifce.
"Sen daha çok uyumuş bir haldesin" sözleriyle üstümdeki kıyafetime kaydı bakışlarım. Koyu yeşil çizgili pijamam ve üstümde beyaz tişörtüm vardı. Hastanın karşısına çıkmak için kötü bir kombini evet ama öyle çok göze de battığını düşünmüyordum.
"Size iyi geceler ben odama gideceğim" o bir şey söylemezken ben odadan çıktım. Kendi odama girdiğimde saat gece yarısına geldiği için ışıkları kapattım. Yatağıma geçip uzanırken öylece tavana baktım. Elimin altında ki örtüyle uğraşırken uykuya dalmak için gözlerimi kapattım.
🌺
Karşımda bana bakan çocuğa baktım. Gözlerini benden çekmemişti onunla biraz sohbet etmiştim. Burada yatılı kalan çocuk hastalardan biriydi kendisi.
Hastalığı hakkında bir tanı koyulmamıştı. Yeterince notlarımı aldığımda odadan çıktım. Kattan ayrılırken 4. Kata çıktım. Ayaz'ın ilaç saati gelmişti tahminimce Aslı onun odasında olmalıydı. Aslı'nın bu işlerde olmasını anlayamazken neden böyle bir şey yapıyorlardı.
Ayaz'ın odasına geldiğimde tahmin ettiğim gibi Aslı ilaçları vermek için hazırlanıyordu. Önündeki ilaçlarla ilgilendiği için beni farketmemişti ama Ayaz çoktan farketmişti.
Yatağın yanına geldiğimde o da yatakta oturuyordu. Yönü bana dönükken ayakları yerdeydi. Bakışları bir süre bende kalmıştı sonra ise bakışlarını yere çevirmişti. Yerdeki bakışları öylece dururken ne düşündüğünü bilmek istedim.
"Aslı sen dışarı çık ben ilaçları veririm" Aslı önce bana baktı sonra ise odadan çıktı. Öncekinde de ben içirdiğim için yine içireceğimi düşünmüştü. "Bugün nasılsınız?" gözlerini yerden çektiğinde bakışlar sonunda beni bulmuştu "Aynı" umursamaz bir cevap vermişti.
"Size birkaç soru sormak istiyorum" bedeni gevşerken daha rahat olduğunu hissettim. Yüzünde ki buzlu ifade kırıldı. "Hastalığınız sizi nasıl etkiliyor?" elimde ki kalemi çevirirken not almak için hazırdım. "Senin kadar etkilemiyor" defterdeki bakışlarım hızla ona döndüğünde bakışlarının üzerimde olduğunu gördüm "Ne zamandan beri takıntılı davranışlara sahipsiniz?" hiçbir şey olmamış gibi sorular sormaya devam ettim.
"Hatırlamıyorum" omzunu silkti rahatça "Tedavi olmak istiyor musunuz?" elimde defteri yere doğru tuttum. Asıl öğrenmek istediğim buydu, baktı, baktı. "Hayır" gözlerini bir an bile ayırmazken benden "İyileşmiyeceğinize inandığınız için mi?" soruma derin bir nefes verdi "Evet."
"Yapmaktan hoşlandığınız hobiniz yada hobileriniz nedir?"
"Seninle uğraşmak ve basketbol oynamak"
"Kitap okumayı sever misiniz?"
"Hayır"
"Neden?"
"sahip olamayacağım hayatlara medet ummam."
"En sevdiğiniz çiçek?"
Anlık farklı sorduğum soruyla durakladı. Belli şeyleri sormak yerine farklı sorular sormaya çalışıyordum ama yine benimle uğraşaran bir cevap verdi.
"Açelya"
Benimle neden uğraştığını anlamıyordum ama hiçbir cevabına bir şey söylemeden devam ediyordum. Benimle uğraşmaktan zevk aldığını hissediyordum. Benim sorularımı manipüle etsede cevap verdiği için mutluydum.
Notlarımı aldığımda "Kahvaltı başlamış olmalı. Size iyi günler" kapıya ilerleyip açtığımda sorduğu soruyla duraksadım "İlaçlar?" omzumun üstünden baktım "Kalsın" odadan çıktığımda kattan ayrılıp 5. Kata çıktım.
Asistan odasına girdiğimde kimse yoktu Ege dışında. Elindeki dergiyi inceliyordu dikkatli bakışlarıyla yanındaki sandaleyeye geçtim sakince.
Önümdeki kapalı paket içinde ki suyu açıp birkaç yudum içtim. "Ege?" ismini söylememle bakışları bana çevrildi "Bu kattaki özel bölümde ne var?" dün akşam Barçın hocayla gittiğim yer özel bölümdü.
"Bilmiyorum, orası yasak gidemeyiz zaten" önündeki dergiyle odaklanmaya devam ederken derin bir nefes verdim "Orada ne varda bu kadar gizliyorlar?" bakışları bu sefer tamamen bana döndü "Niye bunu merak eder oldun? Orada hastalar hakkında bütün bilgiler var bu yüzden herkes giremez. Mahkum hastalar hakkında bilgiler var ve onların herkes tarafından görülmemesi gerekir" açıklamasına gülümsedim "Anladım" ayağa kalktım "Ben biraz bahçeye çıkıcağım hava almak için" yanından ayrıldıktan sonra hastaneden çıkmıştım.
Spor binasında dolaştı bakışlarım, biraz orada vakit geçirmem sorun olmicaktı eminimki. Binaya girdiğimde bu sefer önceki gittiğim koridorun tersinde ki koridora girdim. Kısa bir süre yürüdükten sonra geniş kapıya ulaşmıştım. Kapıdan içeri birkaç adım attığımda büyük geniş sahanın içindeydim. Sahada tek birisi vardı Ayaz.
Galiba basketbol sevgisi bir hobiden daha fazlasıydı çünkü sürekli oynuyordu. Üstümdeki önlüğü çıkarıp kenarda ki sandalyeye bırakırken not defterimide üstüne koydum. Ona yaklaştığımda beni farketmişti ama oynamaya devam etti.
"Sana eşlik edebilir miyim?" potadan giren topu tutup bana attığında cevabını almıştım. Topu sektirip potaya attığımda girdirememiştim "Basketbol oynamayı çok seviyorsunuz galiba" yerdeki topu alıp sektirmeye başladı "Hayatın boyunca benimle sizli bizli mi konuşacaksın?" topu almak için onun üzerine ilerlediğimde karşı karşıyaydık "Hayatım boyunca sizinle olmayacağım" elinde ki topu aldığım da tekrar potaya topu attım. Bu sefer postadan girmişti "Orası belli olmaz" arkamdan sesini duyduğumda ilkirdim.
Yanımdan geçip topu aldı "Belki de ömür boyunca hastan olacağım" topu yerde sektirerek bana attı. "Siz iyileşmeye bakın" topu potaya atmadan ona geri attım. Adımları yanımda bittiğinde benim gibi potaya dönüktü. Yan yanaydık ama sadece birimizin elinde top vardı. Ayaz topu attığında potaya girmişti.
Kolumdaki saati kontrol ettim "Benim hastaneye geçmem gerekiyor" ben çıkarken o hâlâ top ile oynamaya devam ediyordu. Hastaneye geçtiğimde mahkum hastaları daha fazla tanımak için Ediz'in odasına gittim. Şanslıyım ki odasındaydı.
Odaya girdiğimde yatağın ucuna oturmuş elindeki topu duvar ile arasında sektiriyordu. Yüzünden anlayabildiğim gibi mutluydu. "Naber?" beni gördüğünde sıcak tavrı hoşuma gitmişti "Baya iyisiniz" enerjisi bana geçmiş olucak ki bende gülümsemeden edemedim.
Ediz'in hastalığı Bipolar Bozukluk'du.
Bipolar bozukluk taban tabana zıt olan 'mani' ve 'depresif' duygu durumuna sahip kişilerde iki uçlu bozukluğu tanımlamakta. Mani; çoşkulu, taşkın ve enerjik bir ruh halini ifade ederken depresif ise üzgün olan, intihara kadar uzanabilecek depresyona işaret etmekteydi.
Şuan mani durumunda olduğu için enerjik ve mutlu görünüyordu "Sen farklı hastalarla ilgileniyor muydun?" elinde ki topu burakmazken "Daha ilk haftamızdayız. Daha çok hasta ile ilgilenirim" dedim. Onunla biraz sohbet edip bazı sorular sormuş ve notlar almıştım. Ediz diğerlerinden daha farklıydı. Mahkum hastalarla ilgilenip onlarla vakit geçiriyordum ve çoğu fazla sert ve agresif bir enerjileri vardı Ediz ise daha enerjik sanki hiç onlardan değilmiş gibiydi. Tabiki bu depresif döneminde olmadığı sürece böyleydi.
Odadan çıkıp başka bir odaya geldiğimde Yeşim'in odasındayım. En çok merak ettiğim hastalardandı.
Yeşim'e Dissosyatif kimlik bozukluğu yani çoklu kişilik bozukluğu tanısı konmuştu. Bu hastalık başka kimliklere geçmeyi ifade ederdi. Kafanızın içerisinde konuşan yada yaşayan iki veya daha fazla insan varmış gibi hissedilebilir. Her kimliğin kendine özgü adı, kişisel geçmişi ve özellikleri bulunur. Birbirinin yerine geçtiklerinde olanları diğer kişilik bilmezdi bu yüzden odaya girdiğim kişiyi daha çok merak ediyordum.
Odaya girdiğimde yatağın üstüne oturan iki kızla adımlarım yavaşladı. Odaya girdiğimde bana takılan gözler yani Yeşim olduğunu düşündüğüm kadında takıldı gözlerim. İri kahverengi gözleri güzel yüzüne çok yakışırken saçları kısaydı. Boynunda biten koyu kumral saçları ona başka bir hava kattığı aşikardı. Odadaki diğer kişiyi tanımıyordum.
"Yeşim ve?" dediğimde tahmin ettiğim gibi ilk gördüğüm kadın Yeşim'di, bana gülümserken diğer kız "Ben Müge" dedi. Esmer bir teni varken kıvırcık siyah saçlarıyla çok güzeldi. Müge buradakiler gibi grup halinde değildi bildiğim kadarıyla. Odada kızlar konuşuyorlardı.
Yeşim Müge'nin saçını yaparken Müge sessizce onu bekliyordu. Ne beklediğimi bilmiyorum ama bunu beklemediğim kesindi. İkiside çok sakindi, kendi aralarında eğlendiği kesindi. Yeşim 26 yaşındayken Müge 21 yaşındaydı. Onar hakkında ki flash belleği defalarca incelediğim için çoğu şey aklımdaydı.
Müge'de anksiyete bozukluğu vardı. Hastalık gerçekte olmayan ancak gelecekte ki olası tehditlere kaşrı kaygı ve korku hissedilen ruhsal bir bozukluktur. Sıkıntı ve gergin ruh hali, dikkat ve hafıza sorunları, ölüm korkusu. Kendine veya bulunduğu ortama yabancılaşma hissi, çarpıntı, mide ağrısı, panik ataklar...
Hastalık kişiye ve seviyesine göre değişiklik göstersede hastalar çekingen kişiler olurdular.
Müge alt dudağını dişlerinin arasına alırken kaçamak bakışlar atıyordu bana "Siz böyle iyi mi anlaşırsınız?" dedim Yeşim bakışlarını bana çevirdi Müge'nin saçıyla ilgilenirken "Müge ile buraya geldiğimde tanıştım. Onunla iyi vakit geçiriyorum" dedi. Burada üç kadın mahkum vardı. Hira, Yeşim ve Müge.
Onlarla biraz sohbet ettiğimde odada çok kalmadım. Müge kendisini yanımda iyi hissetmediği için daha fazla onu endişelendirmeyerek gittim.
Genel olarak hastalar ile ilgilenip zaman geçiriyordum. Yorucu günler geçerken farklı hayatlar yaşayan farklı insanları incelemek bana ilgi çekici geliyordu. Ruhsal olarak tedaviye ihtiyacı olan çok fazla insan vardı.
🌺

