İçeriğe geç

GEÇMİŞİN İZİ

Bölüm 4 · 16 dk okuma

GEÇMİŞİN İZİ

Bölüm 4

4. Bölüm

🌺🌺🌺

Yorgunlukla yürürken açık büfeye gelmiştim. Bugün hastanedeki diğer katlarda bulunan hastalar ve tedavi için gelen ayaklı hastalar ile de ilgilenip notlar tutmuştum. Yorucu bir gündü çünkü çoğunlukla ayaktaydım.

Ayaz'ın odasından uyuşturucuyu aldıktan sonra bir daha onun odasına gitmemiştim, gün içindede görmemiştim.

Yemeğimi yerken Asmin güldü "Açelya bütün hastaneyi dolaştın galiba" biraz öyle olmuştu elbette.

Ecrin elindeki telefona bakarak yemeğini yemeye devam ediyordu. Ege ve Poyraz sohbete dalmışlardı Afra yemeğini yerken Ada'nın anlattıklarını dinliyordu.

Hepimiz aynı masaya geçmiştik. Sohbet etmek ve bazı şeyleri konuşmak için. Zaman geçtikçe birbirimize daha çok alıştığımız aşikardı. Paket içindeki kekimi alıp ayağa kalktım "Ben yoruldum erken yatıcağım" diyerek yanlarından ayrıldım.

Asansöre bindiğimde sessizce arkama yaslandım. Koridora geçtiğimde diğer binadaki görevliyi görmeye beklemiyordum "Bakar mısınız?" adımları dururken yavaşça bana döndü. Mavi saçları hâlâ garip gelirken elalarını üzerimden çekmedi. Yanına geldiğimde iri bedeni gölge olmuştu ışığa. Mavi saçlarıyla aklıma öyle kazınmıştı. "Siz burada mı görev yapıyorsunuz?" dedim zaten beni orada satmıştı.

"Görev yerlerimiz değişebiliyor, burada sorun yaşanmaması için sık sık kontroller yapıyoruz" dedi. Bizim kaldığımız binadada güvenlik durduğu için söylediklerini anlıyordum "İyi geceler" yanından ayrılıp odama ilerledim. Onu diğer binada gördüğüm için burada görmek garipsetmişti.

Kartı okutup odama girdiğimde elimdekileri masaya bıraktım. Üstümdeki önlüğü çıkarıp yatağın üstüne attım

Yatağa oturduğumda karşımdaki dolabın kapağına yapıştırılmış not ile duraksadım.

Elimdekilerin alınmasını sevmem. Alınana karşılık alırım.

-Ayaz A.K.

Notu birkaç kez okudum. İsmini açık açık yazması ise cabasıydı. Uyuşturucudan mı bahsediyordu. Ben onun iyiliği için almıştım oysaki. Notda ne demek istediğini anlayamazken etrafa baktım.

Bu notu nasıl buraya koymuştu. Yoksa o güvenlik mi beni ispiyonlamıştı. Odaya girmeden önce beni görmüştü ve Ayaz'a söylemiş olmalıydı. Az öncede onu bu katta görmüştüm. Ama bunu yapamazdı o hastaneye çalışıyordu bir hastaya değil. Bundan sonra o mavi saçlı güvenliğide göz hapsine alıcaktım.

Sıkıntıyla elimdeki notu kenara koydum. Önlüğü kenara koyarken dolaptan pijamalarımdan birini ve tişört aldım. Banyoya geçip üstümü değiştirdiğimde saçımı elimle dağıttım.

Odaya geri geçtiğimde ışıkları kapatıp yatağıma girdim, yorucu bir gün olduğu için uyumak istiyordum en azından yarın için daha dinç olmam daha iyiydi. Not meselesini ise halledicektim.

***

Elim boynumdaki pusulamda oyalanırken Ecrin'in maviliklerine baktım. "Bu kızı hiç sevmiyorum şu paylaştıklarına birde beni etiketlemiş" söylenerek hastaneye geçiyorduk. Yıllardır hiç sevmediği kız paylaşımına Ecrin'ide etiketlediği için Ecrin dört dönüyordu.

Sorun şuydu ki bu kız yıllar önce Ecrin'in saçına sakız yapıştırıp kesilmesine neden olmuşken sakızın fotoğrafının altına anılar diyerek Ecrin'i etiketlemişti. Kızın nasıl bir manyak olduğunu sorgulamak istemiyordum.

Dördüncü kata geldiğimizde Ecrin hastasının yanına gitmek için yanımdan ayrıldı. Bende kendi hastam yani Ayaz'ın odasına ilerledim, kapıya geldiğimde biraz bekledim.

Yüzüme tatlı bir gülümseme kondurdum, hastasını düşünen doktor imajı çizerken kapıyı tıklattım. Madem odasına girdiğimi biliyordu savunmamı hazırlamalıydım.

Sesiyle odaya girdim. Pencereye sırtı dayalı olduğu için odaya girer girmez bakışları benim üzerimdeydi. Adımlarım geri gitmeyi düşünürken kendimi topladım. Kapıyı kapatıp birkaç adım attım odanın içine. Aramızda yeterince mesefe bıraktığımda "günaydın" dedim gülümseyerek.

Gözleri gülümsememe kaydı "Ne o yaptığını kapatmak için tatlı mı görünmeye çalışıyorsun" ellerimi önümde birleştirdim "Gülüşünle özür mü diliyorsun" sözleri beni duraklattı "Gülüşüm bir özür eder mi?" dedim benimle uğraşmasına karışık.

"Eder" dedi derin bir nefes vererek "Bir özürden daha fazlası eder" hafif mırıldandım, gözleri gülüşümden çekilmezken söylediklerinde ciddi gibiydi. Masanın üzerinde ki ilaçlara baktım "İlaçlarınızı içmediniz mi?" sorumla yüzü hoşnutsuz bir tavır aldı.

ilaç içmeyeceğini söyleyen çocuklar gibiydi. "Ayaz bey siz neden buraya geldiniz?" dedim bulunduğu yer hastaneydi, farkında olmalıydı "Kolumdan tutup zorla getirdiler" o kadar rahattı ki tavırları "İlaçlarınızı içmelisiniz" bugün o ilaçlar içirilecekti.

"İçmek istemiyorum" kimse durduk yere ilaç içmek istemezdi, sıcak kanlı davranmaya çalıştım "Uyuşturucuya devam ediyor musunuz?" olduğu yerden doğrulup karşıma geldi.

Boy farkından dolayı öne doğru eğip yüzünü yüzüme yaklaştırdı "Düne kadar ediyordum" dedi imasını anlamıştım "Bugünden sonra etmiyorsunuz yani?" dudağının bir kenarı kıvrıldı "Oyunbozanlık yapma" ellerimi göğsümde birleştirdim.

Hadi ama iyileşmek için küçük bir çaba gösterse her şey daha kolay olucak "Odama o notu nasıl koydunuz?" anlık konu değişimime karşı yüz ifadesi değişmedi "Sen uyuşturucumu nasıl aldıysan öyle" bu sefer donan ben oldum "Odama mı girdiniz? Bu hiç doğru değil" kaşlarımı çattım.

"Hastanın odasına gizlice girip onu dikizlemekte hiç etik değil. Değil mi doktor hanım" tam olarak bir doktor sayılmazdım ama üzerinde durmadım. Tenimin yandığını hissederken kızaran yanaklarıma sinir oldum "Ben sizi dikizlemedim" güldü bu sefer.

"Madem benim orada olduğumu biliyordunuz o zaman neden soyundunuz" Ah, kahretsin! Doğru kelime kesinlikle soyunma değildi.

Üzerime attığı adımlarıyla dibimdeydi, dağılmış saçlarının arasında muzır bakışlar attı "Görmende sakınca duymadım" gözlerim irileşirken arkamı döndüm.

Tam gidicekken kolumu tutan eli beni duvara yasladı. Gitmeme kalmadan üzerime eğildiğinde kaçacak yer bırakmamıştı "Ayaz bey çekilin" uyardım onu sakince.

"Çekilmezseniz... " dediğimde sözümü böldü "çekilmezsem ne olur?" elim önlüğümün cebine gittiğinde bize verilen kırmızı düğmeye bastım.

Bir anda inleyerek benden uzaklaştığında öne doğru büküldü bedeni. Ne görüceğimi bilmiyordum ama beklediğim şey o bileklikten elektrik vermesi değil. O bileklikler elektrik çarpmak için vardı.

Kısa süre içinde kapı açıldığında iki güvenlik girdi. Ayaz'ı kollarından tuttuklarında bana baktılar "İyi misiniz?" başımla onlara iyim anlamında salladım. Bu beklemediğim bir şey olduğu için şaşırmıştım.

Ayaz'ın yüzündeki sırıtış beni dumura uğrattı, sözleri ise daha büyük bir zevk içindeydi. "Aramızda ki elektriklenmenin bu kadar hızlı olucağını düşünmemiştim" dedi.

Sözlerine bir cevap vermeden odadan çıktığımda dönüp arkama bakmadım. Üst kata çıktığımda balkona ilerledim. Bu katta geniş bir balkon olduğunu biliyordum ama hiç gelmemiştim. Balkona ilerlerken etrafta kimse yoktu. Camdan baktığımda balkonda da kimse görünmüyordu.

Kapıya ilerlerken duyduğum konuşma sesleriyle ayaklarım durdu. Kapının kenarındayken duvar gizliyordu beni ama beni durduran duyduğum isimdi. "Ayaz'ın işini bitirmeliyiz"

Bedenim buz keserken kendimi kapıya yasladım. Başımı hafif çıkardığımda iki kişi balkonun köşesinde konuşuyorlardu. Tedirginlik içinde fısıldaşsalarda ortam çok sessiz olduğu için onları duyabiliyordum. İçlerinden biri Aslı'ydı. Diğeri ise güvenlikten biriydi ama tanımıyordum, ilk kez görmüştüm.

"İlaçlarını içmiyor adam resmen hissediyor" dedi adam sinirle. "İçiyor, artık içiyor" Aslı'nın sözüyle şaşırdım. "Dün yeni gelen kızla konuştuktan sonra içti ilaçlarını, bugünde içti ne yaptı kız bilmiyorum ama içiyor artık" kalbimde bir sızı hissettim. Ben çıkmadan önce ne istediğimi sormuştu ve isteğimi gerçekleştirmişti. Ama yolunda gitmeyen şeyler vardı.

"İlaç yavaş yavaş bedenine giricek. Bir süre daha ilaçları içtiğinde bedeni karşılık vericek hissizleşicek. Kafasındaki düşünceler kaybolmaya başlicak, ruhunu uyuşturucak. O fakretmeden ilaç onu öldürücek"

O fakretmeden ilaç onu öldürecek.

Bunlar ne yapmaya çalışıyorlardı. Duyduğum her şey kanımı daha fazla dondururken "O ölmesi gereken bir canavar" diyen Aslı'nın sözü içimde bir huzursuzluk oluşturdu. Korku damarlarımda akarken yutkundum.

Bu adam ne yapmıştıda ondan canavar olarak bahsediyorlardı?

Kim ölmeyi hakederdi?

Neden onu öldürmek istiyorlardı?

*****

Ayaz Alkım Kıran

Kafamı kaldırdığımda gözlerim karanlık gökyüzündeki yıldızlarda kaldı kısa süre. Önüme döndüğümde yürümeye devam ettim.

Atlas her zamanki gibi sessizliğini koruyarak sağımda yürüyordu. Ediz çökük bir ruh halinde olduğu için sessizce yere bakıyordu. Hepimiz kötü ruh hallerine sahiptik ve bunun farkındaydık. Yaşadığımız onca şeyden sonra sağlıklı kalmak bir mucizeydi. Mucizeler de imkansızdı.

Ediz aramızda bundan en çok etkilenen kişilerden biriydi. Duygular çok hızlı değişiyordu. Bezen intihar etmek istiyor bazen fazla enerjik oluyordu, onun duygularına yetişmek zordu.

Hira aramızda en sağlıklısıydı. En sağlıklı olan bile anormaldi. Hira aramızda doktor olarak varlığını sürdürürdü. Zaten Atlas kız kardeşinin hiçbir zaman bir katil olmasını istememişti. Eğer katil olmicaksan çeteden doktor olman gerekirdi. Hira doktordu. Örgüt onu özellikle bu alanda eğitim aldırmıştı.

Atlas adam öldürmekten haz alan biriydi. Tamda benim çeteme ait bir kişiydi.

Bir örgüt, üç çete, binlerce katil, yüzlerce katliam...

Ediz katil olmaktan korkuyordu. Ne garip öyle değil mi? Benim çetem öldürme üzerine kuruluyken benim en yakınımdaki adam öldürmekten korkuyordu. Annesi babası tarafından öldürürdükten sonra en büyük korkusu katil olmaktı. Ama o da bu örgüte aitti. Ediz bilgisayar alanında çok başarılıydı. O bir hackerdi. Teknolojiden en iyi şekilde faydalanmasını bilirdi.

Örgüt çalışanlarını çocuk yaşta seçip eğitirdi. Bu eğitimler dile alınmayacak şeylerden oluşsada bizi buna mecbur ediyorlardı.

Ya öldüreceksin yada öleceksin!

Örgütün ilk kuralı buydu herkes için ama bu benim için geçerli değildi. Ölmeyeceksin öldürme pahasına! Bana özellikle bunun üzerine eğitmişlerdi.

Örgüt devletin dahi içine girecek kadar büyük ve güçlüydü. Eğer örgüte giriyorsan kaçamazdın. Güvenli bir yer olmazdı.

Örgüte ait üç çete vardı. Birisi, en büyüğü benim çetemdi. Ölümdü, emrimdeki herkes ödürmek için eğitilmişti can almak bizim için çocuk oyuncağıydı.

Diğeri Barlas'ın başında olduğu çeteydi. Onlara sessizliği öğrettiler. Bir yere gizlice sızıp kimse farketmeden her şeyi yaparlardı. Bir yere sızılması gerektiğinde bunu en iyi Barlas'ın çetesi yapardı. Sorun vardı ki bu Barlas hayvan düşkünüydü. Evinde beslemediği vahşi hayvan yoktu. Düşüncesi bile yüzümü buruşturmama sebep oluyordu.

Diğer çete Gediz'e aitti. Onun adamları daha olgundu Gediz gibi. Gediz için en büyük varlığı Yeşim'di ona sırılsıklam aşıktı. Onun için örgütü karşısına aldığında bir çocuktu. Yeşim'e şiddet gösteren piç babasından kurtardığında bir çocuktu. Örgüt kendi seçmediği kimseyi kabul etmezdi Yeşim'i kabul etmek durumunda kaldıklarında Gediz'e her türlü işkenceyi yapmışlardı. Her yapılanın bir bedeli vardı. Yeşim karşılığında bedeli ödemişti Gediz.

Yeşim'in iki karakteri olduğunu öğrenmemiz bizi şaşırtmıştı. Bir anda karşımıza çıkıp siz kimsiniz dediğinde bir süre ne olduğunu anlamamıştık. Ama tanıştığımız diğer kişi Yeşim'in zıttı olan Leyal'di. Yeşim yumuşaklık, korkaklık, duygusallıkken. Leyal acı, öfke, nefrettti. Ve Gediz her türlü ona aşıktı çocukluğumuzdan beri bu böyleydi.

Hastanenin en arkasına geldiğimizde görevli kıyafeti içinde olan ama bize çalışan adam yerdeki çimenlerin arasındaki demiri tutup açtı. Yerdeki geçit ortaya çıkarken ilk ben merdivenlerden indim. Ardımdan Hira, Atlas ve Ediz'de geliyordu.

Yer altındaki tünelden ilerledim. Bu hastaneye örgütün verdiği görev üzerine gelmiştik. Tutuklanarak değil.

Örgüt söylerdi biz yapardık. Barlas, Gediz ve ben beraber büyümüştük ama düşman olarak. Örgüt bizi düşman etmişti ama yeri geldiğinde görev için beraber çalışmak zorunda kalırdık.

Yukarıya çıkan merdivenleri çıkıp dışarıya çıktığımda boğucu havadan ve o pis yerden kurtulmuştum. Karşımda dizilen ondan çok siya arabaya ve motorlara baktım. Elinde silah tutan adamlar her an hazırdı vericeğim emire.

Sağ tarafıma Atlas geçti ellerini cebine atarken gözleri kan görkmek istiyordu. Atlas'ın yanındaki yerini aldı Hira sessizce. Atlas'ın bu hayatta taviz verdiği tek kişiydi Hira. Ediz soluma geçtiğinde bakışları boşluğa bakar gibiydi. Karanlığı aydınlatan tek şey arabaların farlarıydı.

Herkesi es geçtiğimde kendi arabama ilerledim. Benim arabaya binmemle herkes gitmek için hazırlandı. Önden iki araç escortluk ederken diğerleri arkamdaydı.

Yol sessiz geçerken sonunda eve gelmiştik. Büyük evin önünde Gediz ve Barlas'a ait arabalar varken bizim araçlarımızda eklendi. Arabadan indiğimde eve baktım ünlü iş adamlarından birine aitti. Görünürde iş adamıda olsa arkada karanlık işlerle uğraşıyordu. Ne iş yaptığı yada kim olduğu bizi ilgilendirmezdi öldürülmesi gerekiyordu bu yüzden buradaydık.

Yerde kanlar içinde yatan cesetler o adamın çalışanlarına aitti. Temizlik işini halletmiş olamlıydılar. Genelde bize verilen işler ayrıdır. Onlarla aynı görevde olmayı sevmezdim. Ama örgüt bazen büyük işler için beraber çalışmamızı sağlardı, en nefret ettiğim de buydu.

Evden girerken ardımdan üçünün haricinde diğer adamlarımda geliyordu. Sıkıntılı bir nefes verdim bu pis yerde durmak istemiyordum. Zaten her yeri dağıtmışlardı. Barlas özellikle beni sinir etmek için bu evi dağıtmıştı bunu yapardı pislik.

Ara salona girdiğimde eğlenmeye başlamışlardı bile. Bizim girmemizle bakışları bana döndü "Bir an geç kalıcağını sandık" dedi Gediz, Yeşim hemen yanındayken bakışları işkenceden kanlar içinde kalmış adamın suratındaydı.

Barlas adama vurdukça Yeşim'in yüzünde gülümseme oluşuyordu bu da onun Yeşim değil Leyal olduğunu açıklıyordu. Böyle görevlere Yeşim asla katılmaz hep Leyal'i gönderirdi.

"Bize pek bir şey kalmamış" dedim hoşnutsuz bir tavırla. Her yer dağıldığı yetmiyormuş gibi yerdeki cesetlerden adımlarıma dikkat ediyordum. Ayağıma kan bulaşıp pislenmesini sevmiyordum. Yerlerde kırık parçaları yerini almıştı, masalar, sandalyeler kırıklarını etrafa savurmuş camlar ise çoktan patlatılmıştı. Bu manzara beni ne kadar kötü hissettirsede kan ve bu kargaşa içten içe hoşuma gidiyordu alıştığım görüntüler garipsenmiyordu.

Barlas derin nefesler alırken yorulmuşa benziyordu. Göğüsü inip kalkarken kıvırcık saçlarını eliyle karıştırdı. Bakışlarım Gediz'e döndüğünde ela gözleri şüpheyle bakıyordu etrafına. Kısa saçları yüz ifadesini daha sert gösterirken yanağındaki iz Yeşim'i kurtarmak için 16 yaşında kafa tuttuğundan kalma bir izdi.

Yere başı dayalı olan adama baktım çığlık atmayı bırakmış bana yalvarır gözlerle bakıyordu. Koluna baktığımda çoktan koparılmıştı. Köşede ki Barlas'ın siyah köpeğine baktığımda ağzındaki adamın koluydu. Yine işin arasında köpeğini doyurmuştu. Barlas'ın gözlerini aratmayan siyahlıktaki köpeğin boynunda tasma bile yoktu. Sahibi gibi vahşi olduğu gibi herkese saldırıp etlerini yemeye meraklıydı. Yavruyken dahi Barlas onu insan etiyle beslerdi. Gerçi diğer hayvanlarını da öyle beslerdi.

Barlas'ı bilen herkes onun hayvanlarınıda bilirdi. Onlara yem olmak ürkütücü gelirdi.

"Bu gece yorgunum, uzatmadan bitsin iş" dediğimde Gediz'in çatılan kaşları beni buldu "Ciddi misin?" böyle söylememi garipsemişlerdi çünkü daima zevk alan ben olurdum. Fakat bu gece uğraşmak istemiyordum.

Barlas hoşnutsuz bir tavırla Çağatay'a döndü "Mendil ver zevkimin içine etti" diyerek homurdandı. Çağatay ve Çağrı çekildileri köşeden vahşeti izlemek hoşlarına gitmişti belliki. Üstlerinde ki kanlardan anlaşıldığı gibi eğlenceli bir gece geçirmişler. İkiside geceyi erken bitirdiğim için hoşnut olmasada bana konuşamayacakları için sessizce kabul ettiler. Çağrı mavi gözlerini yerdeki adamda tuttu bir süre, siyah saçları terden dolayı parlarken derin bir nefes verdi.

Çağatay siyah gözlerini bana değdirdiğinde hâlâ erken biten eğlencesinin derdindeydi, kısa saçları siyah gözlerini ön plana çıkartırken hoşnutsuzdu. "Neden erken bitiriyoruz?" bana karşı çıkan sesiyle ona baktım "Bu seni ilgilendirmiyor" cevap vermek istesede bunu yapamadı. Çağrı onun kolunu uyarır bir tavırla tuttuğunda sessizce kabul etti. Diğerleri beni sorgulamazken bu ona düşmezdi, kimseye düşmezdi.

Üç çete vardı. Barlas'ın Çetesinde ona en sadık adamlar Çağrı ve Çağatay'dı. İkiside Barlas gibi psikopatın tekiydi. Onlarda bizim gibi görev için hastanedeydiler.

Gediz'in çetesinde en yakınım dediği kimse yokdu sadece Yeşim vardı sevgilisi. Bir göreve çıktığında Leyal olurdu yanında.

Benim en yakınımdaki adamlarım ise Hira, Atlas ve Ediz'di. Onlarla çocukken tanışmıştık diğerleri gibi. Çocukken birbirimizi bu cehennemden kurtarmaya çalışırken kendimizi ortasında bulmuştuk. Ediz kimseyi öldürmezdi bunun için çoğu kez uğraşılsada kimseyi öldürmemişti bugüne kadar. Kemikleri kırılana kadar dövüldüğünde elindeki silahın patlamasına izin vermedi. Ona baktıkça istesek katil olmazdık diye düşünüyorum. Katil olmak omzunda bırakılan ama bundan kaçamayan kişilerdik.

Örgüt için en doğrusu bizim zihinlerimizi bozup psikolojik sorunlar yaşamamızı sağlamaktı. Yaptıklarımız mantığa oturur bir yanı yoktu olmamıştı.

"İşinizi kısa sürdürün, bitsin gidelim" dedim arkama dönüp evden çıktığımda diğerleri içeride kalmıştı. Şuanki en büyük görevimiz hastane olsada örgütün yaptırmak istediklerini dışarı çıkıp yapıyorduk. Hastaneye görev için gelmiştik ama aylardır ölüm ile burun burunaydık.

Örgütün iki yüzü vardır. Görünen yüzü ve görünmeyen yüzü. Görünen yüzünde bizler vardık. Kirli işlerde olan herkes bizi tanır bilirdi. Öldürmek için bir hedefleri bardı, biz.

Görünmeyen yüzü ise örgütün kendisiydi. Herkes bizi sadece bir çete olarak bilsede örgüte bağlı olduğumuzu birçok kişi tarafından biliniyordu ama kimse buna emin olamıyordu. Örgüt temiz çalışırdı, bizi insanlara yem olarak atmak için eğitselerde arka tarafda başka kişileri de eğitillerdi onları gizli görevlerde kullanıllardı. Ne biz onları tanırdık ne de onlar bizi. Kurulmuş düzenin parçalarından ibarettik.

Arabın ön kısmına oturduğumda dizimi kırarak yere değmesine engel olmuştum. Çok sürmeden Barlas çıkmıştı içeriden. Ne olursa olsun beraber çalıştığımız bir görevdeydik benim sözümü tutmak zorundaydılar. Her zaman baskın gelen biri vardı. O kişi bendim örgütün bana yaptığı ayrıcalıklarda bundan dolayıydı.

Çağrı ve Çağatay ileri gidip bir ağacın altına ilerlerken Barlas yanıma gelmişti. Dirseğini arabaya dayadığında elindeki kan lekeleri midemi bulandırmıştı. Hastalığımdan dolayı bu işleri yapmak her geçen gün daha zor oluyordu. Eskiden işi uzatıp eğlenirdim ama artık işi bitirip gidiyordum.

Barlas önce eline sonra yüzüme baktı "Bundan daha fazlasını çok kez gördün ne bu tipler" dedi hoşnutsuz bir tavırla. Daha çoğunu görmüştüm ama bu gittikçe daha kötü bir hal alıyordu. Hira, Atlas ve Ediz evden çıktığında onlarda uzaklaşıp başka köşeye gittiler.

Dizlerime dirseğimi dayadığımda kaşlarım çatılmıştı "Şu pis ellerini arabadan çek!" tahmülsüz sesimden ciddiyetimi anladığı için elini çekti.

"Beyler her şey hazır" yanımıza gelen Gediz'e çevirdim bakışlarımı. Leyal hemen yanındaydı. Onu heryere götürmeyi yada her şeyi bilmesini sorun etmiyordu.

Kalçasını arabaya dayadığında elindeki düğmeyi bana uzattı. Boşta kalan elini Leyal'e sarıp kendisine çekti. Evden yeterince uzakta olduğumuz için elimdeki düğmeye baktım. Benim için en güzeli bir yerlerin patlamasıydı. Temiz ve bitirici bir darbe.

"Ne o kumandaya aşık aşık bakıyorsun" benimle uğraşmaktan zevk alan Barlas'a döndüm "Boş yapma" gamsız it umursamadı "Gerçi bu aralar senin ilgini başka şeyler çekiyor gibi" benimle uğraşmak en büyük hobisiydi.

Gediz yan bakışlarla bana baktı "Bir kadın" güldü "Kadınlar ilgini çekmiyor diye biliyordum" anlaşılan üzerime gelmekten alıkoyamıyorlardı kendilerini. Gediz bile o açmadığı çenesiyle bu gece konuşmaya başladığına göre susmayacaklardı.

Barlas abartılı bir tavırla bana baktı "Yoksa ilgini erkekler mi çekiyor" derin bir nefes aldım. Obsesif olduğum için her şeyi kafaya takıyor çevremdeki her şeyin düzenine fazla dikkat ediyordum. İnsanlara dokunmak benim için eziyet haline geliyordu. Tiksinti duygusundan kurtulamıyordum bu yüzden hiçbir kadına dokunmak yapabileceğim bir şey değildi. İnsanlara sadece öldürmek için dokunurdum. Ama son zamanlarda o bile beni zorlar hale gelmişti. Birileri ile temas içinde olmak onların pis olduğu düşüncesini körüklerken kimse ile uzun temas halinde kalmıyordum.

"Piçlik yapma!" ayağımı arabanın üzerinden çekip ayağa kalktım. Bir anlık dengemi kaybetmemle gözlerim kararmıştı ama bu birkaç saniye sürmüştü. Hemen kendime geldiğimde dik duruşumu korudum fakat bu Gediz ve Barlas'ın gözünden kaçmamıştı.

"Bana o hastanedeki aptal ilaçları içtiğini söyleme" Barlas'ın sesi tedirgin çıkmıştı. O hastanede bizi öldürmek isteyen onlarca insan vardı bunu deneyen çok kişiydi. Orada bizim adamlarımızda yer alırdı, oluşan sorunlarda bizim güvenliğimizi sağlıyorlardı.

"Yok öyle bir şey" dedim yalan söyleyerek. İlaçları iki gündür içiyordum içinde zehir olduğunu bildiğim halde.

İlaçları hiçbirimiz içmezdik bende o gelene kadar içmezdim. Açelya hastaneye yeni gelmişti ama onun buraya gelme olasılığı kafamda o kadar yoktu ki onu İzmir'de görmek beni şaşırtmıştı.

Onu İstanbul'da görürdüm. Kader belkide gerçekten vardı, onunla burada karşılaşmamı sağlamıştı. Onunla ilk defa düzgünce karşı karşıya gelmiştik. Uzaktan izlerken ezbere bildiğim mimikleri karşımda görmek sesini ve çikolata kokusunu içime çekmek başka bir duyguydu.

Gülüşü, bir insana gülmek bu kadar yakışırdı. Kimseyi kıramayacak olan bir kadındı. Sanki her an incinebilecekmiş gibiydi. Gelişinin beni bu kadar etkilemesini beklemiyordum. İlaçları içmemi istemişti benim için. Onların beni iyileştireceğini sanıp içmemi istemişti. Aileminin ölümünden sonra ilk defa biri benim için bir şey istemişti o da beni ödürecekti.

Olsun öldürmesi umrumda değildi. Ölmek o kadar ürkütücü gelmiyordu kulağa. İstemişti yapmak zor değildi.

"Geçen akşam uyuyordum bir gölge hissettim gözlerimi açtığımda üzerime gelen bir bıçak ile burun buruna gelmiştim" hepimizin yaşadığı o anı Barlas anlatırken değişen bir yüz ifadesine sahip değildik. Bunu yaşıyorduk bizi öldürmek için her şeyi yapıyorlardı.

Kapılarımızda bize ait adamlarda olsa onları atlatıp bize ulaşabiliyorlardı. Geceleri uyumak zaten zorken burada her an boğazına dayanan bir bıçakla uyumak imkansızdı. Bedenim uykusuzluğa alıştığı için uzun süre dayanıyordu. Dayanamayan bir hale geldiğimde hastaneden çıkıp eve geçiyordum birkaç saatlik uyku bile yetiyordu.

Kendi aralarından dönen sohbeti dinlemedim ama Barlas'ın bana yönetlttiği soruyla karşımdaki büyük evden gözlerimi çekmedim "O kıza neden bu kadar takıldın" o hastanede kimse umrumda değildi ama o gelene kadar. Bana ait bir şeyi taşırken onu gözümün önünden kaybedemem.

"Bana ait bir şey taşıyor" dedim. Ne olduğunu söylemedim çünkü bunu bilen tek kişi bendim. O bile taşıdığı o pusulanın bana ait olduğunu bilmiyordu.

Onu yıllar önce bulduğumda pusulayı alıcaktım ve her şey biticekti. Babamın bana bıraktığı pusulayı alıcaktım ama işler planladığım gibi gitmedi. Onda bıraktım zamanında almak için. Beni durduranın ne olduğunu bilmiyordum ama ona güvendim ve pusulayı ona bıraktım.

Ara ara gizlice onun yanına gidip pusulanın güvenliği için kontrol ederdim bu sürede onun hakkında her şeyi öğrenmiştim. Ama karşısına hiç çıkmadım bir defa hariç. Bir kez çıkmak zorunda kalmıştım onun dışında asla çıkmamıştım. Ta ki o benim karşıma çıkana kadar.

Onların yanından ayrılıp arabama yürüdüm. Elimdeki düğmeye bastığımda büyük bir patlama ve uğultu oluştu. Dudağımın kenarı sadisçe yukarı kıvrıldığında bundan aldığım hazı inkar edemezdim.

Arabaya bindiğimde elimdeki düğmeye baktım. Açelya sırf korkusundan o düğmeye basmıştı. Boş bileğime baktım. Onları bizden korumak için kurdukları bir düzendi bu, elektrik çarptığında bedeni uyuşturuyordu. Çocukluğumdan beri alışık olduğum için acısına pek takılmamıştım ama Açelya'nın o halini görmek yüzümde saçma bir ifade oluşmasına sebep oldu.

Benden korkuyordu ama ona bir şey yapmak planlarım arasında değildi fakat varlığımın ona verebileceği zararlar için aynı şeyi söyleyemezdim.

Gtimeliydi buradan. O hastanede, hastanedekilerde normal değilken o bundan zarar alırdı. Ama bir yanım onun kalmasını istiyordu, birkaç saat bile ona alışmamı sağlarken onu izlemek ve nazik tavırlarını görmek istiyordum.

Alacağı en büyük zarar benken ona yakın olmam saçmalıktı. Uzakta kalmak ise imkansız.

🌺🌺🌺

Bölüm sonu

13 yorum