Gözlerimi bu sefer sabaha değilde canımı yakan anılarıma açmıştım. Gördüğüm rüyayla o günlere geri dönmüş hissederken göğsümde bir ağrı ve kalbimde bir acı vardı. Babamın öldüğü o günleri rüyamda görmek tekrardan aynı acıları yaşamak gibiydi. Halbuki ben o günüde o günleride geride bırakmıştım.
Üzerimde ki örtüye sığındım, parmaklarımın sertçe örtüye tutunduğunu farkettiğimde örtüyü bıraktım. Eklemlerimde oluşan sızıdan anladığım kadarıyla gördüğüm kabustan dolayı örtüyü çok sıkmıştım.
Yatakta yan dönerek pencere tarafına baktım. Yaza girdiğimiz için hava erken aydınlanıyordu. Pencerenin dışında ki aydınlığa baktım, tekrar uyumaya çalıştım ama boşunaydı.
Yatakta öylece yattıktan sonra kahvaltı için hazırlanıp aşağı inmiştim. Sabahın erken saati olduğu için pek kimse yoktu. Tabağımı alıp boş masalardan birine geçtim, telefonum tabağın yan tarafında dururken kahvaltıma başladım.
Kahvaltımı bölen bildirim sesi olmuştu. Telefonumu aldığımda Barçın hocanın mesajıyla karşılaştım. Sabah ilk olarak Ayaz'ın odasına gitmemi söylüyordu. Kendiside yanımızda olucağı için hastayı tanımam gerektiğini düşünüyordu.
Kahvaltım bittiğinde binadan çıktım. Daha erken olduğu için hastane binasına gitmek yerine arka bahçeye ilerledim. İleride ki spor binasına daha gitmemiştim bu yüzden meraklı ayaklarım oraya ilerledi. Etrafta güvenlik dışında pek kimse yokken ortamda bir sessizlik vardı.
Çift kapıdan girdiğimde iki yana giden koridor vardı, karşımda ise bir merdiven, üst kata çıkan. Işıklar benim gelmemle yanmıştı. Koridorda hiç pencere olmadığı gibi eşyada hiç yoktu.
Sol tarafa ilerlediğimde köşeden dönüp biraz yürüdüm. Çift kapıdan vuran Işık koridoru aydınlatıyordu ilerleyip kapıdan girdim. Karşımda koltuklarla dolu seyirci bölümü vardı. Karşı duvara kadar ilerleyen koltukların yanı sıra bir kaç adım attığımda saha ile karşılaştım. Sahada sadece bir kişi vardı.
Sahanın iki tarafında basketbol potası varken yan taraflarda iki direk vardı voleybol filesi için kullanılıyor olmalıydı.
Elim beyaz önlüğün cebine giderken sahada ki kişi tanıdıktı. Nehrin kenarında gördüğüm aynı zamanda da mahkum hastaların olduğu katta üç kişiyle beraber oturan hastaydı. Bileğinde ki siyah bileklikten bildiğim üzere mahkum hastalardan biriydi.
Bu saatte çıkışları yasak olduğunu biliyordum. Üzerinde siyah sporcu atleti varken altında siyah bir eşofman vardı. Basketbol topuyla oynayıp potaya girdiriyordu, bunu hiç sıkılmadan tekrar tekrar yapıyordu. Yüzündeki ifadeye bakılırsa bunun onu rahatlattığı belliydi.
Sessiz kalıp koltukların arasında ilerledim. Ortada bir yere oturup onu izlemeye başladım. Atletin sıfır kolundan dolayı hemen omzunun yan tarafında Anka dövmesi göz önüne çıkmıştı.
Birkaç dakika geçerken hastanın tekrar eden haraketleri dikkatimi çekmişti. Topu her eline almasında yerde dört kez sektiriyor sonra potaya atıyordu.
Birkaç dakika geçerken onu izlemeye devam ettim, o hiç beni farketmemişti. Saatime baktığımda sessizce kalkıp sahadan çıktım. Koridoru geçip binadan çıktığımda dışarıda ki insanlar artmaya başlamıştı.
Binaya girdiğimde asistan odasına girip kendime bir kahve yaptım. Yazda olsa sabah içmesi güzel oluyordu. Kahvem bittiğinde 4. Kata indim, resepsiyon kısmına ilerledim. Kızın bakışları bana dönerken "Merhaba Ayaz Alkım Kıran'ın odası nerede?" dediğimde önüne dönüp bilgisayara baktı ama diğer yanımda ki kadının konuşması ile bakmayı bırakmıştı "Ben ilaçlarını vermek için Ayaz beyin odasına gidiceğimde beraber gidelim isterseniz" kadına baktığımda kumral saçını arkadan toplamış yüzünü ortaya çıkarmıştı. Yaşını bilmiyordum ama genç ve güler yüzlü biriydi. Adı Aslı'ydı.
Kabul ettiğimde beraber yürüdük koridorda. "Ben burada ki hemşirelerdenim, Ayaz beyin ilaçlarıylada ben ilgileniyorum" üstünde ki açık mavi üniformadan hemşire olduğu anlaşıldığı gibi adı da yaka kartında yazıyordu.
"Uzmanlık eğitimi için buradayım" dedim kendimden bahsederek. "Barçın bey bana sizden bahsetmişti. Ayaz beyin sorumluluğunu siz alıcakmışsınız, bu yüzden sizinle çok kez karşılaşıcağımıza eminim" dediğinde odaya gelmiştik.
Elinde ilaçlar olduğu için kapıyı ben açtım. Odaya ilk o girdiğinde ardından ben girdim. Duyduğum sesle adımlarım durmuştu "Kapı" sesin geldiği kişiye baktığımda o hastayla karşılaşmanın verdiği ufak şaşkınlıkla bir şey diyemedim. Spor salonunda basketbol oynuyordu aynı zamanda nehrin yanında ki çardakta da karşılaşmıştık. O kişi sorumluluğunu üstlendiğim Ayaz'dı.
"Kapı" tekrardan beni ikaz etmesiyle açık kapıya baktım "Açelya kapıyı örter misin?" Barçın hocanın kibar sesiyle Ayaz'ın rahatsız olduğunu anladım. Kapıyı örtüp tekrar odaya döndüğümde Barçın hoca Ayaz'ın yatağının yanında ayaktaydı. Bende hemen yanına geçtim. Aslı yatağın ucunda masanın üzerinde ilaçlarla ilgilenirken Barçın hoca Ayaz ile konuşmasına devam etti. Barçın hoca iri ve uzun olduğu için yanında kendimi fazla küçük hissetmiştim.
Ayaz yatağa rahat bir şekilde uzanırken bir ayağı yataktan aşağı salkıyordu. Boyu uzun olduğu için ayağı yere değerden ellerini göğsünde birleştirdiği için kasları daha öne çıkıyordu. Gözüm odada dolaşmaya başladığında normal büyüklükte ferah bir yerdi. Odanın içinde gardırop yoktu. Ortada yatak varken pencerenin önünde iki tane karşılıklı bakan koltuklar vardı. Koltukların arasında bir sehpa, sehpanın üzerinde satranç takımı duruyordu. Her taş düzgün bir şekilde kendi yerlerinde duruyordu.
Duvarın önünde bir masa vardı üstünde birkaç kağıt, kalem vardı ama pek kullandığını sanmıyordum. Odanın içinde bir kapı daha vardı banyo olmalıydı, burada kıyafet koyucak yer olmadığı için kıyafet asacak yeride orada olmalıydı.
Barçın hocanın konuşmayı bırakması ile ona döndüm "Ne oldu Ayaz? Yine seni ne rahatsız etti?" dedi yaşadığı bir durum olduğu için yabancı değildi. Ayaz'a baktığımda gözü benim üzerimde bir noktaya takılı kalmıştı. Aynı sırada Barçın hocanın bakışlarıda benim üzerime yönelmişti.
Ne olduğunu anlamadığım için hemen üzerime baktım ama ne olduğunu anlamamıştım. "Yaka kartınız yamulmuş Açelya hanım" Aslı'nın sözüyle hafif kaymış kartıma baktım. Fazla belli olmuyordu ama yinede hemen yaka kartımı düzelttim. Ufak bir kayma bile onu fazlasıyla rahatsız etmişti.
Barçın hoca yarım bıraktığı konuşmasına devam ederken bende anlattıklarını dinliyordum. Ayaz'ın terapileri, tedavisi, ilaçları gibi bir çok konuda bilgi veriyordu ama Ayaz sıkılmış gibi dikkatini başka yönlere veriyordu. Barçın hoca bu tavırlarına takılmıyordu bir süredir beraber oldukları için alışmaya başlamış gibiydi.
Barçın hocanın sözü yine kesildiğinde ne oluyor? Der gibi baktım onlara. Ayaz'ın bakışları bu sefer ayaklarımdaydı. Diğerlerininde bakışları yine beni bulmuştu "Durun tahmin edeyim" dedim diğerlerinin beni uyarmasına kalmadan "Bağcıklar" hepsinde evet anlamında nidalar dökülürken tabletimi kenara bırakıp yere eğildim. Bağıcık bağlamayı sevmediğim için pek önemsemezdim. Bağcıklarımı düzelttikten sonra yerimden doğrulup defterimi ve tabletini geri aldım.
"Güzel çabuk öğreniyorsun. Öğrenmeyi bilen kişileri severim" dedi Barçın hoca hafif bir gülüşle. OKB hastasının yanında bunlara dikkat etmem gerektiğini biliyordum ama uygulamada biraz pasif kalıyordum.
Obsesif kompulsif bozukluk (OKB) kısıtlayıcı dürtüler veya davranışların yaşandığı bir bozukluktu. Obsesyonlar, kişiyi sürekli rahatsız eden ve engellenemeyen düşüncelerdi. Kontrol edemedikleri korkuları veya düşünceleri takıntı haline getirirler. Kompulsiyonlar ise obsesyonların yol açtığı dürtüler ve kaygıları azaltmak için tekrarlı yapılan eylemlerdir. Kişiyi kısa süreliğine rahatlatsada ileri ki zamanlarda kaygıları daha da artırır. Temizlik, simetri, kusursuzluk ve sürekli bir şeye takılı kalmak gibi birçok şeyle rasltanılabiliyordu.
"Ne kadar simetrisi bozuk birisin"
Bana küfür mü etmişti?
Yada hakaret mi?
İlk defa böyle bir sözle karşılaştığım için verebilecek cevap bulamamıştım. Ayaz'a öyle bakakaldım.
Hastalığından dolayı o fazla takıntılıydı sorun bende değildi. Ben sessiz kalırken o da bir şey söylemedi. Barçın hoca sürekli konuşması bölündüğü için daha sonra konuşmaya karar vermiş olucak ki elinde ki dosyayı kapatıp bana döndü. "Akşam üstü seminer var katılmayı unutma. Programlarınız sizlere atıldı" dedi ve yanımdan geçip gitti.
Aslı, ben ve Ayaz odada kaldığımızda Aslı ilaçlarını Ayaz'a vermek için yanına ilerledi. Aslı'nın elindeki hapa baktığında ayağa kalkıp ilaçı almadan yanından geçti. Ben biraz geride kaldığım için onları izliyordum. Ayaz dönüp bakmadan odada ki diğer kapıdan girip kapıyı kapattı.
Aslı derin bir nefes verdi "Genelde böyle yapıyor mu?" dedim ilaç almamasından bahsederek "Neredeyse her gün desem" dedi mırıltılı bir sesle. "Tedavi için hiç çabalamıyor, ilaçları almıyor. Terapilerde hiç konuşmuyor" dedi elindekilerle uğraşırken.
"Aslı sen verilmesi gereken ilaçları burada bırakır mısın?" dedim. Verilmesi gereken birkaç hapı burada bıraktıktan sonra odadan ayrıldı ben ise kalmaya devam edip odayı inceledim.
Odada her şey düzen içinde ve simetrik düzenlenmişti. Hastalığın durumuna göre belirtiler olurdu. Ayaz'ın dosyasını incelediğimde durumu ağırdı. Hastalığın ileri seviyelerindeydi ve tedavi olmak istemiyordu. İyileşmek için hastanın azmi ve isteğide önemliydi.
Bir süre sonra Ayaz odaya geri girdiğinde odanın ortasında dikilen bende kaldı gözleri. Kapının önünde öylece beni izlerken tepki vermiyordu bu da olduğum yerde tedirginleşmeme sebep oluyordu.
Yerinden ayrılıp yatağa ilerlediğinde bu sefer oturmuştu. "Tedavi olmak istemiyor musunuz?" dedim elimde ki tableti sıkıca tutuyordum kollarımın arasında. Onunla aramıza bir mesafa bırakmıştım ne olursa olsun o suçluydu. Dikkatli olmam gerekiyordu.
Başını kaldırıp bana baktı "Tedavi olduğumda dünyam mı güzelleşicek. Özgürlüğüme mi kavuşacağım? Ne olucak" dedi sesi biraz sert çıkmıştı.
"Belki size özgürlüğünüzü vermez ama zihin özgürlüğünüzü sağlayabilir. Kafanızın içinde dönen düşünceler, tekrar eden takıntılar, sürekli bir şey yapmak zorunda olma isteği sizi rahatsız ediyor olmalı. Kimse bu şekilde yaşamak istemez" dedim.
"Ben yıllardır yaşıyorum ve Bir yerden sonra alışıyor insan" dedi umursamaz bir tavırla. "Alışmanız hastalığınızın iyi bir şey olduğunu göstermez" dedim ama sözlerimi dinlemiyeceğini biliyordum.
Bakışlarım satranç setine kaydığında yüzümde bir gülümseme oluştu. "Satranç oynamayı seviyor musunuz?" dedim konuyu dağatarak. "Oynamak rahatsız düşüncelere sebep oluyor ama zihnimi farklı şeylere yormak iyi geliyor" dedi. Kafasını başka şeylerle oyalamak tedavisi için bile ilerlemesi için bir şeydi aslında.
"Oynayalım mı?" dedim ani teklifimle önce bana sonra aramızda ki bıraktığım mesafeye baktı "Benden korkarken mi?" dudağının bir kenarı yukarı kıvrılırken bakışlarını üzerimden çekmedi.
"Oynuyor musun? Oynamıyor musun?" dedim sözünü es geçerek. Yatağından kalkıp hemen yanımdan geçtiğinde odaya girdiğimden beri burnuma gelen misk koku yoğunlaştı. Koltuklardan birine geçtiğinde bende karşısında ki koltuğa oturdum.
"Kazanan için bir şey olsun?" dediğimde teklifim cazip gelmişti yüz ifadesinden anladığım kadarıyla. "Kaybeden kazananın istediği bir şeyi yapsın?" dediğime başını sallayarak beni onayladı.
Neyime güvendim bilmiyorum ama umuyordum ki iyi satranç oynamıyordu. Ben orta düzeyde biliyordum "Benim kurallarımla oynayacağız" dediğinde taşlarda ki bakışlarım ondaydı.
"Kuralın ne?"
"Dört hamle yapıcağız, bir değil" önce düşündüm, oyunun böyle nasıl olucağını bilmiyordum ama denemekte sorun olmazdı. "İlk sen başla" arkasına yaslanıp beni izlediğinde önüme döndüm.
İlk hamleler olduğu için düşünmeme pek gerek yoktu. Ben dört hamle yapana kadar gözlerini gözlerimden çekmemişti. Sıra ona geldiğinde satranç taşlarına baktı çok düşünmeden hamlelerini yaptığında yine bana bakmaya devam etti.
Sıra kime geldiyse dört hamlesini yaptı. Oyun devam ederken benim elimde ki taş daha fazlaydı. Onun taşlarını ise azaltıyordum.
Bakışları altında sakin kalmaya çalışırken sıra ona geçmişti. Üç hamle yaptı ve şah mat.
"Sen gereksiz taşlarıma odaklandın. Ben ise asıl oyunu bitirecek olan Şaha" galiba haklıydı. Ama sonuçta taşaların hepsi önemliydi. "Oyunu bitiren şahtır" dedi ne düşündüğümü bilmiş gibi.
Kafamı yumruk yaptığım elime dayarken dirseğim koltuğa yaslıydı,yenilmiştim. "Pekala kazandığında göre isteğin ne?" dedim bakışlarımı onun koyu kahve gözlerine çekerek.
Bu sırada omzunda ki dövmeyi daha yakından görebiliyordum. Göğe uçan bir anka kuşu, kanatlarını açmış kafası göğe bakıyordu. Hoş bir dövmeydi.
"İstediğim şeyi biraz düşünmeliyim" dedi ayağa kalkarken gözlerini benden çekmemişti. Tamam anlamında başımı sallayıp kapıya ilerledim.
Yatağın yanından geçerken sesiyle durup ona döndüm "Kazansaydın ne isteyecektin?" bakışlarım yatağın ucunda ki küçük masada bulunan ilaçlara gitti "İlaçlarınızı almanızı."
Bir şey söylemesini beklemeden odadan çıktım. Koridorda ilerlerken Afra'yı görmemle yanına gittim. Beraber yürürken "sabah erkenciydin" dedi uyku tutmadığı için erken kalkmıştım "Evet, bu sabah öyle oldu" dedim.
"Hastalarla tanıştın mı? hastane nasıl gidiyor? Ben sevdim sencede güzel mi?" sorularımı dizdiğimde bana sadece "Yok" dedi. Bu ilk sorumun cevabı olmalıydı. Konuşmayı sevmediğini bildiğim için umursamadım.
Koridorda ilerlerken "Sen nereye gidiyordun?" dedim bakışlarımı ona çevirdiğimde çekik gözleri önünden ayrılmamıştı. "Hastanın yanına" dedi. Burada olduğumuz sürece bize bazı hastaların sorumluluğunu vericeklerdi. Aynı zamanda seminerler, dersler, tedaviler ve terapiler gibi birçok şey ile karşı karşıya kalıcaktık. Uygulamalı eğitimden başarıyla geçmemiz gerekirdi.
Afra hastanın yanına gidiceği için ben asansöre ilerledim. Asansörün düğmesine bastığımda ekrana kartı okutmam gerektiği yazıyordu. Güvenlik kurallarına uymaya alışmam gerekiyordu, kartı okutup asansöre bindiğimde 5. Kata çıktım.
Asistan odasına geçtiğimde odada Ada ve Ecrin sohbet ediyordu. Hava ısındığı için kendime mini dolaptan soğuk bir su aldım. Köşede ki L şeklinde ki koltuğa geçtim masa yerine. "Açelya sence bu nasıl?" Ecrin'in bana çevirdiği telefon ekranına baktığımda yazlık bir elbise vardı ekranda.
"Güzel" dedim ardından Ada'ya çevirdi "Güzel ve iddialı" dedi tebessümü ile. İkiside masada yan yana otururken sohbet etmeye devam ettiler. Ecrin Ada ile iyi anlaşmışa benziyordu.
Ada Asmin'e göre daha sıcak kanlı ve samimi olduğu için iletişim kurmakta daha başarılı. Çekingen ama tatlı bir kızdı. Asmin ise biraz sert ama sosyal bir tipti.
İkisi bizim gibi önceden tanışıyorlarmış. Ekip genel olarak birbirlerini tanıyan kişilerden oluşması güzeldi. Bir sorun yaşmak istemiyordum çünkü önümüzde ki dört yılı burada tamamlayabilirdik. Uzmanlık eğitimi 4 yıl sürdüğü için bizler daha yolun başındaydık.
Çikolatası erimesin diye mini dolaba koyduğum gofretimi alıp yemeye başlarken telefonumla ilgilenmeyi seçmiştim bu süreçte. Ecrin bir işinin olduğunu söyleyip odadan çıkarken Ada bana döndü "Açelya mahkum hastalarla tanıştın mı?" dedi meraklı çıkan bir sesle. "daha ilk günlerimiz hepsiyle tanışacak kadar vaktimiz yok. Hem hepsini incelemeliyiz ama sorumluluğunu aldığımız hastalarla daha çok ilgilenmeliyiz" dediğimde hafif yüzü düştü.
"Sen hangi hastanın sorumluluğunu aldın?" hastaları tanımasam da bize verilen flash belleklerde hepsini incelemiştim. Yüz yüze karşılaşma vaktim olmamıştı "Barlas Tekin" dedi arkasına yaslanırken.
"Nasıl birisi?" dediğimde hafif güldü "Bir psikiyatrist adayı olmasaydım söyleyecek çok şey bulurdum ama psikiyatrist adayı olduğum için hiçbir şey söylemiyorum" dediğinde anlamam için yetmişti. Baya uğraştırıyor olmalıydı.
Barlas'da Narsist kişilik bozukluğu vardı.
Ada güldü "Bir narsistin davranışlarını düşün ve bunu dörde beşe katla o zaman Barlas Tekin ile tanışmış olursun" dediğinde bende güldüm. Kendini beğenmiş birisi olduğu için karşısında kişiyi küçük düşürme gibi durumlara meyilli kişilerdiler.
"Bak şimdi daha çok merak ettim" dedim biten gofretimin çöpünü köşede ki çöp kovasına attım. "Gel istersen benimle. Şuan hastaneye hasta giriş çıkışı olduğu için yatan mahkum hastaların çıkışı yasak."
Bu hastanede yatılı kalındığı gibi rendavu alıp gelen hastalarda vardı. Zemin katta ki odalarda terapiler gerçekleştiriliyordu. Haftanın dört günü pazartesi, salı, çarşamba, perşembe günleri ayaklı hastalar kabul ediliyor onun dışında hastaneye girişleri yasaktı.
Hastaların geldiği saatlerde yatılı hastalar arka bahçede, spor salonunda istediği gibi vakit geçirebiliyordu. Diğer saatlerde yani belirli zamanlarda ise mahkum hastalar dışarı çıkıp hava alabiliyorlardı. Tabiki de bu diğer yatılı hastlalar ile tedaviye gelen ayaklı hastaların sırasında olmuyordu.
Mahkum hastalar çıktığında dışarıda çalışanlar ve onlardan başka kimse olmuyor yani güvenlik dışında. Bu bir süre böyle devam edicek ileride diğer insanlarda iç içe yaşaması ve buna alışmaları için beraber çıkıcaklardı ama bu şuanlık mümkün değil gibiydi.
Hataneye tedavi için gelen kişilerin ve yatılı hastaların sorumluluğu hastaneye aitti bir kavga, fiziksel bir zarar gibi durumlar riskli olduğu gibi mahkumların tedavi süreci iptal olarak buradan götürülürlerdi.
Ada'nın teklifini kabul etmem üzere odadan çıkıp 4. Kata geçmiştik. Odanın nerede olduğunu bilmediğim için Ada'yı takip ediyordum. Omzunun biraz altında olan sarı saçlarını geriye attığında yüzü açılmış ve tatlı yanakları ortaya çıkmıştı.
Odaya geldiğimizde ilk Ada girdi kapıyı tıklatıp, ardından ise ben. Odada ki tek fark odanın içinde gardırop olmasıydı. Ayaz'ın odasında yoktu onunkisi banyoda olmalıydı. Koltuğa oturmuş olan kıvırcık siyah saçlı adama baktığımda Barlas olmalıydı. Biz odaya girdiğimizde kahvelikleri önce Ada'yı sonra ise beni bulmuştu.
Üzerinde polo yaka bir tişört altında ise kumaş pantolon vardı. Hastane odasında olmasına rağmen kıyafetlerine dikkat ediyordu. Kıyafetleri şık ve saçları özenilerek yapılmıştı.
"Siz böyle istediğiniz gibi odama girip çıkıcak mısınız?" dedi soruyu Ada'ya sorar gibiydi. "Belki üstümü giyiyor olabilirdim yada çıplak" sözleri beni duraklatırken Ada'da aynı durumdaydı. "Banyo var bunun için" diyerek cevap verdiğinde Barlas rahatlığından taviz vermedi "Ben burada giyinmek istiyorum" dedi.
Ada'nın yanakları hafif pembeleşirken sözlerini esirgemedi "Kapı bunun için çalınıyor Barlas bey. Eğer müsait değilseniz söylersiniz ve girmeyiz" dediğinde Barlas'ın dudağında ukala bir gülümseme oluşmuştu.
"Benim yakışıklı bedenimi görmek için girmeyeceğini nereden bilebilirim ben" dedi bu sefer. Ada cevap vermemeye karar vermiş olucak ki konuyu değiştirdi "Sizin yapmanız için verilen sorumluluk var, bugün onu yapmanız gerekiyor" dedi.
Hastalar bir şeylerle vakit geçirsin diye onlara verilen bazı sorumluluklar oluyordu. Barlas "Ben çiçek filan sulamam, çok istiyorsan sen sula" dedi umursamaz bir halde.
"Bu eller çiçek sulamak için değiller" dedi. Kan dökmek için olmalıydı çünkü işlediği suçlara bakılırsa elleri kan seviyordu.
Ayaz teması sevmesede adam öldürürken bu böyle değildi galiba. Bir mekanı patlatıp birçok kişinin ölümüne sebep olmuştu. Temassız bir ölüm şekli seçtiği aşikardı.
Barlas'ın davrandığı ukala denilecek davranışlardan sonra odadan çıkabilmiştik. Ada'ya bir şey diyemezdim gerçektende mahkum hastalar çok uğraştırıcaktı her konuda.
Özellikle biz yeni geldiğimiz için bizimle daha fazla uğraştıklarını ve uğraşıcaklarını seziyordum.
Günün geri kalanında bazı hastaları inceleyip tedavilerine bakmıştım. Ayaklı hastaların girişi bittiğinde mahkum hastalar artık dışarıdaydı. Bahçe büyük ve kendileri az olduğu için bahçe biraz fazla boş görünüyordu. Asıl dikkatimi çeken ise çalışanların bile çoğunluğunun dışarı çıkmayıp içeride olmasıydı.
Çalışanları bile tedirgin ediyorlardı. Pencereden çekilip Afra, Poyraz , Ada, Asmin ve Ecrin'e baktım. "Dışarı çalışanlar bile çıkmıyor" diye mırıldandım da Ecrin'den cevap gecikmemişti "Köşede sıkıştırıp öldürmeyecekleri ne mahlum" parmağını saçında dolandırıyordu.
"O kadar güvenlik var" dedi Poyraz ona karşılık ama bu sefer Asmin girdi araya "Bahçe ne kadar büyük farkında mısınız? Ağaçlık bölgede bizi bir öldürseler anca cesedimizi bulurlar" dediğinde Ada yerinde ilkilmişti.
"Onlara böyle uzaylı gibi mi davranıcağız" dedim biz bunun için mi okumuştuk? Onları böyle dışlamak saçmaydı. Afra düşüncelerimi bilmiş gibi "Onlar kendilerinin bir canavar olduğunun farkında yani öyle alınıp küsmezler" sesi net çıksada benimle alay ettiğini anlıyabiliyordum. O kadar zaman olmuştu artık bazı şeyleri anlıyabiliyordum.
Ecrin "Sen onların suç dosyasını görmedin mi?" dediğinde Ege odaya girmişti. Asistanlık odasında hastalar hakkında böyle konuşmak ne kadar doğru bilemiyordum. Ege konuyu anlamış gibi bize baktı "Ne o mahkumlar sizide mi korkuttu?" dedi sandalyelerden birine geçerken.
"Sizide mi? Derken" Ada merakla ona döndü "Yani hastalar bazen çalışanlarla uğraşırlar. Bazen korkutabiliyorlar ama önemli değil" Ege'ye sözleri gerçek mi diye baktım ama baya baya ciddiydi.
"Burası Zakkum hastanesi, burada her an her şeye hazır olun" diyerekte bizi uyardı. Ne demek istediğini geçen zamanla daha iyi anlıyacağımızı biliyordum.
"Ben hava alıcağım" kapıya yöneldiğimde "Hastalardan uzak bir yerde al" diyen Ecrin'in sesini odadan çıkmadan önce duymuştum.
Binadan çıktığımda ön bahçe pek kalabalık değildi. İlerleyip banka oturdum. Telefonumla ilgilenirken bildirimlere baktım. Duyduğum adım sesleriyle başımı kaldırdım. Ayaz'ın yanında oturan kızdı "Yanına oturabilir miyim?" dediğinde hafif kenara kaydım "Tabi ki" kumral saçlarını kulağının arkasına sıkıştırdı.
"Sen yeni geldin öyle değil mi?" yüzümüze vuran güneşten dolayı gözlerini kısıyordu "Evet" elini uzattı "Ben Hira Aral" dediğinde flash bellekte yazanlar aklıma geldi. Elini sıktım "Açelya" tebessüm etti.
Hafif dolgun yanakları tatlı bir ifadesi vardı, neden tutuklandığını düşünemeden edemedim.
Hira'nın dürtü kontrol bozukluğu vardı. Bu hastalığa sahip insanların bazı sebeplerden dolayı davranışlarını kontrol edemez. Başkalarına zarar verecek bu davranışlardan keyif almasını sağlayan davranış bozukluğuydu. Kendi davranışlarını kontrol edememeye başladıklarında çevresine zarar vermeye başlarlar.
"Sizlerde tıp okuyorsunuz" dediğinde kafamı ona çevirdim "Sen tıp mı okuyorsun?" dediğimde başını beni onaylayarak salladı "Okulum daha bitmedi,durdurdum" ellerini birbirine kenetledi.
"Ne zamandan beri bu hastalığa sahipsin. Yani tanı ne zaman kondu?" onu tanımak istiyordum, mahkum hastaları merak ediyordum diğerlerine göre daha çok dikkatimi çekiyorlardı.
"Burada kondu tanı. Daha önce tedavi geçmişim yoktu" dediğinde gülümsedi "Diğerleriyle yakınlığın ne? Yanında üç kişi daha vardı ve hep onlarla takılıyor gibisin" fazla soru soruyor olmalıydım ama rahatsız oluyormuş gibi değildi.
"Atlas benim abim. Ayaz ve Ediz ile yıllardır arkadaşız" buraya dördü bir girmişti aynı zamanda. Aynı anda mı suç işlemişlerdi yada işledileri suçlar aynı zamanda mı açığa çıkmıştı?
"Diğer mahkumlardan tanıdığın birisi var mı?" düşünürcesine mırıldandı "Hayır" ayağa kalktı "Tanıştığıma memnun oldum Açelya yada doktor mu demeliyim? Neyse sana iyi günler" yanımdan ayrılırken bir süre baktım. İleride ki çardağa gittiğinde çardakta yine üçü oturuyordu. Hira tahminimce abisi olan Atlas'ın yanına oturdu.
Ben onlara bakarken üçüde konuşmaya devam ettiler kendi aralarında. Banktan kalkıp hastaneye girdiğimde dördüncü kata çıktım.
Ellerimi önlüğümün cebine koyarken Ayaz'ın odasının önüne geldim. Kapının önünde duran güvenlikte kaldı gözlerim. Maviye boyanmış saçları fazla dikkat çekiyordu. Ela gözleri üzerimde durdu. Saçlarına baktığımı anladığında "Saçlarım çok güzel değil mi?" dedi gülerek. "Çok güzel" dedim gülüşüme engel olamadım.
Üstünde güzenliğe ait kıyafetler vardı "Bizim arkadaşların ufak şakası" diye mırıldandı. "Bu arada içeride hasta yok" bunu zaten biliyordum onlar aşağıdaydılar.
Düşündüm kısa süre "Eğer hasta gelirse kapıya vurur musunuz?" dedim, bir süre ne yapıcağımı düşündü "Tabiki" dedi ben odaya girmeden önce
Kapıyı üstümden örttüm. Dikkatli olmalıydım çünkü düzen takıntısı olan bir hastanın odasındaydım. Yerini değiştirdiğim küçük bir şeyin bile farkına varma olasılığı vardı.
Odada gözlerim dolandı. Dosyasını incelediğim gibi Barçın hoca ilede Ayaz hakkında konuşmuştuk. Tedaviye yardımcı olmadığı gibi uyuşturucu tedavisinde ilerleme hiç yoktu. Bu da bir yerden bulup kullandığı anlamına geliyordu. Barçın hocanın neden odayı aratıp onları bulamadığını anlamıyordum. İstese tek sözüyle bunu yapabilirdi.
Uyuşturucuyu nereye koymuş olabilir. Etrafıma baktım bir süre. Onun gibi düşünmeye çalışıyordum ama bu zordu. Odadaki tek kapıya takıldı gözlerim eğer koyduysa burada açık bir yere değilde oraya koymuş olmalıydı.
Kapıyı açıp odaya girdiğimde üstümden kapıyı kapatmıştım. Gördüğüm şeylerle dudaklarım aralandı şaşkınlıkla. Burası odadan daha büyüktü.
Biraz ilerlediğimde etrafa baktım. Büyük bir duşa kabin, klozet, raf, geniş bir banyo dolabları, ayna...
Oda özenle dizayn edilmişti. Geniş, ferah, düzenli ve temiz. Birkaç adım attığımda göz hizama bütün duvarı kaplamış gardırop vardı. Açıkta görünen kıyafetlerde kırışık dahi yoktu. Bu kadar düzeni nasıl sağladığını anlamak güçtü.
Kedime gelip etrafa baktım. Dokunmaktan çekiniyordum çünkü birinin banyosuna girdiğini farkedebilirdi. Banyo dolaplarını dikkatle açıp baktığımda gözüme bakım ürünlerine kadar her şeyin olduğunu görmek daha fazla dikkatimi çekti.
Kapının açılma sesini duyduğumda tedirginlikle dona kaldım. Kahretsin! Kahpe güvenlik haber vericekti ama sattı beni.
Kapağı sessizce dikkatli bir şekilde kapattım. Beni burada görse ne diyebilirdim ki? Ah ben sizin hastalığınızı inceliyorum filan mı yada uyuşturucu sutoğunuzu arıyorum mu? Düşün Açelya düşün!
Saklanıcaktım, gözüm perdeye değdiğinde hemen vazgeçtim çünkü orası çok klasik bir yerdi ve orada olanlar hep yakanlıyordu. Gardıropa doğru ilerledim parmak uçlarımda. Yere yakın, duvarla bitişik dolabın kapağını açtım. Hiçbir şey yoktu, boş olması dikkatimi çekmişken her an banyoya girme olasılığı beni daha fazla tedirgin ediyordu.
Dolapa girdiğimde kapağı örtüp kendimi karanlığa bıraktım. Sadece banyodan giren küçük ışıklar vardı. En son böyle dolaba girdiğimde babamla ve Poyraz'la saklambaç oynadığımız için evde ki dolaplara giriyordum. Ama artık büyümüşüm ve şuan hastamın odasında ki dolaptaydım.
İlk haftadan böyle bir rezillik yaşamak istemiyordum. Beni bulursa nasıl bir konuma düşüceğim ayrı konuyken şuanki durumuma ben bile inanamıyordum. Bunlar mesleğime ve benim kişiliğime yakışmayan bir davranıştı.
Kapının açılmasıyla elimle dudaklarımı örttüm. Nefes alışımı kısmak için. Aralık kısımdan etrafı görmeye çalışırken onu gördüm. Sırtı buraya dönükken elini yıkıyordu. Yaklaşık dört dakika elini yıkadığını söyleyebilirdim.
Gardıropa doğru geldiğinde kendimi eğerek iyice küçüldüm. Sadece bacaklarını kısa sürelik görürken uzaklaştığında sessizce nefes verdim. Elinde kıyafetleri gördüğümde gözlerimi irileştirdim. Kahretsin! Duş alıcaktı.
Üstünde ki tişörtü tek hamlede üstünden çıkardığında sırt kasları bakış açımdaydı. Spora önem verdiği belliydi. Pantolonunun kemerini çıkardığında ağzımdaki elimi gözüme çektim. Açelya adamı resmen taciz ediyorsun.
Gözlerimi kapattım. Suyun sesini duyduğumda derin bir nefes alarak yaslanmaya kalkıştım ama kafamın bir şeye çarpmasıyla durakladım. Elimi girdiğim dolabın yukarı kısmına götürdüğümde elim bir çıkıntıya değdi.
Yapışkan olduğunu anladığım şeyi çımarttığımda elime gelen kutuya baktım. Kapağını açtığımda aradığım şeyi bulduğumu anladım. Bir insan neden dolabına bir kutu yapıştırırdı ki? Tabikede uyuşturucusu için.
İstediğimi almanın mutluluğu dudağımda gülümseme kondu. Aralıktan baktığımda Ayaz duş alıyordu. Elini dört dakika yıkamış adam duşu Allah bilir kaç saatte alırdı? Zaten odaya baktığımda temiz olduğu belliyken duşunun uzun süreceğinden emindim.
Kapağı yapabildiğim en yavaş haliyle açıp dolaptan çıktım. Dizlerimin üstündeyken elimdeki kutuyu sımsıkı tutuyordum. Buğulu duşa kabindan dolayı etrafı tam göremeyeceği için daha rahattım.
Bir elimi yere koyup duşa Kabinden uzak emekliyerek kapıya doğru ilerledim. Artık görünemeyeceğim bir konumdayken kapıyı dikkatle açtım. Kapı iyi bir tasarıma sahipken ses çıkarma gibi bir durumu yoktu. Kapı takıntısı olan adamın kapısını örttüm.
Derin bir nefes verdiğimde elimle dizimi ovuşturdum. Kutuyu cebime koyduğumda odadan çıktım. Kapıda mavi saçlı güvenlik yerine başka bir güvenlik duruyordu.
Koridordan hiçbir şey olmamış gibi yürüdüğümde kendimi dışarıya kaçarcasına attım. Hastanenin çıkış kapısının yanında duran çöp kutusuna kutuyu attım. Demir kapının kenarında yer aldığı için bu çöp kutusunu güvenlik kullanıyordu.
Arkama dönüp hastaneye baktım. Gerilmekten terleyen ellerimi açıp kapattım rahatlatmaya çalışarak. Uyuşturucusunu almıştım ama nereden karşıladığını bilmiyordum en yakın sürede yenisini alıcağından emindim.
Ayaz'ı iyileşmeye ikna etmek gerekiyordu. O iyileşmek istemediği sürece ne yaparsak yapalım değişmezdi. Ama ben en azından bir süre bu maddeden uzak tutmak istiyordum bu sürede onunla konuşucaktım. Elinin altında bu madde olduğu sürece aklı hep çelinecekti.
Tedaviye karşı olabilirdi ama burada iyileşmeleri için çaba gösteriliyordu. Onlarında bu süreçte kendileri için bazı fedakarlıklar yapmaları gerekiyor.
🌺🌺🌺
