İçeriğe geç

Geçmişim&Geleceğim - Kod adı:Aşk

Bölüm 5 · 11 dk okuma

Geçmişim&Geleceğim - Kod adı:Aşk

Bölüm 5

Bölüm 5 - İmkansızım.

Alp ve abim göreve gideli 3 gün olmuştu, elbette abimi de özlemiştim fakat normalde kimseyle vedalaşmaya adamın benimle vedalaşması, garipti belki de ben herşeyden bir anlam çıkartmaya uğraşıyordum. Beni sevseydi, Duru kesinlikle bilirdi ama hiç bir şey söylememişti. O gelince ona artık daha uzak olmaya çalışacaktım çünkü beni sevmeyen birini ilişkiye zorlayamazdım. Alp olmadan geçirdiğim 7. Gün... 4 yıl onsuzluk vurmamıştı belki ama çok üzüldüğümde, sinirlendiğimde onu düşünerek sakinleşmiştim. O gelmeden önce bu aşkın farkında değildim ama kısa bir onsuzluk, ona sadece aşık olduğumu değil ona bağlı olduğumu farkettirmişti, ondan ayrıyken en azından canı güvendeydi. Ona gidip ben seni seviyorum demeyecektim tabii beni kardeşi olarak gördüğü her halinden belliydi, telefonuma gelen bildirimle oturduğum yataktan kalktım. Alp abi : Her şey yolunda mı Lavinia ? Sevgilisi ile beni mi karıştırmıştı? :Sevgilin ile karıştırdın herhalde, Asena ben memnun oldum Asker Bey. Alp abi :Yoo gayet doğru kişi, doktor hanım. :Lavinia ne ya? Alp abi : Nasılsın Oğuz seni rahatsız ediyor mu? :Onur* ve hayır rahatsız etmiyor, ne zaman geleceksiniz? Alp abi :Bilmiyorum Asena, sen iyi misin? Değilim, gelmen gereken konular var. :Tamam, görüşürüz Allah'a emanetsiniz. Alp abi :Kaçıyorsun Lavinia Görüldü İnsan 'Allah'a emanet ol' dediği insanı görmeden ölmezmiş. Onsuzluğun 10. Günü... Özlüyordum ama bir çaresi yoktu. Bazenleri kendimi tavana bakıp ağlarken buluyordum. Özlemek çok kötü bir şey, şimdi daha da iyi anlamıştım. Herkesin dediğinde onu buluyordum, su içmek için mutfağa girdiğimde bile ikimizi görüyordum. Ne zaman geleceği belli değildi, belki yarın belki de 1 sene sonra... Alp gideli dile kolay 12. Gün Saat gece 2'ye geliyordu, nöbette uyanık kalmak çok zordu. "Acil yaralı!" İçeri giren sedye ile anladığım tek şey şaşırmaya vaktimin olmadığıydı. "Erkek hasta, uyluk bölgesinden silahlı yaralanma, hocam." "Yaralının bilgileri var mı? Hasta yakınları kimler?" "Yaralı ismi Alp Boz, Hasta yakınları :Duru Boz, Meral Boz ve Ahmet Boz." Alp... Vurulmuştu. "Kurşun içeride mi? Çok kan kaybetmiş kan bankasından 3 ünite kan hazırlayın acil ameliyat etmemiz lazım!" Hemşireler sedyeyi ameliyathaneye doğru sürüklerken hazırlanmaya başladım. Şuan ağlamanın sırası değildi. Bir an önce kurtulmalıydı. 6 saat sonra... Ameliyat iyi geçmişti. Kaslar bir zarar görmemişti. Yoğun bakıma almış uyanmasını bekliyorduk. Abim Duru’nun yanında oturuyordu. Meral teyze arkamdaki sandalyede oturuyordu. Duru yanıma geldi ve konuşmaya başladı. "Söylemeyi düşünüyor musun?" Söylemem gerekiyordu ama aynı zamanda korkuyordum; buradan gitmesinden, bizi bırakmasından, bir süre daha gizlemeliydim. "Henüz değil, daha erken ona olan hislerimden emin değilim." Ben daha önce ondan başkasına aşık olmamıştım ki... Ona da aşık olduğum muamma zaten. Belki sadece bir hoşlantı, olamaz mı kesinlikle olabilir. Tipik hoşlantı 4 ay sürer eğer devam ederse adı aşktır . "Sen bilirsin. Şuan durumlarının kontrol edilmesi ve serumunun değiştirilmesi gerek, sen yap." İçeri girip yanına gittim ve yatağın yanına oturup konuşmaya başladım. "Seni seviyorum sanırım, bu korkulacak bir şey ben daha önce senden başkasına aşık olmadım ki. Aşk mı bilmiyorum... Hoşlanıyorum bunu bilemeyecek kadar aptal değilim. Sen bana yakın davrandıkça kafam karışıyor, elbette senin suçun yok ama ya sevmiyorsa diye kuşkulanıp kendi kendimi üzüyorum. Bazen bana açılacaksın diye ödüm kopuyor bazende dudaklarına yapışmak istiyorum. Eğer açılırsan ne diyeceğimi bilemiyorum. Kendimden emin değilim açıkçası sen bana kardeşin olarak bakıyorsun, o gece odama geldiğinde sana abi demiştim hatırlıyor musun? Sen de abisi demiştin. Abimsin işte ne diyebilirim, bunları sana bilincin açıkken söylemek çok isterdim ama maalesef o cesaret bende yok... " Alp’in Ağzından Söylediklerinin hepsini duydum Lavinia... Normal şartlarda buna sevinmem gerekirdi fakat seni üzdüğümü sende duymak beni kendime küstürüyordu. Henüz uyanık olduğumu belli etmemişken, onun ağlama sesine şahit olmuştum. Öte yandan beni abisi olarak görmesini sağlamıştım. Eğer onu kaybedersem kendimi de kaybederdim. Uyanık olduğumu belli etmemiştim belki ama yanımdan gitmesini istemiyordum. "Su..."Arkasına dönüp yanıma geldi ve bardağa su koydu. "Rahat mısın?" Gözleri kızarmıştı. "Rahatım." Sesimin yumuşak çıkması için çabalamıştım ama yorgun ve soğuk çıkmıştı. "Uyandın, iyi misin ağrın sızın var mı?" İçeri başka bir doktor girdi. "Değerlerin gayet iyi, normal odaya alacağız, sadece halsizlik, baş dönmesi yaşayabilirsin bir de bacağının üstüne çok basmayacaksın." Bir gün sonra - Asena'nın ağızından Alp’i normal odaya almışlardı. Onu sedyede vurulmuş bir şekilde gördüğümde hissettiğim şey tarif edilemez bir korkuydu; korku, sevgi, özlem ve şaşkınlık. Evet üzülmedim, üzülemedim çünkü o an üzülseydim yaşamayabilirdi, çok kan kaybetmişti. O an bunu düşünmedim elbette fakat çözüm odaklı olmam gerektiğini biliyordum. Durumuna bakmak için odaya girdim. "Asena, dün ağlamıştın gözlerin kıpkırmızıydı iyi misin?" Bu soruya cevap vermek istemiyorum derken kapı açılıp doktor önlüğüyle içeri Onur girdi. "Değerler nasıl Asena?" Elimdeki dosyayı uzattım. "Gayet iyi Onur bey fakat bu hastanın doktoru olduğunuzu bilmiyordum." Alp'e baktı ve konuştu. "Özellikle ben istedim Alp Bey ile ilgilenmeyi fakat değerleri çok iyi, taburcu edebiliriz." Alp bana baktı, sinirli olduğu her halinden belliydi. Lütfen sorun çıkartma der gibi bir bakış attım. "Geçmiş olsun Alp Bey." Onur ağır adımlarla odadan çıktı, Alp sıkmış olduğu dişlerinin arasından nefes verip konuştu. "Ne zaman çıkıyorum Asena?" Serumunu çıkartmak için yanına gidip yatağın ucuna oturdum. "Yaklaşık 1 saat sonra." Kolunu tutup olabildiğince hızlı şekilde serumu çıkarttım. "Niye şuan değil?" Kısa bir bakış atıp konuştum. "Çünkü şuan evde kimse yok ve benim nöbetim 1 saat sonra bitiyor." "Ben kendi evime gidecektim ama." Ayağının üstüne basmaması gerekiyordu. "Evinde kimse var mı?" Serumu söktüm ve başında dikildim. "Yok." "Yanında kimse olmadan ayağa kalkamazsın. Evde nasıl yemek yiyeceksin? Nasıl kalkacaksın yerinden?" Gözlerini kıstı. "Basabiliyorum üstüne." Aptal mı yoksa taklit mi yapıyor diye baktım, ciddiydi. "Ama basmaman gerekiyor, bir daha itiraz edersen taburcu etmem seni." Dişini sıktı ve geri arkasına yaslandı. "Emir büyük yerden, bekleyeceğiz mecbur." 'Bak sen' der gibi bir bakış attım. Gülümsemeyle karşılık verdi. "İyi misin, gideceğim şimdi. İçim rahat etmiyor." Yanına gittim. "İyiyim, merak etme sen beni." Dudağının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı, sırıtıyordu. Ona aklımın onda kaldığını söylemiştim, ne yaptım ben? "Yani sen bana emanetsin sonuçta, o yüzden yoksa başka bir şey yok..." Seni seviyorum, o var bir de. "Of beni lafa tuttun, işim daha uzun sürecek şimdi Alp." Odadan hızlıca çıktım, çünkü ondan uzak duracağım derken daha da fazla yaklaşmıştım.1 saat sonra​Alp’in odasına gittim,kapıyı açıp saçlarımı deri ceketimin içinden çıkartırken konuştum. "Ben hazırım, iyisin deği-" Uyuyordu. "Alp?" Gözlerini yavaşça açtı. "Uyandırdım mı? Kusura bakma bilerek yapmadım." Doğrulup kalkmaya yeltenirken konuştu. "Meslek refleksi, minik bir tıkırtıda uyanıyorum, sizinle alakalı değil Doktor hanım." Omzuya boynunun birleştiği yerden hafifçe ittirip konuştum. "Birden kalkma, başın dönüp düşeceksin başıma kalacaksın sonra." Onu düşünüyorum ama ona bunu farkettirmemeye çalışıyordum, yanlış -aslında doğru - anlayabilirdi. Ayağa kalkıp konuştu. "Bakamaz mısınız Doktor hanım?" Kalkmadan önce ona üstten bakıyordum şimdi ise o bana üstten bakıyordu, sözlerinden de anlaşılacağı kadarı ile sırıtıyordu, yine. "Hızlı kalma demedim mi? Doktorun sözünü dinlememek için önemli bir açıklamanız vardır umarım, Asker Bey." Üstünü değiştirmişti. "Hadi üstüne bir şeyler giy de gidelim." Altında bol kot bir pantolon, üstünde ise siyah bir tişört vardı. "Üstüme giyeceğim bir şey yok ki?" Elimle alnımı ovaladım. Direkt buraya gelmişti ki nasıl üstünde bir şey olacaktı. "Hava çok soğuk, hasta olursun ki." Dedim dışarıya bakarak. "Üstümdekin-" Yanıma geldi, "Olmaz, sen üşürken ben rahatça ısınacağım? Asla." Beni düşünmesi hoşuma gitmişti. Düşünmüyor diyecek yoktur herhalde. "Ama sen-" Araba uzaktaydı. "Arabaya kadar yürüyeceğim sadece." Gözlerine baktım, daha önce bu kadar güzelini görmemiştim.Açıkçası öyle bir arayış içinde de değildim. "Hasta olup başıma kalıyorsun sonra !" Sabahtan akşama kadar seninle ilgilenebilecek potansiyelim var ama sana duygularımı belli etmemem gerek cümlesi. "Kalmamamı mı isterdin?" En yakın anılarımızın katili o bildirim gelmişti, yine aynı gereksizden tabii ki. Onur bey : Asena arıyorum aç. (Taslak) :Niye ki bir şey mi oldu? Mesajımı gönderemeden telefon çaldı. "Efendim?" "Seni özledim." Ona bunun rahatsız edici olduğunu söylememin 1. Yıl dönümü kutlu olsun! "Size kaç kez söyledim rahatsız olduğumu?" Alp’in yumuşak bakışları bir anda sertleşti. "O piç mi?" Bana doğru geldi, işaret parmağımla işaret yaptım. "Hastanenin önündeyim." Alp gözlerini kapatıp dişlerini ve yumruğunu sıktı. "Onun ecdadını..." Kaşlarımı çattım. Ona kızdığımı anlamış gibi konuştu. "Asena, ya telefonu ver konuşayım ya da aşağı inip..." Devam etmedi. "Vermiyorum telefonu falan, yapma dediğim her şeyi yapıyorsun." Hızla kapıya yöneldi. "Bacağını sakatlayacaksın!" "Bana bir şey olmaz." Omzundan tutup kendime çevirdim. "Sadece konuşacaksın." İtiraz edecek gibi oldu. "Tamam." Gidecek gibi olunca kolundan tutup durdurdum. "Bacağına bir şey olacak." Omzumu okşayıp aşağı inmeye devam etti bende onun peşinde gidiyordum fakat o kadar hızlı gidiyordu ki yetişememiştim. "Alp yavaşla artık ya! Kendini düşünmüyorsan ciğerlerimi düşün!" Derken kapının önüne gelmiştik, attığı yumrukla benim bile canım acırken Onur'un yüzü kalanlar içinde kalmıştı. Alp ardı ardına yumruk atarken durdurmaya çalışıyordum. "Bir daha bu kızın yanında gözükmeyeceksin demedim mi lan! Yaptığın piçlik, kadınları rahatsız etmek adamlığa sığar mı?!" Önüne geçip onu durdurduğumda Onur yere yığıldı. Onu durdurmak için yüzünü avcunun içine aldım. "Sakin ol." Bakışlarını Onur'dan ayırıp bana yöneltti. Ellerimi indirdiğimde onu sırtından hafifçe yönlendirdim. "Arabaya gidelim." Ellerini çok sıkıyordu. "Ellerini gevşet." Sorgulamadan bıraktı. Arabanın önüne geldiğimizde şoför koltuğuna ilerledi. "Ben süreceğim. Bu halde nasıl sürmeyi düşündüğünüzü sorabilir miyim Asker Bey?" Ortamı yumuşatmak için şakalaşmıştım. "Haklısın." Cevabı soğuktu, sinirlenmişti ama bu kadar katı olmasına da gerek yoktu. " İç çekip arabayı çalıştırdım." Bu kadar ters olmana da gerek yok sanki?" Bana döndü, gülümsedi ve. " Haklısın. " Bu kadar çok haklısın diyince gururum okşanmıştı . "Başka kelime bilmiyor musun? Yoksa seni burada bırakmamdan mı korkuyorsun?" Sinirleri biraz da olsa yatışmıştı. ​"Sinirlenmenden korkuyorum desem?" Kaşlarımı çatıp ona döndüm. "Ben çok mu sinirleniyorum?!" Sırıtıp önüne döndü. "Sinirlenince çok..." "Ne çok?" ​ "Güzel ve korkunç oluyorsun." Kaşlarımı çattım. "Genelde tatlı oluyorsun denmez miydi?" Gülmemek için dudaklarını birbirine bastırıp konuştu. "O kızı dövdükten sonra ben bile senden korkmaya başladım, ne tatlısı?" Hangi kız ya? "Ne kızı? Ne dövmesi?" Otoparktan çıkıp eve doğru sürmeye başlamıştım. "Lisede bi kızı dövmüştün ya. Sahi, sen o kızı neden dövdün? Duru falan hiç söylemedi?" O kızı uyarmama rağmen Alp'e yakınlaşmaya çalışmıştı. "Sana yaklaşmaya çalışıyordu, uyardım. Vazgeçmedi dövdüm bende." Sırıtışı daha etkileyici bir hâl aldı. "Sen benden hoşlandığı için kızı mı dövdün?" Göz devirdim. "Sadece ben dövmedim,ayrıca seni bir psikopatın elinden kurtardım sen teşekkür etmek yerine dalga geçiyorsun, aşk olsun yani hatta aşk ta olmasın yazıklar olsun." "Niye olmasın ya? Ayrıca kız benden hoşlanıyor diye psikopat mı oldu?" Az önce aşk olmasın dediğimde olsun mu dedi o? Aşk gerçekten oldu sanırım. "Kız sana büyü yapmak için büyücüye gidip dolandırılmış." Kahkaha attım. "Şuan sevmediğin biriyle evli olup boy boy çocuklarının olmasını istiyorsun da benim mi haberim yok? Eğer bunu istiyorsan asıl psikopat sensin." "Estağfurullah, sevmediğim kadından çocuğum olacağına öleyim daha iyi." Sevdiği mi var yani? Olsa benimle böyle konuşmazdı ya. Ya beni kardeşi olarak görüyorsa ve düğününe kız kardeşinin görümcesi olarak gidersem... Devamında cevap vermedim, dolayısıyla ortam sessizleşti, olabilecek tüm kötü ihtimalleri düşünüyordum. Bu sırada gözlerimin dolduğunu bile farketmemiştim. Fark etmemesi için esnemiş gibi yaptım. "Ağlıyor musun?" "Esnedim de ondan oldu." Kaşlarını çattı. "Emin misin? Yanaklarını şişirmişsin. Neye üzüldün? Anlatmak ister misin?" "Nereden biliyorsun?" "Neyi?" "Üzülünce yanaklarımı şişirdiğimi." Eli ensesine gitti, "Duru söyledi." Duru bilmiyordu ki? Diretmedim. "Boşver." Evin önünde durdum. Arabadan inip inmesine yardım ettim. "Yürüyebiliyorum bücür yardıma ihtiyacım yok." "Sensin bücür!" Koluna girip yürümesine yardım ederken süzdüm. Bücür dediğim adam çam yarması gibi biriydi. "Ben? Bücür?" "Evet? İtirazın mı var?" Sezen Aksu'ya katılıyorum, ne anlamda diyecek olursanız , 'Boyuna da posuna da bin maşallah.' kısmında tam olarak. "Hayır, estağfurullah." Tek eliyle belimi kavrayıp beni kendine çekti ve yürümeye devam etti. "Ne yapıyorsun?" "Sen benden yardım al dedin ya, alıyorum işte." Şuan değildi, başkasını sevip sevmediğin belli değilken bu olmamalıydı. "Of Alp. Ağırlığını yine kendin taşıyorsun ama." Keyifli görünüyordu, dairenin önüne geldiğimizde konuştum. "Zile bas." Gözlerine baktım. Zile basıp o da bana baktı, kısa bir bakışmanın ardından abim kapıyı açtı. "Alp! Kardeşimi bırak." Alp’in elini belimden itip içeri geçtim. "Kendi kendine durabiliyorsun zaten, çok ta durma tabii de." O da içeri geçtiğinde abim yönlendirdi bu sefer. "Sen Duru'nun yanına git abisi, ben getiriyorum Alp’i." Alp’in Ağzından - İçeri ilerlerken Asena'nın gözden kaybolmasıyla Kerem konuşmaya başladı. "Nabıyorsun lan sen! Hani kafasını karıştırmayacaktın?" Salona geçtik. "Öyle değil, Asena bana destek olmak istiyordu sonra bende ağırlığımı vermeyi kesince öyle göründü." Oturduğum koltukta kafamı geriye atmıştım. "Salak salak sırıtma, asabımı bozma benim." Sırıtıyor muydum? Duyguların yüze yansıması işte. "Bana bak, kardeşimin senin yüzünden üzüldüğünü, ağladığını duyarsam seni sikerim." Böyle bir şeyin olmasına asla izin vermezdim, olursa eğer o beni affetmeden kendimle barışmazdım. "Öyle bir şeye izin vermeyeceğimi biliyorsun." Asena'nın ağızından - Yanaklarıma ellerimi koyup gülerek yere bakıyordum. "Ne bu halin? Öpüştünüz mü?" "Kiminle? Kim?" "Sen, abimle." Onun abisi, benim abimin en yakın arkadaşı. "Ne diyorsun ya! Yok öyle bir şey. Abim o benim." Güldü. "Abim deme lazım olur. Ben senin Kerem’e abi dedim de noldu?" Abim ikimizi izliyordu. " Nolmuş balım?" " Aşk olmuş." Onları başbaşa bırakmak için içeri yürüdüm, yüzümde minik bir gülümseme vardı. Ve aynı şekilde Alp'te de... "Hayırdır abi, müjdeli bir haber mi aldın?" "Bana abi deme." Niyekine. "Tamam abi." Yanına oturdum. "Ben ciddiyim, beni hafife alma." Sesi ciddi çıkmıştı. "Alırsam ne olur abi?" Bakışları bana döndü, gözlerini anlatmaya kelimeler yetmezdi, her zamankinden farklı olarak kaşları hafif çatık ve gözlerinin rengi koyuydu. "Neler olacağını bilmek istemezsin." Tam cevap verecekken çalan kapı ile kaçtım, gelen Meral teyzeydi. "Hoş geldin teyzoş." Bana sarıldı ve "Nerede seninki?" Benimki derken? "Kimi soruyorsun anlamadım ki?" "Alp işte kızım." Demiştim anlamıştır diye. "Nereden benimki ya?" ...

Karakterler çok mutlu, değil mi? 🤭

Bölüm sonu

3 yorum