Haber vermediğimden dolayı elimde valiz ile beni gören babam oldukça şaşırmış, biraz da neden geldiğimi tahmin eder şekilde bana bakıyordu. Gözlerimi kaçırıyor, ona annemle kavgamızı belli etmemeye çalışıyordum.
“Kızım hoşgeldin,”dedi ve bana sarıldı, ardından çekilip sıkıca ellerimi tuttu. “Gel, gir içeri soğukta kalma, ellerin buz gibi olmuş zaten.”
Beni yavaşça çekiştirip evin içine soktu. Elini soğuktan kırmızı olmuş yanağıma koydu ve okşadı ardından minik bir öpücük kondurdu. Ben yavaşça montumu çıkarırken ufak bir koşma sesi duyuldu ve karşımda küçük kardeşim belirdi. “Abla!”
Koşup birden üstüme atladı. “Abla seni çok özledim.” diye mırıldandı ve bana daha sıkı sarıldı.
Başına kokulu bir öpücük bıraktım. Öne gelmiş saçlarını iterek yüzünün daha görünür olmasını sağladım. “Bende seni çok özledim.” deyip burnumu burnuna dokundurdum.
Kardeşimi çok seviyordum ve onu olabildiğince tüm kötülüklerden uzak tutmaya çalışıyordum, çünkü annem ve babam ayrıldıktan sonra annem neredeyse kafayı sıyırmış gibi geliyordu bana ve bunlardan onun uzak olmasını istiyordum.
“Neden gelmedin özlediysen.” Kafasını yana yatırmış gözleriyle gözlerime kenetlenmişti. Haklıydı, ama şuan ona ne söyleyecektim ki? Dilim düğümlenmişti sanki.
Babam birden Eren'i kucağımdan aldı ve hafifçe zıplattı. “Ablanın çok dersleri vardı bu yüzden gelemedi.” dedi ve tek gözünü kırptı.
“Aylin hoş geldin canım.” Babamın küçük yalanından sonra Neşe ablanın sesi ile ortam bir anlığına dağıldı.
Gülümsedim, yanına gidip sıkıca sarıldım. “Hoşbuldum Neşe abla.”
Eren babamın kucağından yere inip hızla yanımıza koştu, ikimizinde elini tuttu ve çekiştirdi. “Anne hadi ayrılın, ablamla oyun oynayacağım ben!” kaşları çatık bir şekilde söylemişti bunu.
Neşe abla eğilip Eren'in boyuna geldi. “Ablan yorgun mu diye sordun mu bakalım?” saçını okşadı. “Belki dinlenmek ister.”
Bana baktı, yanıma gelip bacağıma sarıldı. “Abla yorgun musun?” Kafasını sürttü. “Yorgun değilsen oyun oynayalım mı?”
Kimsenin yüzünde aniden gelmeme şaşırmış bir ifade hiç olmamıştı. Onun yerine dinlenmek isteyip istemediğimi soruyorlar, kardeşim ise oyun oynamak istiyordu.
“Onun yerine seninle film izleyelim mi?” Diye sordum saçlarını okşayarak.
Başı ile onayladığında elimi tuttu ve beni odama götürmek için çekiştirdi. Onu hafifçe tutup öptüm. “Ama ilk önce şu valizimi odaya bırakayım.” diye ekledim, valizimi alarak.
Hiçbir şey demeden yine başını salladı. Bir elimde valizim, diğer elimle kardeşimin elini tutarak merdivenlere ilerledim, merdivenin önüne geldiğimde valizimi hafifçe kaldırdım ve ikinci kata çıktım.
İkinci kata çıktığımda görülen ilk kapı benim odamın kapısıydı. Odaya girdiğimde odanın içinde dans eden güneş ışığı gözümü acıttı. Sırt çantamı cam kenarındaki çalışma masama koyup, odanın içindeki güneş ışığı biraz olsun azalsın diye perdeyi yarıya kadar çektim. Valizimi yere yatırıp acele ettiğim için alırken bakmadığım kıyafetleri kapının hemen yanındaki dolaba yerleştirdim ve valizimi yatağın altındaki boşluğa koydum.
Bu sırada Eren yatağıma yatmış, bir sağa, bir sola dönüp duruyor, benim herşeyimi yerleştirmemi sıkılarak bekliyordu.
Eşyalarımı yerleştirmeyi bitirdiğimde bir oh çektim. “Sonunda bitti.” Diye mırıldandım kendi kendime.
Bunu duyan Eren hemen yatağın üzerinde oturdu, yataktaki yastıkları duvara dayayıp sırtını onlara yasladı. Bunu görünce hafifçe gülüp masamda duran çantamdan laptopumu aldım.
Laptopu yavaşça yatağa koyup Eren’in yanında yerimi aldım. Eren’e tekrardan kocaman sarıldıktan sonra laptopun kapağını açtım.
Benim çok sevdiğim bir film olan ve Eren’in de çok beğenebileceğini düşündüğüm animasyon filmi olan zootropolis* adlı filmi açtım.
Bu animasyon benim Winx* dizisinden sonra en sevdiğim animasyonlardan bir tanesiydi ve bu iki animasyonu herkese önerir ayrıca izlerken hiç bıkmazdım.
Film başladığında, Eren bacağıma yatıp filmi öyle izlemeyi tercih etti. Bende bir yandan filmi izliyor bir yandanda Eren'in başını okşuyordum. Başının okşanmasını çok severdi,özellikle yattığı zamanlarda, ve bazen buna dayanamaz kendini uykunun kollarına bırakırdı. Eren yavaş yavaş mayışmaya başlamıştı. Tam o sırada yavaş yavaş ilerleyen filmin sesine telefonumdan gelen bir bildirim sesi karıştı.
Yanımda duran telefonu elime alıp mesajın kimden geldiğine baktım mesajda isim yoktu sadece nokta atılmıştı.
İsimsiz numara: .
Ben: Kimsiniz?
Yazıp yolladım. Tam telefonu geri koyacağım zaman yine aynı numaradan bir bildirim daha geldi..
İsimsiz numara: Sen tahmin et zakkum.
O an onun kim olduğu kafamda netleşmişti. Çünkü ondan başka kimse bana zakkum demezdi. Bu kişi Atlas’tan başka kimse olamazdı. Atlas Bey benimle oyun oynuyordu aklınca, ama bende onunla oyun oynayabilirdim. Numarayı kaydedip mesaja geri döndüm.
Ben: Oyunları severim Sarı Civciv ama benimle oyun oynamayı sevmezler.
Sarı Civciv: Çok kolay oldu bu hemen anladın.
Sarı Civciv: Bu kadar kolay hatırlayacağını hayal etmemiştim.
Ben: Bende benimle oyun oynarsan genellikle yenileceğini unuttuğuna şaşırdım.
Bildirimleri sessize alıp telefonu bıraktım ve kafamdan onu atmak için tekrar filme odaklandım ama sürekli aklıma onunla ilgili birşey geliyordu. Mesela numaramı annemden mi almıştı? Sonuç olarak annem bugün beni onunla konuşturmaya çalışmıştı, oysa ona kızgın olduğumu çok iyi biliyordu.
Hemen ardından Eren; “Mesajlaştığın kişi kimdi?” Diye sordu eli ile gözlerini ovuşturarak.
Başını okşamayağa devam ettim. “Bir arkadaşım, birşey sordu bende cevap verdim.” Diyerek cevapladım sorusunu.
“Tamam.” Diyerek omuz silkti ve filmi izlemeye devam etti.
Eren yavaş yavaş uyuklamaya başlıyordu, her zaman böyle yapardı, konu en sevdiği film olsa bile.
Film güzelce ilerlerken ve bende dikkatimi filme vermişken gelen bir bildirim sesi ile dikkatim tekrardan dağıldı. Telefonu açtığımda mesajın annemden geldiğini fark ettim. Bildirim çubuğundan baktığımda okulla ilgili zımbırtılar olduğunu görüp geri kapadım Büyük ihtimalle cezam ile alakalı müdür birşeyler söylemiştir. diye düşündüm içimden.
Tam Eren'in uyuduğunu düşündüğüm anda Eren bir anda gözlerini açtı. “Abla, filmi sonra izlesek olur mu?” Diye sordu, sonra bana dönüp devam etti; “Film güzel ama benim canım sıkıldı.”
Onu kollarından tutup dikleştirip kucağıma oturttum ve yanağından öptüm. “Sen nasıl istersen,” elimi saçına atıp biraz karıştırdım. “Ne yapmak istersin?”
Kucağımdan yatağa ve oradan da yere atladı ardından hızla yandaki odasına koşup bir çırpıda geri döndü. Döndüğünde bir elinde beyaz kağıtlar diğer elinde renkli kalemler vardı. Gelip yanıma oturdu, kalem ve kağıtları yatağa bıraktı.
“Resim yapalım.” Diye cıvıldadı mutlu bir sesle.
“Tamam.” Yataktan inip yere oturdum. Elim ile yanıma oturması için elimi yan tarafa hafifçe vurdum. Yataktan inip yanıma oturduğunda ellerini tuttum. O an aklıma işlerim olduğu gelmişti.
“Eren, benim bilgisayarda bir işim var, sen şimdi resmini yapsan bende işim bitince sana katılsam olur mu?” diye sordum korkarak. Çünkü vereceği cevap hiç belli olmazdı.
“Peki, ama söz ver sonra benimle resim yapacaksın.” Diye cevaplayıp sıkmam için elini uzattı.
Elini sıktım,“Söz.” dedim ve elini bıraktım.
Ayağa kalkıp yatakta duran laptopumu alıp masama koydum ve sandalyeye oturdum. Okulun medya kulübü için açtığımız İnternet sitesine iki hafta boyunca haber, gazete gibi şeylerin yapılmayacağı hakkında bir gönderi paylaştım. Bunu şu an arkadaşlarıma söylemeye cesaret edemediğim için de yaptım biraz. Belki burdan görmeleri daha iyi olur diye düşünmüştüm.
Siteden çıkıp mail kutuma girdim. Derinin yazdığı kitaba girip son yazdığı bölümleri düzenlemeye başladım. Derin kitap okumayı çok severdi ve bir yerden sonra okuduğu kitaplar onun beklentisini karşılamadığı için kendi yazmaya karar vermişti. Bunun üzerine kitap için Melis'i beta okur, beni ise çok tecrübeli olmayan bir editör olarak görevlendirmişti.
Son yazdığı iki bölümü okuyup editlediğim zaman laptopu kapatıp Eren’e döndüğüm. Eren’e baktığımda yerden kalkıp yatağıma yattığını ve orada uyuya kaldığını fark ettim.
Sandalyeden kalkıp yanına gittim. Onu uyandırmamak için yavaşça öpüp üstünü örttüm. Ardından bende battaniyenin içine girip yattım ve sanki onu hiç bırakmayacakmış gibi Eren'e sarıldım.