Rüya mı görüyorum diye düşünmüştüm ama değildi, o gerçekten karşımdaydı. İnci teyzenin oğlu, benim çocukluk arkadaşım hatta çocukluk aşkım olan Atlas. Çocukken bana hiç birşey söylemeden buralardan çekip giden, her zaman olduğu gibi paten için evlerine giden ama onu bulamadığında ağlamaktan yatağımda uyuya kalmama sebep olan Atlas Köksoy, şimdi hiç birşey olmamış gibi yüzsüzce karşıma çıkıyordu.
Annem neşeli ama bir okadarda yapmacık sesi ile konuştu. "Kızım birşey söylesene bayadır görmedin onu, çocukluk arkadaşın o senin."
Çocukluk arkadaşı mı yoksa çocukluğumun katili mi? Konuşturmaya çabalamanın nedeni bu zaten anne. Sevgimin nefrete dönüştüğünü biliyorsun ve nefretimi azalmasını istiyorsun.
Kuruyan dudaklarımı yaladım. "Bir an tanıyamadım sadece," sesim hem titriyor hem de bir o kadar düzdü. "Giyinmem gerekli, gideyim en iyisi."Dedim ve odadan çıktım.
Onların görüş açısından çıkana kadar yavaş adımlarla ile ilerledim, çıktığında ise hızlandım. Onun yüzünü görmeye tahammülüm yoktu. Odama girdiğimde kapımı sertçe kapatıp kilitledim. Titreyen ellerimle at kuyruğu yaptığım saçlarımı açmayı denedim ama başaramadım. Masamdaki çekmeceler karıştırıp bulduğum makas ile tokayı kestim. Tokayı kestiğimde bir kaç tel saçımda kesilmişti ,ki bu umurumda değildi, penceremi açıp hızlı nefesler alıp verdim. Yere oturup sırtımı duvara dayadım ve yaka düğmelerimi açtım.
Bunca zaman sonra, neden buradaydı? Hiçbir haber vermeden gitmişti. Şimdide hiç bir haber vermeden geri dönüyordu. Amacı neydi bu çocuğun? Gittiği gün belki açar umudu ile onu yüzlerce kez aradım ama yarısında numara kullanılmıyor demeye başlamıştı.
Ben kimseyi hayatıma almadım onun yüzünden, yine aşık olursam yine terk edilirim sandım. Şimdi bunun hesabını bana verebilecek mi? Yüzüme rahat bir şekilde bakabilecek miydi?
Hızlı bir nefes alıp oturduğum yerden kalktım. Dolabımdan rastgele bir eşofman altı ve sweat seçip giydim. Kızgınlıktan dolayı başım ağrımaya başladığı için yatağın sağında duran çekmecemden ağrı kesici alıp yuttum. Bugün herşey neden üst üste geliyor diye düşünürken kapı tam üç kere tıklandı. Bunun Atlas olduğunu çok iyi biliyordum. Çocukluğumuzda bize geldiğinde kapımı aynı bu şekilde üç kere çalardı.
"Kimsin?" Dedim sanki bilmiyormuş gibi, ama o ve bende kim olduğunu bildiğimi iyi biliyorduk.
"Benim, Aylin açar mısın kapıyı?" Dedi, sesi neredeyse duyulmayacak kadar az geliyordu.
Yatağa oturdum. "Neden açayım sana kapıyı?" Diye sordum hışımla.
Beynim "Açma kapıyı sürtsün dışarıda." Diyor, kalbim ise "Aç kapıyı konuşun, belki giderken haber vermemesinin bir açıklaması vardır." Diyor. Ne yapacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu.
Kısık bir ses ile bana cevap verdi. "Çünkü kalbin beni dinlemek istiyor," bir kaç dakika sessizlikten sonra devam etti. "Aç kapıyı sadece biraz konuşalım."
Ayağa kalkıp kapının kilidini açtım ve tekrar yatağıma oturdum ama kapı açılmadı. "Kapının kilidini açık, elin olduğuna göre kapıyı kendin açabilir ve ayağında olduğuna göre odaya girebileceğini düşünüyorum.
Kapı nazikçe açıldığında odaya adımını atmadı sadece kapının pervazına yaslanıp odayı ve beni süzdü. Gözleri birkaç dakikalığına gözlerimi bulduğunda hafifçe sırıttı. "Oda neredeyse hiç değişmemiş." Diye mırıldandı yavaşça.
Gözlerimle onu süzdüm ve bunu belli etmeden yapmadım, aksine görebileceği bir şekilde yaptım. "Aslında çok şey değişti ama sen göremeyecek kadar körsün." Diyerek karşılık verdim.
Dudakları düz bir çizgi halini aldı. Elini sarı saçlarının arasında gezdirdikten sonra kollarını göğsünde birleştirdi. "Tamam, bu biraz ağır oldu." dedi sırıtarak.
Sinirden kıkırdayarak ayağa kalktım. "Bu ağırlık hiçbir şey, bazı ağır şeyler var insanı intihara sürükler." diye homurdandım.
Yanından omuz atarak geçtim ve mutfağa ilerledim. Mutfağa girdiğimde hemen arkamdan mutfağa o girdi. "Takip etmesene beni, kuyruğum musun?" Diye sordum kızgın bir sesle
Bileğimi tuttu. "Evet, sen beni dinleyene kadar ben senin kuyruğunum." diye yanıtladı muzip bir ses tonuyla.
Bileğimi ondan kurtarıp omuzuna sertçe vurdum. "Konuşacak bir şey yok." dedim sertçe.
"Yok mu, emin misin?"
Bir bardak alıp su doldurdum. "Bu suyu görüyor musun?" diye sordum bardağı göstererek. Kafasını evet anlamında salladı. "Birazdan bu suyu üstünde görmek istemiyorsan yanımdan git." diye ekledim hızla.
Sinsice gülümsedi ve kulağıma yaklaştı. "Cidden annem ve senin annen yan odada otururken bunu yapabilir misin?" Diye sordu, muzip ses tonu hiç değişmeden.
Tek kaşımı kaldırdım. "Bir şeyleri ve birilerini kullanmayı çok mu seviyorsun?" diye sordum ardından sırıttım. "Ama doğru sen birilerini kullanmadan işini halledemezsin ve işin bittiğinde onları hiç bir şey olmamış gibi terk edersin." diye ekledim.
Atlas tam birşey demek için ağzını açtığında, yan odadan İnci teyzenin sesi geldi. "Atlas hadi gidiyoruz." diye seslendi.
Bu cümleye çok sevindiğimi belli ederek hafifçe elimi salladım. "Görüşmemek üzere, Atlas." dedim, adını bastıra bastıra söyledim ve yüzüme onu aşağılayan tarzda yapay bir gülüş taktım.
Atlas mutfaktan çıktığında büyük yudumlarla suyumu içtim sonrada odama geri döndüm. Bir kitap alıp, biraz kitap okuyayım derken annemin sesi yankılandı. "Aylin!"
Hadi bakalım, yağmurdan kurtulayım derken doluya tutuldum, şimdi ne halt yiyecektim? Korkak adımlarla salona gittiğimde, annem tekli koltukların birine oturmuş, sinirli yüz ifadesi ile gözlerini ayırmadan bana bakıyordu. Ne diyeceği konusunda endişelenerek tırnağımla oynamaya başladım. "Anne izin ver açıklayayım." dedim endişeyle.
Koltuktan destek alarak ayağa kalktı. "Neyi açıklayacaksın? Hayır ben seni böyle yetiştirmedim ki, ama doğru hep o babanın yüzünden..."
"Boş yere babamı suçlayıp günahını alma." Sözünü kestiğim için dahada azar işitecektim ama babama laf söylettiremezdim.
"Tabi canım babanın hiç suçu olurmu? Ben seni hanım hanımcık bir kız gibi büyütmeye çalışırdım, o seni aslan kızım diye sever dövüş derslerine gönderirdi." dedi sinirden kıkırdayarak.
Sinir ile ellerimi saçımda gezdirdim, ardından yumruğumu sıktım. "Öldüğümüz için olabilir mi? Biz kadınlar o pislik, sapık herifler yüzünden tacize uğrayıp, öldürüldüğümüz için bana kendimi savunmayı öğretmiş olabilir mi?" Ses tonum bu konu yüzünden oldukça yükselmişti.
Annem baş parmağının tırnağını hafifçe kemirirmeye başlamıştı ama konuşmasının bitmeyeceğinden adım kadar eminim.
"Evet haklısın ama o kızın ne suçu vardı, niye hırpaladın kızı?" Sesi bu sefer düzdü, önceki dediklerim biraz ağır gelmiş olmalıydı.
"Arkadaşıma laf attı bende sinirlendim oldu mu?" Anneme bunu dediğime inanamıyordum.
Kızgınlıktan sırıttı. "Sana bu kadar rahatlık fazla küçük hanım, doğru odana." dedi, kaşlarını o kadar çatmıştı ki adeta tek bir çizgi haline gelmişti.
Onu haklı olduğuma gerçekten inandığımı göstermek için sırıttım. "Hayır." Dedim neden bunu dediğimi anlamasını umarak.
Kaşlarını çattı. "Hayır?" gerçekten anlamamıştı, dediğimi anlamasını beklemiştim.
Parmaklarımı ve boynumu hareket ettirdim ardından kapıyı gösterdim. "Doğru duydun, hayır dedim ve bence nedenini çok iyi biliyorsun, ama sen zorlanma ben söyleyeyim babama gideceğim."
Annem sinirle salondaki biblolardan birini alıp yere fırlattı, biblo resmen tuzla buz olmuştu. "Git tabi kızım, ama biricik baban ve sevgili eşi seni isterse, bence baban seni istemez, o çocuğu ve o pislik kadın ile mutlu!" Sesi fazla bir şekilde yüksekti.
Onu taklit ederek bende bir bibloyu yere fırlattım. "Çekemiyorum desene dürüstçe, o kadının sana benden daha iyi davranmasını kıskanıyorum, o çocuğun senin kardeşin olduğunu kabul edemiyorum desene!" diye bağırdım sinirle.
Cümlem bittiği anda annem gözü dönmüş bir şekilde bana sert bir tokat attı. Yanağımda hissettiğim acı ile birden sarsıldım. İlk defa bana tokat atmıştı, hiç tokat yemedim diyemem ama annem bana ilk defa tokat atmıştı.
İkimizinde gözünden aynı anda yaş aktı. Annem neredeyse duyulmayacak kısıklıkta bir ses ile konuştu. "Ne halin varsa gör."
Arkamı döndüm. "Odama gidip hazırlanacağım, geleyim deme neredeyse patlamaya hazır bir bomba gibiyim ve sinir krizi geçirmek istemiyorum." Dedim ve hızlı adımlarla yürümeye başladım.
Odama girip sertçe kapıyı kapattım. Kapım konuşabilecek olsa "Benim suçum ne?" diyecekti resmen. Yatağımın altındaki valizimi çıkarıp açtım. Dolabımı açıp kıyafetlere bakmadan valize tıkıp kapattım, ardından masanın yanındaki çantayı aldım ve diğer ihtiyacım olabilecek eşyaları toplayıp içine koydum. Ayağa kalktım, montumu alıp giyindim ardından eşyalarım ile birlikte evden ayrıldım.
Sert adımlarla garajdaki arabama vardım. Cebimdeki anahtarın ile bagajı açıp eşyaları koyup yola çıktım. Babamın evi çok uzak değildi, normalde bir saatlik yol ama trafikle bir saatlik yol, bir buçuk, iki ya da iki buçuk saat olabiliyordu.
Bir buçuk saat sonra
Arabanın kapısını kapatırken bu kadar ses çıkarmasını beklemiyordum. O kadar sinirliyim ki hıncımı kapılardan çıkarıyordum resmen, ancak bir yandan da sözlerimin ağırlığını düşünüyordum.
Bagajdaki eşyalarımı aldım ve artık babamın evinin kapısının önündeydim. Hızlı ve büyük bir nefes aldım ve zile bastım. Çok kısa sürede kapı açıldı ve karşımda babam belirdi. Sırtımdaki çanta ve elimdeki valize baktı.
Yutkundum içimdeki gözyaşlarını bastırarak gülümsemeye çalıştım, bunu zorlukla başarıyordum. "Baba..."
Selam, bölümler artık cumartesi günleri gelicek haberiniz olsun
Tiktok: @Yazanbir_hayal
Whatsapp kanalı bağlantısı: https://whatsapp.com/channel/0029VbC4wzC05MUhagKNp031