Azrael kaybolduktan sonra Lisandra uzun süre ormanın kenarında kaldı.
Ay gökyüzünde yükselmeye devam ediyor, gümüş ışığını ağaçların üzerine döküyordu. Ancak genç cadı çevresindeki güzelliğin farkında bile değildi. Aklında yalnızca birkaç dakika önce duyduğu sözler vardı.
"Kehanet eksik anlatıldı."
Bu ne anlama geliyordu?
Çocukluğundan beri aynı hikâyeyi dinlemişti. Bir gün âşık olacaktı ve o gün dünyanın kaderi değişecekti. Konsey bunu her fırsatta ona hatırlatmıştı.
Peki ya kehanetin geri kalanı varsa?
Ya ondan saklanan başka şeyler de varsa?
Bu düşünce gece boyunca peşini bırakmadı.
Ertesi sabah Lisandra doğrudan kütüphaneye gitti.
Bu kez daha kararlıydı.
Rafların arasında saatler geçirdi. Eski kayıtları, savaş günlüklerini ve kehanet kitaplarını inceledi. Ancak bulduğu her metin aynı yerde bitiyordu.
Sanki biri özellikle bazı sayfaları kaldırmıştı.
Öğlene doğru önünde açılmış duran eski bir el yazmasına bakarken bir ses duydu.
"Bir şey mi arıyorsun?"
Başını kaldırdığında Morgana'yı gördü.
Yaşlı cadı kapının yanında durmuş onu izliyordu.
"Eski kayıtları inceliyorum."
"Fark ettim."
Morgana yavaş adımlarla masaya yaklaştı.
"Özellikle de kehanetlerle ilgili olanları."
Lisandra'nın bakışları keskinleşti.
"Benden bir şey saklıyorsunuz."
Morgana'nın yüzünde en ufak bir şaşkınlık oluşmadı.
Bu durum Lisandra'nın şüphelerini daha da güçlendirdi.
"Neden böyle düşünüyorsun?"
"Çünkü bütün kayıtlar yarım bırakılmış."
Morgana sessiz kaldı.
"Ve çünkü biri yıllardır bana yalnızca işine gelen kısmı anlatıyor."
Yaşlı cadının gözlerinde kısa süreli bir kararsızlık belirdi.
Ardından derin bir nefes verdi.
"Her bilgi doğru zamanda öğrenilmelidir."
"Bu bir cevap değil."
"Belki de henüz hazır değilsindir."
Lisandra ayağa kalktı.
"Ben çocuk değilim."
"Ondan korkuyoruz."
Bu sözler bir anda havayı değiştirdi.
Lisandra kaşlarını çattı.
"Ondan mı?"
Morgana birkaç saniye sustu.
Sonunda fısıldar gibi konuştu.
"Azrael'den."
Lisandra'nın kalbi istemsizce hızlandı.
Bu ismi Morgana'nın ağzından ilk kez duyuyordu.
"Onu tanıyorsun."
"Bin yıldır herkes onu tanıyor."
"Hayır."
Lisandra başını salladı.
"Gerçekten tanıyorsun."
Morgana gözlerini kaçırdı.
Bu bile tek başına yeterliydi.
Yaşlı cadı bir şey saklıyordu.
Hem de çok önemli bir şey.
O gece Konsey toplandığında malikânenin üzerindeki hava ağırlaşmıştı.
Yuvarlak taş masanın etrafında oturan yaşlı cadılar hararetli şekilde tartışıyordu.
"İkinci mühür çökmek üzere."
"Bu hızla giderse birkaç hafta içinde hepsi kırılacak."
"İmkânsız."
"İmkânsız olan çoktan gerçekleşti."
Lisandra sessizce onları dinliyordu.
Sonunda Morgana ayağa kalktı.
Salon anında sustu.
"Koruma büyüleri güçlendirilecek. Hiç kimse malikâne sınırlarını tek başına terk etmeyecek."
Bazı cadılar başlarını salladı.
Ancak Lisandra'nın dikkati başka bir noktaya takılmıştı.
Masanın ortasında duran eski haritaya.
Haritanın kuzey kısmında siyah mürekkeple işaretlenmiş bir bölge vardı.
Diğer tüm yerlerden farklı görünüyordu.
Sanki özellikle gizlenmeye çalışılmıştı.
Toplantı sona erdiğinde herkes salonu terk etti.
Lisandra birkaç dakika bekledi.
Sonra haritanın yanına yaklaştı.
İşaretli bölgenin üzerine eğildi.
Tam o sırada arkasında bir ses duydu.
"Oraya gitmeyi düşünüyorsun."
Lisandra irkilerek döndü.
Kapının yanında Morgana duruyordu.
Genç cadı cevap vermedi.
Morgana ise bunu cevap olarak kabul etmiş gibiydi.
"Gitme."
"Çünkü korkuyorsunuz."
"Çünkü ölmeni istemiyorum."
Bu sözler Lisandra'yı kısa süreliğine duraksattı.
Morgana'nın sesi samimiydi.
Belki de uzun zamandır ilk kez.
Ancak merakı çoktan korkusunun önüne geçmişti.
"Orada ne var?"
Yaşlı cadı gözlerini kapattı.
Sanki cevabı vermekten nefret ediyormuş gibiydi.
Sonunda konuştu.
"Azrael'in mühürlendiği yer."
Salon sessizliğe gömüldü.
Lisandra'nın kalbi hızlandı.
Çünkü o anda kararını vermişti.
Ne Konsey'in emirleri ne de Morgana'nın uyarıları onu durduramayacaktı.
Eğer cevaplar gerçekten oradaysa...
Onları kendi bulacaktı.
Ve kaderin peşine düşen insanlar için geri dönüş yolu çoğu zaman çoktan kapanmış olurdu.